Akılcı Ahlak Nedir?

Akılcı ahlak, araçsal akıl tarafından kurulan değerler sisteminin ürünü olan ahlaktır ki, bu ahlak sistemi insanın sadece maddi tarafını dikkate alarak onu bir makine olarak kabul etmekte ve dünyadaki menfaatlerine uygun bir değerler sistemi oluşturmaktadır. Söz konusu değerler sisteminde insanın manevi yönü yok sayıldığı için karşılıksız sevgi, karşılıksız yardımlaşma, konukseverlik, içten ve karşılıksız samimiyet, vefa, şefkat, merhamet gibi insanın ruhuna hitap eden değerler yoktur. Buna karşılık ekonomik çıkarları ayakta tutacak, insanın maddi yönünü besleyecek değerler özenle korunmaktadır. Örneğin iş ahlakı, işe zamanında başlayıp zamanında bitirmek, sistemli bir şekilde çalışmak, boş durmamak, iş ahlakını bozacak davranışlardan uzak durmak gibi ekonomik değerler vardır.

Örneğin bu ahlak sisteminde insanlar, biyolojik arzularına uymasa da kendi hayatlarında ağır ilkeler koyarak davranışlarını ekonomik yapıya uygun bir şekilde düzenleyebilmektedir.

Akılcı ahlakın kurucularından olan Alman Filozof Kant, bu ahlaka sistemine insan hayatının matematiksel hesaplarla sistematize edilmesi anlamına gelen “ödev ahlakı” adını vermiştir. Kant, akılcı ahlakın oluşabilmesi için iki temel şart koşmaktadır. Bunlardan birincisi, insanın eylemlerinde tamamen özgür olması, eylemlerini dışarıdan bir zorlama olmadan kendiliğinden yapabilmesi, ikincisi ise hayatına özgürce kural koyabilmesidir. Bu anlamda özgür insan, özgür iradesi ile hayatına kural koyabilen insandır.

Bu açıdan bakıldığında özgür insan, biyolojik arzularına uymasa da her gün erkenden belli bir saatte kalkabilen, bunu da sürekli ve sistematik bir yapıda sürdürebilen insandır. Bunun yanında özgür insan, nefsi kısa yoldan zengin olmak istese de işini sağlam yapan ve zamanında başlayıp zamanında bitiren insandır. İşte bu ve bunun gibi davranışlar, bütün insanlar için model davranışlardır. Nitekim Kant der ki “öyle davran ki, davranışın bütün insanlar için örnek davranış olsun”. Akılcı ahlak sistemi ahlaki değerleri, belli bir toplumun menfaatlerine göre ayarlamakta, toplumun sınırlarının bittiği yerde hükmünü kaybetmektedir.

Akılcı ahlak, daha çok Avrupa’da Rönesans’la birlikte başlayan modern dönemde kurulmuş, felsefî temelli bir ahlaktır. Bu ahlakı içselleştiren insanlar, yeri geldiğinde yaşadıkları toplumun çıkarlarını bireysel çıkarlarının üzerinde tutabilmekte, toplumsal çıkarların zedeleneceği yerde bireysel çıkarlarından belli ölçülerde vazgeçebilmektedirler. Örneğin, akılcı ahlak sahibi bir ınsan ince bir mantık örgüsüyle, trafık kurallarını ihlal etmenin, torpil yapmanın, rüşvet vermenin, sahtekarlık yapmanın, kamu malına zarar vermenin, “vatan hainliği” olduğunu bilir. Çünkü aklını kullanabilen insan, olayların gidişatına baktığında, nihayetinde bir toplumsal kural olan trafık kurallarını çiğneyen birinin bir yerde ülkenin kurallarını da hiçe sayacağını öngörebilir.

