Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Bunları Biliyor musunuz? / Başsağlığı Dileme / Taziye Âdâbı

Başsağlığı Dileme / Taziye Âdâbı

Tâziye (Başsağlığı Dileme) Âdâbı

Müslüman, îmandan mahrum materyalistler gibi, yalnız şahsını düşünen, sadece nefsini hatırlayan bencil bir insan değildir.

Müslüman, bütün müslümanları tek vücut, kendisini de o vücudun bir âzası kabul edecek kadar diğergâmdır. Bu sebeble bir müslümana herhangi bir belâ ve musibet gelse, kendine gelmiş gibi, onun elemini hisseder, üzüntü ve ızdırabını duyar. Bu, onun dindarlığının gereği, müslümanlığının icabıdır.

Bundan dolayıdır ki İslâm’da tâziye sünneti vardır.

Tâziye, yakını vefat eden kederli bir müslümanı ziyaret edip tesellide bulunmak, üzüntülerine ortak olmaktır.

Müslümanlar, din kardeşlerinin evlerinden cenaze çıkması hâlinde gidip ziyaret eder, geçmiş olsun’da bulunur, başsağlığı diler, onların üzüntü ve kederlerini hafifletmeye çalışırlar.

Tâziye ziyaretleri, ilk üç gün içinde yapılmalıdır. Daha sonra yapılacak ziyaretler, zamanı geçmiş tâziye ziyâretleri olarak ifade edilir.

Üç günden sonra yapılacak ziyaretlerde vefatı sık sık sohbet konusu yapıp derdi tazelemek uygun olmaz. Münasip bir lisanla bir kere tâziyede, baş sağlığı dileğinde bulunulur, sonra sohbet başka mevzulara kaydırılır.

Evinden cenaze çıkan kimseler, o üzüntü ve keder içinde yemek yapamaz, gelen giden ziyaretçilere sofra çıkaramazlar. Bunun için vefalı komşular, bir müddet için (bir hafta) buraya yemekler getirir, sofralar gönderirler. Böylece onların dertlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar.

Vefat edenin yakınları, evleri müsait değilse, herkesin rahatça gelip gidebileceği bir yerde hazır bulunarak taziyeye imkân vermelidir.

Cenaze sahiplerinin başlarına gelen bu musibete sabredebilmeleri için istirca (Allah’a rücu etmek) yapmaları tavsiye edilir. “Bir musibet bir Müslümana gelip çatar da Allah’ın kendisine emrettiği şekilde:”İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Allah’ım bu musibetimde bana ecrimi ver ve bana onun yerine ondan daha hayırlısını ver” diyecek olursa, şüphesiz Allah da ona ondan hayırlısını verir… (Müslim 918)

Resûlüllah Efendimiz, hicretin 5. yılında vuku bulan Mûte gazasında şehid düşen amca oğlu Ca’fer, Zeyd bin Hârise ve Abdullah bin Revâha’nın tâziyesi için üç gün mescidde beklemiş, böylece tâziyeye gelenlere kolaylık sağlamıştır.

Ashabdan bir zat, birkaç gün mescidde görülmeyince, Resûlüllah Efendimiz sordular. Çocuğunun vefat ettiği için gelemediği haberini alınca da şöyle buyurdular:

“Ne duruyorsunuz öyleyse, kalkın, gidip kardeşimizi ziyaret edelim, tâziyede bulunalım…”

Hep birlikte gidip tâziyede bulundular.

Tâziye için gelenler, merhumun iyi taraflarından bahsetmeli, güzel hâtıralarından söz etmelidirler, kötü hâtıralara hiç girmemelidirler. Resûlüllah Efendimiz:

“Mevtânızı hayırla yâdediniz…” buyurmak suretiyle bu hususu bizlere hatırlatmıştır.

