Ana Sayfa / Yazarlar / Ayasofya Câmi Olacak

Ayasofya Câmi Olacak

Bunu paylaşınız

Sağduyu hâkim geldi ve Ayasofya’nın yeniden camii olarak açılacağı bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açıklandı. Yıllardır bu konuda vermiş olduğumuz emek nihayet karşılık gördü. Rabbime şükürler olsun.

Eğer bu karar verilmese idi yerel seçimlerde çok büyük bir yenilgi söz konusu olabilirdi. Zira diğer partiler birleşerek hükümete karşı güç birliği yapmış durumdalar. Ekonomik durumun çok iyi olmaması Cumhur İttifakının en büyük sıkıntısıdır.

Biz seçimi politikayı bir kenara bırakalım. Ayasofya neden önemlidir? Bu konu üzerinde tekrar durmakta yarar vardır.

Ayasofya Camii, İstanbul’un fethinin sembolüdür. 500 Yıldan fazla Halifeliğe başkentlik yapmıştır. İstanbul’un İslam beldesi olduğunun en büyük delillerinden bir tanesidir.

Ayasofya aynı zamanda ecdad yadigarıdır. İstanbul’un Hıristiyanlardan İslâmiyet’e devir ve tesliminin bir abidesidir. Kıyamete kadar Allah’ın izni ile camii olarak kalacak ve bu vatanın özellikle de İstanbul’un İslam aleminin merkezi olduğunu tüm dünyaya gösterecektir.

Ayasofya’nın mimarisi dahi önemlidir. Tevhide işaret olmuştur. Tek kubbeli yapısı ile İslam ve Osmanlı mimarisine örnek olmuş, Allah’ın tek ve bir olduğunu bu şekli ile görüntüsü ile ifade etmektedir.

Hıristiyanlığın teslis yani üçlü tanrı inancı İslam’ın tevhid akidesi karşısında devamlı olarak gerilemiştir. Bugün Hıristiyanlar çoklukla Müslüman oluyorsa bunun en önemli sebebi; tanrı olarak kabul ettikleri şeylerin birbirleri ile çatışacağı düşüncesidir. Kuran’da bu durum: “Eğer Allah’tan başka ilahlar olsaydı dünya fesada girerdi” ayeti ile izah edilmiştir.

Ayasofya’nın müze yerine aslî vazifesi olan ibadet mekânı olması bütün inanç sahiplerinin ortak dileğidir. Hatta buna taraftar olacak önemli bir Hıristiyan kesim dahi mevcuttur.

Eğer Türkiye Cumhuriyeti olarak bağımsız ve egemen bir devlet olduğumuzu iddia ediyorsak, Ayasofya’yı 500 yıllık eski haline dönüştürmek zorundayız. Aksi takdirde ne halkımıza ne de dünyaya karşı bunu ispatlayamayız. Çünkü Batılı güçlerin dayatması ile hem hilafet kaldırılmış hem de Ayasofya puthaneye çevrilmiştir. Bunu aklı başında hiçbir Müslüman’ın kabul etmesi ve sindirmesi düşünülemez.

Erdoğan’ın gündeme getirdiği Ayasofya’nın cami-müze olarak birlikte kullanılması geç olarak alınmış bir karar olsa da bazı mahsurları bulunmaktadır. Bunlara da bir parça değinmek gerekiyor:

Öncelikle yukarıda mimariden yola çıkarak arz ettiğimiz üzere İslam dininin temel taşı olan tevhid akidesi buna manidir. Nasıl ki Sultanahmet Camiine saygı ve tesettüre bürünerek turistler girebiliyorlar aynı şekilde bir ibadet mahalli olan Ayasofya camiine de bu şekilde girilmelidir.

Tevhid inancında “Allah’tan başka hiç bir şeye ve kişiye hakikî tesir edici bir kuvvet ve kudsiyet verilemez”. Müslümanlar bunu ibadet ederken “Lailahe İllallah” tevhid kelimesi ile ile dile getirmektedirler. Halbuki Ayasofya içindeki heykel ve resimler, ibadet edilme vasıfları olmasa da, bu yönüyle tevhid ilkesine tamamen ters düşmektedir.