Mantık ilmindeki zincirleme kıyasa örnek olarak verilen “atın nalının çivisini kurtarmanın bir milleti kurtarmakla ilişkisi”, Batı toplumlarındaki akılcı ahlak için açıklayıcı bir örnek olabilir. Söz konusu kıyasta çivi-millet ilişkisi şöyle kurulur: “Bir çivi, bir nal kurtarır. Bir nal, bir at kurtarır. Bir at, bir komutanı kurtarır. Bir komutan, bir orduyu kurtarır. Bir ordu, bir milleti kurtarır. Sonuç: O halde bir çivi, bir milleti kurtarır.”

Bu örnekte olduğu gibi, akıl, birbirlerine uzak olsa da iki durum arasında rasyonel bir ilişki kurarak doğru bir hareketin yapıcılığını, yanlış bir hareketin de yıkıcılığını zincirleme olarak ortaya koyabilir. Örneğin, bu şekilde “Kırmızı ışıkta geçmek, vatan hainliğidir” şeklinde bir çıkarımda bulunmak mümkündür. Bu şekilde bir zincirleme kıyas şöyle kurulabilir: “Kırmızı ışıkta geçmek, bir şehrin trafık kurallarını ihlal etmektir.” “Bir şehrin trafık kurallarını ihlal etmek, o şehri yöneten diğer kuralları da ihlal etmektir.” “Bir şehrin kurallarını ihlal etmek, ülkenin kurallarını ihlal etmektir.” “Ülkenin kurallarını ihlal etmek, vatana ihanet etmektir.” Sonuç: “O halde kımızı ışıkta geçmek, vatana ihanettir.”

Olaylar arasında bu şekilde rasyonel ilişkiler kurmak, kuşkusuz toplumsal hayatta ortaya çıkabilecek olan kötü sonuçları daha başlama noktasında iken önleyebilme imkanı vermektedir. Ancak rasyonel ahlak sisteminde ahlaki erdemler, toplumların çıkarlarının bittiği yerde bittiği için başka yerlerde bunun tam zıddı bir durum da olabilir. Çünkü günümüzde de bir çok batılı ülkede geçerli olan rasyonel ahlakın kurucusu işlevsel akıldır. İşlevsel akıl, tilkice bir zeka olarak her zaman çıkar hesapları yapmakta, çıkarı olmadığı yerlerde yıkıcı tezgahlar kurabilmektedir.

Örneğin rasyonel ahlak kurucuları, çıkarlarının olduğu yerlerde kötü sonuçlara neden olabilecek en ufak bir kıvılcımı bile parlamadan söndürürken, çıkarlarının olmadığı yerde bu kıvılcımı Özellikle parlatabilir ve bir alev topuna dönüştürebilierler. Günümüz dünyasının sömürgeci güçleri, sömürmek istedikleri tolumlarda özellikle kapanmış yaralan kaşımakta, küllenmiş alevleri parlatmakta oldukça mahirdirler. Büyük oranda Müslüman toplumların yaşadığı Ortadoğu coğrafyasındaki tertipler bunun en açık örnekleridir.

Akılcı ahlakın temelini oluşturan bu tavır, kuşkusuz bireysel ilişkilerde de geçerlidir. Bu tavır sahipleri, herhangi bir sorunla karşılaştıklarında hemen tepki vermezler. Belli bir müddet düşünür, muhataplarına karşı yapabileceklerini ölçer biçer, ondan sonra karşılıklı verirler. Örneğin akılcı tavır sahibi bir insan, kendisine hakaret eden birisine o anda cevap vermez. Ancak uygun bir zamanı dikkatli bir şekilde kollar, şartlar müsait olduğunda muarızlarına fazlasıyla karşılık verir.

Böylesi tepkilerde görünürde kavga ya da kargaşa yoktur. Ancak insanlar arasında içten pazarlıklı ve gizli bir şekilde yürüyen yaman bir düşmanlık ağı örülmektedir. Hesabını etraflı bir şekilde ve derinden yapamayanlar, bu ağa yem olur ve dramatik bir şekilde kaybederler. Hesabını gizlice ve etraflı bir şekilde yapanlar ise hem menfaat ağlarını oluştururlar ham de muhataplarını bu ağa düşürerek kolayca harcayabilirler.

