Ana Sayfa / Yazarlar / Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – II

Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – II

Önceki bölüm

Tasarım

Beden sanat eseri olarak ifadenin canlı bir düğüm noktasıdır. Dünya bedenin kumaşından dokunmuştur. Tasarım iki genel kategoride belirlenebilir. Birisi metinlerin biçimlerinin tasarlanması, ikincisi ise evrendeki nesnelerin ve canlıların işlerine göre tasarlanmasıdır. “Tasarımlama (figuration) ve anlatım gücü (expressivite) kavramları tek anlamlı (univoque) kavramlar değildir. Dar anlamda tasarımlama, sanatlı düşüncenin anlatım niteliğinin maddileştirilmesi, nesnelleştirilmesini gösterir.

Tasarımsal sanat yaşamın doğrudan tasarımlanmasını (represantation) ilgilendirir; anlatımsal ise, daha genelleştirilmiş bir biçimde düşüncenin çağrıştırıcı etkinliğine dayanarak, yaşamın özüne ilişkin imgeleri, tasarımları, heyecan ve duyguları uyandıracak bir tarzda, gerçeğin yansımasını ilgilendirir. Tasarım ve anlatım öğeleri, şu ya da bu kertede bütün sanatlarda bulunur ve biz bu sanatları yine de bu iki kategoriye sokuyorsak eğer sanatsal meydana getirmenin şu ya da bu alanındaki öğelerden birinin parelel rolde olmasına göre yaparız bunu.” (Avner Ziss, Estetik s. 165) 

Bediüzzaman anlatım ve tasarım araçlarına büyük bir dikkatle eğilmiştir. Çünkü özellikle bazı eserlerinde seçtiği biçim ve anlatım araçları neredeyse fantezi denecek kadar düşünülmüş tarzlardır. Anlatım araçları özgül anlatım araçlarıdır. Kendine özgü anlatım ve tasarım araçları kullanır. Bediüzzaman kullandığı metinlerin tasarımlarında ihtilal yapmıştır. Tefsir ve yorum geleneğinde olmayan bir bütünlük içinde tümel yani külli perspektifler kullanmış, ayet ve hadislerin anlamları içinde anlatılan temalara bütünlük kazandırmış ve onları yeni biçimlerle kamuya, okuyucuya sunmuştur. 

Bediüzzaman tasarım anlamına gelen tasavvur kelimesini çokca kullanır. Tasavvur, algılanan bir nesnenin ya da olayın zihnimizdeki görüntüsüdür. Bediüzzaman ilk planda insanın tasavvur kabiliyetini geliştirmeye çalışır; bu, onun eser külliyesinin asıl amacı gibi görünmeyen ama geliştirilmesi zorunlu olan bir zihni melekedir. Taklidden, gelenekselden, ülfet edilmiş olandan, donmuş katılaşmış olandan, üzerine düşünülmeye düşünülmeye hakikati gizli kalmış olandan, bilinmeyip de biliniyor gibi davranılır olan hakikatları Bediüzzaman ancak tasavvur, yani kişisel tasarım kabiliyetini genişleterek yenileştirir. O eskiyen İslâm düşüncesini eski canlılığına getirmek istediği için insanı da yenilemek zorundadır. Yenilenen ve üniteleri canlanan insan her şeyi yeni bir gözle görmek isteyecek ve öyle görecektir. Yeni görüşlerle kendini ve düşünce dünyasını yenileyecektir. Bir insan bir şeyi tasarlamakta, tasavvurda zorlanıyorsa zihnî bir darlık içindedir.

