Ana Sayfa / Yazarlar / Abdülhak Hamid, Bahs-i Uluhiyyet ve Tabiat Felsefesi

Abdülhak Hamid, Bahs-i Uluhiyyet ve Tabiat Felsefesi

Abdülhak Hamid, dinin İslamiyetin felsefesini yapan bir şairdir. Bu yönüyle şiirimizde bir aşılmaz yüksekliktir.

Kürsî-yi İstiğrak

Bütün şiir ilahi nesnelerle yapılmış apokaliptik imajlarla dolu. Türk şiirinin yüz akı bir büyük filozof, ama onu anlatacak hoca yetiştirmedik, onu anlayacak öğrenci hiç yetiştirmedik. Yüksek lisans, doktora bağlılara, politize olmuş mürid-i dünyevilere dünyevi rahat temini için araç. Allah “velâteşterü biâyâti semenen kalîla” Allah yüksek değerleri ucuz fiyatlarla satmayın, bu memleket ucuza satılan değerler yüzünden bu hale geldi. Kimi edebiyatı satar, karşısına çıksan seni telef eder, kimi dini satar, atış serbest satış serbest. Bediüzzaman ve Abdülnhak Hamit. Bir kitap olacak kadar geniş bir bahis, arkadaşlar edebiyatı sevmedi, Halbuki dinin tezgahı ve sergi yeri edebiyat, ba’de harâbil Basra.

Kenâr-ı bahrde hoş bir mahaldir, nâzır-ı âlem, (denizin kıyısında hoş bir yerdir, bir temaşa alanıdır, âlemi seyreder, âleme bakar. İnsan İslam düşüncesinde alemdeki olayları değerlendiren bir temaşâger, yani seyircidir. Hamid burada seyretmek için bir yere çekilmiş bir insanı anlatır başlangıçta.
Tahaccür eylemiş bir mevcdir; üstünde bir âdem,

İnsan o seyir yerinin üstünde bir taşlaşmış bir seyircidir, bir ademdir. Kur’an insanı seyirci olarak kabul eder ve onu fenzur, unzur, ve benzeri ifadelerle seyretmesini ister. Allah açıkça “fenzur ilâ âsârı” yani eserlerimi seyret, der. Dinimiz bu seyir yönünü peygamber yaşayışı Kur’an naslarıyla göstermiş ve teşvik etmişse de eğitimde bu yön yoktur, bu tamamen dinin estetik yönüdür, batılıların tabiri ile contemplation.
Hayâlettir, oturmuş, fikr ile meşguldür her dem;

İnsan hayalet gibidir, oturmuş fikr ile meşguldür, daima
Giyinmiştir beyaz amma, bakarsın arz eder mâtem,

Beyazlar giyinmiştir, ama matemli gibidir, öyle görünür.

Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem;

Âlemdeki herşey insanın arkadaşlarıdır, alem bütün varlıklar birlikte düşünülerek yaratılmıştır, bu yüzden şair bu arkadaşları olan bulutlar, dalgalar ve yıldızlara arkadaş gözü ile bakar. Gerçekte insanın en önemli arkadaşları onun yaşamını kolaylaştıran bu varlıklardır. Bulutlar bize suyu indirir, bizi rencide etmedem yavaş yavaş her damla yağmur bir melekle yere indirilir. Bu yüzden şair onlara mahremlerim arkadaşlarım der.
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem…

Hamid Türk çocuklarına anlatılmamış adamdır, şiirimizin milli düşüncemizin dinimizin odağındaki hakikatleri anlatır.

Bu tenha yerleri gördün mü sen zannetme hâlîdir,

Burada çok daha harika bir imaj ile konuşur büyük şair. Bir insana hitap ederek bu tenha gibi görülen yerlerin hakikatte boş olmadığını söyler. Bu dinimizde de böyledir, her yer Allah’ın gördüğümüz görmediğimiz canlıları ile doludur.Gazali “nereye basacaksın ayağını her yer mahlukatla yaratıklarla dolu” der. Yunus “Nereye baksam dopdolusun, seni nereye koyam benden içeri” der.
Hayâlâtımla meskûndur, bu yerler pür meâlîdir.

