Ana Sayfa / Yazarlar / Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – I

Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – I

Bediüzzaman’ın estetik hakkındaki fikirlerini 2012 yılında yazdığım ve yayınlanan, Bediüzaman’ın fikir ve sanat dünyası isimli eserimde yüz sahifeyi bulan bir hacimde anlatmıştım. Bu 770 sahifelik kitabım Türkiye’de ve dünyada Bediüzzaman hakkındaki bakış açısını değiştirmiş bir kitaptır. Bunun nasıl olduğu konusu uzun mülahazalar gerektirir.

Richard Feyman “doğanın güzelliklerinin derin bir matematik anlayışı olmayan kimselerin duyumsayabileceği bir şekilde açıklanamayacağını vurgulamak istiyorum. Bediüzzaman büyük bir fizik felsefecisidir, matematik ve fizik yasalarının doğrultusunda kainata bakar. Matematik, olayları görsel ve akıl ile yorumlamaktır. Kainat matematik ve fizik yasaları üzerine yaratılmıştır Allah tarafından. Aynı şekilde Newton da ileri düzeyde bir matematik ve fizik yasaları ile kainata bakmıştır. Özel bir dildir. Bediüzzaman’ın da dili özel bir dildir. Kur’an yorum tarihinde onun gibi kainata bakan ve özelliklerini ve güzelliklerini anlatan bir zeka deha çıkmamıştır.

Bediüzzaman güneş sistemini bu fizik ve matematik ve estetik yasalara göre yorumlar. On iki gezegenin aynı kuşak içinde yer alması ve aralarında farklı hızları ve ağırlıkları olmasına rağmen bir estetik matematik ve fiziki denge kurulması ve birlikte hareketleri üstelik kainat kurulduğundan beri bunun devam etmesi onun astronomiye bakış açısının farklılığıdır. Hareket halindeki bir cisim düz yolda gider, dönüp yuvarlak ve elips bir duruma dönüşmesi tamamen Allah’ın dönüşe yüklediği hikmet sayesindedir. Fizik ve hareket hikmet ile mizan ile nitelik kazanır, yoksa kör ve sağır fizik ve matematik yasalarının işi değil. İşte Bediüzzaman sadece bu sistemin işleyişinde değil kainattaki hareket halindeki ve sabit birçok varlığın ve kurgunun Allah’ın hikmet yasaları ile insanlığa ve görünüş yani estetiğe hizmet ettiğini görür, ama fizik bunu görmezlikten gelir, veya karihası yetmez.

Poul Souriau daha sonra da Griveau varlığın fizyolojik kanunlarıyla denge kanunları arasındaki tam bağlantı ve insan doğasının dış doğa ile zorunlu uygunluğu gibi yüksek önemli olan metafizik konuları işlediler. Bu ikinci duyumlar hakkında ileri sürmüş olduğu ve dolaylısıyla fikirlerimizle tabiata hâkim olan düzenin parelelliği esaslarına dayanarak âlemde içkin olan bir genel mantığın varlığını savunmuş ve güzel sanatları bu mantığın çerçevesi içinde açıklamaya çalışmıştı.

Bediüzzaman bu filozofların ucundan yakaladığı uyumu ve evrensel ahengi eserlerinin çok yerinde anlatmıştır. Ancak Bediüzzaman bu dengenin tabiatın ve insanın dışında bir külli mantığın ve aklın eseri olduğunu vurgular. Sadece ahengi ve uyumu hissetmekle kalmaz ahenk ve uyumun insanı bağlayıcı iki unsur olduğunu da ilave eder.

Feyman gezegenlerin hareketlerini meleklerin düzenlediğini söyler ki bu da doğrudur. Melekler kanatlarını çırparak gezeğenleri arkadan yörünge boyunca iterler, kimisi içeriye doğru kimi de dışarıya doğru ittiğini söyler ama tesbit doğrudur. s 672

Bediüzzaman güzelin tabiattaki varlıklara yansıması konusunda tabiat okumaları yapar. Bediüzzaman estetik kelimesini kullanmaz. Bedii, bedayi, sanat ül bedayi, hüsün, hasen, tahsin, ahsen, Muhsin kelimelerini kullanır güzellikleri anlatırken. Dehası, hüneri, hayal gücü ve zevki ile bir estetikçinin sahi olması lazım gelen bütün ruh halleri ve sanatçı dünyasına sahiptir. Tasarladıkları ve gördüklerinin ötesinde mizaç olarak da estetik bir mizaç ve kişiliğe sahiptir.

