Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Seçme Yazılar / Aşura bir muhallebi yeme bayramı değil!

Aşura bir muhallebi yeme bayramı değil!

Dünya Bizim sitesinden Muaz Ergü’nün yazısı:

Her şeyi sulandıran, anlamından, bağlamından koparan modern zamanlar, aşura gününü de bir tüketim nesnesine indirgeme gayretinde..

… Muharrem ayının on’ u. Günlerden Aşura. “Büyük Kefaret Günü”… Günlerden bir gün, takvimlerden yırtılıp atılan bir yaprak değil o gün. Kimileyin insanlığın yükseliş destanına, kimileyin de derin trajedimize tanıklık eden bir gün.

İnsanoğlunun yeryüzü serüveninde en sevindirici ve en kahredici vakalar Aşura Günü vuku bulmuş. Âdem Baba’mızın tövbesi o gün kabul görmüş Yüce Divan’da. İbrahim’e (a.s) ateşi gül eylemiş Mevla. Yakub’un gözlerini kör eyleyen ayrılık o gün son bulmuş. Eyyub’un sabrı o gün karşılık bulmuş. Kardeşimiz, dostumuz Nasıralı İsa Nebi o gün doğmuş. Rahman ve rahim olanın inayeti, teveccühü… İnsanın yüce ruhu o gün şahlanmış.

Kerbelâ zulme, güce, iktidara başkaldırının, cesaretin zirvesidir

İnsanın o yüce ruhuna galebe çalan, balçık yanının, bütün kötücüllüğünün geminden boşanmış bir kısrak gibi dörtnal koştuğu nefsinin ve hırsının esiri olduğu “Kerbela Faciası” da o gün gerçekleşmiş. Hatemü’l Enbiya Muhammed’ül Emin’in emanetleri, sevgili torunları, Ehli Beyt’in mazlumları Yezit’in iktidar hırsına, makam sevdasına Kerbela’da kurban verilmiş. Hüseyn, Büyük Kurban… İnsanlığın haysiyeti, özgürlüğü uğruna adanmış büyük adak. Hani Peygamberle Şahı “Hasan ve Hüseyn, benim dünyada kokladığım iki çiçeğimdir.” demişti. İşte o çiçeklerden biri Hüseyn, Kebela’da günlerce susuz bırakılarak solduruldu ve solgun bedenine yüzlerce ok ve kılıç darbesi saplanarak şehit edildi.

Kerbela. Büyük trajedi. Ne dersek diyelim, neresinden bakarsak bakalım yakıcı bir durum. Yürekleri pareleyen… Aklın ve vicdanın ne yapacağını bilemeyeceği bir şey. Burası bize insanın iktidar için, güç için nasıl çılgınlaşacağını göstermiştir. Güç için, güç uğruna kitlelerin hakikatin yanında değil, güçlünün yanında yer alacaklarını bir kez daha gösteren bir örnekliktir. Kufeliler, Hz. Hüseyn’i önce davet ettiler, yanındayız dediler, sonra da Yezit’in yanında Ehli Beyt’e kılıç salladılar. Ve Hz. Hüseyn için ilk ağlayanlar da bunlardı.

Kerbela zulme, güce, iktidara başkaldırının, cesaretin zirvesidir. Hz. Hüseyn Kufe’ye giderek bize direnişin yüceliğini gösterdi. O, risk almaktan kaçınmayan fıtratıyla her şart ve zeminde zalimden hesap sorulabileceğini gösterdi. İnce siyasi manevralarla, gizli mutabakatlarla, el altından anlaşmalarla konumunu meşrulaştıracak, statükoyla ortak olacak bir yolu izlemedi. Bu mirası iyi anlamak gerekir.

Kerbela, insanlığın sınırlarının bilinmesi açısından önemlidir

Muharremin onu. Aşura günü… Her şeyi sulandıran, anlamından, bağlamından koparan modern zamanlar, aşura gününü de bir tüketim nesnesine indirgeme gayretinde. Bol bol aşura tatlısı yaparak, yaptırarak pazarlama niyetinde. Sanki o gün, içinde çok derin manalar barındırmayan, büyük sevinçlere, yakıcı üzüntülere sahip olmayan bir şeymiş gibi. Adeta o günün manasıyla günümüz insanını bir araya getirmemek söz konusu. Aşura ya aşırı duygulanımlarla ya da tamamen mekanik bir yeme içme havası içinde değerlendiriliyor. Kendi gerçekliğinden kopartılarak, yeniden yorumlama söz konusu. O gün meydana gelen ve insanoğlu için çok önemli, elzem olaylar hatırlanmamaya çalışılıyor.

Aşura günü, ne folklorik bir öğe ne de tatlı yapılıp dağıtılacak bir gün. Tarihin ve talihin derinliklerinde yoğun bir tefekküre dalmanın günüdür. Kerbelâ, insanlığın sınırlarının bilinmesi açısından önemlidir. İnsanlığın bitmişliğini göstermesi noktasında… Ahsen-i takvimle esfel-i sâfilin arasında salınıp duran insanın yapıp ettikleriyle nasıl esfel-i safilin kuyusuna yuvarlanacağını görmek bağlamında üzerinde durulması gerekir.

Aşura günü insanın yalnızca sevinçten, varlıktan, vuslattan ibaret olmadığını gösterir. Üzüntünün, hüznün, mâtemin vazgeçilmez bir insanilik olduğunu hatırlatır. Kerbelâ matemi, Hüseyn’in şehadeti…

Tarihteki her olay yaşanıp bitmiş bir olay değildir. Bazıları bütün canlılığıyla yaşar, hayatiyetini korur. Kerbela Faciası da böyledir. Bunca geçen zamana rağmen halen diridir. Çünkü orada kurucu bir felsefe vardır. Hüseyn’in başkaldırısı bir kurucu felsefenin sonucudur. Bu noktayı çok iyi düşünmek lazımdır.

Aşura bir muhallebi yeme bayramı değildir!..

İlginizi Çekebilir

Trablusşam: İkinci Evimiz

Yazar: Yasemin Dutoğlu 400 yıl boyunca Trablusşam’da adaletle hükmetmiş olan Osmanlı’nın hatırı hâlâ saygınlığını koruyor. Anadolu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Seçme Yazılar
12 yıllık zorunlu eğitimden artık vazgeçelim

Yazar: İbrahim Halil Er Devlet eğitimde zorlayıcı değil yönlendirici olsun. 12 yıllık kesintisiz eğitim projesi …

Kapat