Ana Sayfa / Yazarlar / Ahir zamanda Yahudilerle Müslümanlar arasında çıkacak bir savaş hakkında

Ahir zamanda Yahudilerle Müslümanlar arasında çıkacak bir savaş hakkında

Âhir zamanda Yahudilerle Müslümanlar arasında çıkacak bir savaştan bahsediliyor. Bir Yahudi’nin arkasına saklandığı ağacın veya taşın haber vermesi hakkında bilgi veri misiniz?

Cevap:
Şu anlamda hadisler vardır:

“Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (gâlip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; ‘Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudidir, hemen gel de öldür onu!’ diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”(Müslim, Fiten, 82)”

Ayetlerin müteşabihatı olduğu gibi hadislerin de müteşabihatı var. Yani bazı derin hakikatleri teşbih ve benzetmelerle ifade etme söz konusudur. İşte bu müteşabih hadislerden birisi de yukarıda bahsedilen hadistir. Allahu alem bir tabiri şu olabilir. Ahir zamanda Yahudilerin fesadı ve tahribatı o kadar fazlalaşak ve şımarıklık ve isyanları o kadar artacak ki, Müslümanlar ve Hristiyanların birleşmesine ve beraber hareket etmesine sebep olacaktır. Bu beraberlikten sonra Yahudilerin karşısında birtek kuvvet olup onları perişan edeceklerdir.

Tüm dünyada Yahudilere karşı ciddi bir anti pati oluşacağından herkes her türlü yayın ve basın aletleriyle Yahudileri ele verip haber verecek ve ortadan kaldırmaya çalışacaktır. Bu durumun ifrat derecede oluşunu Peygamberimiz (asm) “taşlar ve ağaçlar bile haber verecek” diye ifade buyurmuşlardır.

Muhbir-i Sâdık böyle haber vermiştir. Önünde sonunda, gerçekleşecektir. Şimdilerde, nihâî sonlarına kavuşacakları mahall-i Mev’ûd’da toplanmaya devam ededursunlar, insanlık vicdan-ı âmmesinde, yiyecekleri nihâî tokadın fetvasını verdirecek zulümlerine devam ededursunlar. Taş ve ağacın konuşmasıyla teşbih edilen insanlık vicdan-ı âmmesinin aleyhlerine dönme vetiresi tamamlanıncaya kadar, mazlumun âhı hedefine varacak, mazlum vicdanlarda çoktan verilmiş olan hükmün infazı için, gerekli maddî imkanlar da sağlanmış olacaktır.

Hz. Cabir (ra) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa İbnu Meryem de iner. Bu Müslümanların reisi: ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat Hz. İsa aleyhisselam: ‘Hayır! Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emîrsiniz!’ der.” (Müslim, İman 247)

Hadis, kıyamete kadar, yeryüzünde İslam’ın devam edeceğini, hem de açıktan açığa mücadele edecek bir güç ve kuvvete sahip olarak devam edeceğini ifade eder. Bu ifade İslam’a karşı olan güçlerin devam edeceğini de ifade eder. Ancak, İslam’ın kesin bir mağlubiyetle her tarafta sindirilmiş, gizlilik içinde, gayr-ı müessir, mahdud ferdler arasında devamı suretinde değil, muzafferâne, açıktan açığa mücadelesini yapabilen bir haşmet içerisinde devam edeceğini ihbar etmektedir. Bu ihbar-ı nebevî, mü’minlerin gelecek hakkında ye’si atmaları için yeterli bir müjdedir.

Tarih boyu Müslümanlar çeşitli işkence, hakaret, muhaceret, mağlubiyet vs. zilletleri tatmışlarsa da, hiçbir zaman kesin bir yenilgiyle yok edilememişlerdir. Aleyhissalâtu vesselâm, bu halin kıyamete kadar devam edeceğini, yeryüzünün bazı bölgelerinde sindirilmiş olsalar bile, diğer bir kısım bölgelerinde tevhid bayrağının dalgalanacağını haber vermektedir.

Peygamber Efendimiz (asm) kıyamete kadar gelecek bütün günleri -Allah’ın izniyle-  hiç şüphesiz görmüştür ve haber vermiştir. Verdiği haberler de zamanı geldiğinde sabah güneşi gibi çıkmıştır veya çıkmaya namzettir. Fakat gelecek haberleri olduğundan teklif sırrını incitmemek için perdeli haber vermesi gerekiyordu. O da perdeli haber verdi. Kıyamet haberleri bunlardandır.

