Ana Sayfa / Yazarlar / Bediüzzaman ve Sanat – 5

Bediüzzaman ve Sanat – 5

Bunu paylaşınız

Bediüzzaman’ın sanat felsefesi derslerine devam

Bediüzzaman’ın sanat kelimesi etrafında dönüp dolaşan ve  çok farklı alanlarda sanatın felsefesini yapan metinlerine devam ediyoruz.

“Hüsn-ü sanat ve mükemmeliyet-i hilkat öyle bir hâtemdir ki, gayr-i mütenâhî bir ilim ve nihayetsiz bir kudret sahibi ona sahip olabilir.”

Sanatın arka planında sanatçı vardır, bu beşeri sanatda sanatkarsa ilahi sanatta da Allah’tır yani Sâni’dir. Yukarıdaki satırları insanların sanatına göre yorumlasak, bir soyut resim veya empresyonist resmin ressamı eğer dünyaca meşhur bir eser ortaya koymuşsa onun o sanatın mazisi ve o tarzdaki bütün sanat eserlerini bilmesi gerekir, yoksa öncekileri bilmeyen onlardan farklı bir şey yapamaz. Basit bir taklid olur dünya sanatında bir çok eser birbirinin tekrarıdır, farklı eserler orijinal olanlardır. Şeyh Galip “farklı şeyler söylemek gerek” derken harikaten son yüzyılda divan şiirinde yenilik yapmış bir büyük şairdir. Yeni şeyler söylemiştir. Bediüzzaman’ın sanat felsefesi ile ilgili yorumları Allah’a da insani sanatlarada mikyas olacak mükemmelliktedir. Batı sanatı gibi sadece nesneler ve beşeri sanata göre değildir. Allah’ın sanatını meşhur Hristiyan sanatçıları gündeme getirmiştir, onların da bakış açısı Allah’a göredir..Bütün birbirinden farklı âlemin bütün cüzlerini bir sanat eserine teksif eden ancak onu yaratabilir, güneş ona koşar, su ona koşar, renkler ona koşar, belli nisbet ve oranlarda. O zaman sanattaki güzellik sanatçının büyük sanatçı olmasından ileri gelir, bu yüzden Bediüzzaman “öyle bir hatem” der. Bir ressamın resmi tuvale yaparken yanında üç beş eleman vardır, boya, fırça, ve diğerleri bir papatya da yapılırken bütün bir alem o zahiren görünmeyen sanatçının denetimindedir, eğer  her sanat eserinin etrafında sanatçı görünseydi âlem sanatçıdan geçilmezdi, boyayan başka, çizen başka, birçok başka şey bunları görmüyoruz ama eser ortada. Allah’ın sanatının oluşturulması tekevvünü metafizik bir olaydır, görürsün arkaplanı var ama sen göremezsin. Her yerde hazır ve nazır.Bu ikili sanat yorumlarını biz yüz yıldır sanat fakültelerine estetik fakültelerine sokamadıysak, mesele hala Türk Kürt, Mustafa Kemal. Bediüzzaman üzerinden yapılıyorsa  bizim gayretsizliğimizdendir, suç bizimdir. Malı satmak ve satamamak tezgahtarın görevidir. Nice kapasiteli insanlar birilerinin ayak oyunlarıyla kenara nankörlüğün vadisine itilmiş de Rahmet-i İlahiden başarı rüzgarı bekleyemezsin. “Kardeşlerin meziyetleriyle şakirane iftihar etmektir” nerede bu sözün uygulaması? İç eleştiri yoksa mal delinin elinde kalır, kapasitesiz adamların elinde kalır.

Bir bitki veya bir hayvandaki sanat güzelliği bir mühürdür, kimin Allah’ın mührüdür. Bir bitkinin yaratılması tezyin edilmesi süslenmesi, bencerlerinden farklı bir karakter kazanması bütün benzerlerini gören ve onu onlardan mümtaz bir şekilde yaratan sayesinde olabilir.

“Şu sanatlar, şu nakışlar, şu cilveler bütün esmâsı kudsiye ve cemîle olan bir Zât-ı Cemîl-i Zülcelâlin tazelenen sanatlarıdır, tahavvül eden nakışlarıdır, taharrük eden aynalarıdır.”

