Ana Sayfa / Yazarlar / Belki Son Ramazan…

Belki Son Ramazan…

Bunu paylaşınız

Eski Ramazanlar mı dediniz? 

Nerde o eski ramazanlar, eski bayramlar, eski hayat, eski komşular, eski komşuluklar…
Biz çocukken büyüklerimiz de böyle derdi, bizim beğenmediğimiz bu günkü ramazanlara, bayramlara da çocuklarımız on beş yirmi yıl sonra ‘nerde o eski ramazanlar, eski bayramlar’ vb diyecekler muhtemelen.
Geçip giden kıymetleniyor.
Kel ölür sırma saçlı, kör ölür badem gözlü olur, misaline benziyor çoğu zaman geçmiş günlere düzdüğümüz methiyeler..

Nesi güzeldi, neyini özlüyorsunuz o günlerin, diye sorsalar, sadra şifa cevabımız var mıdır bilemiyorum.
Doğru veya yanlış, eskiye duyduğu özlemi gerekçelendirenlerimiz de var elbette.

Kötü bir örnek olacak belki ama, akşama kadar oruç tutup, iftardan hemen sonra başlayıp sahura kadar devam eden kahvehane mesailerinde yaşadığı maceralarını özleyenlerimiz yok mudur?
Vardır elbette.

Askerden dönecek oğlunu, yavuklusunu bekleyen kadınların telaşı gibi, bir ay öncesinden, evlerde, köylerde, sokaklarda, mahallelerde başlayan tatlı ramazan telaşlarıyla büyüyen çocuklar, annelerin, teyzelerin yüreklerinden taşan mübarek aya karşı hissettikleri emsalsiz duyguları..

Köy odalarında bütün köylünün birlikte iftar yaptıkları ramazan gecelerini..
Bir sonraki iftarda hanesini şereflendirecek misafirleri için sahurdan hazırlığa başlayan, akşam misafir dolu odalara hizmet için koşturan ama hiç yorulmayan annelerin kızları, oğulları, her akşam şenlik yeri gibi olan evlerindeki mutluluğu, samimi dostlukları, sıcacık yürekleri özlememek mümkün mü?
Çocuk kalbiyle tutulan oruçları kim unutabilir..
Her akşam ayrı bir huzur, ayrı bir eğlence, ayrı bir macera olan teravih namazlarını unutabilir mi insan?..

“Evladım, evdeki misafir yatakları güvelendi, küflendi” diye dert yanan, yüreği yanan eski toprak, asilzade bir Osmanlı evladı için, misafirsiz oturulan her iftar sofrası ayrı birer acı, hüzün ve hezimet değil midir?..

İftar sofrasına bir Tanrı misafiri oturtabilmek için her akşam sokağa, çarşıya çıkan, tanıdık tanımadık kim olursa evine davet eden, misafir bulamadan evine döndüğünde göz yaşı döken bir babanın evladına, bir dedenin torununa; oğulları, torunları olmadan sofraya oturmak ölüm kadar acı olmaz mı, bu insanlar eskiye özlem duymaz mı?

Her ramazan çok özeldir, çok güzeldir aslında.
Ramazanlar her yerde, her devirde, her yaşta güzeldir.
Ramazan girdiği her yeri güzelleştirir, nurlandırır, sürurlandırır, bereketlendirir.

Biz kabımızı ne kadar doldurabilmişsek eriştiğimiz ramazanlarda, o kadar huzur, mutluluk doldurabilmişiz demektir ve özlemimiz ondandır, o kadardır..

“Dağlara buğdaylar serpin..”

Şehir hayatının, iş hayatının, apartman hayatının zorlukları nedeniyle evlerde ağırlayamadığımız, soframıza oturtamadığımız insanlar için son yıllarda şehirlerde iftar çadırları kuruluyor, garip gureba oralarda karınlarını doyuruyorlar hamdolsun.
Biz misafir bereketinden, dualar bereketinden mahrum kalsak da, fakir fukara, garip gureba ramazan bereketinden mahrum kalmıyor çok şükür.
“Dağlara Bupdaylar Serpin. Müslüman Ülkede Kuşlar Aç Demesinler” diyen Hz. Ömer Efendimizin vasiyeti, en azından bu çadırlar sayesinde tutulmuş oluyor.

Ama biz ille eski ramazanlar diyorsak, eskileri özlüyorsak, istiyorsak şayet özlediğimiz güzelliklere, ölünün ardından rahmet okur gibi methiyeler düzmenin ötesine geçebilmeliyiz.

Dedelerimiz gibi, kim olduğuna bakmadan sokaklardan Tanrı misafirleri toplayıp iftar sofralarımızda ağırlamayı denemeliyiz.
Eskiye mersiye, methiye düzerken andığımız ‘diş kirası’ gibi asil, zarif hayır yollarında tekrar yürümeyi de deneyebiliriz.

Ecdadımızın eşsiz ramazan âdetleri örneklerinden biri olan borç bakkal defterleri satın alıp borçları imha, borçluları ihya etme yüceliğini yaşayarak öğreniriz belki..

Eski ramazanları özlemek,
en çok gülüp eğlendiğimiz, çok mutlu olduğumuz ramazanları özlemekten öte, ramazanda gelen Kur’an’ın boyasına en çok boyanılan anları, günleri, yılları, halleri özlemek demek olmalı..
Ramazanı güzel, tatlı, cazip kılma, çocuklara Ramazanı sevdirme adına düşünülen, planlanan, hayata geçirilen şeyler de Ramazanın ruhuna uygun olmalı, ramazanı, orucu, Ramazanda indirilen Kur’an’ın ruhunu, Kur’an’da tarif edilen kul ve kulluk şuurunu incitmemeli.

Ramazan eğlencesi adı altında yapılan pek çok organizasyon yazık ki ramazanlara hakaret içeriyor desek yeridir.
Kalpler ancak Allahı anmakla doyuma erişir, mutlu olur, huzur bulur.
Kalp taşıyan insana mutluluğun adresini doğru tarif etmek gerekiyor.

En hayırlı ramazan, en güzel ramazan, en çok hayır, hasenat, sevap kazandığımız ramazan olmalı.
En çok tevbe ettiğimiz, en çok hatamızı tashih, eksiğimizi tamir ettiğimiz ramazan olmalı..
Şeytandan, şeytanın vesveslerinden en çok kaçındığımız ramazan, en güzel, en unutulmaz, en muhteşem ramazanımız olmalı..

Özlediğimiz ramazanlar geçti gitti..
Ama önümüzde en unutulmaz, en muhteşem, en tatlı ve belki bizim için en son ramazan olma ihtimali olan bir mübarek ay var.

Bu ramazan, en güzel ramazanımız olsun inşaallah..

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Allah Onları Kahretsin!

… Onlar (münafıklar) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bizim Şiirimiz Divan Şiiridir / Bahar Kasîdesi

Bizim şiirimiz Divan şiirdir, köksüz ve yanlış bir ağaca aşılanmış Batı şiiri değil, ama Osmanlıyı …

Kapat