Şimdi Peygamber Efendimiz (asm)’in gelecekle ilgili verdiği haberlerden birkaç tanesine bakalım:

Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki:

‘Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki, imamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza kötüleriniz vâris olmadıkça kıyamet kopmayacaktır.’”1

Hz. Ebû Hüreyre (ra) ve Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki:

‘Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. O vakit kişi mü’min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü’min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimse azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar.’”2

Ebû Mûsâ radiyallahü anh anlatmıştır: “Resûlullah Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurdu:

‘Sizden sonra gelecek günler vardır ki, o günlerde ilim kaldırılacak ve herc çoğalacaktır!’

“Ashab-ı Kirâm (ra):

‘Yâ Resûlallah! Herc nedir?’ dediler.

“Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâm:

‘Öldürmektir. Öldürmektir. Öldürmektir’ buyurdu.”3

Ömer ibn-i Hamza (ra) bildirmiştir: “Resulullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki:

‘Sizler Yahûdîlerle muhakkak savaşacaksınız! Harp o kadar şiddetli olacaktır ki, hattâ taş: ‘Ey Müslüman! Şu arkamdaki bir Yahûdî’dir! Gel de onu öldür!’ diyecektir.”4

Abdullah bin Ömer (ra) bildirdi: “Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurdu:

‘Yahûdîler sizinle savaşacaktır! Fakat netîcede siz onlara musallat kılınacaksınız! Öldürme o kadar şiddetli olacak ki. Bir kaya parçası: ‘Ey Müslüman! Şu arkamda duran kişi bir Yahûdî’dir. Onu öldür!’ diye haber verecektir.”5

Ebû Hüreyre (ra) bildirmiştir: “Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurdu:

‘Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (gâlip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; ‘Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudi’dir, gel de onu öldür!’ diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”6

Ebû Hüreyre (ra) bildirmiştir: Resûl-i Ekrem Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdu:

“İlim inkırâza uğramadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman yaklaşıp gece ile gündüz bir olmadıkça, fitneler meydana çıkmadıkça, adam öldürme olayları artmadıkça, aranızda mal çoğalıp sel gibi akmadıkça, halk yüksek kâşâneler yapma yarışına girmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. Kıyâmet öyle bir ansızın kopacaktır ki, sağmal devenin sütünü sağıp gelen kişiye sütü içmek nasip olmayacaktır. Yemek yiyen kişi lokmasını ağzına götürecek, fakat yemek nasip olmadan kıyamet ansızın kopacaktır.”7

Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Ümmetimden bir kısım insanlar Dicle denen bir nehir yanında, Basra denen geniş bir düzlüğe inerler. Nehrin üzerinde bir köprü vardır. Oranın halkı kısa zamanda çoğalır ve Müslümanların beldelerinden biri olur. Ahir zamanda geniş yüzlü, küçük gözlü olan Benî Kantûra gelip nehir kenarına inerler. Bura halkı üç fırkaya ayrılır:

– Bir fırka sığır ve kır develerinin peşlerine takılırlar (dünya işlerine çok dalarlar, bunlar) helâk olurlar.
– Bir fırka nefislerini(n kurtuluşunu esas) alırlar (ve Benî Kantûra ile sulh yolunu) tutarlar. Böylece bunlar küfre düşerler.
– Bir fırka da çocuklarını geride bırakıp onlarla savaşırlar. İşte bunlar şehit olurlar.”8

Allah Resûlü (asm) bu hadislerinde, Müslümanların kıyamete yakın zamanlarda,

1. İman zaafına düşeceklerini,
2. İyiliği emredip, kötülükten sakındırma işini ihmal edeceklerini,
3. İman zaafından dolayı yer yer iç kargaşaya ve iç kavgalara sürükleneceklerini,
4. Kötülerin ve zâlimlerin mâsûmlar üzerinde hâkimiyet kuracaklarını,
5. Dünyada kötülerin ve şerirlerin şiddetli rahatsızlık unsuru olacaklarını haber vermiştir.