Yukardaki cümlede sanatlardaki  iki sanat ayrıntısına dikkat çeker, nakış ve cilve. Nakış bir madde üzerinde çok ince geometri ve matematik oranları kullanarak ortaya farklı birçizim ve görüntü çıkarmaktır. Her varlık nakışlardan eğri çizgilerden yapılan bir sanat eseridir. İnsanın ve bütün varlığın bütün görüntüleri nakıştır. Cilve ise hareketli görüntü demek, yani sabit değil bu sanat eserleri sürekli hareket halinde ve güzelliklerinde bir deformasyon yok. Bir şeyi her değişim anında güzel görüntü ile göstermek büyük bir sanat meharetidir. Bütün bunların kaynağı Allah’ın isimlerinin tazelenen sanatlarıdır, değişen nakışlarıdır,ve hareket eden aynalarıdır. Bu sanat  dili kullanması ile çok farklı bir mülahazalar yığınlı ortaya koymuştur Bediüzzaman. Son cümlede bir de hareket eden aynalar demiştir, varlık bütün Allah’ın isimlerinin aynalarıdır, görüntülerini. Sanat diline vukufiyete bak, sanat inceliklerini Büyük Sanatcıya Allah’a bağlamak, kuralları ile. 

“o sanatkârı yâd etmekle ve o sanatla teşhir edilse, bir milyon fiyatla satılır. Eğer kaba demirciler çarşısına gidilse, beş kuruşluk bir demir pahasına alınabilir.” Sanat üzerinde gerçekleştirildiği metayı canlı yı değerli hale getirir, Mikelanj’ın Musa heykeli taşı ümmetinin buzağıya taptığı anda peygamberin gösterdiği resmecedek şekilde o taşa o ruh hali yansıtılmıştır. Aslında o bir taştır ama yalın ve nakışsız olduğu zaman öyleydi, heykel bittikten sonra değerine paha biçilmez. İşte insan da öyle bir sanattır. Yoksa bir et yığınıdır.

Necip Fazıl , zindanı anlatır

İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Bu dünya zindanı da öyle değil mi?

…”gayet latîf sanatlar, güzel nakışlarla iştigal ediyorlar. En yukarıda, efendi, padişahla muhâbere edip halkın istirahatini temin için ve kendi kemâlâtı ve terakkiyâtı için kendine has“ Bediüzzaman insanı bir şehre benzetir, gerçek insanın ruh dünyasında zihnin fenomenleri sanat ve nakışlarla meşgul olurlar. Sanat mülahazalarının uzanmadığı yer yok ki Bediüzzaman’ın.

..”ve latîf sanatları istihsankârâne temâşâ etmekle, onların Fâtır-ı Zülcemâlinin mârifetine muhabbet etmek ve onların Sâni-i Zülkemâlinin huzûruna çıkmaya ve iltifatına mazhar olmaya” insan da Allah’ın bu hareketli ve saydam sanatlarını seyrederek Allah’ın bilmekde derinlik kazanırve kazandığı bu yüce meziyetlerle Allah’ın huzuruna ve iltifatına layık olur. Çünkü sanat eserini anladığınız öznenin elbette bize olan tutumu değişecektir, sanatını sevdiğiniz bir sanatçı size herkesten farklı davranır. Bunlar ile ilgili sanat tarihinde sayısız olaylar vardır.

Bütün bu sanat faaliyetleri  mahlukatını yaratıp ve sürekli onları denetleyen ve değişimlerini yine sanat kuralları içinde gerçekleştiren bir Rabbin fiilleridir. Öyle bir  cümle kurmuş ki onu açmak ne kadar zor. Çok derinlikli ve ayrıntılı bir sanat dili kullanıyor, şuraya bak rengarenk sanat, mütenevvi masnuat. Rengarenk sanat bütün varlıkların renkleri üzerinde düşünmüş ve onların farklı renklerde yani rengarenk olduğunu söylüyor, bakmak, görmek, anlatmak, onu anlatacak kelimeyi bulmak, insafsızlar bilmeden anlamadan Bediüzzaman’ı eleştiren yavşaklar. Kullanılan sanat diline bak Türkçede sanat eleştirileri yapan insanları tarayın bu sahaya ve dile hakimiyet nerede var. Mütenevvi masnuat ne demek yani çok çeşitli sanat eserleri demek. Bütün bu rengarenk sanat ve çeşitli sanatlar birbirini temaşa ediyor demek bu da başka bir boyut. Yani sanat eserleri birbirini temaşa ediyor, birbbirlerine bakıyorlar, maverai bir söz ve bakış. Anlamak tehlikeli bir kelime Stendhal’in Kırmızı ve Siyah’ında incili farklı anlayan bir adam dinsiz ilan edilir, Hristiyan dünyasında İncil sadece papazların anladığı bir kitap olarak lanse edilmiş, galiba Luter, başka bir dile çevirmiş,anlamış adama yapmadık şey bırakmamışlar, anlayan korksun çünkü anladığı anda anlamayanlar isyan eder, onu bir şekilde bir kenara çıkarırlar. İncil’i anlamış bir adamı mürted ilan etmişler, hristiyan klise babaları.

