Ana Sayfa / RİSALE-İ NUR & BEDİÜZZAMAN / Bediüzzaman'ın Talebeleri / Bediüzzaman'ın Yakın Talebeleri / Bediüzzaman o hafız için ‘benim canım’ derdi / Ömer ÖZCAN

Bediüzzaman o hafız için ‘benim canım’ derdi / Ömer ÖZCAN

Bediüzzaman o hafız için ‘benim canım’ derdi

İSLAMKÖYLÜ HÂFIZ ALİ ERGÜN 64 SENE ÖNCE BUGÜN (17.03.1944) VEFAT ETMİŞTİ.

ALLAH RAHMET EYLESİN.

Nur Fabrikası sahibi, Denizli Hapishanesi şehidi, Mahkeme-i Kübra’da Risale-i Nur Talebelerinin Bayraktarı İslamköylü Hafız Ali Ergün ağabeyimiz 62 sene önce bugün, 17 Mart 1944 tarihinde vefat etti. Mezarı Denizli kabristanındadır. Mezar taşında Mustafa Sungur ağabeyimizden nakille Bediüzzaman Hazretlerinin şu sözleri yazılıdır:

“Mahkeme-i Kübra-yı Haşrî’de, Risale-i Nur Talebelerinin Bayraktarı, Şehid Merhum Hâfız Ali. Rahmetullâh-i Aleyh. Ebeden Dâima. Said Nursi.”

Merhum İslamköylü Hafız Ali Ağabey’le alakalı geniş araştırmalar yapan Ağabeyler Anlatıyor kitaplarının yazarı Ömer Özcan’ın bir ziyareti de 2008 senesinde Hafız Ali Ergün’ün hafız yaptığı talebesi İslamköy 1922 doğumlu Hafız Ahmet Lütfi Sönmez’e olmuştu. Bu ziyaretten 35 gün sonra, 12 Eylül 2008 tarihinde Hafız Ahmed Lütfi de vefat etmişti.

ahmetlutfisonmez.jpgHafız Ahmed Lütfi Sönmez hatıralarını anlatırken. 7 Ağustos 2008

İslamköylü Hafız Ahmed’in hocası Hafız Ali’nin şahsı ve hizmetleriyle alakalı Ömer Özcan’a verdiği bilgiler şöyle:

KUR’AN OKUMAYA BAŞLADI MI SANKİ BEŞ ALTI KİŞİ BİRDEN OKUYOR ZANNEDERDİM…

İslamköylü Hâfız Ali Efendinin talebesiyim. Kendisi hafızlık hocamdır. O, ilk evvela beni 1934’de Isparta’ya Üstad’ın yanına gönderdi, Üstad hazretlerine dua ettirdikten sonra beni hafızlığa başlattı.

Hocam Hâfız Ali, 1.75 veya 1.80 boylarında ince uzun bir yapıdaydı… Yüzü de uzuncaydı… Esmer değil beyaz tenliydi… Bizim zamanımızda sakalı yoktu… Sonradan bıraktı mı bilmiyorum… Sarığı devamlı başında dururdu… Sarığını şimdi kardeşlerin namaza dururken taktıkları gibi ucunu arkadan sarkıtarak bağlardı… Sesi çok güzeldi… Kur’anı öyle güzel bir sesle okurdu ki; bir başladı mı, sanki beş altı kişi birden okuyor zannederdim ben… “Ah! Ben de böyle okuyabilsem” derdim hep içimden. Namazlarını çok feyizli kılardı… Namaza dururken titrerdi adeta… Sanki yerler sarsılırdı…

HOCAM HAFIZ ALİ’NİN EVİNDEN DIŞARI ÇIKTIĞINI HİÇ GÖRMEDİM

Hocam Hafız Ali’nin evinden dışarı çıktığını hiç ama hiç görmedim… Yıllarca münzevi yaşadı… On dört sene evden hiç çıkmamış, hep risale yazmıştır… Hiç boş durmaz devamlı risale yazardı… Çocuğu yoktu… Hiç çocuğu olmadı… Daha önceleri çiftçilik yaparmış. Askerde iken İstiklal Harbine katılmış… Bir top isabet etmiş… Yanındaki arkadaşları şehit olmuş, kendisine hiç bir şey olmamış. Bunu kendisi anlatmıştı bana.

