Ana Sayfa / Yazarlar / Nur-u Kur’an Cereyanı ve Ahrar’ın Vazifeleri / Eyüp EKMEKÇİ

Nur-u Kur’an Cereyanı ve Ahrar’ın Vazifeleri / Eyüp EKMEKÇİ

NUR-U KUR’AN CEREYANI VE AHRAR’IN VAZİFELERİ

“Ümmetim dalâlet üzerine ittfak etmez.” hadis -i şerifi hükmüyle; bu millet-i merhume bir asırdır dıştan güdümlü olanları değil, milletin adamlarını ve millî hâdim liderlerini seçmekte isabet etti ve  yanıltıcı dış ve iç algı şeytanlarına da aldanmadı. İnşaallah aldanmıyacak.

Dünya imtihan dünyası; istikamet ve
a’zami dikkat gerekiyor.

Omzunda azim bir emanet (hikmet-i hılkatten gelen bir emanet) bulunan bu millet-i merhumede şu esas hükmediyor:
Her zamanda vâris-i Nebi(A.S.M) ve
Şahs-ı Manevi-i Mükerreminin mümessili
olan bir mürşid ve elinde Kur’anî bir ders ve o zatın duası ile bir lider (istihdam-ı Rabbani ile) bulunuyor.

Bu millet-i merhumenin şahs-ı manevisini temsil makamında ve o şahs-ı manevi-i milli hesabına istihdam-ı Rabbani altında oluyor ve olmuştur. O zamanın mefasidini def’ ve maslahatına hâdim olurlar. Sutan Fatih ile Akşemseddin Hazretleri gibi.

Hz. Üstad Bediüzzaman (R.A): “Bu hizmet bir cihette benim duamın neticesidir. Bir dua mümkün mü kırk sene, seksen sene esbab-ı kabul dairesinde devam etsin de, onu reddetmek, Rahmet-i İlahiyenin şe’ninden değildir.” buyuruyor.

Bu azim dua ve himmetleriyle; cehl-i mutlak olan materyalist felsefenin içerdeki veled-i nàmeşrularının istibdad-ı mutlakları zamanında 28 sene sürgün 20 defa zehirleme zulümleri zamanında ve rağmına dahilde emr-i Şeriat-ı Garra olan müsbet hareketle hâlisen-muhlisen imana hizmet dairesi olan “has daire”den, yani Hz Üstad Bediüzzaman’ın tesbit ve keşfi olan ve Kur’an’dan istihrac edilip Asr-ı Saadetten muktebes “cihad-ı manevi” mesleğinden, şeair-i İslamiye yani memleket ve Âlem-i İslam (CEMAHİR-İ MÜTTEFİKA-YI İSLAMİYE) ve ona müesses sulh-u umumi dairesine kadar Hz Kur’an hesabına şumulü
olan bir hidemat-ı Kur’aniye ifa edilmiştir.

Memleket dairesi; bu zaman ve zeminde, üçyüz senedenberi gelen sömürgeci zalimler ve dahilde kurguladıkları münafık örgüt ve anarşi odaklarına karşı, Hz Üstad Bediüzzaman; asrın dalaleti olup insanlık tarihinin en dehşetli, zulümatı ve fani insanın ebedperest kalb ve ruh ve fikrine ait bütün emel ve ümidini kırıp manevi cehennemlere atan materyalist inkârcı felsefeye karşı, hiçbir dünyeviliğe ve şaibeye meydan vermiyecek bir tarzda ve menbaı yalnız Kur’an olan bir ders ve hizmeti esas ittihaz etmiş; geiş daireye taalluk eden maslahat-ı hidematı, “İslam kahramanı” adını verdiklefi rahmetli “milli şehid” Adnan Menderes’in omuzuna tevdi etmişlerdir.

Fakat o devrede fiilen hedefe ulaşmıyan geniş daire hizmeti, “şehidin davası devam eder” kaidesiyle, Hz Üstad Bediüzzaman’ın; sömürgeci emperyalizmanın elinde alet materyalist inkarcı felsefenin veled-i nâmeşrularına karşı*, dua edip fiilen destekledikleri ve ehl-i imana-hatta-bazen telaşla desteklemeye davet ettikleri ve “AHRAR” = HÜRRİYETÇİLER adını verdikleri mukabil cereyana tevdi etmişlerdir. “Bu AHRAR ileride İTTİHAD-I İSLAM’a inkılab edecektir.” buyurmuşlardır.

