Ana Sayfa / KASTAMONU / İz Bırakanlarımız / Beylikler Döneminde Kastamonu’da Çalışmış İki Azerbaycanlı Bilgin: Hasan El-Hôyî ve Fethullah Eş-Şirvânî

Beylikler Döneminde Kastamonu’da Çalışmış İki Azerbaycanlı Bilgin: Hasan El-Hôyî ve Fethullah Eş-Şirvânî

BEYLİKLER DÖNEMİNDE KASTAMONU’DA ÇALIŞMIŞ İKİ AZERBAYCANLI BİLGİN: HASAN EL-HÔYÎ VE FETHULLAH EŞ-ŞÎRVÂNΠ

Prof. Dr. Cevdet YAKUPOĞLU* 
Doç. Dr. Namiq MUSALI*

*Kastamonu Universitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyeleri

Giriş

Selçukluların Kastamonu’yu Emir Kara Tegin eliyle fethettikleri 1080’li yıllardan itibaren burası, XII. yüzyıl boyunca Bizans ile Türkler arasında birkaç defa el değiştirmiş, bu yüzyılın sonlarında ise Selçuklu komutanı Hüsameddin Çoban Bey tarafından kalıcı olarak fethedilmiş ve böylece yörede dikkati çekecek düzeyde bir Türk iskânı gerçekleşmiştir. Hüsameddin Çoban Bey, Selçuklulara bağlı olarak Kastamonu’da beylerbeyi sıfatıyla Çobanoğulları Uc Beyliği’nin temellerini atmıştır.[1]

XIII. yüzyıl boyunca Çobanoğulları Beyliği, Kastamonu merkezli olarak bölge tarihinde etkisini hissettirmiş, özellikle Bizans’a karşı gaza faaliyetlerinin yürütülmesinde ve Selçukluların Kırım seferinde büyük bir rol üstlenmiştir. Bu çerçevede Kastamonu sosyal, kültürel, siyasi ve askerî bakımlardan Anadolu’nun önde gelen vilayetleri arasındaki yerini almıştır. Aynı yüzyılın ortalarında Anadolu’da Moğol istilasının başlamasıyla birlikte pek çok Türk boy ve topluluğuna mensup kitleler Kastamonu havalisine göç ederek hem şehrin nüfusunun artmasına ve hem de kırsal alanlarda yeni yeni iskân birimlerinin oluşmasına sebep olmuşlardır. Bu göçler esnasında bölgeye esnaf ve zanaatkârların yanı sıra ilim, irfan, kültür ve sanat adamları gelerek yerleşmiş ve şehrin kültürel dokusunu güçlendirmişlerdir. Hüsameddin Çoban Bey’in oğlu Alp Yörük zamanında devam eden bu göç hareketi, adı geçen hükümdarın oğlu Muzaffereddin Yavlak Arslan döneminde meyvesini vermeye başlamıştır. Nitekim Azerbaycanlı bilginlerden Hasan el-Hôyî, İlhanlı döneminin büyük bilim adamlarından Kutbeddin Şîrâzî ve bunlar gibi pek çok ilim ehli Kastamonu’yu tercih etmişlerdir. Yavlak Arslan, bu âlimlere sarayının kapılarını ardına kadar açmış, onlara maddi ve manevi destek vermiş, eserlerini rahat bir ortamda kaleme almalarını sağlamıştır.

1291 yılında Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın öldürülmesi üzerine yerine geçen oğlu Nâsıreddin Mahmud Bey devrinde de ilmi ve ilim adamlarını himaye etme geleneği devam ettirilmiştir. Hatta bu anlayış, Çobanoğullarının Kastamonu’daki mirasını XIV. yüzyılın başlarında devralmış bulunan Candaroğulları hanedanı zamanında da sürdürülmüştür. Özellikle Candaroğullarının kurucusu kabul edilen I. Süleyman Paşa, beyliğin en güçlü hükümdarı sayılan İsfendiyar Bey ve hanedanın son resmî hükümdarı İsmail Bey, kendi dönemlerinde bu yönde büyük yatırımlar yapmış, medreseler inşa etmiş, buralarda istihdam edilen müderris ve talebelere yüksek maaş ve burslar tahsis etmişlerdir. Bildirimizin ikinci bölümünü oluşturan Azerbaycanlı âlim Fethullah eş-Şîrvânî işte bu son dönemde Candaroğulları hükümdarı İsmail Bey’in himayesinde Kastamonu’da uzun bir süre ikamet ederek ilmî çalışmalar yapmıştır.

