Ana Sayfa / Yazarlar / Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – VII

Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – VII

Matematik

Cambridge fizikçisi John Polkighorne da “Matematik, fiziksel evrenin kilidini açan soyut anahtardır” der. (Matematik Sanatı s. 226) Bediüzzaman tabiatın dilini bilir, okumak isteyenleri de yanına davet eder. Sürekli onları anlamak isteyenler onunla giderler. Risale-i Nur sadece yaşamak olgusu olmayıp, yüce şeylerin üzerinde düşünerek yaşamak sanatıdır. Yaşama sanatı, düşünmenin güzelliğine bütünüyle duyarlı olmaktır ona göre. Galile’nin “Doğanın kitabı matematikle yazılmıştır” demesi de bütün bunları güçlendirir.

Matematiğin karmaşık mantığını anlayan ve onun herkesin anlayamayacağı inceliklerini kullanarak olayları yorumlayan ve kâinat kitabını okuyan büyük bir matematik kafasına sahiptir Bediüzzaman. Bediüzzaman büyük eserleri, yalnız matematikçiler, filozoflar, din adamları için değil çeşitli alanlarda eğitim görmüş insanları da hedefler. O seçici özellikle eleyici ince bir eleğe sahip bir matematik dehadır. Bahislerinde çok seçici ve ayıklayıcı, kendisine kadar geleni tekrar eden değil, onları özetleyen, ama kendi fikrini de söyleyen bir bakıştır.

Nerede madde varsa orada matematik vardır. Tabiatın kitabı matematik dilde yazılmıştır. Tabiat olayları kantitatiftir. Galile ile Avrupa’nın tabiat biliminin zaferi başlar. Filozofi genel olarak düşünmenin metodik çalışmasıdır. Fiozofi kendi doktrinini dini ilgiden tamamiyle bağımsız olarak sadece kendi kaynaklarından hareket ederek idare etmeğe çalıştı. Modern filozofi doğmaya karşı dünya bilgisi olarak kendini tanıttı.
Bediüzzaman tabiatın kendi başına mekanik bir düzeninin olduğunu verdiği örneklerde genel olarak ortaya koyar. O matematikle çok uğraşmış, bu konuda eserler telif etmiş, Rumuzat-ı Semaniye’yi yine matematik dehası ile yazmıştır. Risale-i Nur’un yorum perspektifine matematik hâkimdir. Onun tabiat okumalarında simetri, vahdet, denge, tasarım ve altın oran gibi matematikten estetiğe yansıyan elemanları kullanması matematikle olan aşırı uğraşını gösterir. “Tabiatın gerçek dili matematiktir” diyen Descartes de tabiat okumaları gerçekleştirmiştir. Bediüzzaman’ın okumaları ise özneye dayanan yorumlardır. İnsan zihninin çalışması ile tabiatın çalışması arasındaki zihni parelelilik Bediüzzaman’ın yorum düzenine hâkimdir. Tabiatla insan arasında bir tekabül, denklik, correspondance bütün itikadın değer yanını verir. Bediüzzaman tabiat bilimi modeli ile insan düşüncesi arasında parelellikler kurar.

Matematik konusunda Bediüzzaman eserler telif etmiştir. Bu ilim alanına derinliğine indiğini gösteren ifadeleri vardır. O matematiği âlemdeki nizamın, birliğin, uygunluğun, estetik güzelliğin kaynağı olarak görür.” Ulum-ı riyaziye (matematik ve geometri) ulemasının münasebat-ı adediye (sayılar arasındaki ilgiler) içinde en latif dusturları ve avamca harika görünen kanunları, bu hesab-ı tevafukînin (matematiksel uyum) cinsindendirler. Hatta fıtrat-ı eşyada Fâtır-ı Hakîm bir tevafuk-ı hesabiyi (eşyanın tabiatı ve yaratılışında bir matematiksel uyum) bir düstur-ı nizam ve kanun-ı vahdet (nizamın düsturu, vahdetin kanunu) ve insicam (düzenli ve ritmik akış) ve bir medar-ı tenasüb ve ittifak ve bir namus-ı hüsün ve ittisak yapmış. (uygunluğa, birliğe, dayanışmaya ve güzelliğe, düzenli sıralanmaya) Meselâ nasılki iki elin ve iki ayağın parmakları, asabları, kemikleri, hatta hüceyratları, (hücreleri) mesamatları (hesap aldıkları delikler) hesapca birbirine tevafuk ederler. Öyle de: Bu ağaç bu baharda ve geçen bahardaki çiçek, yaprak, meyvece tevafuk ettiği gibi, bu baharda dahi az bir farkla geçen bahara tevafuk ettiği gibi, bu baharda dahi az bir farkla geçen bahara tevafuk ve istikbal baharları dahi mazi baharlarına ihtiyar ve irade-i ilahiyeyi gösteren sırlı ve az farkla muvafakatları, (uygunlukları) Sâni-i Hakîm-i Zülcemâlín vahdetini gösteren kuvvetli bir şahid-i vahdaniyettir” (S. T Gaybi s. 96)