“Rengârenk sanatında ve mütenevvi’ masnuâtında çeşit çeşit, fakat birbirini temâşâ eder haşmetli Rubûbiyâtı vardır”

Bediüzzaman’ın bir devlet felsefesi var, bu bir devleti ele geçirmek için sinsi odaklar tesis etmek anlamında değil, din, kültür ve sanatta nasıl bir uygulama olmalı eğer bütün eserleri iyice tedkik edilirse dinin, kültür ve sanatın layıkıyla icra edildiği bir ülkede nasıl ilerlemenin olacağı, büyük bir devlet ünvanını alacağını izah eder, iki de bir de devlet demez. Bugün ülkenin insan birliklerinde kahvelerde, otellerde, sinemalarda, okullarda, akademik meclislerde, otobüslerde neler konuşuluyorsa o ülkenin kratı ve büyüklüğü odur. Siyasetin insanları geveze yaptığı, öğrencilerin okul çevresinde kaçamak sigara içtiği hatta orta okulların bile, üniversitelerde ders kitabı da dahil kitabın okunmadığı ve sanat ve çeşitli konularda münakaşaların olmadığı bir ölü kültürel yapı vardır, din de öyledir. Vakit namazlarında bastonlu saçları ağarmış ihtiyarlardan başka yok, gençler hele çocukları hiç göremezsiniz, camiin topladığı bu ölüme merdiven dayamış ihtiyarlardır, yoksa camii kelimesi fazla, namaz mekanı demek daha makul olur, bütün bunlar bir toplumun kalitesidir. Necip Fazıl sanatlı düşüncenin üstadı:

Haykırsam kollarımı makas gibi açarak Durun kalabalıklar bu sokak çıkmaz sokak.

Derken toplumun kültürel ve dini perişanlığını anlatır. İnsanlar da idealsizdir, her sınıf insan. Akif;

Ne bana yaradı cismim ne yara yar oldu

İlahi bu bir avuç türabı neyleyelim

Derken büyük kültür okyanusu bile hayatının hakkını veremediğinden şikayetçidir.

Medeniyet fanteziyeleriyle güzelce bir ömür geçirmek işte hayakın aksalgayası bu ülkenin üniversite hocaları da aynı havadadır.

Dünyaya da sanat gözlüğü ile bakar, Dünya Allah’ın sanatlı değil mucize gibi sanatlarının meşheri teşhir yeridir. Teşhir basari görsel bir kelimedir, göstermek maksadını yüklenmiştir, bir de kelimenin arka planında teşhlir için sanatını sergileyen ilahi bir sanatçı vardır. Kelime değil felsefesi olan bir kelime. Kelimelere getirdiği boyutu kimse getirememiş ki, kelimeler dünyanın sağı solu, felsefesi olmayan bataklığında dolaşıp durur, onun eline geçen kelime birden bire kelime olduğuna sevinir.

“Mu’cizât-ı sanatının meşheri, sergisi, bütün tecelliyât-ı esmâsının mazharı, nokta-i mihrâkiyesi, nihayetsiz faaliyet-i Rabbâniyenin mahşeri, ma’kesi..”

