Ana Sayfa / RİSALE-İ NUR & BEDİÜZZAMAN / Nurdan Hatıralar / Abdülmecîd, hakkını helâl et, bizi birbirimize hasret bıraktılar

Abdülmecîd, hakkını helâl et, bizi birbirimize hasret bıraktılar

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin (kardeşinin) gelini Muhtereme Şükran Ünlükul Anlatıyor 

Babam Abdülmecid Ünlükul’u anlatmak çok zor…

Şükran Ünlükul

Yıl 1960. Konya’da Alaaddin Mahallesinde eski bir evde, “Dişçi Sadullah Bey’in evinde” oturuyoruz. İki yaşlı insan, eşim Suat Bey’den iki yaş küçük kız kardeşi Saadet, Ben ve bir yaşındaki oğlum Seyda…

Kayınvalidem Rabia Anne, babamı pazara gönderirdi. Abdülmecid babam pazardan domatesin çürüklerini alır getirirdi. Rabia Annem de sitem ederdi. Babam da “Bunları kime satacak adamcağız? Ona da yazık değil mi?” diye cevap verirdi. Abdülmecid Babam öyle mübarek, öyle şefkatli, öyle kanaatkâr bir insandı ki bunu kelimelerle anlatmak çok zor.

Eşim Suad Bey Kars Çıldır’dan henüz gelmemişti. Oğlum Seyda bir yaşındaydı. Çok huysuzluk yapardı. Saadet ders çalışmak ister, Seyda’nın sesinden çalışamazdı, babamla birlikte Seyda’yı susturmaya çalışırdık. Saadet daha sonra Üstad’ın müsaadesiyle öğretmen oldu. Saadet 1931 doğumludur.

Bazen ağabeyler gelir babamla sohbet eder, salona bir teyp koyarlar, o kocaman makaralı teyplerden babamın sesini kayıt ederlerdi. Biz de bakardık ne yapıyorlar diye. Ağabeyler sesin kayıt edildiğini söylediklerinde o bantların içine sesin nasıl kayıt yapıldığına hayret ederdik. Babam yaşlıydı… Babam da bakardı, bu ne iştir acaba diye bakardı. Bir şey dönüyor ama nereye ses alıyor acaba diye bakardı. O zaman böyle teknoloji yoktu ki daha. Kocaman makaralı teypler vardı.

Üstad Konya’ya kardeşinden helallik almaya geldi

1960 senesinde bir gün kapı çaldı. Koşarak aşağıya indim. Kapıyı açar açmaz askerden ve polisten oluşan bir duvarla karşılaştım. Hemen kapıyı kapatıp babamın yanına koştum, “Baba aşağıda kapının önünde polisler, askerler dolu, çok kalabalıklar, bir şeyler oluyor” dedim. Babam o yaşlı haliyle yavaş yavaş aşağıya indi. Biz de Rabia Anne, Saadet ve Ben arkasından takip ettik. Babam dışarıya çıkınca “Üstad gelmiş! Seyda gelmiş!” dedi.

Biz babamın arkasından o kalabalığın arasından Üstad’ı görmeye çalıştık. O arada Üstad’ın şoförü Hüsnü Bayram arabayı kapıya yanaştırmaya çalışıyordu. Polisler ve askerler ise sanki etten bir duvar gibi arabanın kapının önünde durmasını engellemeye çalışıyorlardı. O arbedenin içinde babam Üstad’ın yanına zor zahmet ulaşmıştı. Babam arabanın içindeki ağabeyi Bediüzzaman’la konuşmaya çalışırken bir yandan polisler arabayı ittiriyorlar, evin önünden uzaklaştırmak istiyorlardı. Bir taraftan da babamı uzaklaştırmak istiyorlardı. Bir müddet sonra araba hareket etti.

Saadet balıklama Amcası Üstad’ın üzerine atladı

Abdülmecid Ünlükul, oğlu Suad ve torunu Seyda

Üstad’ın arabası evin önünden uzaklaşırken eşim Suad Bey’in kız kardeşi Saadet “Ben amcamı göremedim, bana göstermediler” diye başladı ağlamaya. Biz bir yandan Saadet’i susturmaya çalışıyor, bir yandan da Üstad’a bakıyorduk ki giden araba birden durdu ve geri gelmeye başladı. Hepimiz Şaşırmıştık. Araba o kalabalığı yararak tekrar kapının önüne yanaşmıştı. Bunu gören Saadet, o kalabalığın arasından geçerek, arabanın açık olan penceresinden içeriye balıklama Üstad’ın üzerine atladı. Üstad sanki Saadet’in ağlamasını duymuş gibi arabanın geri gelmesini söylemiş ve kardeşi ile kucaklaşarak gideremediği hasretini, kardeşinin kızı Saadet’le gidermişti. Polislerin müdahalesi ile Saadet araçtan indirildi, araç tekrar hareket ederek evin önünden ayrıldı.

Biz de Üstad’ı bu şekilde yakından görmüş olduk. O parmaklarını görseniz, sülün gibiydi o parmakları…

Abdülmecid hakkını helal et, bizi birbirimize hasret bıraktılar

Bizim sadece seyredebildiğimiz, kalabalıktan ve izdihamdan duyamadığımız o anları babam şöyle anlattı bize:

“Seyda helallik almak için gelmiş. Bana dedi ki; ‘Abdülmecid hakkını helal et, bizi birbirimize hasret bıraktılar, senden helallik almak için geldim. Sen üzülme, az kaldı, yedi sene sonra beraber olacağız, sen geleceksin’ dedi.”

Babam bunları bize sanki hala Üstad’ın yanındaymış gibi, onun ellerini tutmanın sevinci ve heyecanı ile gözlerinden süzülen yaşlarla anlattı. Babam çok üzülmüştü, çok ağladı. O kadar çok ağladı ki, aynı Üstad’ın dediği gibi “Bizi birbirimize hasret bıraktılar” dedi.

Üstad’ın bir dediği daha çıktı, 1967’de vefat etti babam. Üstad’tan tam yedi sene sonra.

Kaynak: Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor 

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Hulûsi Ağabeyin Risale-i Nur Dersleri

Veli Sarıkamış anlatıyor: Hulûsi Ağabey genellikle öğle namazından bir saat önce çarşıya çıkar; terzi, eczacı, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Nurdan Hatıralar, Son Şahitler, Ehl-i Hizmet
Bir kedi düştü önüme, beni bir kapının önüne kadar götürdü

İbrahim Edhem TALAS Hoca Efendi (Dalaz Hoca) (rha) Emirdağ Lâhikasında "Sandıklı Alamescid Köyü Hocası İbrahim …

Kapat