Hamid çok derin bir İslam felsefesi dersi almıştır, bu apokaliptik imalarında belli olur. Edebiyat bölümleri politize olmuştur, siz orda bunları anlatamazsınız, İslamcılar, Türkçüler daha başkaları bunları gaye edinmez. Türkiye’de önemli olan öğrenciyi politize etmektir, zehirlemektir. Politize olan çocuk artık dinlendirici, bakmayı görmeyi öğreten dersi dinlemez, o aklınca dünyayı düzeltmeye gelmiştir, ama üç beş yaşın gençlik heyecanlarını çalmak için ona bunlar telkin edilir, kısa süre sonra boş davul gibi başka gayelere öttüğünü görünce pişman olur, ama iş işten geçer.

Muhât-ı aczdir hem lâ-tenâhî birle mâlîdir;

Her taraf Allah’ın aciz mahlukları ile doludur, hertaraf sonsuz birle Allah ile doludur. Şair sahilde bir yüksek mevkiden seyreder ve bunları düşünür. Arkadaşları olan bütün canlılar etrafında bu kainatın ilahi sırlarını ve Halıkını düşünür.
Bu mevkidir yerim sahilde bir kürsî-i âlîdir.
Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem;
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem…

Sükûnetle kuşanmış hây u hûy-i şehri gûş eyle,

Şehirdeki insanların hayatın getirdiği gürültülerini dinle.
Sehâb-ı hande-rîz ü berk-ı yekser-kahrı gûş eyle,
Ağaçlardan çıkan efkârı seyret, nehri gûş eyle;

Ağaçlardan çıkan fikirleri seyret, Kur’an özellikle ağaçlar üzerinde düşünmeyi örgütler, ağaçların meyvelerinin bir ilk çıktığında, bir de yetiştiklerinde nasıl olduklarına insanların bakmasını ister Allah ve bunların inanan insanlar için büyük kabul değerleri olduğunu hatırlatır. Namaza hapsedilmiş birkaç ayet değil din.

Bu vahşetgâhda sen gel benimle dehri gûş eyle.

Gel bu dünya denilen bir yönden vahşetgâh gibi görünen dehri bel benimle dinle, onlardaki manaları biçimleri seyret der.
Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem;
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem…

Düşün ol zâtı kim emriyle zâtından ıyân olmuş,
Vücûd-ı sermedîsinden zemîn ü âsmân olmuş,

Büyük şair Hamid Hazretleri, bu satırlarda bak neler söyler. Bütün bu kainat ve varlıklar Onun -Allah’ın- zatından ayan olmuş, andan yansımış, varlıklar Allah’ın zatı, sıfatları, esması ve fiillerinden yansımıştır. Bazı sofular aracıyı kabul etmez Her şey o der, bazıları daha makul herşey ondandır der, bu daha makuldür.

Denizi düşün; bir katresi sonsuz bir dalgaya dönüşmüş.
Düşün deryâyı, her bir katre mevc-i bî-kerân olmuş,

İlahi sırları taşır, tek dil ve tek ifade olmuş.

Hafâyâ-yı ilâhîdir ki yekdil, yekzebân olmuş.
Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem;
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem…

Odur hîçî-i mâzî lücce-i sürh-i meşiyyette,?
Bu târîkî-i müstakbel kebûd-ı sermediyyette,
Durur bir kibriyâ-yı bî-nihâyet nûr u zulmette,
Beraber cümle mevcûdât ü eşyâ hep muhabbette.
Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem;
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem…

Eder yekdiğerin takbîl dâim zühre vü zerre,

Bu islam felsefi hakikatlerini nasıl eğitim olarak almış Hamid. Kainat bir biri ile birlikte hareket eden nesnelerden oluşur, bulut yerdeki ota, karıncaya dönük, koyun semadakı ışığa dönük, herkes birbiri ile dosttur birbirinin elini öper, ortak hareket eder. Hamid’i öğrencimize anlatsak kim ateist nihilist olur ki. Âlemin en büyüğü zühre yıldızı ile maddedeki atom birbirine yardım eder.
Yürür bir yolda murg u mâhî vü mehtâb ü şebperre,

Kuş, balık, mehtap ve yarasa; hepsi birlikte yürürler ve bir hedefe çalışırlar.