Evrenin inşası matematik oranlara bağlı olduğu gibi insanın evreni yorumu da bu matematik oranlara bağlıdır. Âdeta insan ve evren birbiriyle tanışan, birbirinin ârifi olan iki mukabil güç gibidir.
Önceki okuduğumuz cümlelerde Bediüzzaman matematik felsefesi yapar; matematiğin bütün ilimlerin, sanatın, felsefenin babası olduğunu anlatır. Matematik felsefesi ile Bediüzzaman’ın fikirleri uzlaşır. Galile ve Newton’un fikirleri, Pisagorcuların yorumları da bu hakikat doğrultusundadır. Onların asırlar sonra fark ettiği bu kanun Kur’ân’ın belirlediği nisbetlerdir. Onların tesbitleri, Allah, ahiret, ibadet, adalet, ve daha birçok kavramları ile bağlantılı değildir, sadece matematik oranları fark etmedir.

Reuben Hersh felsefeciler ve bilim adamlarının gözüyle matematiğini yorumlar, iki yorum birbirine yaklaşır. Bediüzzaman’ın ufkunun büyüklüğünü gösterir. “Platon’dan beri geometri, insan bilgisindeki kesinlik ihtimalinin fevkalade örneği olarak addediliyordu. Newton’un hareket ve yerçekimi ilkelerinin tesbitinde kullandığı gibi Spinoza ve Descartes, Allah’ın varlığının isbatında “m o r e g e o m et r i c o -daha fazla geometri- kullanmışlardı” (Matematik Felsefesi, s. 406).

Bediüzzaman’ın Allah, Ahiret, Melekler gibi benzer konularda derinliğine düşünülürse matematiğin olayların arkasında portre olduğu görülür. Bediüzzaman insanın ihatası güç olan bir büyük alanda fikir yürütmüş iki bin yılın büyük adamlarındandır.

Matematiğin felsefesini matematikçiler pek yapmazlar (bkn.Matematik Felsefesi s.404) Dünyanın ünlü matematikçileri matematik felsefesi konuşamazken Bediüzzaman matematik felsefesi yapar. Hem de 1930’larda. “Üniversitenin bildik matematik müfredatında dikkate alınan sadece bundan elli sene önceki çeşitli temelci ekollerin ortaya attıkları felsefî sorunlar olmuştur. Bu bakış açısından onların hiçbiri kendi programını yönetebilecek kabiliyete sahip değildi ve onların hiçbirinin temeller problemini çözebilecek gerçek bir reçetesi yoktu denilmektedir.” (Matematik Felsefesi, Reuben Hersh, s. 405)

Bediüzzaman’ın Onuncu Söz isimli Haşir Risalesi Allah’ın esmasındaki matematik gerekliliklerden hareketle insanın ebedî olacağını ve sonsuza yani Allah’a eşlik edeceğini anlatır. Çünkü sonsuz metamatiğin en ilgi çeken konularından biridir. “Çok eski zamanlardan beri sonsuz insanlığın hislerini diğer sorulardan daha çok cezb etmiştir. Hemen hemen hiçbir düşünce, zihni bu kadar çok tahrik etmemiştir. Yine diğer hiçbir kavram, sonsuzun açıklama gereksiniminden daha fazla gereksinim duymamıştır.” (Matematik Felsefesi, Sonsuz Üzerine, Davit Hilbert, s. 120)