Tabiatın birçok nesnesine farklı yerlerde farklı şekillerde bakar. Bulutlara Ayet ül Kübra’daki bakışı ile Münacaat daki bakışı farklıdır. Kuşlar, çiçekler, meyveler onlarca değişik görünümlerde hikmetle resmedilirk ve yorumlanır. Bütün yaptığı estetik seyirlerdir, canlı müşahadelerdir. O eserleri kaleme aldığında transtadır, görünen kainat ile gören gözünün nerde durduğu konusunda insan şüphede kalır.

Eflatun aşk ve coşku olaylarıyla şairce ilhamları derinden incelemek suretiyle güzeli insan ruhunun en esrarlı ve ince alanları içinde çözümlemiştir. Aristo teorik olmaktan ziyade deneysel bir görüşe sahiptir. Plotinos‘a göre maddi güzellik ruhsal güzelliğin ifadesinden başka bir şey değildir. Güzellik ruhun maddeye karşı zaferidir. Yahnız ruh güzeldir. Alman Winckelmann’a göre güzel fikri Tanrıdadır. Ondan duyulur ve eşyaya yansır. Yani güzel Tanrı’nın eşyaya perdelerden geçerek yansımasıdır. Schelling’e göre güzel sonluyla sonsuzun uzlaşma ve kaynaşmasından doğan birliktir. Bediüzzaman’ın tabiata ve olayları bakışı da sonlu ile sonsuzun imtizacından hasıl olur. Bediüzzaman’ın estetik görüşleri bu muhafazakar ve dindar filozof ile çok yönde benzeşirler. Düşünce besinini dinde bulamayınca ulusal duygular gevşer sanat da ulus da çöker.

Bediüzzaman’ın çok plastik bir kurgu dünyası vardır, değişiklikten hoşlanır,aynı minval üzere giden bir fikir ve gözlem hayatı yoktur, Kendi deyimi ile O sukunetsiz misafirdir. Yorulmaz ve tok olmaz yolcudur. Akıl ve kalpte ve evrende dolaşan pürmerak ve pür iştiyak bir seyyahtır. Dili de plastik şekilde kullanır, en soyut ve mücerred alanlarda son derece seçilmiş bir dil ve yorum, değerlendirme ve felsefe yapar. Mesela Eskişehir Hapishanesinde yazdığı Esma-yı sitte, altı büyük isimler ismini verdiği olguları çok net ve şaşırtıcı sıfatlarla örneklerle müşahhas hale getirir, kendinden önce sadece tekrar edilen bu büyük isimleri gözlemlerle anlatır.
Onun kullandığı felsefe yapmak anlamındaki dili, bir konuyu irdelemek ve analiz etmek manasındaki dili, Türk dilinde kimsenin varamayacağı ve varmadığı bir dildir ve derinliktir. Otuzuncu Söz kısa bir eser olmasına rağmen felsefeyi bir özetleme ve kıyas bahsidir. Felsefenin evrene ve insana, Allah’a bakışta asıl meselenin insanın enesi yani egonun anlaşılması olduğuna konuyu getirir, ona bütün evreni anlamanın anahtarı olarak eneyi gösterir.

Bu eserinde bilim tarihi ve felsefe tarihini iki terimle ele alır biri atom diğeri ise ego yani enedir. Felsefe ve bilim tarihinin başıboş bir at gibi koşturduğu bu iki terim, varlığın iki yapı taşı ilahi denetim ile bütün kainatı organize ederken onlara götüremeyeceği bir bağımsızlık vermiştir.

Marx’ın doktora tezi Epikür felsefesi üzerinedir. Klisenin yatılışı maddenin atomun hareketlerine bağlayıp ilahi tasarım ve tasarrufu inkar için domuz dediği bu filozof nihist ve ateist tabiat ve ilim yorumlarının babası kabul edilir, bu bakış açısı yüzyıllardır aynı şekilde devam etmekte fen bilimleri adeta bir ateizm mektebi olmaktadır. Ta ilkokul ve orta okul daha sonra yüksek okullarda bu çarpık bakış açısı toplumu dejenere etmektedir. Marx’ın muakıbı olan Darvin de onun mektebinin öğrencisidir, bu ateist filozof sahteleri nihist ekolün alkışlanan reisleridir.