Hadislerde Müslümanların Yahudilerle savaşacakları açık bir dil ile bildirilmiştir. Bu savaşta Müslümanların saldırgan taraf olmayacağını da hadîslerin metninden anlamak mümkündür. Müslümanlar dâvâlarında haklı bulunacaklardır. Bundan dolayı Müslümanlar; Müslüman olsun gayri müslim olsun dünya kamuoyunu arkalarına alacaklardır. Hadiste taş ve ağacın konuşması, insanlığın ortak vicdanına, yani dünya halklarının ortak sesine teşbihtir.

Demek, dünya kamuoyu Yahudileri tasvip etmeyecektir. Ancak Yahudileri saldırganlıklarında tasvip eden, onlara destek veren, onları koruyan ve kollayan ve onlar adına savaşan bir kavim olacaktır. Bu kavim, istikbali çok net gören Peygamber Efendimiz (asm) tarafından “Garkad Ağacı” olarak tasvir ve teşbih edilmiştir.

O zaman henüz kurulmamış olan Basra ve Bağdat şehirlerinin kurulacağını ve buralarda Müslüman halkın yaşayacağını Allah Resûlü (asm) mucizevî bir şekilde haber vermiştir. Nitekim bu hadis-i şerife Üstad Bedîüzzaman Hazretleri de temas etmiştir.9

Bilindiği gibi hicrî 656 tarihinde Bağdat bir kez de Hülâgu tarafından yakılıp yıkılmıştır. Böylece Benî Kantûrâ’nın yorumu çıkmıştır. Fakat günümüzde Yahudilerle dirsek teması bulunan Amerika ve İngiltere’nin Bağdat’ı ve Basra’yı yeniden yakıp yıkması, Benî Kantûrâ zulmünü, bu defa Yahûdî’ere destek veren Garkad Ağacı teşbihiyle birlikte, bir defa daha gündeme getirmiştir.

Günümüzde Yahudi fitnesinin Orta Doğu’yu ne derece ateş cehennemine çevirdiği malûmdur. Hadislerden anlaşılan odur ki, Yahudiler bozguna uğratılıncaya kadar bu savaş ahir zamanın acı bir musibeti olarak devam edecektir. Allah hayıra tebdil eylesin.

Dipnotlar:

1. Tirmizî, Fiten 9, (2171).
2. Tirmizî, Fiten 27, 30, (2196);
3. bk.  Müslim, Fiten 18, (157); Tirmizî, Fitne, 28.
4. Müslim, Fiten, 80.
5. Müslim, Fiten, 81.
6. Müslim, Fiten, 82.
7. Buhârî, 12/2123.
8. Ebu Davud, Mehalim 10, 4306.
9- Mektûbât, s. 112.

Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet



2. Makale

Yahudilerle Savaş Hadisi ve Bir Yanılgı

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

Geçtiğimiz nisan ayının son gününde yayımlanan bir makalede,1 yazar tarafından “doğru değil” ve “hadis külliyatına sokuşturulmuş” diye nitelendirilip “yüce sevgili böyle bir söz söylemez” yargısıyla reddedilen “sahih” hadisin, bir cümle daha ilaveli şekli Mişkâtü’l-Mesâbih’in Fiten bölümü, Melâhim konusunda, birinci fasılda (Sıhah) 5414 numara ile yer almaktadır. Hz. Ebû Hüreyre’den rivayet olunan bu hadis-i şerif’te Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta müslümanlar Yahudileri öldürürler. Hatta bir Yahudî taşın, ağacın arkasına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç, “Ey müslüman, Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi. Gel, onu öldür” der. Yalnızca garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”2

Kaynakları

Hadis-i şerif, “muttefakun aleyh” yani Buhârî(v. 256) ve Müslim’in (v. 261) Sahih’lerinde bulunan bir rivâyettir. Ayrıca Abdurrezzak b. Hemmam’ın (v. 211) el-Musannef’i,3 Ahmed b. Hanbel’in (v. 241) Müsned’i,4 Tirmizî’nin (v. 279) Câmi’i5, İbn Hıbbân’ın (v. 354) Sahih’i6, Taberâni’nin(v.360) el-Mu’cemü’l-evsat’ı7 gibi tasnif devri hadis kaynaklarında ya aynen ya da sonucu değiştirmeyen ve fakat hadisteki asıl mesajın anlaşılmasını kolaylaştırıcı biraz farklı ifadelerle yer almaktadır. Ayrıca pek tabiî olarak, bu kaynaklardan seçmelerle gerçekleştirilmiş olan el-Beğavî’nin (v. 516) Mesâbihü’s-sünne’si,8 ve Şerhu’s-sünne’si9, en-Nevevî’nin (v. 676) Riyâzü’s-sâlihin’i,10 M. Ali Nasıf’ın, et-Tâcü’l-câmi’i11 gibi sonraki dönem ve çağdaş hadis kitaplarında da hadisimiz yerini almış bulunmaktadır.