Allah’ın Adil ve Hakim isimlerinin evrendeki yansımaları matematik nisbetlere göredir. Bediüzzaman bu nisbetleri okuyarak insanın bu nisbetler gereği ebedi olacağını, Allah’ın da bu nisbetle inşa edilmiş kâinatı dağıtmayacağını, heba etmeyeceğini anlatır. “Hiç mümkün müdür ki zerrelerden güneşlere kadar cereyan eden hikmet ve intizam adalet ve mizanla Rububiyetin saltanatını gösteren Zat-ı Zülcelâl Rububiyetin cenah-ı himayesine iltica eden ve hikmet ve adalete iman ve ubudiyetle tevfik-i hareket eden müminleri taltif etmesin?” (Külliyat s. 28) Hikmet, intizam, adalet ve mizan ancak matematik oranlarla elde edilir. İntizam matematik denklikten, mizan yani denge de matematik denklikten, adalet çok açık bir şekilde matematik eşitlikten oluşur. Bunlar üzerine inşa edilen kâinat bu matematik nisbetleri dağıtan bir mantıkla ahiretsizlikle karşılaşamazlar işte Bediüzzaman’ın yorumunun arka planındaki matematik. Ve onun büyüklüğü ve eserlerinin azameti.
Evrenin matematik dilini anlamak herkese nasib olmayan bir inceliktir. Matematik Sanatı isimli kitabın yazarı Jerry P King kitabının kapağına şöyle bir söz yazmıştır: “Savaşlar generallere bırakılmayacak ölçüde önemliyse benzer nedenlerle matematik eğitimi de matematikçilere bırakılamayacak ölçüde önemlidir” Kâinat kitabını matematik inceliklerini görerek yorumlamak Galile’den sonra Newton ile büyük mesafe katetmiştir. Newton’un P r i n c i p a ‘sı yani “Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri kitabı “Herkes okuyup anlasın diye yazılmış bir kitap değildi. Tersine matematik öğrenimi görmüş olmayanlar açısından kesinlikle anlaşılmazdı.” (Yüzyılların Yüz Kitabı s. 280)

Risale-i Nur bir yönden bakılırsa doğa felsefesinin matematik ilkeleridir. Nasıl Principia’nın herkes tarafından anlaşılması imkânsızsa Risale-i Nur’daki evrenin matematik ilkelerini görmek de herkese göre değildir. Bediüzzaman da bunu bilir, eserlerinin bazılarının başında herkesin her meseleyi anlayamayacağını, ancak hissesiz de kalmayacağını anlatır. Meselâ İkinci Şua bu matematik ilkelerin en önemli okunduğu eserdir. Matematik ilkeler Allah tarafından eşyanın mahiyetine konmuştur. Nesnelerdeki birlik bir birden, onların farklı elementlerini bir birlik içinde birleştirmesinden meydana gelir. Birlik simetriden, o da matematikten ve dengeden ileri gelir.
Bu matematik ilkeyi üç perspektiften görür Bediüzzaman:
l- Birlik Allah’ın kemal ve cemalinin de ortaya çıkmasını sağlar.
2-Kâinatın zatı ve mahiyetine bakar. Vahdet sırrıyla kâinatın kemalatı tahakkuk eder ve mevcudatın ulvi vazifeleri anlaşılır.
3- Üçüncü perspektif ise, insana yöneliktir. Vahdet sırrı ile insan, bütün mahlukat içinde büyük bir kemal sahibi ve kâinatın en kıymettar meyvesi ve mahlukatın en nazenini ve mükemmeli ve zihayatın en bahtiyarı ve en mesudu ve Halık-ı Alemin mühatabı ve dostu olabilir. (Şualar s. 1-20)

