Ana Sayfa / Yazarlar / Alışkanlığı mizaçla savunmak

Alışkanlığı mizaçla savunmak

“Ben böyleyim, ne yapayım?”

Alışkanlığı mizaçla savunmak

Şu hayat yolculuğunda pek çok şeyle kuşanırız. Yolculuk ilerledikçe de geçmişteki bizden farklı bir biz oluveririz. Takdir buyrulan ömrün her safhasından, birtakım alışkanlıklar, korkular, duyarlılıklar, önyargılar, refleksler, tecrübeler vs. edinerek çıkarız. Ve sonra da bunları bugünümüze taşıyıp, bugünkü davranış ve tercihlerimizin şekillenmesinde pay sahibi olmalarını sağlarız..

Ama hayat serüvenimizde edindiğimiz bu ‘özelliklerin’ hepsi de olumlu ve güzel değil, dahası bunların pek çoğu birer özellik de değildir aslında!

Bazen alışkanlık, bazen tembellik, bazen bencillik, bazen de boş vermişlik ya da vurdumduymazlık şeklinde uzayıp gidecek bir listenin maddeleri, bize kendilerini “kişisel özellik” veya “mizaç” gibi başlıklarla kabul ettirmeye çalışırlar hep. Ve maalesef bunda çoğu zaman da başarılı olurlar.

Öyle ki, “evet bu iyi bir yön değil ama ben böyleyim işte, ne yapayım?!”, “benim huyum böyle”, “şöyle de bir özelliğim var..” gibi cümlelerle, aslında çoğu faydasız birer alışkanlıktan veya takıntıdan ibaret olan kimi davranışlarımızı, yanlış olduklarını da bilerek -ve bunu itiraf edince onları yapmaya devam edebileceğimizi zannederek- yapmaya devam ederiz. Veya diğer bir ifadeyle, bu türden aldatıcı mazeretlerle mevzuyu geçiştirip, benzer şartlarda aynı davranışları sergileme yoluna gideriz.

Oysa lüzumsuz bir alışkanlığımızı sadece fark etmek, yani fark edip de bunu değiştirmeye asla kalkışmamak; şurası kesin ki, iyi ve olgun bir kişiliğin hele hele inanan bir insanın bariz özelliklerinden biri olamaz. Zira mizaç başka, alışkanlıklar başkadır. Örneğin bir hatamızın ardından kolayca özür dileyememenin kaynağı illa da utangaç bir mizaca sahip olmak değildir her zaman. Aksine, perde gerisinde “kul hakkına önem vermemek” ve “kalınlaşmış gurur” gibi alarm lambaları yanıp sönmektedir belki de.. Ya da bizden beklenen fedakarlıklardan kaçınmakta ‘biraz üşengeçlik’ yerine, iplerini salıverdiğimiz nefsimizin kendiciliği söz konusudur tam olarak.

Hal böyleyken, iç alemimizden veya çevremizden şikayet konusu olmuş yönlerimizi bize fark ettiren hikmeti, sanırım iyi düşünmemiz gerekiyor. Ve düşünüp ‘bir şeyler yapmamız’ bir de..

Diğer türlü, öylesi alışkanlıklarımızı umursamadığımız sürece, “bunun farkında olduğun halde ‘ben böyleyim’ deyip değiştirmeye çalışmıyorsan, demek ki çevreni umursamıyor, bu şeyi bilerek yapıyorsun; sen ….. birisin o halde!” gibi haklı cümleler duyacağız demektir.

Hele bunu zaten duyuyorsak, ‘birazcık çabanın’ vakti gelmiş de geçiyor demektir!

Yazar : Mustafa H. KURT

Mustafa H. Kurt: 1974 yılında Gaziantep'te doğdu. Cumhuriyet Lisesi (1992) ve Gaziantep Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldu (2000). Türkiye’de ve Almanya’da eğitimcilik yanında farklı iş kollarında çalıştı. Yazarımız, kastamonur.com yanında hâlihazırda çeşitli dergi ve haber sitelerinde yazıyor.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Ayrılıkları gayrılık kılarken…

Müminler arasında her an fırsat kollayan dehşetli ve sinsi bir tehlikeye: “Nazari ve içtihadi meselelerdeki …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – VII

Matematik Cambridge fizikçisi John Polkighorne da “Matematik, fiziksel evrenin kilidini açan soyut anahtardır” der. (Matematik …

Kapat