Diyanet Yayınlarındaki Tercümeleri

Hadis, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tercüme ve şerh ettirilip resmen yayımlanan Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercümesi’nde12 Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhümâ’nın rivayeti olarak yer almış ve şöyle Türkçeleştirilmiştir:

“(İleride) Müslümanlar Yehûd ile harb edecek (ve onları tamamıyla kırıp mahvedecek). Hattâ onlardan bir Yehûdî, taş arkasına saklansa (da sağ kaldığı farz edilse) taş parçası da (dile gelecek) ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yehûdîdir, onu da öldür! diyecektir.”

Mütercim Prof. Dr. Kâmil Miras merhum, daha sonra yukarıda mânasını verdiğimiz “Yalnızca garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır” cümlesi bulunmayan Ebû Hüreyre rivayetine atıfta bulunmakta, onun da anlamını özetlemekte ve başkaca bir açıklama yapmamaktadır.

Yine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir başka resmi yayını olan Riyâzü’s-sâlihin’de13 de eski başkanlardan rahmetli Hasan Hüsnü Erdem tarafından Ebû Hüreyre rivayeti, -Müslim’in rivayeti esas alınarak- şöyle tercüme edilmiş bulunmaktadır:

“Müslümanlarla Yahudiler arasında bir harb olmadıkca kıyamet kopmaz. (Bu harbte müslümanlar, yahudileri tamamiyle mahvedecek) Hatta Yahudilerden biri taş ve ağaç arkasında gizli kalsa bile (Allah’ın izniyle) o taş ve ağaç (dile gelerek): Ey müslüman! Arkamda saklanan yahudidir.Gel onu da öldür, diyecektir. Yalnız (Beyt-i Mahdis’de ma’ruf) Garkad denilen dikenli ağaç müstesnâdır. Çünkü o, şecere-i Yahuddur.”

Çağrı/Teşvik Değil, Haber

Hadisin bazı rivayetlerinde, değerlendirmede dikkate alınması gerekli önemli ifadeler bulunmaktadır. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’indeki üç rivâyette (II, 131, 133, 149), Buhârî’de (Menâkıp 25, babu alâmâti’n-nübüvve fi’l-İslâm) ve Müslim’de (Fiten 81) “tükâtilükümü’l-yehûdu fetüsellatûne aleyhim = Yehûdiler sizinle savaşacak. Siz onların üzerine gönderilecek, galip geleceksiniz” ifadesi; yine Müslim’de, (Fiten 80) “ Taktetilüne entüm ve yehûd = Siz ve Yehûdiler savaşacaksınız” kayıtları bulunmaktadır.

Bu farklı ifadeler, bir taraftan hadisten anlaşılması gereken asıl anlamı açıklamakta bir yandan da bir hadîs-i şerîf’i değerlendirirken o hadise ait tüm rivayetlerin görülmesi gerektiğini, bilimsel bir gereklilik ve yöntem olarak ortaya koymaktadır

O halde Hz. Peygamber’in uygulamaları ve tarihî süreç içinde ehl-i kitaba ve özellikle de Yahûdilere yönelik İslam yönetimlerinin tavırları dikkate alınınca bu hadis-i şerîf, kesinlikle bir “soykırım çağrısı ve teşviki” değildir. Sadece, Yahudilerin sebep olacakları, müslümanların da mecbur kalacakları bir son hesaplaşmayı, bir büyük olayı haber vermektedir. Bu çerçevede hadis-i şerif, esasen Yahudilere bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Yahudi vatandaşların kendi kitaplarındaki kimi haberleri “emir” telakakki etme alışkanlıkları, büyük bir ihtimalle bu hadis-i şerifteki haberi de “soykırım çağrısı ya da emri” olarak algılamalarına sebep olmuştur. Bu, onların sorunudur.