Birlik hem fiziki, hem estetik, hem de manevî anlamda alınmıştır. Evrenin unsurları, elemanları arasındaki ahenkte matematik ve estetik bir kuraldır. Bediüzzaman sadece eşyanın veya sanatçının kurduğu bir sanat eserinde uyumunu değil Allah, kâinat ve insan açısından genel olarak görür, bunun altında alt mânâ perspektiflerinde de diğer güzellikleri kasteder. Aynı matematik düzenler Pencereler, Esma-i Sitte risalesinde, 22 Söz’de, Tabiat Risalesi’nde hemen hissedilemeyecek bir incelikte anlatılmıştır. Newton ancak ileri düzeyde matematik bilgisi, matematik felsefesi bilenlere hitap ederken, Bediüzzaman ise mânâ katmanlarına göre muhataplarının anlayacağını gizlemiştir. Birgün bir matematik felsefecisi Risale-i Nur ile Principia arasındaki bağlantıları görecektir. “Newton bilimin en büyük dehası Principia’da en önemli bilimsel yayın olma konumunu hâlâ korumaktadır” (Matematik Sanatı s. 87)

Hikmet veya diğer adıyla felsefe nesnelerin ve eşyanın gayeleri üzerinde düşünmektir. Bediüzzaman’ın en çok kullandığı kelimelerden ve kavramlardan biri hikmet kelimesidir. Hikmet ise yani bir şeyin sonucunun mantıklı, fonksiyonel ve düzenli olması ise ancak intizam ve mizan düzen ve denge ile sağlanır. Düzen ve denge ise matematikle bağlantılıdır. Düzen ve denge aynı zamanda estetiğin iki ana unsurudur. Risale-i Nur’daki birçok bahis hikmet ve mizan noktasında yorumlanır. Matematik bunların özünde gizlidir. Haşir Risalesi’nde hikmet alemdeki ve denge ve düzen,denge ve düzenin büsbütün tahrib edilmesini istemeyeceğinden ahiretin varlığına denge ve düzeni neden gösterir. Bu bir, diğer yandan matematik zorunluluklar ahiretin varlığını gerektirir demektir. Otuzuncu Lem’a’daki İsm-i Adl de kâinatta denge ve mizanın yayılımını anlatır, bu da evrendeki büyük bir matematik inceliktir. Dolayısıyla evrenin matematik nitelikleri Kur’ân’ın ve Risale-i Nur’un nitelikleridir. Bu konu hassas bir konudur bir kitap değil birkaç kitap olacak genişliktedir.

Münacaat risalesinde semadan, bir ağacın yapraklarına kadar zincirleme bir gözlem ve izlemeden sonra hepsinin düzeni, mizanı, intizamı ve dengesi, diğer adıyla estetik düzeni ve güzelliği ortaya konarak bu güzelliklerin sahibine dua onların harikalıklarıyla yapılmıştır.
Meselâ şu cümle tamamen metamatik bir düzende yazılmıştır. “Ve umum eşcarın ve nebatatın cezbederâne hareket-i zikriyede bulunan yapraklarından ve zinetleriyle, Saniinin isimlerini tavsif ve tarif eden çiçeklerinden ve letâfet ve cilve-i merhametinden tebessüm eden meyvelerinden her birisi, tesadüfe havalesi hiçbir cihet-i imkânı olmayan harika sanat içindeki n i z a m  ve  n i z a m içindeki m i z a n  ve  m i z a n içindeki z i y n e t  ve  z i n e t içindeki nakışlar ve na k ı ş l a r içindeki güzel ve ayrı ayrı kokular “ (Lemalar s. 366) Nizam matematik bir kelimedir,esap ile olur. Nizam aynı zamanda denge ile olur, bir düzen iki yanlıdır, bir binanın bir yanı intizamlı, diğer yanı intizamsız olamaz, nizam denge ile olur. Denge de matematik bir kelimedir. Denge güzelliğin esasıdır. Bir vücudun sağ yanı ve sol yanı aynı olursa güzellik olur. Simetri olmayınca güzellik olmaz. Simetri de matematik bir kelimedir. Nakışlar da simetri ile elde edilir. İşte bütün bu kavramlar matematik bir okumadır.