Evvelce içinde masonların, yani, yabani unsurların da bulunduğu D.P’ye, “ehvenişşer” buyurdukları halde,
Hz Üstadımızın “hayatım hayatınla devam edecek” buyurdukları merhum Mustafa Sungur Ağabey, (yine merhum milli şehidimiz Turgut Özal’dan sonra gelen) AK PARTİ için, necib Üstadımızın yukarıdaki beşaretleri muvacehesinde:
“Bunlara ehvenüşşer denmez, A’ZAM-I HAYIR’dır.” buyurmuşlar ve lideri için “Vazifeli, fakat vazifeli olduğunu bilmiyor.” buyurmuşlardır.

Kısadan ifade edersek, Hz Üstad Bediüzzaman (R.A) Ahrara, evvela
19.asır materyalizm taununundan yara alan nesillere, hususen üniversite
gençliğine, ahırzaman fitnelerine deva ve materyalist inkarcı felsefe dalaletini esasıyle iptal edip hakikikat-ı Kur’aniyeyi adeta “müsbet ilim” tarzında asrın dimağına ders veren Risale-i Nur’u HAKİKAT DERSİ olarak ders verilmesinin maslahatını ulul-emre tebliğ etmişlerdir. Geniş daire programı olarak da, “Eskiden Amerika-Avrupa İttihad-ı İslam’a taraftar olmazlardı.

Fakat şimdi komünistlik, siyonistlik
mes’eleleri ihata ediyor. Şimdi taraftardırlar” diyerek “Cemahir-i Müttefika-yı İslamiye”yi nokta-i istinad yapıp sulh-u umumiye çalışmayı ve bütün insanlığın ebedperest kalbini tatmin eden ve manevi zulümattan kurtulmalark için bu zamanda şiddetle muhtac oldukları bu Kur’an lemeatlarının, hem İslamın, hem insanlığın imdadlarına yetiştirilmesinin maslahatını tebliğ et mişlerdir.

Avrupa’da gencecik çocuk ve gençlerin intihar oranları o dereceye varmış ki,afedersiniz sokak hayvanlarının ölü cesedleri gibi bir manzara ortaya çıkmasın diye, “intihar odaları ve metodları” geliştirmek zorunda kalmjşlardır. Bu mu insanlığın gelen nesillere vereceği, göstereceği çare, yoksa o fıtratın ve vicdanın şiddetle muhtac, muztar olduğu ve iki hayatın hayatı ve yaratılışın gayesi, hakiki medeniyet-i insaniyenin yegane medarı olan, Arş-ı Azam’dan,Yaratandan insaniyetin imdadına gönderilen,mahz-ı hakikat (hakikatın ta kendisi) ve fıtrat-ı
insanın maşukası ve aradığı hakikat-ı kudsiyeyi ellerine verip
gönüllerini tatmin ve ihya etmek mi!
Hayatta misalleri çok.

Bu asrın dimağına ders, yani ilim ve fen asrının insanının iknaya muhtaç fikrini ikna ve manevi gıda olarak ebedperest kalbini tarmin ve ruhunu mesrur ve mes’ud eden derslerin hayati hadiseleri binlerdir.

Vidyodan dinleyebiliz. Kaydedeceğiz.

Uyuşturucu mafyası,hatta babalarından, intihar namzedi gençlere kadar, Nur ve hüda-yı Kur’-ani ile kurtulan gençlerin pekçok vak’aları var.

Bu cihet, def’-i şer ciheti.Müsbet ve maksud neticeleri: “Hayatım hayatınla devam edecek.” buyurdukları güneş
misal zatlardan, samanyolu gibi yekun tutan hakikat yıldızlarına kadar şimdiye kadar milyonları bulan ve “nesl-i cedit” tabiriyle andıkları bir Nur-u Kur’an nesl-i mübarekidir.

Haşhaşiler önce taklit idi, sonra ihanet şebekesi şebekleri oldu. Allah kurtarsın.. Dünya imtihan dünyası. Hz Üstad Bediüzzaman (R.A): “Düşmanlarınız cin gibi siz ahmaksınız, ikiyüz derece aklınız ziyade çalışması lazım.” buyuruyorlar.
Dünya imtihan dünyası olmak itibariyle arzedelim: Mukaddes mefhumların, bir
sıdk ve sadakatla imtisalleri vardır. Bir de zaman içinde insi hasud şeytanların, o mefhumları kudsi ve fıtri maksadın tam aksiyle, kurnazca kullanılmaları hadiseleri vardır.

