Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Ramazanlık / Bayram… Bir Şetaretli Zaman

Bayram… Bir Şetaretli Zaman

Yazan: Fatma Nur Ünlü Sürer

Dosta hitaben yazılmış bir mektup der ki: “Sevgili dost! Yaklaşmakta olan bayramın sevinci en çok kime yakışır bilir misin? Şüphesiz çocuklara… Çocukların gözlerinde nice bayramlar vardı ki yatak uçlarında sabahı bekleyen kurdeleli, kemerli, kırmızı rugan ayakkabılarda parlayan o bayramlarda saklı kaldı çocukluğum… Bir bayram sabahının tatlı mahmurluğunda Allah’a emanet edilen oruçlar gibi makbul, duru ve münzevi…” Yazılmış mektuplarda okunan bayram güncelerinin taşıdığı hasret yüklü izlere dokundu dostun parmakları. Yaklaşmakta olan bayramın hazırlıklarıyla demlenen kadınların tatlı telaşlarıyla bayramın rengine boyandı dört bir yan. Biraz mavi, biraz yeşil, çokça beyaz…
Sahi neydi bayramları bayram yapan? Müminlerin kalplerinde oruçla yeşeren filizlerin bayramla dal budak vermesine sebep olan? Bayram… Heyecanı sevinçle bölüşen, üzüntüyü beklemenin telaşına katan, kırgınlıkları afla unutturan, hasreti kavuşmayla taçlandıran anılar silsilesi… Temizlenen evler, yapılan kırk kat baklavalar, hazin odun ateşinin karşısında oruçlu ağızlarla, sabrın en çetin imtihanının neticesinde pişirilmiş su börekleri… Çocukların sabırsız aceleci isteklerine karışan bayramlık hevesleri… Kalkılan sahurlarda uykulu gözlerin ferini yakan, kulakların pasını silen manili davulcu nidaları… Evlerin tek tek yanan ışıklarının ardında yaşanan ortak heyecanlar ve sahurun bereketiyle doyurduğumuz kalplerimizdeki itminan duygusu… Sahurun ardından okunan hatm-i şeriflerin kıraatindeki tatlı nağmeler… Kerahet vaktinin çıkıp güneşin doğmasıyla orucun tatlı rehavetine kapılan bedenlerin üzerlerinde gezinen huzmeler eşliğinde bir parça istirahati… Gün boyu ibadet halkasında dönerek nefsinin tezkiyesiyle meşgul olmayı, mümin kardeşine yardımla daha da anlamlı kılan kulun bekleyişi… Batmakta olan günün habercisi olan kızıl göğün büründüğü renkler… Renk cümbüşünde Hakk’ın sanatını tefekkür ederken batan güneşin ardından iftar eden kişinin haklı sevinci… İftarın ardı sıra selatin camilerde yanan mahyalarda selamlanan mübarek Ramazan… Kılınan teravihlerde salat, selam ve tekbirlerle rahatlayan kalp ve ruhta tutuşan kandiller… Hepsi bayramın öncesinde o kutlu güne erişebilmek adına üzerine düşeni ziyadesiyle yapmaya vazifeli unsurlar…

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluş olarak nitelenen bu kutlu ayın her anını fırsat bilen müminler için son günler ayrılığın hasretle mecz olduğu günler olmuştur. Bin aydan daha hayırlı olan selam ve esenlik ile meleklerin semadan yeryüzüne indiği Kadir Gecesi’yle ihya olma gayretiyle tazarru eder kalpler. Bayrama ulaşma dualarıyla ellerin açıldığı gecede tekrar Ramazan’a kavuşma temennileriyle tan yeri ağarana kadar yakarışla bayrama bir adım daha yaklaşır gönüller. Buruk bir sızının ince ince kanadığı yerden sarılır bayram sevinciyle tüm sızılar.

Evlerde başlayan bayram koşuşturmacasında tamam edilmeye niyetle çıkılan alışveriş torbalarından taşan bereketle donanır evler. Alınan şekerler, lokumlar, kuruyemişler, limon, zeytin, tütün kolonyaları, çekilmiş çifte kavrulmuş kahveler bir bir dolaplarda misafirlere ikram edilmek üzere istiflenir. Çocukları sevindirmek adına evin babası tarafından hazırlanan bozuk para kesesi vestiyerde yerini alır.

Arife günü yapılan kabir ziyaretlerinde ölüm düşüncesinin munisleştiği bir mekân hâlini alan mezarlıklara yayılır bayramın tadı, kokusu… Mezarlar sulanır, mermer suluklar doldurulur, otlar, rengi belli olmayan kurumuş çiçekler temizlenir… Âdeta onca zaman unutulmuşluğun verdiği mahcubiyeti hatırlatırcasına kurumuş çiçeklerin boynundan aşağı süzülen sular gibi batar ikindi güneşi… Akşam, en çok da çocukların heyecanlarına ortaktır. Âdeta onlarla beraber hazırlanır, onların yatağının yanı başında ütüsü bozulmasın diye bekletilen bayramlıklarına nöbet durur. Ağaran günün güneşi parlar kırmızı pabuçların aynasında.

Sabahın gözleri kamaştıran aydınlığında uyanır tüm kâinat. Bir caminin derinliğinde sıvazlanır müminlerin yürekleri. Bayram sabahına ulaşmanın şükrünü eda edebilmek gayesiyle yürüyen ayak sesleri yankılanır sokaklarda. Bayramlar ki tutulmuş oruçların ardına eklenen sevinç günleri oluverir o anda. Kılınan namazla eda edilen oruçlar selamlanır. Bu mübarek güne ulaşmanın hazzı musafaha olur, sımsıkı kenetlenir avuçlarda. Güngörmüş, yaş almış dedelerin ellerine sarılan gençlerde hayat bulur bayram. Kurulan sofralarda bir araya gelen ailelerin sohbetinde perçinlenir muhabbetler. Mehmet Akif Ersoy’un da şiirinde ifade ettiği gibi:

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;

Bayram ne kadar hoş, ne şetaretli zamandır!

satırlarındaki bayramların tadıyla cevelan eder tüm mahlukat. Ve kişi bir ana duası, bir dost vedası olarak bayramın anılar zincirinde en müstesna yerini çoktan aldığını fark eder.

Diyanet Dergisi

İlginizi Çekebilir

12 yıllık zorunlu eğitimden artık vazgeçelim

Yazar: İbrahim Halil Er Devlet eğitimde zorlayıcı değil yönlendirici olsun. 12 yıllık kesintisiz eğitim projesi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Ramazanlık, Seçme Yazılar
Ramazan Bayramında Değerlendirmemiz Gereken 3 Faziletli Vakit

Şevval ayının birinci günü olan Ramazan Bayramı ve Zilhicce’nin onuncu günü olan Kurban Bayramı günlerine …

Kapat