Evrenin matematik yorumu olmaksızın insanın entelektüel ve estetik yaşamının tam olamayacağını amaçlamaktadır. Evrenin entellüktüel yani aklî ve estetik yorumu matematik hakkında bilgi olmaksızın imkânsızdır. Risale-i Nur’da uzman olanlara hitab eden bir cümle olarak denebilir ki bilimin, felsefenin, sanatın ve dinin bileştiği bir noktadadır Risale-i Nur’un yorumları.

Bediüzzaman’ın sanat anlayışı, dünya görüşü, genel bakış perspektifi sınırlı bir alana hapsedilmemiştir. Onda görebilen için bütüncül, kuşatıcı bir bakış açısı vardır. Öyle cümleleri vardır ki sanatın, dinin, felsefenin ve estetiğin tüm verilerini onda görebilirsiniz. Onda en yüksek sanatın gösterebileceği kesin kusursuzluğu ve yüce bir güzelliği görebilirsiniz.

Bediüzzaman’da dini duyarlık en yüksek noktadadır. Ama bu dini duyarlık matematik ve estetik bir duyarlıkla biçimlenmiştir. Meselâ 11. Söz estetik bir duyarlılıkla kaleme alınmıştır. Eğer sadece dini duyarlılık olsaydı örneği olan bir eser olurdu, ama o eser sanat ve estetik duyarlılıkla kaleme alınmıştır. Bu hüküm diğer bütün eserleri için de geçerlidir. Eserin telifinde seçilen biçim bir matematik şahaserdir, bölümler yine öyle. Anlatım ise estetik bir şahaserdir. Etkileyicilik hareket noktası din olan ama seçilen biçim ve estetik anlatım mesafesi esere büyüklük getirmektedir. Matematiğin anahtarı güzellik ve zerafettir.

Bediüzzaman ülfet edilen din, sıradan görülen tabiat kavramına yenilik getirmiştir. Çünkü sıradan saydığımız, alelade gördüğümüz her şeyde insanların görmediği çok şeyleri görür. Çünkü bakmasını bilir, gördüğünden bir sembol ve mecaz ve çok anlamlılık çıkarır. Meselâ Yirmi İkinci Söz’de doğru bakmayı bilen bir şahsın insanlara doğru bakmayı talimini görürüz. Yıldız böcekleri gibi duran olaylar ve harikalıklar onda yıldızlara dönüşür. O sözde sürekli “bak” ve “gör” gibi fiillerin tekrarı zaten bakan ve gören insanlara yapılmaktadır; o zaman tekrarına gerek yoktu, tekrarı, sıradanlığı ve ülfeti öldürmek içindir. “Gel her tarafa b a k, her şeye dikkat et! Bütün bu işler içinde gizli bir el işliyor.” (Sözler s. 306)
“Gel bütün bu ovaları, bu meydanları, bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et. Her birisinde o gizli zattan haber veren işler var.” (Aynı sahife) “Gel bu müteharrik antika sanatlarına bak! (hayvanlar ve insanlar) her birisi öyle bir tarzda yapılmış, âdeta bu koca sarayın bir küçük nüshasıdır.” (Aynı eser s. 307) Risale-i Nur da matematik gibi birden bire derinliğine girilemeyen bir eser külliyesidir. O ancak zaman içinde bakmak, görmek, düşünmek, anlamak, muhakeme, akıl, hayal, tasarım, iman, inanç gibi hasselerin ve vasıfların temizlenmesi ve yenilenmesi ile gelişen uzun süreli bir anlamaktır. Risale-i Nur okumak sıradanlıktan kurtulma çabasıdır. Çünkü sıradan insanlar çok, sıra üstü insanlar ise alabildiğine az insanlardır.

Pythagorascılar doğal sayılara tapıyorlardı ve tüm evrenin bu sayılardan onların oranlarından meydana geldiğine inanıyorlardı. Bu şekilde olunca matematik tabiatı anlama çabasıdır. Matematiğin tümünün evrensel güzelliği herkes için görünmezdir. Bu şekilde düşünmek bir avuç yetenekli insanın özelliğidir. Bütün evren dokuza kadar olan sayıların oranıdır. Bunların içinde en kutsalı olan bir ise kendisinden sonrakilerin anasıdır. Tıpkı Allah’ın bütün evrenin sahibi olduğu gibi. Rakamlara tapılmaz ama bir Allah’ı temsil eder.