HOCAM ÇOK ŞEFKATLİYDİ… KIZDI MI “KEÇELİ!” DERDİ BİZE…

1934’ten itibaren üç sene kadar talebesi oldum. Hocam çok şefkatliydi… Fakat işinde disiplindi ve düzenli birisiydi. Azıcık tokadını da yedim. En çok, ‘Keçeli!’ diye kızardı. Kızdı mı “Keçeli!” derdi bize… Kur’an’ı, dersimizi okurken yanıldık mı bir kere seslenmez… Bir daha seslenmez… Üçüncü kere hatalar devam etti mi; ‘Keçeli! Al Kur’anı eline. Güzelce çalış öyle gel’ derdi. Ben bir gün on beş sayfadan sonra hoyratlık yapmıştım. Tokadı yedik tabi. Öyle ciddi olmasa hafız olunmazdı zaten. Sadece beni değil arkadaşlarımı da şefkatle terbiye ederdi. Tabi bize risalelerden okurdu. Ben de bir miktar risale yazdım. Hanımının adı Ümmühan’dı. Ben anne derdim ona.

HOCAMIN DEVLETE, MİLLETE KARŞI ASLA MENFİ BİR TAVRI OLMAMIŞTIR

O zaman ben yanında okurken şunu duymuştum: Bir gün şikâyet etmişler hocamı… Kapının arkasında odunlar var ya, işte oraya odunların içine koyuvermiş yazdığı kitapları… Jandarmalar geliyor arıyorlar evini, fakat bir şey bulamadan geri dönüyorlar. Zaten her ne zaman karakola, mahkemeye gitse hep beraat eder gelirdi hocam. Çünkü hocamın devlete, millete karşı asla bir düşüncesi, menfi bir tavrı olmamıştır. O sadece bu milletin iman selameti için Kur’an dersleri ile meşgul olurdu.

hafizali_mezar_saidnursi.jpg

Mahkeme-i Kübra-yı Haşrî’de, Risale-i Nur Talebelerinin Bayraktarı, Şehid Merhum Hâfız Ali. Rahmetullâh-i Aleyh. Ebeden Dâima. Said Nursi.”

BEDİÜZZAMAN: “HÂFIZ ALİ BENİM CANIM… HÂFIZ ALİ BENİM CANIM… HÂFIZ ALİ BENİM CANIM…” DEDİ

Bediüzzaman hazretlerine üçüncü ziyaretim 1956 yılında şöyle olmuştur:

Ben Nazilli’deydim. O sene annem Isparta’da ağabeyimin yanında kalıyordu, onları ziyarete gitmiştim. ‘Bediüzzaman Isparta’da’ diye bir haber geldi. Hemen ziyaretine koştum. Şimdi müze olan evde kalıyordu. Gittim eve, kapıyı çaldım. Fakat kapıya çıkan talebe: “Üstad ziyaretçi kabul etmiyor” dedi. Ben de: “Gidin Üstad’a, ‘Hâfız Ali’nin talebesi, Hâfız Ahmet gelmiş’ deyin” dedim. Üstad, “Hemen gelsin, hemen gelsin” demiş. Üstad hiçbir şeyi unutmazdı.

hafiz_ali_bilinmeyenfoto_haberici.jpg(Bediüzzaman Hazretlerinin çok sevdiği talebesi Hafız Ali ağabey)

Çıktım huzura… Bediüzzaman Hazretleri önce başını iyice kaldırarak bana baktı… Sağ elini göğsüne koydu ve çok dokunaklı bir sesle üç kere: “Hâfız Ali benim canım… Hâfız Ali benim canım… Hâfız Ali benim canım… O benim yerime gitti…” dedi. (Hâfız Ahmed Lütfü Ağabey, bu hassas ve dokunaklı sahneleri anlatırken çok duygulanmıştı… Bir ara gözyaşlarına hâkim olamadı ve ağlamaya başladı… (Ö. Özcan)