Cümledeki sergi, mazhar, nokta-i mihrakiye, odak noktası, mahşer ve makes kelimeleri de ilahi sanatın kelimeleri. Çünkü sanat eseri sergilenir, çünkü sanat eseri sanatçının aynasıdır, sanatçısını gösterir, her sanat Allah’ı Sânii gösterir. Her sanat Allah’ın isimlerinin ve fiillerinin bir birleşme odak noktasıdır. İnsan en harika odak. Mahşer haşredilen gösterilen yer, burada çokluktan kinaye bir görüntü mantığı var. Makes ise yansığını yer makes aynadan farklı bir kelime aksetmek başka ayna olmak başka, ayna daha uzun ömürlü, makes ise cilve gibi. Ne adam anlıyor musun Himmet uç,

Zerafet-i Ruhiye ile konuşan adeta bütün bedeni kelimenin mübelliği gibi olan bir adam tanıdım, öylesi yok, Antepli Merhum Nazım Abi. Kelimeler ağzından bir semavi masal gibi çıkardı.

O kadar şey anlatmış ki Bediüzzaman bu nasıl cami bir bakış, şuraya bak.

“..ve antika sanatlarını kendi lisânımızla teşhir etmek için bize bir revac ve seyahate iktidar ver” derler. Fâtır-ı Hakîm onların mânevî duâlarını kabul edip-ki, bir tâifenin tohumlarına. kanatcıklar verir.”

Bu manayı nasıl görmüş, ve ifade etmiş. Nasıl hissediştir bu. Sanatlı canlılar, masnular kendilerindeki sanat kıymetini bildikleri için O’nun sanatını neşretmek için ‘O’ndan yardım istiyorlar, madem bir özel sanatlarız bize sanatımızı göstermede  imkan ver. Ve seyahat etme özelliği isterler, Allah’ da onların manevi istek ve dualarını bildiği için onları dünyaya yaymak için onlara onlara has kanatçıklar verir. Onlarda küçücük teyyarecikler gibi her tarafa uçar ve ilahi sanatı teşhir ederler, hareketli sanat objeleri. 

..”.O sanat eserleri /görünüşleri ve sanatlı yapılışlarıyla Onun kudret ve sanatına şâhidlik eder”ler.Dünyayı kavga ülkesine dönüştüren insanlara bak dünyayı ilahi sanatın eserlerinin sergilendiği bir harika cümbüş ve düğün gibi anlatmak ne mana. Rahat döşeğinde ölmeye bile konulmayan bir insan, ölmek için geldiği vilayette ta bakanlar kurulundan karar sunarlar bir paçavra, o da ben gideceğim, ama dâr-ı uhraya der. Osmanlı zamanında sultanlanrın özel misafiri olan bir büyük allame-i cihan, kin ve adavet ile yönetmeyi bir meharet sanan nasipsizler. Ceşitli sudan bahanelerle hayatı zehirden beter zehire çevrilen ne kadar mümtaz insan var. Bir yazarın kitabı var “Düşünüyorum o halde vurun” hakikaten hangi düşüncede olursa olsun, Nihal Atsız, Bediüzzaman. Nazım Hikmet. Necip Fazıl bu sözün üzerlerine abandığı insanlar.Nazım ‘ın Piraye’ye Mektup diye zindandan yazdığı mektup şiir, Necip Fazıl’ın Zindandan Mehmet’e Mektup şiiri bu zulmün vesikalarıdır. Necip Fazıl’ı hamile eşi ile birlikte mahkeme salonuna tıkarlar, kabrin arkasını göster Allah’ım bunları ruhumuz teskin olsun. Bir şiir yüzünden Erdoğan’ı da hapse attılar, ne yapsın adam ne sinir kalır insanda ne de sükûnet. Yüz yılın kinini kusanlara karşı yaptığı ne gergin asabla bir takım haykırışlar ne ne yapsaydı ya hani idam sehpaları bir pez parçasını en büyük ihanet vesikası sayıp insanları sallama çay gibi sallamak.

Sen onlara el salla.

Kur’an bir çok kitapları ihtiva eden bir büyük kitap, amaonu namaz ve ölüleri yad etme kitabı yapmışız, Mithat Efendi Kur’an tefsiri yapılması gerektiğini savunur, ulema ise karşı durur, ama o her şeye rahmen bir tefsirin yapılması gerektiğini söyler. Daha sonra bazı tefsirler ortaya çıkar, dün bir mesire yerinde lise öğrencileriyle konuştum, burası Isparta “Amca Kur’an arapça biz anlamıyoruz, ne diye okuyalım ki” ne diyeyim yani, dondum kaldım, İngilizce de bilmiyordun ama öğrenmek zorunda olduğunu anladın, değil mi. Onu da ilahi değerler kitabını anlamak istersen bir tarafından başlar anlamaya çalışırsın. Bediüzzaman bütün eseri ile Kur’an’ı birçok yönden anlatmaya çalışmış bunları görmüş de duymuş gibi, bizim salak aydınlarımız onlar da bu harika adama karşı, ne söylersen ne dersin.Risale-i Nur Kur’an tefsiri her yaştan insanın anladığı bir kitaplar zinciri .