Evrende Bediüzzaman’ın hissettiği bütün düzen, nizam, mizan ve güzellik somutlaştırılır. Matematiksel bir estetik ve matematiksel bir zerafet ile bunları anlatır. Platon, Aristoteles, Kant, Croce, Collingwood, Langer, Whitehead, Goodman, Danto, Dickie gibi filozoflar “güzel”den bahsetmişlerdir. Ama analitik ve matematik olarak güzeli bir kuram içinde Bediüzzaman bahsetmiştir. Bediüzzaman’ın güzel hakkındaki bahisleri estetiğin simetri, tenasüb, uyum, denge, mizan, nizam, intizam, tezyin, uzaklık gibi elemanları ile analitik olarak verilmiştir. Meselâ estetik nisbetler ve uzaklıklar, faydaların kaynağı şu cümledir: “Kâinatın heyet-i mecmuasındaki teavün, tesanüd, teanuk, tecavübden tezahür eden sikke-i kübra-i ulûhiyyettir” (Sözler s. 15) Kâinatta yardımlaşma matematik bir dengedir. Bitkiler- hayvanlar- mide –insan. Dayanışma / tesanüd de matematik bir dengedir. Varlık bire bir dayanışma içindedir, bu şekilde hayat devam eder. Kucaklaşma da eşitlikçi bir tutumdur. İki taraf birbirini kucaklamalıdır. Bir kucaklama eksikliği dengenin bozulmasını sağlar. Tecavüb birbirinin eksiğine cevap vermek, ihtiyacı karşılamak anlamındadır ki burada da dengenin karşılıklı olması gerekir. Sanatın sanatsal nesnelerdeki veya evrenin nesnelerindeki görmüş olduğu nisbetlere dayalı güzellikler bu kelimelerin yansımaları sayesinde vardır.

Matematik kendi kuramları ile de Allah’ın varlığını ortaya koyar, böyle bir olay Rus sarayında cereyan etmiştir. Denis Diderot ünlü ansiklopedist ve Fransız ihtilalininin önemli simalarındandır. “Diderot, İmparatoriçenin daveti üzerine Rus sarayını ziyaret etti. Rahat bir şekilde konuşuyor ve saray çevrelerinin genç üyelerine uzun uzun ve canlı bir şekilde Tanrı tanımazlıktan söz ediyordu. İmparatoriçe çok hoşlanmıştı. Ancak danışmanlarından bazıları bu doktrin yorumlarını frenlemenin iyi olacağını ileri sürdüler. İmparatoriçe konuğunun ağzını doğrudan tıkamayı hoş karşılamayınca şöyle bir yol bulundu: Diderot’ya ünlü bir matematikçinin elinde, Tanrı’nın varlığının cebirsel yolla yapılmış bir kanıtlaması bulunduğunu, eğer isterse, bütün sarayın huzurunda matematikçinin bunu kendisine verebileceğini söylediler. Diderot memnunlukla kabul etti. Matematikçinin adı verilmemiş; ama o E u le r idi. Euler Diderot’a doğru yürüdü, ciddi bir tavırla ve tam inindırıcı bir ses tonuyla: “Mösyö,
n
(a+b)
———– = x,
n
öyleyse Tanrı vardır!” dedi. Etraftan kahkahalar yükselirken, cebir bilgisi kuş dili kadar olmayan Diderot çok bozuldu ve sinirlendi Fransa’ya hemen dönmek için izin istedi ve bu izin de verildi.” (Metamatik Sanatı s. 220)