Bediüzzaman’ın oppozite karakterleri yani zıt karakterleri veya tezi geliştirmekte kullandığı kişileri, muhalif şahıslar konuların başında hep bir tasarım güçlüğünü, darlığı temsil ederler. Meselâ Haşir’deki ikinci şahsın özelliklerini sıralayalım. Hepsi darlık, yetersizlik, düşünememe, dış gözlemde kalma üzerine kurulmuştur, genişletilmesi gerekir. O adamlardan birisi, her istediği şeye elini uzatıp, ya çalıyor, ya gasbediyor. Hevesine tebaiyet edip her nevi zulmü, sefaheti irtikap ediyor. Ahali de ona çok ilişmiyorlar. “.. O sersem inad edip dedi: ‘Yok miri malı değil, belki vakıf malıdır, sahipsizdir. Herkes istediği gibi tasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi menedecek hiçbir sebeb görmüyorum. Gözümle görmesem inanmayacağım’ dedi. Hem feylesofane çok safsatiyatı söyledi.” “… Haydi padişah var; fakat benim cüzi istifadem O’na ne zarar verebilir. Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur; ceza görünmüyor.” ..Yine o hain sersem, temerrüd edip: “İnanmam. Hiç mümkün müdür ki bu memkelet harab edilsin. Başka bir memlekete göç etsin” dedi.”

Tasavvur kabiliyetinin gelişmesi için kişinin bakmasını öğrenmesi gerekir. Bediüzzaman Haşir Risalesi’nde on iki surette yirmi defa bak fiilini kullanır. Bazen de fiili kullanmaz ama yine anlatılan iş bakmakla ilgilidir. Onun dışında bu kahramanın yapması lâzım gelen şeyler, dikkat etmesi, kulak vermesi ve dinlemesidir. 

Yalnızca hakiki varlıktan söz edilebilir. Böyle bir varlık biricik varlık olarak bütün varlığı kaplar. Tüm varolanlar bu biricik varlık sayesinde vardırlar. Bilgi de böyle bir varlığın bilgisi olarak biricik ve hakiki bilgidir, tüm diğer bilgileri kendisinden çıkartabileceğimiz mutlak bir bilgidir. 

Genellikle bir bilgi bağıntısı olan özne nesne bağıntısı bilgi ile varlık birliğinden ötürü bir varlık bağıntısını gösterir. Bu varlık bağıntısında özne ideal yanı nesne real yanı oluşturur. Mutlak varlıktan tek tek varlıkların dünyasına geçmek için bir özne nesne ayrımlaşması gereklidir. 
Her varlığın yaratılmadan önce tasarlanma süresi geçirmiştir. Tasarım sanatın ve Uluhiyyet ilminin en önemli unsurudur. Bütün varlık varlık sahasına ayak basmadan önce tasarlanmış, sonra kudretle biçimlendirilmiştir. 

Bediüzzaman tasarım konusunda enteresan örnekler verir “Meselâ numune olarak hadsiz misallerinden yalnız tek bir ağaç ve bir ferd-i insana bakıyoruz, görüyoruz ki: Bu meyveli ağaç, o çok cihazatlı insan; hiçbir ressam tam taklidini yapamayacak derecede zahiri ve batıni, dış ve için öyle bir gaybi pergârla (pergel) ve ince bir ilmin kalemiyle hudutları çizilmiş ve tam intizamla her azasına münasip suret verilmiş ki, meyve ve neticelerine ve vazife-i fıtratlarına yetişsin. (gayesine göre beden, biçim, tasarım) Bu ise nihayetsiz bir ilim ile olabilmesi cihetiyle her şeyin her şeyle münasebetini bilip ve nazara alan ve bu ağaç ve bu insanın bütün emsallerini ve nevilerini ilm-i ezelisinin kaza ve kader pergar ve kalemiyle dış ve iç miktarlarını ve suretlerini hakimane yapılmasını bilerek işleyen bir Sani-i Musavvir (sanatlı biçimlendiren) bir Alîm-i Mukaddir’in hadsiz ilmine ve vücub-ı vücuduna nebatat ve hayvanat adedince şehadet ederler demektir.” (Şualar. s. 568)

Devamı var 

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur Külliyâtının Yazım Kuralları – 2 ve 3

RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYÂTININ YAZIM KURALLARINA (USÛL-İ TAHRİR) UYGUNLUNLUĞU VE YAPILAN İTİRAZLARA CEVAPLAR (II) Önceki bölüm  BAKALIM …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bütün Suç Hocaların mı?

Ancak sizler NASİHAT EDENLERİ SEVMİYORSUNUZ. (A'raf Sûresi 79)  Hocaları zaman zaman eleştirir, bazı yönlerde kendilerini …

Kapat