Kur’an bir sanat kitabı, sanatı teşvik eden kitap. Ama bunu tavazzuh ettirmek, isbat etmek için çok sanat bilen insanlar lazım bu, bu ülkede gerçekleştirilecek bir durum değil, Kur’an Estetiği kitabını yazdım, ama Kur’an da çok büyük düzeyde sanat eğitimi var, bizim ilahiyat fakültelerimizde sanat ve Kur’an diye bir ders yok, anlatacak adam da yok, uzun zaman Kur’an üzerinde durduğum için Risale-i Nur ile Kur’an’ın estetik düzeni arasında büyük benzerlikler var, Kur’an’ın estetik düzenine en iyi dikkati çeken insan Bediüzzaman, bunun da bir ekip çalışması ile vuzuhu gerekir.işte bu yüzden Bediüzzaman Kur’an için “‘teşvik-i sanat,” sanatı teşvik eden kitap diyor.

Aşağıdaki metin bir siyaset felsefesi metnidir, Bediüzzaman meşrutiyeti müdafaa etmiştir. Münazarat da bölge ahalisinden hareketle bu konudaki fikirlerini söyler. Burada meşrutiyetin her sanata da bir nevi meşru kurallar tesis ettiğini söyler ki, bu çok ileri bir bakış açısıdır, bu gün cumhuriyetle idare edilen ülkede her sanat ve ilim dalı ne yazık ki hâkim çevrelerin hiçbir kural tanımıyan zulmü ile yapılmaktadır. Bu görüşler de Bedüzzaman’ın ne kadar ileri boyutta bir fikir adamı olduğunu gösterir.

“Zîrâ meşrûtiyet hükümete düştüğü vakit, fikr-i hürriyet meşrûtiyeti her vecihle uyandırır. Her nevide, her tâifede onun sanatına âit bir nevi meşrûtiyeti tevlid eder. Hattâ ulemâda, medâriste, talebede bir nevi meşrûtiyeti intâc eder. Evet, her tâifeye ona mahsus bir meşrûtiyet, bir teceddüt ilhâm olunuyor. İşte, şu arkasında şems-i saadeti telvih eden ve temâyül ve incizap ve imtizâca yüz tutan lemeât-ı meşverettir ki, bana meşrûtiyet hükümetini bu kadar sevdirmiştir.”

Bediüzzaman aşağıdaki metinde de yeryüzünün yani zeminin özelliklerin anlatır. Yer yüzü manen ve sanaten bütün kainatın kalbidir. Bütün Allah’ın sanat mucizelerinin teşhir yeridir. Her şeyi sanatla bağlantılı şekilde anlatır. 

“Beşik ve meskeni olan zemin, semâya nispeten maddeten küçüklüğüyle ve hakàretiyle beraber, mânen ve san’aten bütün kâinatın kalbi, merkezi, bütün mu’cizât-ı sanatının meşheri, sergisi, bütün tecelliyât-ı esmâsının mazharı, nokta-i mihrâkiyesi, nihayetsiz faaliyet-i Rabbâniyenin mahşeri, ma’kesi, hadsiz hallâkıyet-i İlâhiyenin hususan nebâtât ve hayvanâtın kesretli enva-ı sağîresinden cevâdâne icadın medârı, çarşısı ve pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuâtın küçük mikyasta numûnegâhı ve mensucât-ı ebediyenin süratle işleyen tezgâhı ve menâzır-ı sermediyenin çabuk değişen taklidgâhı ve besâtîn-i dâimenin tohumcuklarına süratle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur. 