Bediüzzaman matematikçilerin izomorfizm dedikleri iki küme arasındaki tekabül kanunu yorumlarında kullanır. İzomorfik kümeler ve nesneler zorunlu olarak özdeştirler ve matematikçiler onların birbirinin aynı olduğunu kabul ederler. Mizan, oran, simetri gibi kavramlar bu izomorfik okumaların sonucudur. Risale-i Nur’un son derece kesin ikna edici oluşu, matematiğin temel prensibi olan kesinlikten kaynaklanır. Halbuki daha önceki metinlerde bu kesinlik görülemez.
Bediüzzaman A d l ismini anlatırken evrendeki dengeyi ve hayatın bu denge ve muvazene sayesinde sağlandığını anlatır. Evrenin adl ismi doğrultusunda, ona göre okunması bütün sanat ve matematik bilgilerinin kaynağıdır. Bu okumalar düşünce tarihinde kimsenin varamadığı büyük yüksekliklerdir.
“İşte cesed-i hayvaninin hüceyratından (hayvanların cesetlerindeki hücrelerden) ve kandaki küreyvat-ı hamra (alyuvar) vebeyzadan (akyuvar) ve zerratın tahavvülatından (atomun hareketlerinden, değişimlerinden) ve cihazat-ı bedeniyenin (bedendeki cihazların) tenasübünden (birbirine uyum içinde olmasından) tut, ta denizlerin varidat (gelir) ve masarifına (giderlerine) ta zemin altındaki çeşmelerin gelir ve sarfiyatlarına.. ta hayvanat ve nebatatın tevellüdat (doğum) ve vefiyatlarına (ölümlerine) .. ta güz ve baharın tahribat ve tamiratlarına.. ta unsurların ve yıldızların hidemat ve harekatlarına (hizmet ve hareketleri) .. ta mevt ve hayatın (ölüm) ziya ve zulmetin ve hararet ve burudetin (soğuğun) değişmelerine ve döğüşmelerine ve çarpışmalarına kadar o derece hassas bir mizan ile ve o kadar ince bir ölçü ile tanzim edilir ve tartılır ki, akl-ı beşer hiçbir yerde hakiki olarak hiçbir israf hiçbir abes (faydasızlık) görmediği gibi, hikmet-i insaniye (ilimler ve yeni çağ felsefesi) dahi, her şeyde en mükemmel bir intizam, en güzel bir mevzuniyet görüyor ve gösteriyor (ilimler) Belki o hikmet-i insaniye (makul filozofların felsefeleri ve ilimler) o intizam ve mevzuniyetin bir tehazürüdür, bir tercümanıdır.” (Lem’alar, s. 309)

Evrendeki matematik denge, sanatçıların sanat eserinde gördüğü sabit ve değişmez denge gibi değil, hareket halindeki milyonlarca nesne, olay ve hareket arasında sağlanan dengedir. “İşte gel, güneş ile muhtelif on iki seyyarenin (gezegenlerin) müvazenelerine (dengesine) bak. Acaba bu muvazene, güneş gibi Adl ve Kadir olan Zat-ı Zülcelali göstermiyor mu? Ve bilhassa seyyarattan olan gemimiz yani Küre-i arz bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede gezer, seyahat eder. Ve o harika süratiyle bareber zeminin yüzünde dizilmiş,istif edilmiş eşyayı dağıtmıyor, sarsmıyor, fezaya fırlatmıyor. Eğer sürati bir parça tezyid ve tenkis edilseydi (azaltılsa veya çoğaltılsaydı), sekenesini havaya fırlatıp fezada dağıtacaktı. Ve bir dakika belki bir saniye müvazenesini bozsa, dünyamızı bozacak, belki başkasiyle çarpışacak, bir kıyameti koparacak. Ve bilhassa zeminin yüzünde nebati ve hayvani dört yüz bin taifenin tevellüdat ve vefiyatca ve iaşe ve yaşayışca rahimane muvazeneleri, ziya güneşi gösterdiği gibi bir tek Zat-ı Adl ve Rahimi gösteriyor.” (Lemalar s. 309)

İlginizi Çekebilir

Ayrılıkları gayrılık kılarken…

Müminler arasında her an fırsat kollayan dehşetli ve sinsi bir tehlikeye: “Nazari ve içtihadi meselelerdeki …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Gençlere ‘Rol Modeller’

Geçtiğimiz hafta düzenlenen Altın Kelebek Ödül töreninde bazı gençlere ödül verilmesi tepkilere neden oldu. Marjinal …

Kapat