Kur’an-ı Kerîm’le Uyumu

Öte yandan hadis-i şerif, bize göre,14 Kur’ân-ı Kerîm ile de tam bir uyum içindedir.. Zira İsrâ Suresi’nin 4-8. âyetlerinde şöyle buyrulmaktadır:

Biz, Kitap’ta İsrâiloğullarına; ‘Sizler yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız’ diye bildirdik. Bunlardan ilkinin zamanı gelince, güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. Bu yerine getirilmiş bir vaad idi. Sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık. Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid’e (Süleyman Mâbedi’ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık). Belki rabbiniz size merhamet eder, fakat siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız. Biz cehennemi kâfirler için bir hapishane yaptık.”15

Hadîs-i şerif’te Hz. Peygamber, Yahudilerin (âyette şart cümlesiyle ifade buyrulan) eski fesatçılıklarına bir kez daha döneceklerini, bunun sonucunda da bu defa müslümanlar vasıtasıyla ilâhî cezaya çarptırılacaklarını haber vermektedir.

İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin!”16 âyetindeki en güzel yolla mücadele ilkesi, nasıl Hz. Peygamber zamanından beri özenle uygulanmış ve bu uygulama nasıl Kur’an-ı Kerîm’e uygun ise, hadisin verdiği haberin gerçekleşmesi de aynı şekilde “siz eğer yine (fesatçılığa) dönerseniz, biz de sizi yine cezalandırırız” âyetinin kapsamı içindedir. Yani hadisin Kur’an-ı Kerim’e aykırılığı iddia edilemeyeceği gibi “metin tenkidi esasları”na göre de reddi yoluna gidilemeyeceği ortadadır. Bu durumda hadis-i şerif, ne sened ne de metin tenkidi yönünden “uydurma, yalan” sayılabilecek bir kusur taşımamaktadır. Esasen uydurma rivayetler ile ilgili hiçbir kitapta da bu hadise yönelik hiç bir iddia yer almamıştır.17

Hadisin Mesajı

Hadisin tüm rivayetlerindeki ifadeler dikkate alındığı zaman, “ortak anlam ve vurgu olarak” Yahudilerin zulüm ve fesat çıkarmakta çok aşırı davranacakları ve bu sebeple yeryüzünde onlara arka çıkacak herhangi bir milletin kalmayacağı anlaşılmaktadır. Hatta daha ötede onların yapıp ettiklerinden doğal çevre, taşlar, ağaçlar bile iyice rahatsız olacak ve onlar da Yahudilere karşı cephe alacak duruma gelecektir. Yahudiler, Filistin’de bol bulunan dikenli bir ağaç çeşidi olan garkad dışında sığınacak herhangi bir ağaç ya da taş bile bulamayacaklardır. Zulümleri sebebiyle onlara karşı böylesine küresel bir nefret oluşacaktır. İsrail’in, Filistin halkına karşı uygulamakta olduğu akıl almaz, sürekli, çok yönlü ve planlı zulüm ve yok etme politikası, kendilerini böyle bir küresel yalnızlığa doğru götürmekte olsa gerektir.

Öte yandan, hadiste haber verilen Müslümanlarla Yahudiler arasındaki bu harbin, Hz. Îsâ’nın yeryüzüne inmesinden sonra meydana geleceği –konuyla ilgili rivayetlerdeki kimi ifadelerden- anlaşılmaktadır.18

Netice

Yahudi vatandaşlarımızın bu hadîs-i şerîfi “soykırım çağrısı” gibi algılayıp üzülmeleri yerine, hadiste haber verilen olayın sebebi olmama noktasında dikkatli ve uyanık davranmaya bakmaları herhalde daha isabetli bir tutum olacaktır. Bu hadîs-i şerîf’i birilerinin “doğru” kabul etmemesi ya da “Hz. Peygamber tarafından söylenmemiş” ilan etmesi, gerçeği değiştirmeye yetmez. Bu tür bireysel ve bilimsel dayanaktan yoksun beyanlardan rahatlama duymak, gerçek anlamda aldanmak demektir. Asıl sorumluluk, yeteri kadar araştırma yapmadan hadis-i şerif’e yalan ve uydurma nitelemesinde bulunanlara aittir.

