Ana Sayfa / HABERLER & Yorumlar / Aliya Hangi Müslüman Tipine Karşıydı?

Aliya Hangi Müslüman Tipine Karşıydı?

Vefatının 14. yılında, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’i rahmetle anıyoruz.

‘İslam Deklarasyonu” kitabındaki ‘Hedefimiz: Müslümanların İslamlaşması’ ifadesiyle, Aliya İzzetbegoviç’in, Müslümanların niteliklerinin ne olması gerektiğine dikkat çekmesinin yanında, Müslümanların ne kadar Müslüman olduklarını da sorgulamalarını, bir muhasebe yapmalarını istediğini anlarız.

Ahmet Serin yazdı.

İslam’ın inişinden yaklaşık yüz yıl sonra tüm dünyanın kaderini değiştiren bir medeniyet kuran Müslümanlar, günümüzde yeni bir medeniyet inşasının hazırlıklarına başladılar gibi. Dünyanın hemen her tarafında, dünyanın önümüzdeki dönemde alacağa şekle ilişkin tartışmalar yapılıyor Müslümanlar tarafından; bu tartışmaların hemen hepsinden de “Bu kadar miskinlik yeter, silkinmenin zamanıdır artık!” kararları çıkıyor: Mısır’daki gelişmeler, Sudan’daki gelişmeler hep bunun sancıları…  

Durdurulup yıkılan medeniyet

İslam medeniyetini önce durduran ve sonra yıkan Batı da bunun farkında. Batı, bu yeni kıyamı mümkünse başlamadan durdurmak için çoktan harekete geçti bilindiği üzere. Batı, bu harekete geçişin fikri temellerini Francis Fukuyama ve Samuel Huntington’ın o meşum makaleleriyle oluşturmuştu bilindiği gibi. O günden bugüne referansını bu makalelerden alan Batı, yeniden ihya edilecek bir İslam medeniyetini durdurmak ve mümkünse sonsuza kadar yok etmek için hamle üstüne hamle yapıyor. Dünyanın kalbi olan Ortadoğu’da olan olayları da, içinde milyonlarca Müslüman nüfusu barındıran Rusya’da olan olayları da, dünyadaki dengeleri sarsma potansiyeli taşıyan Ortadoğu’daki olayları da bu gözle okumak mümkün.

Tarih bizi zorluyor

Tarihin yeni bir medeniyet inşa etme noktasına sürüklediği Müslümanların dış sorunları az çok biliniyor. Bilinmesinin sebebi, karşı tarafın yani “düşman”ın belli olmasından kaynaklanıyor. Ama iş iç sorunlara gelince karmaşa başlıyor çünkü aynı kaynakları refere eden insanların, bazen birbirine savaş açma raddesine gelme pahasına farklı cephelere sürüklendiğine şahit oluyoruz. Günümüz Müslümanlarını en çok tehdit eden mezhep savaşları da böyle bir iç sorun değil mi zaten?

Müslümanlara bakılıp Müslüman olunur mu?

Aliya İzzetbegoviç’in “İslam güzel de Müslümanlar bunun neresinde?” sözü ile Yusuf İslam’ın “Müslümanları görseydim Müslüman olmazdım, iyi ki İslam’ı Kur’an’dan öğrenmişim.” cümleleri de bu sorunun yakıcı cephelerini oluşturuyor. Kabul etmeli ki Müslümanların bir nitelik sorunu var. Bu sorun, İslam’a ve Müslümanların niteliğine kafa yoran düşünürlerimizin gündeminde hep. Sezai Karakoç’a “İslam’ın Dirilişi”ni yazdırtan da bu değil mi?

İslam Deklarasyonu, bir rota çiziyor

İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç’in 1969’da kaleme alıp 1970 yılında yayımlattığı kitabının adı. Kitabın muhatapları Müslümanlar, yani biziz. Zaten Aliya da bunu, “Bugün kamuoyuna sunduğumuz bildiri, yabancılara ve şüphe içinde olanlara, İslam’ın şu veya bu sistemin, şu veya bu düşünce grubunun üzerindeki üstünlüğünü ispatlayacak bir metin değildir. Bildiri, hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve nereye ait olduklarını bilen Müslümanlara yöneliktir.” (s.16) cümleleriyle açık ve net olarak söylemektedir.

Fide Yayınları’nın otuzuncu kitabı olan yüz iki sayfalık kitap, üç ana bölümden oluşuyor. Kitabı çeviren, Dr. Rahman Ademi.

Üç ana bölümün adları bile bize sorunlarımızın ne olduğunu bildiriyor: I. Müslüman Halkların Geri Kalmışlığı, II. Islami Düzen, lll. Islami Düzenin Bugünkü Sorunları… Ülkemizde de çok sevilen, ‘bilgeliği’ durmadan vurgulanan Aliya’nın bilge olmasının sırrı biraz da bu kitapta saklı çünkü. Aliya için “Bilge’ diyoruz ama onu bilge yapan nedir, ona kafa yormuyor gibiyiz. Yine şekildeyiz ve yine içerikten uzağız, sloganların baştan çıkarıcılığına teslimiz.

