Ana Sayfa / Yazarlar / Bediüzzaman’ın anlatımında Peygamberi temsil eden bir kişilik: Yâver-i Ekrem / Prof. Dr. Himmet UÇ

Bediüzzaman’ın anlatımında Peygamberi temsil eden bir kişilik: Yâver-i Ekrem / Prof. Dr. Himmet UÇ

Yâver, Devlet ve hükümet başkanlarıyla komutanların yanında bulunan ve onların komutlarını  emirlerini yazmakla, gereğinde yerine ulaştırmakla görevli şahıs. Bir anlamda genel sekreter demek yaver. Peygamberimiz Allah’tan emirleri vahiy ve hadis-i kutsilerle alıp insanlara ulaştıran, insanlarla Allah arasındaki iletişimleri de sağlayan.Peygamberlerin hepsi yaverdir ama Resullullah en büyük yaver olduğu için Bediüzzaman ona Yâver-i Ekrem der. Manayı daha da elle tutulur hale getirmek için bu benzetmeyi ve imajı kullanmıştır. Peygamberin bütün görevlerini bu kurmaca kişiliğe yüklemiştir. Bir karakter çizimi yapmıştır.

Sarayı, içindekileri tarif eder, saraya nasıl girileceğini beyan eder. İnsanların nasıl dua  edeceğini, ibadetlerini onlara öğretir.

Kur’an’da ümmetler peygamberler vasıtasıyla Allah’tan istekte bulunurlar. Bu istekler makul istekler olduğu gibi saçma istekler de olmuştur. Özellikle Yahudiler, Hz Musa’dan çok çocukça ve saçma isteklerde bulunmuşlardır.

Mesela Kureyş bir dağın altın yapılmasını istemişlerdir Resulullah vasıtasıyla, Hz Resulullah ise Allah’a arzetmiş, Allah “yaparım, ama bundan sonra isyan ederlerse onlara telafisi imkansız belalar veririm” demiş. Vazgeçmişler. Yahudiler Hz Musa’dan “Allah’ı bize açıktan göster, demişlerdi” (Nisa 153). Sonra zulümleri sebebiyle onları yıldırım çapmıştır.

Bediüzzaman Ayet ül Kübra, Haşir Risâlesi ve 11. Söz’de önce bir dünya, kainat inşa eder, sonra insanlar o büyük âleme gelirler, onlarla sarayı güzel yapan sanatçı ilah arasındaki iletişimleri, Yâver-i Ekrem karşılar. Ne zaman yaver-i ekremin gerektiğini anlatır Bediüzzaman

“Bu hikmete binaen, cesîm ve geniş ve muhteşem bir kasrı yapmaya başladı. Şahane bir surette dairelere, menzillere taksim ederek hazinelerinin türlü türlü murassaâtıyla süslendirip, kendi dest-i san’atının en lâtif, en güzel eserleriyle ziynetlendirip, fünun-u hikmetinin en incelikleriyle tanzim edip düzelterek ve ulûmunun âsâr-ı mucizekârâneleriyle donatarak tekmil ettikten sonra, herbir taam ve nimetlerinin bütün çeşitlerinden en lezizlerini cami’ sofralar, o sarayda kurdu. Herbir taifeye lâyık bir sofra tayin etti. Öyle sehâvetkârâne ve san’atperverâne bir ziyafet-i amme ihzar etti ki, güya herbir sofra yüz sanayi-i lâtifenin eserleriyle vücut bulmuş gibi, kıymetli hadsiz nimetleri serdi. Sonra, aktâr-ı memleketindeki ahali ve raiyetini seyre ve tenezzühe ve ziyafete davet etti.”

Buraya kadar sarayın yapılması taam ve nimetler, sofralar, müştemilatı oluşturulduktan sonra bir üstad, tarif edici gerekir o da Yâver-i Ekremdir. Hükümdarın en sorumlu memurudur, aşağıda anlatılanlar onun görevlerinin tafsilatıdır.