Hasta ziyaretleri olsun, tâziyeler olsun, bunlar müslümana sevab getiren, İslâm kardeşliğini kuvvetlendiren, cem’iyette tesanüd ve dayanışmayı artıran güzel âdetlerdendir. İhmâl edilmemelidir. Resûl-i Ekrem Efendimiz bu konuda şöyle buyurur:

“Bir müslümanın diğer müslüman üzerindeki haklarından biri de bir musibete mâruz kaldığında tâziyede bulunmasıdır.”

***

Cenaze sahiplerinden büyük, küçük erkeklere ve yaşlı kadınlara rast gelince, taziye etmek, yani, başın sağ olsun demek gibi, sabır tavsiye etmek müstehaptır. Taziye için, (Azamallahü ecrek ve ahsene azaek ve gafere limeyyitik) denir ki, (Allahü teâlâ, sevabını, dereceni arttırsın ve güzel sabretmeni nasip eylesin ve meyyitinin [ölünün] günahlarını af eylesin) demektir.

Musibete uğrayanı teselli etmelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Çocuğu ölen kimseyi teselli edene Cennet hırkası verilir. Musibete uğrayanı teselli eden, onun sevabı kadar sevap kazanır.) [Tirmizi]

Resulullahın taziyesi
Resulullah efendimizin taziye mektubu şöyledir:

Allahü teâlâ sana selamet versin! Ona hamd ederim. Herkese iyilik ve zarar, yalnız Ondan gelir. Allahü teâlâ, sana çok sevap versin. Sabretmeni nasip eylesin! Onun nimetlerine şükretmenizi ihsan eylesin! İyi bilmeliyiz ki, kendi varlığımız, mal, servet, kadın ve çocuklarımız, Allahü teâlânın, sayısız nimetlerinden, tatlı ve faydalı ihsanlarındandır.

Bu nimetleri, bizde sonsuz kalmak için değil, emanet olarak kullanmak, sonra geri almak için vermiştir. Bunlardan, belli bir zamanda faydalanırız. Vakti gelince, hepsini geri alacaktır.

Allahü teâlâ, nimetlerini bize vererek sevindirdiği zaman, şükretmemizi, vakti gelip geri alınca da, sabretmemizi emreyledi.

Senin bu oğlun, Allahü teâlânın tatlı, faydalı nimetlerinden idi. Geri almak için sana emanet bırakmış idi. Şimdi, geri alırken de, sana çok sevap, iyilik verecek, acıyarak, doğru yolda ilerlemeni, yükselmeni ihsan edecektir.

Bu ihsana kavuşabilmek için sabretmeli, Onun yaptığını hoş görmelisin! Kızar, bağırır, çağırırsan, sevaba kavuşamazsın ve sonunda pişman olursun.

İyi bil ki, ağlamak, sızlamak, belayı geri çevirmez, üzüntüyü dağıtmaz. Kaderde olanlar başa gelecektir. Sabretmek, olmuş bitmiş şeye kızmamak gerekir. Allahü teâlâ, hepinize selamet versin!

***

Hadîs-i Şerifte Tâziye Duası

“Allah’ım! Dirimizi, ölümüzü, burada olanımızı, olmayanımızı, erkeğimizi, kadınımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü bağışla. Allah’ım! Aramızdan yaşatacaklarını İslâm üzere yaşat, öldüreceklerini iman üzere öldür. Bu ölüye de kolaylık ve rahatlık ver, onu bağışla. Allah’ım! Bu kişi iyi bir kimse idiyse, sen onun iyiliğini artır; eğer kötülük işleyen birisi idiyse, günahlarını bağışla. Onu güven, müjde, ikram ve rahmetine yaklaştır. Ey merhamet edenlerin  en merhametlisi olan Allah’ım!” (Ebû Dâvud, Cenâiz, 54, 56, H. No:3201; Nesâî, 37, 77; İbn Mâce, Cenâiz, 23)
أَعْظَمَ اللهُ أَجْرَكُم، وَأَحْسَنَ عَزاَئَكُم وَغَفَرَ لِمَيِّتِكُم
“Allah ecrinizi artırsın, taziyenizi en güzeli etsin ve ölünüzü bağışlasın”(Peygamberimizden dualar El-Ezkar, İmam Nevevi)