Sonra Üstad bana hiçbir şey sormadan: “Seni de dualarıma dâhil ediyorum… Seni daireme alıyorum…” dedi. “Annen nasıl?” diye sordu. “Annem iyi efendim. Burada Isparta’da ailemin yanında kalıyor. Ben zaten oraya geldim” dedim. Meğer Bediüzzaman Hazretleri, kız çocuklarına Kur’an öğretiyor diye anneme hep dua edermiş. Annem hafız değildi ama bizim kendi evimizde kızlara Kur’an öğretiyordu hep. Mevlid de okurdu.

ÜMMÜHAN ANNE DE RİSALELERİ YAZARDI

Hâfız Ali hocamın hanımına ben ‘Ümmühan Anne’ derdim. 1962 veya 1963’te Nazilli’ye beni ziyarete gelmişti. Annem bana bir şeyler getirmişti… Onların arasından hocamın kimliği falan da vardı… O size verdiğim hocamın başı açık gençlik fotoğrafını da o zaman getirmişti… O fotoğraf daha sonra Nazilli’de çoğaltıldı. Ümmühan anne de risaleleri yazar, Bediüzzaman hocaya gönderirdi. Bana da getirmişti iki risale.

Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor-3

Yazar : Ömer ÖZCAN

1950 yılında Milas’ta doğdu. Ortaokul ve lise eğitimini İzmir’de tamamladı. 1968 senesinde lise ikinci sınıfta iken Risale-i Nur’u tanıdı. 1969’da ‘Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’na (Bugünkü adıyla: Teknik Eğitim Fakültesi) kaydoldu… Ankara’da beş seneye yakın Bayram Yüksel Ağabeyin nezaretinde muhtelif Dersane-i Nûriyelerde kaldı. 1973 senesinde öğretmen olarak mezun oldu. 1973’den 1984’e kadar 11 sene Zonguldak’ta lise öğretmenliği yaptı. Sonra İzmir’e, mezun olduğu liseye öğretmen olarak atandı. 2000 senesinde aynı okuldan emekli oldu. Ömer Özcan evli ve iki kız babasıdır. Şimdi İzmir’de ikamet ediyor. Bütün mesaisini iman ve Kur’an hizmetlerine ayırmaya çalışmaktadır.
Ömer Özcan’ın Bediüzzaman Said Nursi ve talebeleri hakkında hatırı sayılır bir arşivi vardır. Kendisinde, Hz. Üstad’la görüşen veya görüşmeyen kadim ağabeylerden fotoğraf, ses, video veya yazılı olarak yaptığı kayıtlar mevcudtur. Ayrıca Risale-i Nur’un teksir veya matbaa olarak ilk baskılarının tamamına yakını Ömer Özcan’ın arşivinde bulunmaktadır. El yazılı orijinaller de vardır.
Ömer Özcan, Üstad Said Nursi Hazretleriyle hatıraları olan Ağabeylerle yaptığı röportajların bir kısmını kitaplaştırmıştır. “Risale-i Nur Hizmetkârları AĞABEYLER ANLATIYOR” adıyla seri olarak yayınlanmış altı kitabı bulunmaktadır. Yeni kitap hazırlıkları ve araştırma çalışmaları devam etmektedir.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Osmanlı-Malay Dünyası Münasebetleri ve Uzakdoğu’da Halifenin İzleri-1

Sultan Abdulhamid-i Sani ile Moro Müslümanları 2003 senesinde ilk defa Filipinler Manila’ye gelmiştik. İki sene …

Daha fazla Bediüzzaman'ın Yakın Talebeleri, Yazarlar
Manevî Hizmetlerde Dünya Malı / M. Numan ÖZEL

“Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse …

Kapat