Mesela “Kur’an müslümanlığı” adıyla,
insanları Kitabullahın tam zıddı olan bir yola sevkederek dini dejenere etmenin
en şeni’ tarzını ortaya koyarlar. Halbuki
“Hulûkuhul-Kur’an” olarak tavsif edilen
Rasûlullah (A.S.M)’ın rehberliği ile ortaya konan INDALLAHİL İSLAM’ı sünen-i seniyeden soyutlama dalaletini
cerbeze ile safderunlara yutturmağa çalışırlar. Hatta Hz.Rasulullah (A.S.M)
kendilerinden sonrası için, İmam-ı Ali
(R.A)’a: “Ben Kur’an’ın tenzili için harbettim; sen te’vili için harbedeceksin.” buyurmuşlar, ümmeti
teşettüt-ü efkâra düşmekten sıyanetin yolunu göstermişlerdir.

Hz.Üstad Bediüzzaman (R.A)’ın son vasiyetlerinde, on sene emsalsiz Kur’-
ani feyyaz ders ve terbiyelerinde bulunan dört-beş adamı “mutlakvekil”
vasfı ile kendilerinden sonraki iç ve dış
ahirzaman fitneleri ile mahza Kur’ani
olan ders ve hizmetlerinin aynen deva
mı ve Kur’an’i keyfiyetle istifade ve
Kur’an hesabına fütuhatının devamı için, irade-i İlahi canibinde tavzif edilmişlerdir. Onlar bu vazife-i mukaddesi, insanlar üzerinde bir maddi hakimiyet tarzından tamamiyle müstağni olarak; “Hulukuhul-Kur’an”ın vâris-i etemminin lisan-ı hal, kal ve fiilinde gördükleri ve sıddıkıyetle kesbettikleri ders ve terbiyeyi,yine sıddıkıyetle imtisal ile, galibi lisan-ı hal ile intikal ettirdikleri, iman basiretiyle bakanlar için açıktır. Şu hadis-i Şerifi de bu meyanda ehemmiyetine binaen arzedelim: Rasûlullah (ASV): “Size iki
emanet bırakıyorum; onlara sarılsanız
şaşırmazsınız.” buyurmuşlar.
Mesela:

Merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey için: “Zübeyir kumandan, Sungur imam!” buyurdukları halde; ben sekiz senede emir kipiyle hitabettiklerine şahid olmadım. Nadiren söylediklerinde bana iltifat gibi gelirdi.

O derece ittibaa muvaffak olmuşlardır ki; Hz Enes (hâdim-i Nebevi(R.A)): “Ben
Rasûlullah (A.S.M)’ın birkere niye, niçin
tabiri ile hitabettiklerine şahidolmadım”
buyurdukları gibi, ben de o azam ittiba’
sırrıyla, ben de şahid olmadım.

Hz Rasûlullah (A.S.M)’ın vâris-i etemminin meslek-meşrebini ifade babında, davasının büyük ve bedel şehidi merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey veciz bir kıyasla  bize şöyle ders veriyorlardı: “Müessesede müdür: ‘Kardeşim şu işi yapar mısın’ dese müessese yatar. Fakat biz burada biribirimize: ‘Yap! al! götür! getir!’ demeye başladık mı, burası (dershane) yıkılır.” derdi. Bana bir gün:

“Bu gençlere birşey (ihtar tarzında) söyleme. Ben söylemiyorum. BİZ İRŞADI RİSALE-İ NUR’A BIRAKMIŞIZ.” buyurmuşlardı.

Allah onlara saadetle ittiba’ ve şefaat
larına nail eylesin.Amin.

(*)CHP de ve “paralel”lerinde odaklanmış haldedir.

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur Hizmetinde Vefa

“Vefa, gavr-ı in’idama çekildi…”(1) muhtemelen bu cümle ilk defa çok kimsenin dikkatini çekecek ve ilk defa …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Türkçe Kur’an Tefsiri Selanik ve Barla / Prof. Dr. Himmet UÇ

Mithat Efendi’nin Türkçe Tefsir zaruretini anlattığı makalede yüzyılın başında Türk Osmanlı toplumunun henüz mukaddes kitaplarını …

Kapat