John Ray Wisdom of God isimli eserinde doğal teoloji alanında en etkili çalışmayı yapmıştır. Epikür ve Lucretus’un atom yorumlarına katılmaz. Atomların sapması kuramına karşı çıkarak atomların kargaşa içindeki hareketin bildiğimiz biçimiyle doğal dünyanın düzenli yapısını oluşturamayacağını savunur. Marx’sı eleştirir. “Herhangi bir insanın bu şahane ve hayranlık verici dünyanın kainatın atomların tesadüfi bir araya gelişiyle ortaya çıktığına kendini inandıracak kadar akıldan yoksun olabilmesi için bir mucize gerekir.“ Marx’sın Ekolojisi s 125

Bediüzzaman bunlara mukabil konuşu; “Tahavvülat-ı zerrat (atomun hareketi) Nakkaş-ı Ezeli’nin burada özellikle nakkaş fiilini kullanır, çünkü nakkaş bir elinde nakış aleti ile diğer elinde boyayı tenasüblü şekilde kullanır. Allah da tıpkı varlığı böyle inşa eder, biçim, renk, desen, tasarım daha neler varlığın yaratılışda etkendir. Bunları atomun serseri hareketine bağlamak için serseri olmak lazımdır. Yaratılış Halik ile sağlanırsa varlığın tasarım ve estetik boyutu da Nakkaş tarafından düzenlenir.” Yoksa maddiyun (materyalistler) Epikür, Lucretus, Marx v ediğerleri) tabiatçıların vehmettikleri (aslı olmayan bir şeyi hayal etmek) gibi tesadüf oyuncağı ve karışık banasız bir hareket değildir. Sözler 741.
Bediüzzaman “her zerrede hem hareketinde, hem sükûnetinde iki güneş gibi iki nur-ı tevhid parlıyor. Sözler 744. Onu yerli yerine koymak hem hilkat hem de adl isminin estetik tasarrufudur.
Mübalağa yok Zerre bahsini orada materyalistleri maskara haline getiren yorumları idealist ve Muvahhid filozoflar özellikle Newton gibi haysiyetli ve onurlu fenciler okumuş olsalardı, hatta atom nazariyesine karşı çıkan papazfilozoflar, mezarların kalkar Bediüzzaman’ı istikbal ederlerdi. Newton atomun hareketlerini dini bir dünya görüşü ile birleştirmiştir.

Bediüzzaman’ın küfrün bel kemiğini kırdım, demesi bu tafsilatını yukarda verdiğimiz nazariyelerin sapıklığını ortaya koyduğu içindir. O Hristiyan dünyasının da İslam dünyasının da Allah’a iman fikrini temyiz ve mutahhar hale getiren adamdır.

Kur’an’ın estetik düzeni ahsen ve hüsün kelimeleri üzerine kurulmuştur, Kur’an da bu kelimelerin kullanış yerleri ve değerler felsefesi bir kitap olacak kadardır, ama bizim müfessirler estetik okumadıkları için bu konular hâlâ bakirliğini korur. Bediüzzaman kitabımızdaki bu hüsün ahsen kelimesi ile kurulmuş ayetlerin en özgün olanını seçer ve yorumunu yapar. Onun yorumları Kur’an ile başa baş gider, Kur’an estetiğini sistematize etmiştir.
“Ahsene külli şey’in haleka, Allah herşeyi en güzel surette yaratmıştır. Sırrınca herşeyi o şeyin kabiliyet-i mahiyetine göre kemal-i mizan ve intizam ile tam bir düzen ve denge ile biçilip hüsn-i sanat ile tertip edilip en kışı yolda, en güzel bir surette, en hafif bir tarzda istimalce en kolay bir şekilde mesela kuşların elbiselerine ve her vakit tüylerini kolayca oynatmalarına ve istimal etmelerine bak. Hem israfsız hizmetli bir tarzda vücut vermek ve suret giydirmek, eşya adedince dillerle bir Sâni-i Hakîm’in vücub-ı vücuduna şehadet ve bir Kadir-i Alîm-i Mutlak’a işaret ederler. (Sözler 922)

Devamı var

İlginizi Çekebilir

Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – III

Önceki bölüm Tasvir Bediüzzaman’ın üslübunun canlı olmasının nedenlerinden biri de tasvirleridir. Edebiyatta tasvir yapan şahıs …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
İşte Ortadoğu…

ÇOCUKLUK ARKADAŞIM, rüyalarımdaki dostumdu. Adı, Beyaz Kelebek. Damlarda, kırlarda, odaların ortasında onunla beraberdik; hayalî düşmanlarla …

Kapat