Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Ahlâkın Kaynağı ve İslam Ahlâkının Temel Nitelikleri

Ahlâkın Kaynağı ve İslam Ahlâkının Temel Nitelikleri

Bunu paylaşınız

Prof. Dr. Süleyman Uludağ

(…)

Ahlâkın Kaynağı

“Ahlakın Kaynağı Ahlakın kaynağı İlahîdir. Yani Hak Teâlâ insanı ahlak bilin cine ve niteliğine sahip bir varlık olarak yaratmıştır. İnsanların bütün fiilleri bu bilinç çerçevesinde değerlendirilir. Mesela, “şu davranış ahlak kurallarına uygundur”, “şu davranış ahlak kurallarına aykırıdır,” denir. Diğer hayvanlarda ve canlılarda ahlak bilinci bulunmadığından onların hareket ve fiilleri ahlâkî bakımdan değerlendirilmez. Şu halde ahlâk tıpkı akıl gibi insanın en temel özelliklerindendir.

İnsanı insan yapan ve varlıklar arasında seçkin bir konumda bulunmasını sağlayan ahlak ve ondan kaynaklanan insancıl davranışlardır.

İslam ahlakının temel kaynağı vahiy olduğunun delillerini şöylece sıralamak mümkündür:

1. Delil: Allah’ın Sıfat, isim ve fiilleri: Hak Teâlâ’nın zatına özgü olan sıfatların dışındaki sıfatları, isimleri ve fiilleri onunla kulları arasında müşterektir. Mesela Allah merhametli ve adaletlidir, kullarının da merhametli ve adaletli olmalarını ister; zalim ve acımasız olmalarını istemez. “Merhametli olan Allah, merhametlilere merhamet eder.” Allah âdildir, zalim değildir. Zulmü kendine de kullarına da haram kılmıştır.” Mümin, Allah Teâlâ’ya ait bu gibi vasıfları kendi vasıfları haline getirmeye çalışır. Buna “et-tahallûk bi ahlâkillâh”, yani” “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak denir. Böylece ahlakın kaynağı İlahî olur.

2. Delil: Yüce Allah, kullarının nasıl bir ahlaka sahip ol maları gerektiğini Kur’an’da bildirmiştir. Kur’an geniş ölçüde bir ahlak ve edep kitabıdır. Vahye dayanan bu ahlaka “Kur’an ahlakı” denir. Bu da İlahî bir ahlaktır.

3. Delil: Bizim için örnek olan Hz. Peygamberin ahlakı, Kur’an ahlakı idi. O, güzel ahlakı uygulamak için gönderilmişti. Kur’an ahlakı dediğimiz İlahî ahlakın somut örneği odur. Yüce Allah onu mükemmel bir ahlak üzere yaratmıştır.”

4. Delil: Hak Teâlâ insanları ahlak bilincine ve duygusuna sahip olarak yaratmıştır. Bu his ve bilinç insanda doğuştan var olduğundan ahlak fıtrî ve tabiî bir niteliktir. Vahiy ile bildirilen ahlakla insan doğasında var olan ahlak hissi birbirine uygundur, yekdiğerini destekler ve güçlendirir.

Müslümanların uymaları gereken Kur’an ahlakı Hz. Peygamber tarafından hem uygulanmış, hem de sözlü olarak açıklanmıştır. Bu sebeple Hz. Peygamber’in hayat ve ahlakla ilgili açıklamaları bizim için vazgeçilmez bir esastır.

Kur’an ahlakı ve Hz. Peygamber’in ahlakî şahsiyeti esas alınarak İslam ahlakı ulema tarafından akıl ve tecrübe çerçevesinde de yorumlanmış, açıklanmış, değerlendirilmiş, bunun neticesinde ahlak ilmi ve İslam ahlakı dediğimiz bir ilim dalı ortaya çıkmıştır.

