Ana Sayfa / AİLE & SAĞLIK / Aile / 130 Yıl Öncesinden Bir Çocuk Eğitimi Kitabı

130 Yıl Öncesinden Bir Çocuk Eğitimi Kitabı

Yazan: Ahmet Serin

Tanzimat döneminin en önemli edebiyatçılarından olan Muallim Naci’nin yazmış olduğu ‘Çocukların Eğitimi’ (Vezaif-i Ebeveyn), o dönemin çocuk eğitimi hakkında yeterli fikri veriyor bizlere. Ahmet Serin kitap hakkında yazdı.

Hayat ağacının en güzel meyvesinin çocuklarımız olduğuna hiç kuşku yok. Meyvelerimiz olan çocukların sağlıklı ve donanımlı bir şekilde hayat sürmeleri, ömürleri boyunca mutlu olmaları da tüm anne babaların en önemli istekleri.

Çocuklarımız iyi yetişsin diye yapmayacağımız fedakârlık yok. Onlar sağlıklı olsun, iyi eğitim alsın diye maddi manevi her fedakârlığa katlanıyoruz.

Herkes çocuklarını çok seviyor. Herkes çocuğu için her şeyi yapıyor. Bunu düşünmeyen, bunu söylemeyen yok zaten.

Yaptığımız her şey doğru mu?

Ama asıl üzerinde durulması gereken husus, çocuklarımızın mutluluğu için yaptığımız her şey doğru mu? Çocuğumuz mutlu olsun diye yaptığımız şey ya çocuğumuza zarar veriyorsa?

Soruyu şöyle soralım: Çocuğunun her isteğini hemen gerçekleştiren anne baba çocuğuna iyilik mi yapıyor?

Piyasada çocuk eğitimiyle ilgili birçok kitap var ve hepimiz şahidiz ki anne babalar bu kitapları alıp okuyor, sadece okumakla kalmıyorlar, bir de uyguluyorlar. Gerçekten de bu konuda çok ciddi çaba harcanıyor ama öte yandan da hastanelerin çocuk psikiyatrisi servislerinde en erken bir ay sonraya randevu veriliyor.

Modern zamanların çocuk eğitimi

Modern zamanlar bu konuda bir şeyleri yanlış yapıyor sanki. Modern zamanların bu konuda yanlış yapıp yapmadığını, iki farklı zamanın iki farklı yöntemini karşılaştırarak anlayabiliriz ancak.

Modern zamanların çocuk eğitim yöntemi konusunda hemen herkes fikir sahibi. Bu konuda söylenecek pek fazla söz yok. Asıl bilinmesi gereken, önceki dönemin sistemi.

Vezaif-i Ebeveyn

Büyüyenay Yayınları, bu konuda iyi bir kitap yayımladı. Tanzimat döneminin en önemli edebiyatçılarından olan Muallim Naci’nin yazmış olduğu “Çocukların Eğitimi” (Vezaif-i Ebeveyn), o dönemin çocuk eğitimi hakkında yeterli fikri veriyor bizlere.

Büyüyenay Yayınları’nın yüz doksan yedinci kitabı olan bu kitabı yayına İlknur Kirenci hazırlamış. Doksan iki sayfalık kitap, beş ana bölümden oluşuyor. Her bölümde çocuk eğitiminin belli bir cephesi anlatılmış. Doğrusu, rahat ve ilgiyle okunan bir çalışma çıkmış ortaya.

Ruhun terbiyesi farklı, bedenin terbiyesi farklı

Kitaba dair, öncelikle şunu söylemeli. Kitap, “Çocuğun mutlu olması için çocuğun her isteğini yerine getirmeli” anlayışını kökten reddediyor. Pekâlâ, nasıl bir terbiye yöntemi öneriyor?

Kitabın daha en başında Muallim Naci, “İnsan ruh ile cisimden yaratılmış olduğundan biri ruhuna ve diğeri cismine ait olmak üzere terbiyesinin de iki kısma ayrılması gerekir.” (s.13) diyerek iki farklı terbiyenin varlığına dikkatimizi çekiyor.

Daha sonra yazarımız, insan yaratılışı ve terbiye ilişkisine değinerek çocuğun yaratılışına uygun olarak yapmak istediği (kötü olmayan şeyleri) yapması gerektiğini not düşer. Burada yazarımız, Yaratıcının en iyi terbiyeci olduğuna dikkat çekerek çocuğun yaratılıştan gelen güdülerle davranmasının terbiyenin bir parçası olduğunu söyler. Bir anlamda Allah’a ‘güvenmemizi’ ister.

Hemen ilerleyen sayfalarda yazar, beden terbiyesinin de önemli olduğuna dikkat çekerek çocuğa bedeninin şeklini bozacak, onu rahatsız edecek giysiler giydirmenin yanlışlığını vurgular.