Aşağıdaki cümlede de Kur’an’ın bir nevi ilahi sanatın prospektüsü yani tarifler kitabı olduğunu söylüyor, Allah sanatına nasıl bakılması gerektiğini kitabında anlatmış, akıl odur ki bunu anlamaya çalışır. Sanatlarla dolu bu kainattaki sanatlardan hareketle sanatçısını ifade eden ve öğreten kitaptır, ama güzel sanatlar galerisi olan bu kainattan sanatı okuyup onunla kuran ve sanatçısı ile bağlantı kurmak da özel bir ihtisas gerektirir, bunlar Bediüzzaman’ın öğrencilerine gösterdiği hedeflerdir, bekleyelim gün bitmez eğer kıyamet kopmazsa.

“Koca kâinatı, bir harita, bir saat, bir hâne gibi her tarafını gösterip, çevirip onları yapan sanatkârı tavrıyla ifâde ve tâlim eden Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın elbette mislini getirmek mümkün değildir ve derece-i i’câzına yetişilmez”

Kur’an’ın bir özelliğine dikkat çekilir. Kainatı, bir harita, bir hane gibi her tarafını gösterip, çevirip ve bunları yapan yani onları bir saat düzeninde şaşmadan, bir harita gibi herşeyi gösterin bir düzen içinde yaratan elbette harita ve saatin sanatlı tasarımı ve kullanımı gibi bu kainatı idare etmektedir. Kur’an bu sanatlı kainatın sanatçısını muhtevasında sanatkarını anlatmaktadır. Bütün sanatkarane tavırları ile. Bu elbette herkesin görebileceği bir Kur’an okuması değildir, ne yazık ki o konularda fazla bir görgü ve bilgimiz yok. Bir Kur’an mealiyle olacak iş değil.

Her sanat eseri önce hazırlanmış bir kalıba dökülerek yapılır, bu sabit sanatların özelliğidir. Allah’ın bütün sanat eserlerinde de “Hikmetli ve sanatlı bir kalıptan çıkmış gibi bir miktar, bir şekil var” onların ne kadar kader programları ile kalıplarının hazırlanıp ortaya çıkarıldığını  ifade ediyor. Ne kadar harika sanat felsefesi dili kullanır Bediüzzaman.

Şuraya bak Bediüzzaman modeli anlatıyor, neden modele ihtiyaç duyulur, insanı ve diğer canlıları da Allah’ın kendi sanatını göstermek için model seçtiğini vurgular.Elbette model üzerinde sanatçı istediği değişimleri yapabilir.? Sanat için tutulan modellerden insan ve Alah ve bütün canlıların sanatını ve eksiksiz tasarımlarını ve eksersizlerini anlatır, haydi hayret etme. Sanatın bütün şubelerine uzanan bir sanat felsefecisi,

… “Derecede sanatkâr ve çok sanatlarda mâhir bir zât, âsâr-ı sanatını, hem kıymettar servetini göstermek için, âdi bir miskin adamı, modellik vazifesini gördürmek için, bir ücrete mukabil…”

…” sanat ve îtinâ gösterilerek yapılmış nakışları; Onun Sanat, îtinâ, tezyin ve tenvîrinin mucizeli elinin lütuf ve keremle gerçekleştirdiği tezyinâtı;.. görmekteyiz”

Burada itina, tezyin ve tenvir gibi sanatın gerçekleştirilme sıralamalarını nasıl yerinde kullanarak izah eder.itina edilmeyen bir şeyden sanat çıkmaz, çoban salatası gibi, tezyin itina edip bir de onu sanat eserini süslemek. Ve ona dikkat çekici bir parlaklık verip aydınlatmak. Hiç acemi mülahazalar yok, sanat lügatini ne kadar ayrıntılı olarak biliyor…

İşte bir peygamber tavsifatı, burada kullanılan kelimeler hepsi cami ve estetik ve sanat nitelikli kelimeler. Aslında Risale-i Nur baştanbaşa bir sanat eseri, klasik düz ifadelerin metinlerinden oluşmuyor.Cansız, ruhsuz cümleler yok.

Ayna, tecelliyat, temessül, masnuat mükemmel, Bedii, kemalat-ı sanat, mehasin-i sanat, hüsn-i nukuş, istihsan, letaif, lalif vasıflar, misdak ve mikyas. Bediüzzaman’ın eserlerine sanat ve estetik kelimeler ve izahları diye lügat bile çıkarılabilir.