Ahlakla İlgili Diğer Açıklamalar

Ahlak bütün bireylerin en temel niteliği ve bütün toplumla rın ortak değeri olduğundan bütün toplumlar ve medeniyetler bu konu üzerinde çalışmışlar ve kendilerine göre bir ahlak anlayışı geliştirmişlerdir. Bu arada özellikle hukema dediğimiz filozoflar, insan davranışlarını “etik” adı altında ahlak açısından tahlil etmişler, değerlendirmişler ve çeşitli ahlak sistemleri ortaya koymuşlardır. En iyi olanı veya mutluluğu veyahut zihinsel hazları esas alan ahlak anlayışları vardır. Zihinsel haz anlayışının bedensel hazlar anlayışına dönüşmesi neticesinde dine, akla ve insanlığa aykırı düşen, maddî zevklere ve keyfe düşkünlüğü esas alan bencil ve menfaatçi bir ahlak anlayışı ortaya çıkmış, zaman zaman da toplumları tehdit edecek kadar yaygınlaşmıştır. Ahlakî davranışlarda Yüce Allah’ın emirlerine uymayı, rızasına uygun davranmayı ve ahlak kurallarının ev rensel boyutunu gözetmeyi bir yana bırakan bu ahlak anlayışı, kişinin nefsinin arzularına uyması ve canının istediği şeyleri yapması anlamına gelir. İnsanın, ahlakî eylemlerde Allah’ın emrine, vicdanının sesine, akıl ve fikrin gereğine göre hareket etmesini, iradesine hâkim olmasını göz ardı eden bu tür bir ahlak anlayışı sadece İslam tarafından değil, sağduyulu herkes tarafından zararlı bulunur ve reddedilir. Çoğu zaman her şeyi mübah sayma da böyle bir ahlak anlayışının neticesidir. İslam’da ahlak-ı zemîme (yerilmiş ahlak) ve ahlak-ı seyyie (kötü ahlak) diye nitelenen ahlak da budur.”

“İslam Ahlâkının Temel Nitelikleri

İslam ahlakının kendine özgü birtakım nitelikleri vardır. Bu nitelikler, diğer ahlak sistemlerine göre onun farklı taraf larını oluşturur.

İslam’daki ahlakın temel kuralları Allah Teâlâ tarafından konulmuş. Hz. Peygamber tarafından ayrıntılı ve uygulamalı bir şekilde açıklanmıştır.

İslam’da ahlak kurallarına uymak hem dinin, hem de aklın ve vicdanın emirlerine uymanın gereğidir. Fakat bu noktada asıl olan Allah’ın emrine uymamız ve rızasını gözetmemiz, ona karşı sorumlu ve hesap vermek zorunda olduğumuz bilincini içimize yerleştirmemizdir. Bunun yanı sıra dinimiz, davranışlarımızda sağduyulu olmamızı ve vicdanımızın sesine kulak vermemizi de ister. Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurur:

“İyilik, içine yatan ve gönlünü tatmin eden hususlardır.”

“Başkaları hangi şekilde fetva verirlerse versinler sen fetvayı kalbinden iste.”

“İyilik, güzel ahlaktır.”

Bu hadislerde bahis konusu edilen kalp ve nefs, Kur’an’da kalb-i selim (sağduyu) şeklinde geçen” Selim kalp, kirlenmemiş, temiz vicdandır. Bu anlamda vicdan Allah’tan gelen ahlakî emirlerin bir seçeneği değil, onların bir parçasıdır, dinin ahlaka ilişkin hükümleri vicdanı da içerir. İnsanda yaratılıştan gelen bir ahlak duygusu ve bilinci vardır, dediğimiz zaman da bunu kastediyoruz.

Yüce Allah’ın emirlerine uymak ve rızasına uygun davran mak için ahlak kurallarına uygun hareket edilir, onun gazabına ve azabına uğramamak için yasakladığı davranışlardan kaçınılır. Bununla beraber Allah’ın koyduğu ahlakî hükümlere uymak sevap kazanmaya, yasakladığı işleri yapmak da günaha girmeye sebep olur. Sevap kazanan cennete, günaha giren de cehenneme girer. Bundan dolayı dinimizin koyduğu ahlak kurallarına uymak ahiretteki ebedi mutluluğa sebep olduğu gibi uymamak da ebedi bedbahtlığa sebep olur. İslam’daki ahlak kurallarına uymanın hem dünyevi, hem de uhrevî bir yaptırımı vardır. Bunun için diğer ahlak sistemlerinden daha etkilidir.

Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Doğruluktan ayrılmayan bir kişi nihayet dürüst olur. Yalancılık kötülüğe, kötülük de insanı cehenneme sürükler. Kişi yalancılık yapa yapa sonunda sahtekâr olur.”

Ahlak ile uhrevî sorumluluk arasındaki ilişki bu hadiste belirtilmiştir. İslam’da ahlak kurallarına uymak hususunda Allah sevgisi esas olmakla beraber Allah korkusu da önemlidir. Toplumun veya kolluk kuvvetlerinin denetleyemediği yerlerde ve zaman larda insanın kötülük yapmasına engel olan şey içindeki Allah korkusu, ahirette ona hesap vereceğine ve cezalandırılacağına dair olan inancıdır. “Hikmetin başı Allah korkusudur.”

“Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır,
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdán’ın
Ne irfanın kalır tesiri katiyen, ne vicdânın.”

(Mehmed Âkif Ersoy)

Tek başına fazla etkili olmayan vicdan, Allah korkusuyla birlikte olursa görevini tam olarak yapar.