Bu nedenle cami-müze birlikteliği, makul bir çözüm değildir. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir cami yoktur ve kabul edilemez. Dolayısıyla Ayasofya, “puthane” vasfından tamamen kurtarılmalı ve putlardan temizlenmelidir. Fethin sembolü bu camii, eskiden olduğu şekline çevrilmelidir. Zira bu kutsal mekân Fatih Sultan Mehmet Han’ın bize emanetidir. İslâmiyet’in ve milletimizin şeref, haysiyet ve izzeti, buna bağlıdır.

Ayrıca müze olarak birlikte kullanılması halkımız ve İslam toplumları nazarında İslâmiyet’e ihanetin ve Batı dünyasına esir oluşumuzun bir göstergesi olmaya devam edecektir.  Geçmişte yapılan benzeri icraatlar özellikle batılı güçler tarafından kendi meclislerinde apaçık dile getirilmiştir. İşte sırf bu yüzden bile camii olarak hiç bir şüpheye yer vermeyecek şekilde tekrar açılmak zorunluluğu vardır.

Halkımızın önemli bir kesimi “Ne zaman ki Ayasofya açılır, artık yabancı esaretinden kurtulmuş, bağımsız bir Türkiye olduğumuz anlaşılır” demektedir. Ben de bu şekilde düşünenlerden birisiyim. 

Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılmasıyla, artık birilerinin sözüyle hareket etmeyen bağımsız bir Türkiye olarak rüştünü ispat etmiş olacaktır, vesselam…

Yazar : Vehbi KARA

Dr. Vehbi KARA, 1965 Yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta eğitimini yine İstanbul’da tamamladıktan sonra 1982 yılında Deniz Harp Okuluna girerek askeri öğrenci olarak eğitimine devam etti. 1986 Yılında Kontrol Sistemleri bölümünden Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra Teğmen rütbesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı savaş gemilerinde ve karargâh birimlerinde deniz subayı olarak görev yaptı. Savaş gemilerinde güdümlü mermi ve top atışlarında birincilik kazanmıştır. 1997’de Yüzbaşı rütbesinde iken askerlik mesleğinden ayrıldı ve ticaret gemilerinde çalışmaya başladı. Gemi Kaptanı olarak çeşitli ülkelere ait 30’dan fazla ticari gemide görev yapmış çalıştığı firmalardan ödüller almıştır. 2011 Yılında Araştırmacı kadrosu ile İstanbul Üniversitesinde göreve başladı ve halen de bu üniversitenin Su Ürünleri Fakültesinde ve Mühendislik Fakültesinde denizcilikle ilgili meslek dersleri öğretmenliği görevini yürütmektedir. 1997 Yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Petrole Dayalı Stratejiler ve Uluslararası İlişkilerde Petrolün Rolü” isimli çalışması ile yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 2015 Yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümünde “Çalışma İlişkileri Açısından Kapitalizm Sonrası Dönem: Malikiyet ve Serbestiyet Devri” başlıklı çalışması ile doktora eğitimini tamamlamıştır. Uzakyol Kaptanı yeterliliğinde gemi kaptanlığı, Denizci Eğitimci Belgesi ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği sertifikaları mevcuttur. Denizcilik, askerlik, tarih ve iktisat konularında çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde makaleler yazan Vehbi KARA’nın “Bahriyede 15 Yıl” ve “Altı Ayda Altı Kıta” isimli iki kitabı bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Tüm Yazıları Göster
Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Allah Onları Kahretsin!

… Onlar (münafıklar) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Beka Sorunu

Dünya siyasetini tek merkezden yönlendiren kendince bağımsız ve hesap verme zorunda olmayan, kendi oluşturdukları yetkilerini …

Kapat