Allah’ım, güzel isimlerinin tecelliyâtı için câmi’ bir ayna olmasıyla sıfat ve isimlerinin güzelliklerine olan muhabbetinin nurları kendisinde temessül eden; masnuâtının en mükemmel ve en bedîi olması, kemalât-ı sanatının enmûzeci ve mehâsin-i nukuşunun fihristesi bulunmasıyla sanatına olan muhabbetinin şuâları kendisinde temerküz eden; mehâsin-i sanatının en yüksek dellâlı, hüsn-ü nukuşunun ilânı konusunda istihsan edicilerin en yücesi, sanatının kemâlâtını tavsifte en hârika zât olmasıyla kendisinde, sanatının istihsan edilmesine olan rağbet ve muhabbetinin letâifi tezâhür eden; Senin ihsanınla bütün mehâsin-i ahlâkı ve Senin lûtfunla bilcümle latîf vasıfları câmi’ olmasıyla kendisinde mahlûkatının mehâsin-i ahlâkına ve masnuâtının latîf evsâfına olan muhabbet ve istihsanının aksâmı toplanmış bulunan; Kur’ân’ında zikrettiğin ve sevdiğin bütün ihsan sahibi, sabırlı, mü’min, müttakî, tevbekâr ve Sana yönelmiş kimselere; Kur’ân’ında sevdiğin ve Seni sevmekle şereflendirdiğin bütün nev’lere üstün bir misdak ve mikyas olan, öyle ki, Seni sevenlerin imamı, Sence mahbub olanların efendisi ve dostlarının reisi olan zâta ve onun bütün âl ve Ashâb ve ihvânına salât ve selâm eyle. Âmin.”

Ya biz onun etrafında neyiz bizi  onun yanında nelere benzetebiliriz, herkes kendini bir şeye benzetsin.Cümle o kadar uzun, ve birbirini takib eden cüzlerden oluşuyor, gösterilen telif kudreti, ve uzun cümleyi terkib etmedeki mehareti ve kullanılan kelimelerin hepsinin özel seçilmiş kelimeler olması insana hayret veriyor. Bediüzzaman’ın üslubu, kelime seçimi, hayalinin genişliği ve aklın bahse uygun kelimeleri seçme  ustalığı da benzersiz bir sanatçı ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Onun üslub ve meharetini ortaya koyacak ülkemizde ne sanat felsefecisi ne de edebiyatçısı var.Ama yüz yıldır tesirini kırmak için bir takım zavallı figüranlar kimbilir neler vadedilerek kullanılıyor, ne garip insanlar, ahirette ne yapacaksınız.

“Dakîk sanatlı tezyinât ve o mânidar mehâsin ile ve hikmettar nukuş ile süslendirip tezyin etmesi; bilbedâhe ona göre mütefekkir istihsan edicilerin ve mütehayyir takdir edicilerin enzarını ister.”…

Sanatın bir kendi içinde sorunları var bir de sanatın insanlara ve Allah’a dönük yanları var, geleneksel Hristiyan sanatında sanatın ilaha göstermek için tasarımı var, aynı durum islam estetiğinde daha geniş ama bu konuda çok şey söylenmemiş, Bediüzzaman sanat’ın hem insana hem Allah’a hem de kendi içinde sanat meselelerine çok yoğun bakışı var. Yukarıdaki cümlede de sanatlı tezyinat, manidar mehasin ve hikmettar nukuş ile eserlerinin süslenmesi yani tezyin edilmesinin nedenlerini anlatır. Bu mütefekkir istihsan edicilerin yani takdir ederek beğenenler, beğeni estetik lügatinde önemli bir bahis, Bediüzzaman ona istihsan edici diyor. Sonra seyirinin bir özelliği de hayret eden mütehayyir takdir edici olmasıdır, yani sanatın derinliklerine bakıp şaşırarak takdir etmek. Sanat eserlerine verilen önem de seyircilerin bu seyir keyfiyettinden dolayıdır.

Hayat Allah’ın bir “Nakş.ı nezîh-i sanatıdır. Hayatın nasıl terkib edildiği ne tür unsurlardan oluştuğu ilimce fence dince kapalı, Bediüzzaman bunu nakş-ı nezih-i sanat olarak ifade ediyor, yani öyle bir nakış ki geometrisi yok, nakış matematik oranlar ve geometri ile yapılır.