İbadetlerde olduğu gibi, ahlak kurallarına uyma konusunda da niyet önemlidir. Amellerin değeri niyete göredir. Dünyevî bir yarar ve çıkar amacı güden fiillerin fazla ahlakî bir değeri olmaz. Allah Teâlâ emrettiği için ahlak kurallarına uyulursa bunun dinde bir değeri vardır. Ahirette sevap alma ümidiyle ahlak kurallarına uymak da değerlidir. Herhangi bir karşılık beklemeden ahlak kurallarına uymak insaniyetin bir gereği olduğundan önem taşır. Yüce Allah zerre kadar iyilik yapana mutlaka bunun karşılığını verir.

Bütün ahlak davranışlarının esası, ifrat ve tefritten, yani aşırılıktan kaçınmaya, itidal ve istikamet üzerine olmaya da yanır. Ahlakta orta ve dengeli yol, itidal ve istikamet yoludur, kişinin haddini bilmesi ve ahlak kurallarının çizdiği sınırı aşmaması da bu anlama gelir. İslam’da da ölçülü davranmak esastır. Fâtiha Suresindeki “Allah’ım, bizi doğru yola ilet!” ifadesinden maksat, inançta ve ibadette olduğu gibi ahlakta da orta yoldur. “İşlerin hayırlı olanları orta olanlarıdır.” Bu ifadedeki orta veya doğru yol’dan maksat makul, ölçülü ve dengeli olma hâlidir; bu da aşırılıklardan kaçınmayı gerektiren tutum ve davranışlardır.

Yüce Allah buyuruyor:
Onlar harcamalarında ne israf, ne de cimrilik ederler, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkân, 67)
“Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma!” (İsrâ’, 29)
“Yiyiniz, içiniz, ama israf etmeyiniz; şüphesiz ki Allah müsrifleri sevmez.” (A’raf, 31)

İhtiyaçtan az yemek tefrit, fazla yemek ifrat (israf), ihtiyaç miktarı yemek itidal, istikamet ve iktisattır. Yeterli ve dengeli beslenme ölçülü olmanın gereğidir. Fazilet, ruhî yetkinlik ve üstün ahlakî nitelikler anlamına gelir. Bu tür niteliklere haslet ve meziyet de denir. Genel olarak itidal çerçevesinde meydana gelen hayırlı ve iyi işler fazilet/erdem; ifrat ve tefritin sonucu olan kötü fiiller ise rezîlet (aşağılık) ve rezalet (maskaralık) kabul edilir. Ahlakî davranışlar bakımından itidal ve istikamet üzere olmak fazilet, ifrat ve tefritte olmak rezilettir.

İslam ahlakı, haram ve helal kavramlarıyla güçlendirilmiştir. İnsanları incitmek, kırmak, üzmek ve rahatsız etmek haram ve günahtır, onların haklarına saldırıdır. Oysa kul hakkı son derece Önemlidir. Ahlak dışı ve kötü davranışlar haram olan hususların başında gelir. Hiçbir haklı sebep yokken herhangi bir şekilde insanları inciten ve üzenler bunun hesabını ahirette Yüce Allah’ın huzurunda vereceklerdir.

Akla ve insan tabiatına uygun olduğundan İslam’daki ahlak kuralları ve anlayışı geniş ölçüde evrensel ahlak kurallarıyla” “Örtüşür, dolayısıyla evrenseldir. Kişinin kendisi için istemediği bir şeyi başkaları için de istememesi İslam’da temel ve genel bir kuraldır. Bir mümin, dindaşlarının hakları kadar gayr-i müslimlerin haklarına da saygı göstermek, herhangi bir şekilde onların hak ve menfaatlerine zarar vermemekle mükelleftir. Ahlakî davranışlarda müslim, gayr-i müslim ayrımı yapılmaz. Tıpkı bir Müslüman gibi bir gayr-i müslimin de can, mal ve mesken dokunulmazlığı vardır ve Müslüman buna riayet etmek zorundadır. Müslümanlar gibi gayr-i müslimler de bir Müslümandan zarar gelmeyeceğinden emin olmalıdırlar.”
(…)

Prof. Dr. Süleyman Uludağ, İslam’da Ahlak ve Ahlak Ekolleri, s. 18-24

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Işığın Geldiği Yer: Horasan ve Mâverâü’n-Nehir

Prof. Dr. Bekir KARLIĞA Eski Farsça’da “güneşin doğduğu” veya “ışığın geldiği” yer demek olan “Horasan” …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
Dünyevîleşmenin Üç Atlısı

Yazar: Dr. İhsan ŞENOCAK İblis’e aldananlar, dünyaya Cennet’ten düştüklerini, asıl vatanın da Cennet olduğunu idrak …

Kapat