Ana Sayfa / Yazarlar / Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – VI

Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – VI

Program

Dilimizde program kelimesi Fransızcadan girmiş bir kelimedir. Bediüzzaman’ın anlatım düzerinde bu kelime dilimizdeki kullanılışından çok farklı bir genişlikte kullanılır. Bediüzzaman o kelime ile Allah’ın icad fiillerinin büyüklüğüne, ayrıntısına dikkat çeker. Bütün meyve, ağaç, çiçek tohumları onların programlarıdır. “İncir çekirdeğinde koca incir ağacının programını derc etmek“ (Sözler s. 266) “Bütün ağacın fihristesini programını taşıyan küçük bir sandukçadır.“ (Lemalar s. 306) “En güzel bir çiçeğin dakik programını küçücük bir tohumunda dercetmek “ (Sözler s. 67)

Program kelimesi daha ileri bir boyutta açılır ve bu sefer, evrendeki büyük programdan canlılara Meselâ bir arıya yansıyan program olarak görülür. “Bak o hakim-i Zülcelale nasıl Kitab-ı Mübin’in düsturlarından arı vazifesine ait miktarını bir tezkerede yazmış, arının başındaki sandukçaya koymuştur” (Lemalar s. 130) Arı o sandığı açar ve emri anlar, ona göre hareket eder. Çünkü kâinat topyekün programlanmıştır, bir de her canlı o büyük programın içinde özel bir programa sahiptir. Bu büyük ve küçük programlar birbirleriyle iletişim halindedirler ve canlı bir program koruma ve yönetme içindedirler.

Üçüncü boyut insanın da bir programı olduğudur. “İnsana kıymetli cihazat ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş” (Sözler s. 291). İnsanın hafızası da bir program niteliğindedir.
Daha ileri bir boyut Kur’ân’ın da bir program olmasıdır. “Sarayın teşkilat programını ve mevcudatın fihristesini, idare kanunlarını ihtiva eder. ” (Asa-yı Musa s.148) Âlem bu kâinattır.

Bediüzzaman güzel sanatlarda programın önemini özellikle vurgular: ”Malumdur ki; mevzun ve muntazam ve mükemmel ve güzel sanatlar, gayet güzel bir programa istinad eder. Mükemmel ve güzel program ise, mükemmel ve güzel bir ilme ve güzel bir zihne ve güzel bir kabiliyet-i ruhiyeye (ruh kabiliyetine) delalet eder. Demek ruhun manevî güzelliğidir ki; ilim vasıtasiyle sanatında tezahür ediyor.” (Sözler s. 855)

Kelimeye bu nurani anlamların dışında daha farklı kullanım alanları da belirlemiştir Bediüzzaman. Bu kelime bizde konuşma alanına inmediği bir dönemde o kelimeye bizim üdebamızın bakmadığı bir boyutta bakar.

Bediüzzaman program kavramını Allah’ın eşyaları ve canlıları tasarladığı dairesi olan İmamı Mübin’de yorumlar. Çünkü eşya ve nesneler vücuda gelmeden önce programları belirlenen ve o program üzerine kudret tarafından şekillendirilen şeylerdir. Bediüzzaman da biçim, program, şekil, kalıp, tasarlama kelimeleri ya aynen ya da karşılıkları ile alınırlar. Eşyanın vücuda gelmeden bir program ile gelmesi onun dikkatini verdiği çok önemli konulardandır. Meselâ arıyı anlatırken onun dikkat çektiği şeylerden biri de programıdır. “Evet bal arısı fıtratça ve vazifece öyle bir mucize-i kudrettir ki Koca Sure-i Nahl onun ismiyle tesmiye edilmiş (isimlendirilmiş) Çünkü o küçücük bal makinesinin zerrecik başında onun ehemmiyetli vazifesinin mükemmel p r o g r a m ı n ı yazmak ve küçücük karnında taamların en tatlısını koymak ve pişirmek ve süngücüğünde zihayat azaları tahrib etmek ve öldürmek hasiyetinde bulunan zehiri o uzuvcuğuna ve cismine zarar vermeden yerleştirmek, nihayet dikkat ve ilim ile ve gayet hikmet ve irade ile ve tam bir intizam ve muvazene ile olduğundan, şuursuz, intizamsız, mizansız olan tabiat ve tesadüf gibi şeyler elbette müdahale edemezler ve karışamazlar.“ (Şualar s. 156)