“Bir yaver-i ekremine sarayın hikmetlerini ve müştemilâtının mânâlarını bildirerek onu üstad ve tarif edici tayin etti. Ta ki, sarayın sâniini, sarayın müştemilâtıyla ahaliye tarif etsin; ve sarayın nakışlarının rümuzlarını bildirip, içindeki san’atlarının işaretlerini öğretip, derunundaki manzum murassâlar ve mevzun nukuş nedir, ve ne vech ile saray sahibinin kemâlâtına ve hünerlerine delâlet ettiklerini, o saraya girenlere tarif etsin; ve girmenin âdâbını ve seyrin merasimini bildirip, o görünmeyen sultana karşı marziyâtı dairesinde teşrifat merasimini tarif etsin.

İşte, o muarrif üstadın herbir dairede birer avenesi bulunuyor. Kendisi, en büyük dairede, şakirtleri içinde durmuş, bütün seyircilere şöyle bir tebligatta bulunuyor. Diyor ki:

“Ey ahali! Şu kasrın meliki olan seyyidimiz, bu şeylerin izharıyla ve bu sarayı yapmasıyla kendini size tanıttırmak istiyor. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımaya çalışınız.

“Hem şu tezyinatla kendini size sevdirmek istiyor. Siz dahi onun san’atını takdir ve işlerini istihsan ile kendinizi ona sevdiriniz.”

Yaverin görevini belirten nişanları vardır. Padişahın emirleri ile hareket eder.

“Hikâyede bir Yâver-i Ekremden bahsedilmiş ve denilmiş ki: Kör olmayan herkes onun nişanlarını görmekle anlar ki, o zât padişahın emriyle hareket eder ve onun has bendesidir. İşte o Yâver-i Ekrem, Resul-i Ekremdir (aleyhissalâtü vesselâm).

Yaver kelimesi ile resul kelimesi yakın anlamlı, çünkü resul de Allah ile insanlar arasındaki ilişkiyi dokur. Yaverin görevleri; padişahın emriyle hareket eder ve onun özel memurudur. Has bende. Nuh peygamber asm oğlunun da gemiye alınmasını Allah’tan ister, Allah “Nuh leyle min ehlik” der; o senin ailenden değildir, sana inanmadı. Demek istekler Allah’ın denetiminden geçer. Ve Allah ihtar eder ”benden böyle saçma isteklerde bulunma” der.

Bediüzzaman bu imajla konuya canlılık getiriyor, görselleştiriyor, dramatik bir özellik kazandırıyor. Zamanı maziden günümüze taşıyıp canlı ve sürekli hale getiriyor. ”Onun nişanlarını görmekle anlar ki o zat padişahın emriyle hareket eder ve onun has bendesidir.” Onun nişanlarını görmek “çünkü yaverin üzerinde görevli olduğuna dair nişanlar bulunur, bunlar peygamberin mucizeleridir ,bunlar onun has bendesi olduğunu gösterir.

Burada da ifade bir tiyatro anlatımının canlılığını taşıyor. Mazi sigasiyle anlatıp rivayet dili ile değil şu an cereyan ediyor gibi kurgulamış. Yaptığı tam bir anlatım sanatı. Yaver hem tarifci, hem tarif ettiği insanların ebediyet ihtiyacı için duacı. Çok yönlü ve çok misyonlu.

“Şimdi gel, gidelim; şu adada büyük bir içtima var. Bütün memleket eşrafı orada toplanmışlar. Bak, pek büyük bir nişanı taşıyan bir yâver-i ekrem bir nutuk okuyor. O şefkatli padişahından bir şeyler istiyor. Bütün ahali, “Evet, evet, biz de istiyoruz” diyorlar, onu tasdik ve teyid ediyorlar. Şimdi dinle; bu padişahın sevgilisi diyor ki:

“Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümunelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celb et. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zevâl ve teb’îd ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti’ raiyetini başıboş bırakıp idam etme” diyor ve pek çok yalvarıyor. Sen de işitiyorsun.

Acaba bu kadar şefkatli ve kudretli bir padişah, hiç mümkün müdür ki, en ednâ bir adamın en ednâ bir meramını ehemmiyetle yerine getirsin; en sevgili bir yâver-i ekreminin en güzel bir maksudunu yerine getirmesin? Halbuki, o sevgilinin maksudu, umumun da maksududur. Hem padişahın marzîsi, hem merhamet ve adaletinin muktezasıdır. Hem ona rahattır, ağır değil. Bu misafirhanelerdeki muvakkat nüzhetgâhlar kadar ağır gelmez.” Bir adada bir yâver nutuk okuyor ve etrafına insanlar toplanmış, sonra da dua ediyor.