Otur şu minber-i deryâ-muhât-ı senge bir kerre,

Şu denizi gören taşın üstüne otur bir defa, her yerde Allah’ın varlığını eserlerinin izlerini görürsün. Semadan denizle karaya bak yine Allah’ı görürsün, nesneleri tanzim eder, gayelerine hazırlayan Allah’ı.
Hemen Allah’ı gör şâmil semâdan bahr ile berre.
Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem;
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem…

Yürür her burc bin asar-ı mücessemdir, mümâsildir,

Her burç yıldız bin cisimleşmiş, Allah’ın eserleridir, birbirine benzer. Gölgeyi görünüşte gölge sanma, öyle zannetme, onu geçici bir cisim zannetme. Bu görüntü aşağısı yukarısı yani yer yüzü gök yüzü, asıl merciye gelinen yere gidilecek yere Allah’a meyillidir, ona akar.
Zılâle sûretâ, zannetme lâkin cism-i zâildir,
Bu hey’et zîr ü bâlâ mercî-i aslîye mâildir,

Hepsi neşeli gülerek bir feyze nail olmuş kavuşmuşlardır,
Giderler şâd ü handân cümlesi bir feyze nâildir.
Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem;
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem…

Döner vâdide dûr a dûr bir ses, radlar çağlar,

Vadiden  devamlı sesler gelir, gök gürültüleri çağlar ses çıkarır. Çimenlik mavi, koyunlar penbe, dağlar rengarenktir. Şafak, deniz,her taraf bütün altın ve gümüş renktedir. Bu şenlikte herşey gülerken mutlu iken birtek benim gönlüm ağlar.

Çemen mâî, koyunlar penbe, rengârenktir dağlar,
Şafaktan, bahrdan etmekte cem-i sîm ü zer bağlar.
Bu şenlikte benim gönlümdür ancak varsa bir ağlar.
Bulutlar, dalgalar, yıldızlar, etrafımda hep mahrem;
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem…

İner sisler içinde bir küçük kız kûhdan tenhâ,

Sisler  içinde bir küçük kız dağdan tenhna aşağı iner,

Seherin  devamlı uyanık olan yıldızları, kahn görünür, kay kaybolurlar. Apokaliptik imajları piri Abdülhak Hamit, boşuna dememiş Süleyman Nazif, “Hepiniz birleşsek bir Abdülhak Hamit olamayız” Bu imajları hayal eden muhayyile muhakkak bunları kalemden sudur ettiren kalemden daha büyük.
Doğarken necm-i bî-hâb-ı seher peyda vü nâ-peydâ,

Geçer saba rüzgarının mektupçusu, omuzunda deryanın coşmuş akisleri, imaja bak, muhayyileye bak, şaire bak. Büyük şair büyük hayal demek.
Geçer peyk-i sabâ dûşunda aks-i cûşiş-i deryâ,

Zindan vatanımı hazırlatmakla derdini canlandırır
Ceres yâd-ı vatanla dilde eyler derdimi ihyâ.
Bulutlar, dalgalar, yıldızlar etrafımda hep mahrem;
Ağaçlar, cûylar, kuşlar, çiçekler dâimâ hurrem

Abdülhak Hamit Tarhan

İlginizi Çekebilir

Kastamonu Mekteb-i İdadi-i Mülkisi Sınıf Şehâdetnamesi (Diploma)

Yıl: 1902 Tasdik: Vali Enis Paşa Tuğra: 2. Abdülhamid * el-Gazi* Sahibi: Mal müdürü Kamil …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Dolar Yerine Biraz da Ailedeki Yangını Konuşsak

Amerikan Gâvuru Trump’ın kışkırtması ile içte ve dışta bütün Siyonistler, Yahudiler, Evanjelistler ve Sabetaycılar birden …

Kapat