Akılcı ahlak, belli bir ırkın menfaatlerini temel aldığı, ahlaki sorumluluğun sınırını ülke sınırlan ile eşdeğer kabul ettiği için uzun vadede ırkçılığı körükleyen ve evrensel sorunlara gebe olan bir ahlaktır. Nitekim günümüzde yaşadığımız küresel ahlaksızlıkların, çifte standartların, etnik şiddetin temelinde de bu ahlak vardır.

Akılcı ahlakı inşa edip varlığını sürdürmesini sağlayan Batı ülkeleri, kargaşayı, savaşı, açlığı, cehaleti, tembelliği, yalan ve hileyi kendi ülkelerinden, “öteki” olarak adlandırdıkları toplumlara ihraç etmişlerdir. Avrupa’nın sokakları temiz, bitki örtüsü yeşil, ormanlan gür olsun diye Afrika’nın toprakları çoraklaştırılmış, balta girmemiş ormanları yok edilmiştir.

İnsanın manevi yönünü ihmal eden, onu ruhu alınmış bir makine olarak kabul eden akılcı ahlak sisteminde ahlakî değerler, toplumların sınırlarının ötesinde geçerliliğini kaybeder ve ihlal edilebilirler. Örneğin yerel ölçekte işlevi adalet, hak, hukuk gibi erdemler olan akılcı ahlak, evrensel ölçekte ihlal edilebilir.

Batılı toplumlar sahip oldukları bu ahlak sistemi ile genelde Doğu toplumlarını, özelde İslam dünyasını iç çekişmelerini körükleyerek bölmüş parçalamış ve birbirine düşürmüşler; nihayetinde bu toplumlarda ne sistem ne de istikrar bırakmışlardır. Akılcı ahlak sahipleri bir bankacı gibi, daha fazla sömürebilmek için sömürdükleri toplumları, harcadığının ölçüsünü bilmeyen “batılı müşteriler” haline getirmişlerdir. Batık müşterinin banka borcundan kurtulamayıp bankaya bağımlı hale geldiği gibi, sömürülen toplumlar da sömürgeci ülkelere bağımlı hale gelmişlerdir.Akılcı ahlak sistemini kendi ülkelerinde sıkıca uygulayan sömürgeci devletler, sömürecekleri toplumun akletme melekelerini dumura uğratarak değerler sisteminin çökertmiş, bilimsel zihniyeti ve bilimi yok etmişler; onları ilimde, kültürde, siyasette, ekonomide ve yönetimde kendilerine bağımlı hale getirmişlerdir.

Kanaatimizce hem modern dünyayı düştüğü bu ahlaki değer krizinden kurtarabilecek, hem de sömürülen toplumları kendi ayakları üzerinde tutabilecek değerler sistemi, ahlaki erdemleri bütün insanlık için geçerli olan ortak değerler olarak kabul eden “Evrensel Islam Ahlakı”dır.

Hasan Ayık – Ahlak Sorunumuz, syf.37-42

10Mehmet Emin Erişirgil, Kant ve Felsefesi, İnsan Yay, İstanbul 1997. s. 209.

ilimcephesi.com

İlginizi Çekebilir

Hz. Peygamber’in Çiçeği ve Koparılması: Hz. Hüseyin ve Kerbelâ

Hz.  Peygamber’in Çiçeği ve Koparılması: Hz. Hüseyin ve Kerbela / Doç Dr. İlyas Üzüm Hz. Peygamber, ilahî …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
Peygamberler Tarihi – 3: Hz. İdris (as)

Kur’an’da Adı Geçen Peygamberler ve Hayatları Hz. İdris Peygamber(as) Kur’ân-ı Kerim’de ismi geçen peygamberlerdendir. Şit …

Kapat