Çocuk sıkıntıyı bilmeli

“Ben çektim, bari evladım rahat etsin!” cümlesi, günümüz dünyasında anne babaların ağzından en çok duyduğumuz cümlelerden biridir belki de. Çocukluğunda sıkıntı çeken anne babanın ilerde bir yerlere gelip rahat etmesinin çocukluğunda yaşadığı o sıkıntılarla olduğuna dikkat çeken yazar, çocuğun sürekli konfora, rahata alıştırılmaması, eziyet ve sıkıntıyı da tanıması gerektiğini söyler. Hatta bu tanıma işini detaylandırarak yemeden içmeye, sıcak havaya direnecek beceriyi kazanmaktan soğuk havaya direnebilmeye kadar hayatın hemen her alanında çocuğu sıkıntılara alıştırmanın gerekliliğine dikkat çeker. Ama yazarın ısrarla tekrarlayıp vurguladığı bir şey vardır: Beden terbiyesi ve ruh terbiyesi birlikte olmalıdır. Biri, diğerine feda edilmemelidir.

Çocukla büyük gibi mi konuşmalı?

Bu sorunun cevabı yazara göre kesin olarak bellidir: Hayır! Adı üstünde, zaten o çocuktur ve akıl melekesi henüz olgunlaşmamıştır. Dolayısıyla bir yetişkin bir çocukla nasıl konuşmalıysa öyle konuşmalıdır. Onunla bir büyükmüş gibi konuşmak yanlıştır ve onun gelişmesine engeldir. Burada dikkat edilecek en önemli konu, çocuktaki ‘akıl ve fikir tohumlarının’ yeşermesine imkân sağlamaktır. (s.21)

Silaha dönüşen masum gözyaşları

Kitabın sayfaları boyunca çocuğu kimin nasıl terbiye etmesi gerektiğinden çocuğun nasıl giyinmesi gerektiğine, çocuğun masum eğlencelerinden onun sanatla ilişkisine, ana dille eğitimden yabancı dil öğrenmesine kadar hemen her alanda söz söyleyen yazar, bizleri çocuğun gözyaşları konusunda özellikle uyarır.

Çocuğun ilk ağlamalarının onun yardıma ihtiyaç duyduğunun ifadesi olduğunu söyleyen yazar, gözyaşlarının hep yardım sınırında kalması gerektiğini söyleyerek anne babaları uyarır. Olur olmaz her konuda yapılan yardımın zamanla çocuk tarafından bir hizmet ve anne babanın görevi olarak algılanacağını söyleyen yazar, anne babanın zamanla ‘hizmetkar’ muamelesi görme riski olduğuna dikkat çeker. Bu durum o kadar tehlikeli bir durumdur ki, zamanla çocuk aldığı “hizmet”in kalitesini beğenmediği zamanlarda bile öfkelenip hırslanır ve ağlayarak bu durumu düzeltme yoluna gider.

Anne babaya düşen, çocuğun huzursuz olduğu veya gücünün yetmediği zamanlardaki isteklerine koşmaları ve fakat gözyaşını kendi isteklerini yaptırma aracı olarak kullanmak istediğinde ise bu tuzağa düşmemeleridir.

Ahlaki eğitim için çocuğa her şeyi anlatmalı mı?

Ara başlıktaki sorunun yanıtı yine kocaman bir “Hayır!”dır. Çünkü çocuk, henüz aklını yeterince kullanamamaktadır ve üstelik de bitmeyen bir meraka sahiptir. Fıtratı gereği, kendisine anlatılan kötü şeyleri deneyip öğrenmediği sürece rahat etmeyecek ve bu işittiklerini tecrübe etmek için fırsat kollayacaktır. Kendisinde henüz iyi-kötü, sevap-günah kavramları hakkıyla gelişmediği için de bunu gönül rahatlığıyla yaparak ya kendine zarar verecek ya da ahlaksız bir hayata adım atacaktır.

Tam da bu sebepten dolayı çocuğa kötü ve zararlı şeyleri anlatmamalıdır. İyi şeyler de anlatılmaktan çok anne baba tarafından yaşanarak çocuğa bizzat öğretilmelidir. Eğer öğütler yaşantıda olmayıp sadece sözde kalırsa “(…) ahlaki üstünlük denilen şeylerin ancak güzel birer isim gibi anlaşılmasına yol açar.” (s.53) ki bu çocuğun ahlaki eğitimine vurulacak en büyük darbelerden biridir.

Tüm anne babaların yararlanacağı bu kitap, önemli bir alternatif eğitim/terbiye kitabı olarak mutlaka okunmalı.

Muallim Naci, Çocukların Eğitimi (Vezaif-i Ebeveyn), Büyüyenay Yayınları

Dünya Bizim

İlginizi Çekebilir

Sosyal Medyada Çocuk Fotoğrafları

İnsan olarak birçok psikolojik ihtiyacımız var. Bunlardan biri görülmek, fark edilmek. Biz görünmeyi, görünür olmayı seviyoruz. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
“Düşen bir yaprak görürsen, Beni hatırla demiştin…”

Yazan: Selim Gündüzalp “Düşen bir yaprak görürsen, Beni hatırla demiştin…” Bu sözü Senden bilmiştim. Çünkü …

Kapat