Bediüzzaman fihriste ve program kelimelerini çok sever, çünkü onun hakikat dünyasında bu iki kelime dönüm noktası ve odaktır. İkisi de bir şeyin her şeyini görmek ile gerçekleşir. İşte o iki kelimenin Allah’ı anlatmada ne kadar önemli görevler yüklendiğini gösterir, bir metin. Bediüzzaman insanları da sever, ama kelimeleri daha çok sever gibidir, çünkü efkârını seçtiği kelimelere yüklemiştir, o da mutlu kullandığı kelimeler de mutludur, ve o ve kelimeleri mutluluk saçan kelimelerdir. “İşte eğer aklın evhamda boğulmamış ise anlarsın ki: Bir kelime-i kudreti Meselâ, bal arısını ekser eşyaya bir nevi küçük fihriste yapmak ve bir sahifede Meselâ, insanda şu kitab-ı kâinatın (kâinat kitabının) ekser meselelerini yazmak, hem bir noktada, Meselâ küçücük incir çekirdeğinde koca incir ağacının p r o g r a m ı n ı dercetmek ve bir harfte, Meselâ kalb-i beşerde (insanın kalbinde) şu âlem-i kebirin (büyük alemin) safahatında tecelli ve ihata eden bütün esmanın asarını göstermek ve bir mercimek tanesi kadar mevki tutan kuvve-i hâfıza-ı insaniyede (insanın hafızasında) bir kütüphane kadar yazı yazdırmak ve bütün hadisat-ı kevniyenin mufassal f i h r i s t e s i n i o kuvvecikte dercetmek, elbette ve elbette Halık-ı külli Şey’e has ve bu kâinatın Rabb-i Zülcelal’ine mahsus bir hatemdir.“ (Sözler s. 295)

Orantı 

Orantı gerek bilimin, gerek evrenin, yatın üzetle her şeyin varlığını ve hayatını borçlu olduğu bir büyülü kelimedir. Matematiksel ve geometrik bir kelimedir. Canlıların varlığı elementlerin belli oranlarda bir araya gelmesinden ileri gelir. O oran bozulsa hayat bir anda kendini kaybeder. Sudaki oksijen hidrojen oranı bozulsa bir anda bütün insanlık ölür.

Bu büyülü kelime Bediüzzaman’ın yorum ve değerlendirme dünyasına özel bir yere sahiptir. Bu kelimenin Bediüzzaman’ın ifade dünyasında bir odak, bir santral görevini yaptığını belirtelim.Biz burada sadece kelimenin evrendeki matematik nisbetleri üzerinde duralım. Özellikle canlılar dünyasında nisbet konusunda bir yorumunu okuyalım. “Cisim içinde cisim, birbiri içinde cüz olup giden bütün bu terkiplerde, nasıl bir nefer, takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ordusunda mütedâhil hizmeti bulunuyor. Hem, nasıl ki senin gözbebeğinden bir hüceyre, gözünde bir nisbeti ve bir vazifesi var, senin başın heyet-i umumiyesi nisbetinde dahi bir vazifesi var” (Sözler 626) Bedendeki bir zerrenin, bulunduğu azaya nisbeti olduğu gibi, bütün vücuda da nisbeti vardır. Bütün kâinata da aynı nisbetle bağlıdır. Tek başına görevi bu nisbet ile sağlandığı gibi, birlikte yapılan görevlerde de o nisbet devam eder.
Daha ileri bir boyutta nisbet Allah ile yarattıkları arasında vardır.Bütün kâinattaki güzellik, cemal, kemal Onun zaif bir gölgesidir. “Belki hakiki kemaline nisbeten bütün kâinattaki hüsün ve kemal ve cemal, zayıf bir gölgedir” (Sözler s. 567).
Bunun gibi Kur’ân’ın her bir ayeti diğer ayetlerle gizli bağlara, nisbetlere sahiptir. (Sözler s. 127).

Daha harika tesbiti nisbetin âlemdeki nizamın ruhu olmasıdır. “Nizam ve intizamın ruhu olan maneviyat ve revabıt ve niseb” (Sözler s. 479) İnsanın da, Kur’ân‘ın da, kâinatın da, bütün canlıların ruhu bu nisbettir. Çünkü her şey belli nisbetlerde bir araya gelmiş bir şey olmuştur, o oran bozulsa, ruhu bozulur. Fizik ve matematik, kimya, eczacılık, farmokoloji bu nisbetler ile çalışır. Bediüzzaman Newton, Galile ve daha nice büyük bilim adamlarından daha büyük anlamlar yükler oran kelimesine.

Tek tek parçaların bağıntısının gözlenmesi başka bir deyişle orantı da biçimin hakikatine ilişkindir. Orantı ideal bir bağıntıdır. O da bu görünüş dünyasında v ar değildir. Dolayısiyle sanatçı onu tek tek nesnelerde bulmaz. Bediüzzaman’ın tabiat seyirlerinde cüzlerin resmedilmesinde orantıya dikkati önemli bir bahistir. İnsan biçiminde ideal orantılara varılmıştır. Orantı insanın ve tabiatın raslantı eseri olmadığını ortaya koyan etmenlerden biridir. İnsan varlıklar içinde en soylu biçime ve ideal boyuta sahiptir.

Orantı’nın sözü edildiğinde yerde elbette simetri de göz ardı edilmeyecektir. Karşıtların dengelenmesi simetri ile elde edilir. Bediüzzaman’ın bakışında simetri, nisbet ve orantı çok önemlidir. Çünkü bunlar kâinatın ruhu olan kelimelerdir.

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur Külliyâtının Yazım Kuralları – 2 ve 3

RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYÂTININ YAZIM KURALLARINA (USÛL-İ TAHRİR) UYGUNLUNLUĞU VE YAPILAN İTİRAZLARA CEVAPLAR (II) Önceki bölüm  BAKALIM …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Pabucunuzu Dama Attırmayın

Yazar: Pınar HOLT Değerli Dostlarım, Bu hafta size ne teknolojiden ne de anne, çocuk ilişkilerinden …

Kapat