Müslümanlar İslamlaşmalı

Kitaba göz atanların ilk karşılaşacağı ifade, sarsıcı bir ifade aslında. Bu ifade, “Hedefimiz: Müslümanların İslamlaşması” şeklinde formüle edilmiş. Üzerinde biraz durup düşünüldüğünde, bu ifadeyle Aliya’nın, Müslümanların niteliklerinin ne olması gerektiğine dikkat çekmesinin yanında, Müslümanların ne kadar Müslüman olduklarını da sorgulamalarını, bir muhasebe yapmalarını istediğini anlarız.

Pekâlâ, aslında ne tip bir Müslümanı eleştirmekte ve bunu ikame etmek için nasıl bir Müslüman profili öngörmektedir Aliya?

Ne muhafazakar ne de modernist

Zaten bunun yanıtını vermek için yazılmış bir metin aslında İslam Deklarasyonu. Aliya, iki tip Müslüman’a ve bu Müslümanların temsil ettiği değerlere şiddetle karşıdır. Üstelik de bu iki tip Müslüman’ın birbirine karşı konumlanmış görünmelerine rağmen nasıl bir ortak paydada buluştuklarını da çarpıcı bir biçimde ifade eder. Aliya’nın karşı çıktığı Müslümanlar, sadece Müslüman sıfatıyla yetinmeyip bu sıfatın başına ayrıca “Muhafazakar” veya “Modernist” sıfatlarını da ekleyenlerdir. Aliya’nın bu iki Müslüman tipini reddedişinin en kuvvetli gerekçesi de, onların İslami yenilenme fikrine karşı çıkarak zımnen de olsa İslam’ın dinamizmini ve her çağda kendini yeniden inşa etme özelliğini dondurmak istemeleridir.

Aliya, “Muhafazakar”ların İslam’ı geçmişe çektiklerini, “Modernist”lerin ise ona yabancı bir gelecek hazırladıklarını söylemektedir. Kabul edilmelidir ki her iki hal sonucunda ortaya çıkan şey, İslam gibi görünse de ya dondurulmuş ya da ihraç edilmiş bir İslam olacaktır. Bu ise aklıselim insanların kabul edebileceği bir şey değildir. Çünkü İslam, kendi dinamikleriyle yenilenen mucizevi bir dindir. Aliya da bunun farkında olarak bunu “İnsanın varlığı ve görevi hakkındaki temel gerçeklerinin tekrarlanması manasına geliyorsa da, İslam’ın bir şey hakkındaki yaklaşımı tamamen yenidir. Din ve ilmin, ahlak ve siyasetin, emel (ideal) ve çıkarların ittifakının sağlanmasındaki talebidir. Zahiri ve Batıni dünyanın varlığını tanıyarak İslam, bu iki dünya arasında bulunan uçurumun köprü vazifesini, insanın yaptığını göstermektedir. Bu ittifak ve birlik olmadan religion geriliğe (her türlü verimli hayatın reddedilmesi), ilim ise ateizme doğru çekmektedir.” (s 21-22) cümleleriyle net olarak ifade ederken, bir Müslümanın durması gereken yeri de ifade etmektedir: Müslüman, yani kâmil anlamda insan, zahir ve batın arasında köprü olandır. Aliya’nın dediği şey, aslında kadim bilgelerimizin “Tek kanadı olan kuş uçamaz. Müslüman da bir kanadı dünya ilmi, diğer kanadı ahiret ilmi olan kuş gibidir.” cümleleriyle anlattığı şeydir.

Aliya, sadece bu tespitleri yapıp eleştirilerini sıralamaz İslam Deklarasyonu’nda. Kitabın ilerleyen sayfalarında, Müslümanların İslamlaşmalarının nasıl olacağını da anlatır ayrıntılı bir şekilde. Eleştiriyi yapıp çekilmez yani, bir reçete de sunar. Bu reçetenin ne olduğu da, kitabın sayfalarında var. Onu arayıp bulmak da kalbinde sancısı olanlara düşmüş artık.

Dünyabizim.com

İlginizi Çekebilir

Ortadoğu’yu sarsan fay hattı: Suudi Arabistan

SÜLEYMAN ŞAHİN 2005 yılında her bölümü birer saatten 5 bölümlük Fehd belgeseliyle Kral Fehd’i, iki …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Peygamber imajları; Âyetü’l-Kübra / Prof. Dr. Himmet UÇ

Risale-i Nur'da peygamberimizi anlatan cümlelerden biri, O nun en büyük ayet olduğudur. Ayetler ikiye ayrılır; …

Kapat