Hadis-i şerîfin hadis ilmi nokta-i nazarından durumu ve mesajı bundan ibarettir. Yani hadis, bilgi ve belge niteliği açısından sağlamdır. Hatta İmam Buhârî’ye göre, bu ve benzeri haberler İslam’da nübüvvet/peygamberlik göstergelerindendir.19 Bundan sonra, bu nevi bilgi ve belgeleri kabul edip etmemek, kullanıp kullanmamak, birilerini üzmemek için hadisi reddedip etmemek ve tabiî tüm sorumluluğu yüklenip yüklenmemek şahısların bileceği bir iştir. Ne gazete sütunu ne de herhangi bir makam, böylesi bir bilgi ve belgeyi reddetmek için sebep olamaz, olmamalıdır. Hz. Ömer’in ifadesiyle söyleyecek olursak, “Biz, rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak Muhammed’den hoşnut ve râzıyız.”20

Dipnotlar:
1) Bk. Hüseyin Hatemi, “Yazgı mı, Yalan mı?”, Yeni Şafak, 30 Nisan 2006;
2) Buhârî, Cihâd 94, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 82. Ayrıca Müslim, Fiten 79-81. Rivayetler de aynı konudadır.
3) X1, 399;
4) Bk. II, 67, 131, 135, 149, 417, 530;
5) VIII, 183; Mubârekfûrî, Tuhfetü’l-ahvezî, VI, 21;
6) XV, 217 (Şuayb Arnaud neşri, Beyrut, 1993)
7) IX, 74 (Thk. Tarık b. Avdullah, Kahire 1415);
8) III, 478 (H.N. 4172);
9) Bk. Şerhu’s-sünne, XV, 37
10) S. 526 (Tahkik, Heyet, Daru’l-hayr neşri, 1990);
11) et-Tac, V, 335;
12) Bk. VII, 341-342;
13) H.H. Erdem, Riyazü’s-salihin ve Tercemesi, III, 331, hadis no: 1852, Ankara, 1995, Onbeşinci baskı;
14) Baskı yeri ve tarihi belli olmayan el-Advâu’l-Kur’aniyye adlı eserin (hayatı hakkında bilgi bulunmayan) müellifi es-Seyyid Sâlih Ebubekr dışında bu son makaleye kadar hiçbir kimse hadisin Kur’an’a aykırı olduğunu iddia etmemiştir. Bu zât da hadisteki taşın konuşması kısmına kendince itiraz etmekte olayın aslına yönelik herhangi bir eleştiride bulunmamaktadır. (S. 202, 204) Bu sebeple hadis şarihleri bu nokta üzerinde durmamışlardır. Biz anılan makalede belki en ciddi red gerekçesi olarak “Kur’an’a aykırılık” iddiasını gördüğümüz için bu noktaya işaret etmek ihtiyacını duyduk, bu sebeple de “bize göre” kaydını koyduk.;
15) Bu meal, aralarında İstanbul müftisi sayın M. Çağrıcı’nın da yer aldığı M.Ü. İlahiyat Fakültesi hocalarından oluşan bir heyetin hazırladığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayımladığı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli adlı eserden aynen alınmıştı.
16) el-Ankebut (29), 46.
17) Genelde müşeddit bir münekkit olarak tanınan rahmetli Nâsıruddin el-Albânî de hadisin herhangi bir rivayeti için “uydurma” iddiasında bulunmamış, sadece Müsned’deki bir rivayet (II,67) için “isnadı zayıf” demiştir.
18) Aslında bu durum, hadis üzerinde polemiğe sebep olan kitapçıkta mütercim tarafından Said Havva’dan yapılan nakillerle yansıtılmış bulunmaktadır.
19) Bk. Buhârî, Menâkıp 25.
20) Buhârî, İlim 26, Mevâkît 11; Daavât 34; Fiten 15; İ’tisâm 3; Müslim, İman 56; Salât 13; Sıyâm, 195-196; Fedâil, 134, 136, 127.

Altınoluk Dergisi (Haziran 2006 –  244. Sayı, Sayfa: 40)

İlginizi Çekebilir

Trump’ın Kudüs kararında Evanjeliklerin rolü / Prof. Dr. Özcan HIDIR

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve Amerikan Elçiliği’ni Kudüs’e taşıyacağını açıklaması, ABD’deki …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Bir Mîlat ve Üstdil Kurucu Düşünür Olarak Bediüzzaman

Medeniyet Buhranı, Bediüzzaman ve Dil’i: Bir Mîlat ve Üstdil Kurucu Düşünür Olarak Bediüzzaman Yazar: Yusuf …

Kapat