Allah’ın Sani-i Zülcelal’in eserlerinin ve Kur’an da mütemadiyen dikkat çekilen semavattır. Semavatın sarayları sanatlıdır, Minarç‘ta Hazreti Resullullah bu sanata dikkat çeker, özel dekorasyonları ve renkleri vardır. Bunlar hem meleklerin hem insanların nazarına sunulmuştur, hik ikisi  de müstahsin ve istihsan edicidirler, Bu yüzden o sarayların de kendilerine uygun sakinleri vardır.

..”Şu sanatlı sarayların onlara münâsip âlî sekeneleri bulunmasın? Elbette, o saraylar, umumen doludur ve onlarda yaşayanlara göre başka şerâit-i hayatiyeleri var.

Ve kisbî sanatçığıyla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i sanatını anlar. Meselâ, “Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim; öyle de, şu dünya hânesini birisi yapmış ve tanzim etmiş” der. Ve hâk…

… Allah’ın sanatı güzel sanattır, güzelin de geometrik oranları vardır, simetrisi vardır, vardır da vardır. Ayrıca Rahman’ın nakışlarının güzelliği vardır.“cemâl-i sanat, faydalı bir hüsn-ü nakış Rahmân ve Rahîm olan Allah..

Sanatın kaderle ilgisi var, çünkü geometrisine ve nisbetlerine dikkat edilen bir sanat eserinin ilahi ilmin defterlerinde  tanzim edildiği bellidir‘ Gayet sanatkârâne intâc etmesi cihetiyle, elbette desâtir-i ilm-i İlâhînin bir defteriyle tanzim edildiğini gösteriyor.” Bir otomobilin önce tasarlanıp sonra döşendiği bir realite varlıklar da öyle. Varlıkların nerede nasıl harika tasarlanıp ortaya çıkarıldığı bize gösterilmiyor eğer gösterilseydi, sanat şantiyelerinden tasarım binalarından geçilmezdi. Herşey mükemmel meydana geliyor ama patırtısız gürültüsüz,

…”Her bir sanatta, her bir binâda işler, öyle eserler yapar ki, nihayet derecede hikmetli, sanatlı, herkesi hayrette bırakıyor. Zerre miktar şuuru olan bilir ki, o adam, kendi başı ile.. olmaz”…

… Gayet sanatlı, murassaâtlı libaslar, lezzetli taamlar çıkıp gelse, zerre miktar aklı olan demeyecek mi ki, “O adam gayet mu’cizekâr bir zâtın menşe-i mu’cizâtı olan fabrikasının bir..mahsülüdür. Yapılan eserlerden yorumla, ortaya çıkan elbiselerden ve lezzetli taamlardan bunların birileri tarafından hazırlanıp insanlara sunulduğu ortaya çıkar. Var ama arka planı zorunlu arka planı görmemek olmadığına delil olmaz. Bir lüks ayakkabının da vitrinde görüntüsü vardır ama onun hazırlandığı bir atölye vardır..

..Allah’ın her sanatı atom zerratının tıpkı  tuğlalar gibi terkibi ile olur.Bütün varlıklar da bu yapı taşlarından dokunur,” Bir mimari eserin her taşı diğer taşlarla alakadardır, çünkü ondaki yanlış hepsini lekedar eder. “Eğer nakkaşa verilmesze her zerre bütün dokunan sanat eserinin her yanını görmeli ve onla göre hareket etmeli “Nakş-ı sanatta işler ki, ya bütün zerrâtla münâsebettar, herbirisine ve umumuna hem hâkim ve hem herbirisine ve umumuna mahkûm bir vaziyette bulunmakla, o hayretfezâ sanatlı nakşı ve nakkaşın …emrine ve sanatına tâbi olmazlarsa, her bir taşı, Mîmar Sinan gibi dülgerlik sanatında bir mahareti ve sâir taşlara hem mahkûm, hem hâkim olmak, yani “Geliniz, düşmemek, sukut etmemek için bir araya gelelim”

Bir mimari eserdeki her taş da bir mimar tarafından düşünülür, her şey yerli yerine konur.Yoksa her taşın bir Mimar Sinan meharetinde olması lazım gelir.

Daha devam edecek..

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Allah Onları Kahretsin!

… Onlar (münafıklar) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Risâle-i Nur’da Tefsîr Anlayışı ve Münâcât Ri̇salesi̇

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(1) ayetinin mealinde açıkça belirtildiği gibi  …

Kapat