Kendisiyle taziye yapılan sözün en güzeli, Üsâme ibni Zeyd’den (ra) rivayet edilendir. Şöyle anlatmıştır:
“Peygamber’in (asm) kızlarından biri, ölmek üzere olan çocuğu veya oğlu için Peygamberi çağırmak ve haberdar etmek üzere Hazreti Peygambere bir elçi gönderdi. Peygamber (asm) elçiye şöyle buyurdu: “Kızıma dön ve ona bildir ki, aldığı şey de Allah Tealâ’nındır, verdiği şey de O’nundur ve her şey O’nun katında belli bir ecelledir (zamanladır). Ona söyle, sabretsin ve Allah’dan sevab beklesin.” (Buhârî, Müslim)

Bu hadîs, dinî inançlardan ve hükümlerden çoğunu kapsadığı gibi, din edeblerini, musibetlere, üzüntülere, hastalıklara ve bunların benzerlerine sabretmeyi de ifade eder.

“Allah’ın aldığı şey O’nundur”, sözünün manası şu: Bütün âlemler Allah’ın mülküdür. Size ait olan şeyi almaz, sizde ariyet manası ile bulunan (ödünç ve emânet olan) kendine ait şeyi alır.

“Verdiği şey, O’nundur”, sözünün manası da şu: Allah’ın size ihsan ettiği şey, Allah’ın mülkünden hariç değildir. Yine O, Allah Teâlâ’nındır; onda istediğini yapar. Her şey de onun katında belirli bir zamana bağlıdır; o halde sabırsızlaşıp korkmayınız. Çünkü Allah’ın can aldığı kimsenin belirli olan eceli son bulmuştur. Artık o ecelin, belirli vaktinden öne geçmesi yahut sonraya kalması mümkün değildir. Öyle ise, bu gerçeklerin hepsini bildiğiniz zaman, sabrediniz ve başınıza gelen musibetlere sabrediniz de, Allah’dan sevab bekleyiniz. En doğrusunu Allah bilir.  (Dualar ve Zikirler, İmam Nevevi)

Ölülere dua etmek ölüye fayda verir ve sevabı onlara ulaştırır

Alimler ittifak etmişlerdir ki, ölülere duâ etmek, onlara fayda verir ve sevabı onlara ulaşır. Buna da delil olarak Allah Tealâ Hazretlerinin şu âyeti ile bu manada bilinen diğer âyetleri getirdiler:
“Onlardan sonra gelenler (vefat eden Muhacirlerle Ensardan sonrakiler) derler ki: Ey Rabbimiz! Bizi ve iman ile bizden önce göçmüş din kardeşlerimizi bağişla; iman etmiş olanlar için, kalblerimizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz Muhakkak ki, Sen Rauf’sun (çok şefkatlisin), Rahîm’sin (Çok merhametlisin). (Haşir, 10)
Meşhur olan hadîslerde de varid olmuştur:
“Allah’ım! Bakî’ul-Garkad (adlı mezarlıktaki) ölülere mağfiret buyur (onları bağışla).” (Müslim)
“Allah’ım! Hem dirimize, hem de ölümüze mağfiret buyur…” Bunlardan başka benzer hadîsi şerifler vardır. (Ebu Davud)

Peygamber Efendimiz (asm) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“Ölen kimse kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından yahut kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki, hayatta olanların ölüler için hediyeleri dua ve istiğfardır.” (Mişkatü’l-Mesabih)

İlginizi Çekebilir

Mescid-i Aksa ‘da Göze Takılanlar

Yazar: Talha UĞURLUEL Mescid-i Aksa Mihrabı: Üzeri muhteşem mozaiklerle süslü olan Mescid-i Aksa Ulu Camii’nin mihrabının, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Mehmed Kırkıncı Hocaefendinin Dilinden Ağabeyler

Orhan Bey’le ilgili bir hatıramı anlatmak isterim. “Birlikte bulunduğumuz bütün meclislerde Üstad’ımız’ın hizmetinde bulunan Bayram …

Kapat