Padişahın insanlara açılan penceresi, onlarla iletişimini sağlayan bir kişi, onu temsil hakkına sahip o bir şehre gelirse herkes onu karşılar. Nasıl bir şehir muhtelif akvamın mecmaı olan bir şehir. “Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın mu’cizâtı çok mütenevvidir. Risaleti umumî olduğu için, hemen ekser envâ-ı kâinattan birer mu’cizeye mazhardır. Güya, nasıl ki bir padişah-ı zîşânın bir yaver-i ekremi, mütenevvi hediyelerle muhtelif akvâmın mecmaı olan bir şehre geldiği vakit, her taife onun istikbaline bir mümessil gönderir, kendi taifesi lisanıyla ona hoşâmedî eder, onu alkışlar.” Bu örneği  açıyor şimdi. Şehir yeryüzünün bütün ahalisidir, herkes onu karşılar kendi dili ile.

Öyle de, Sultan-ı Ezel ve Ebedin en büyük yaveri olan Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, âleme teşrif edip ve küre-i arzın ahalisi olan nev-i beşere meb’us olarak geldiği ve umum kâinatın Hâlıkı tarafından umum kâinatın hakaikine karşı alâkadar olan envâr-ı hakikat ve hedâyâ-yı mâneviyeyi getirdiği zaman, taştan, sudan, ağaçtan, hayvandan, insandan tut, tâ ay ve güneş onu karşılıyor. Gelen Yaver-i Ekremdir en büyük temsilci.

Yaver-i Ekrem’in adada okuduğunu nutuğu bir temsili hikaye yani tiyatro şekilde kaleme almıştır, bunun hakikatını daha önce izah ettiği gibi yine açıklar. Birinci sahnede  onun bütün âlemin üyeleri tarafından karşılanışı vardı, bu ikinci sahnede ise zamanı aşıp maziye gider Yaver-i Ekrem’i vazife başında görür.Buna edebiyatta geriye dönüş tekniği flashback deniyor. Zamanı aşarak maziye gidip oradan konuşmak modern edebiyatın kullandığı bir anlatma şekli.Risaleti, hidayeti, ubudiyeti, duası ve duasının neticesini, salat-ı kübrasını, büyük namazını anlatır.

“Ey nefsimle beraber beni dinleyen arkadaş! Hikâye-i temsiliyede demiştik: “Bir adada bir içtima var. Bir yâver-i ekrem bir nutuk okuyor.” Onun işaret ettiği hakikat şöyledir ki:

Gel, bu zamandan tecerrüt edip, fikren Asr-ı Saadete ve hayalen Ceziretü’l-Arab’a gidiyoruz. Ta ki, Resul-i Ekremi (aleyhissalâtü vesselâm) vazife başında ve ubûdiyet içinde görüp ziyaret ederiz.

Bak: O zât nasıl ki risaletiyle, hidayetiyle saadet-i ebediyenin sebeb-i husulü ve vesile-i vusulüdür. Onun gibi, ubûdiyetiyle ve duasıyla o saadetin sebeb-i vücudu ve Cennetin vesile-i icadıdır.

İşte, bak: O zât öyle bir salât-ı kübrâda, bir ibadet-i ulyâda saadet-i e bediye için dua ediyor ki; güya bu cezire, belki bütün arz onun azametli namazıyla namaz kılar, niyaz eder. Çünkü, ubûdiyeti ise, ona ittiba eden ümmetin ubûdiyetini tazammun ettiği gibi, muvafakat sırrıyla bütün enbiyanın sırr-ı ubûdiyetini tazammun eder. Hem o salât-ı kübrâyı öyle bir cemaat-i uzmâda kılar, niyaz eder.”

İlginizi Çekebilir

Trump’ın Kudüs kararında Evanjeliklerin rolü / Prof. Dr. Özcan HIDIR

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve Amerikan Elçiliği’ni Kudüs’e taşıyacağını açıklaması, ABD’deki …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Kuran’daki Sessiz Harfler ve Cifir İlmi / Vehbi KARA

Bazı ilim adamı kisvesinde olup da cahil kalmış kimseler, cifir ilmini ve ebced hesabını inkâr …

Kapat