1. Hasan el-Hôyî ve Kastamonu Muhitindeki Faaliyetleri

Hasan el-Hôyî, bugün İran sınırları içinde bulunan Güney Azerbaycan’da doğmuş, hayatının büyük bir bölümünü Anadolu’da geçirmiş, bir süre Türkistan’a seyahat etmiş ve böylece kendi faaliyetleriyle Türk dünyasının farklı bölgelerini ziyaret etme fırsatı bulmuştur. Münşî, şair, edip ve dilbilimci olan bu müellifin kendi eserleriyle yüzyıllar boyunca Türk-İslâm dünyasına hizmet ettiği bir gerçektir.

1.1.Kastamonu’ya gelmeden önceki hayatına kısa bir bakış

Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî’nin doğum tarihi net olarak bilinmemektedir. Köken itibariyle Azerbaycan Türklerinden olan Prof. Dr. Hüseyin Muhammedzade Sıddîk (Hüseyin Düzgün) ve Perviz Zare’ Şahmeresî, el-Hôyî’nin H. VII / M. XIII. yüzyılın ilk on yılı içinde doğmuş olabileceğine ihtimal vermektedirler.[2] Öte yandan diğer bazı İranlı bilim adamları hazırlamış oldukları bir yazma eserler kataloğunda el-Hôyî’den bahsederken parantez içinde 622 tarihini göstermekte ve bununla da muhtemelen adı geçen yazarın 622 / 1225 yılında doğduğuna işaret etmektedirler.[3] Fakat onlar bu konuda daha fazla ayrıntıya yer vermemişler ve bu açıklamalarını da hiçbir kaynağa dayandırmamışlardır.

Eserlerini kaleme aldığı dönem esas alındığında, Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî’nin XIII. yüzyılın ikinci çeyreği içinde Güney Azerbaycan’ın Hôy kentinde dünyaya geldiği anlaşılmaktadır.[4] Çalışmaları göz önünde tutulduğunda, onun iyi bir tahsil görmüş olduğu söylenebilir.[5] Ana dili olan Türkçenin yanı sıra Arapça ve Farsçayı da iyi derecede bilmekteydi. Onun, ilk eğitimini Hôy kentinde almış olması gerekir. İranlı bilim adamı Ali Rıza Zekâvetî Karagözlü, el-Hôyî’nin Şafii mezhebine bağlı olduğunu belirtmektedir.[6] Hayatının büyük bölümünü İlhanlı ve Selçuklu ülkelerinde geçirmiştir. Moğolların Azerbaycan’ı işgal altında tuttukları ve Türkiye Selçukluları üzerinde bir egemenlik oluşturdukları dönemde çok sayıda ilim ve irfan ehli mecburen Anadolu’ya göç etmiştir. Bu çerçevede müellifimiz Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî de Anadolu’ya gelerek burada yerleşmiş olmalıdır.

Ailesi konusunda ayrıntılı ve somut bir bilgiye sahip olmasak da, Konya’da Ayyûkî isimli zat tarafından hazırlandığı tahmin olunan Varka vü Gülşâh adlı Farsça mesnevînin minyatürlerini yapan ve Konya’daki Karatay Medresesi’nin 651 / 1253 tarihli vakfiyesinde şahitler arasında ismi geçen Nakkaş Abdülmü’min b. Muhammed el-Hôyî’nin, müellifimizin babası olma ihtimali çok yüksektir.[7] Bu zat, Konya’da Selçuklu hizmetinde çalışmış, minyatür sanatında ihtisas sahibi olmuş ve o devir vakfiyelerinde şahitlik edecek düzeyde itibar kazanmıştır.[8] Dolayısıyla müellifimiz ergenlik yıllarında babası nezaretinde Konya’da ve diğer bazı Anadolu kentlerinde eğitimini devam ettirmiş olmalıdır.

1.2.Kastamonu’daki Faaliyetleri

Onun en azından XIII. yüzyılın son çeyreği içinde Selçuklu kentlerinden Kastamonu’da uzun süre ikamet ettiği anlaşılıyor. Bu dönemde Kastamonu’da Selçukluların Uc Beyliği olan Çobanoğulları hüküm sürmekte idi. Çobanoğulları hükümdarı Muzaffereddin Yavlak Arslan, gerek Selçuklu sultanları ve gerekse İlhanlı hükümdarları ile iyi ilişkiler kurmuştu. İlhanlı başkenti Tebriz’e ve Selçuklu pâyitahtı Konya’ya birkaç defa giderek devrinin hükümdarlarıyla görüşmüş ve bu bağlamda Kastamonu’da İlhanlı baskı ve zulmünün en asgarî düzeyde hissedilmesi için elinden geleni yapmıştı. Nitekim bu hükümdar, beraberinde Türkiye Selçuklularının devrik sultanlarından olup Kırım’da ikamete mecbur kalmış II. İzzeddin Keykâvus’un oğullarından Şehzade Mesud’u Kastamonu’da ağırlamıştı. Daha sonra ise onu yanına alarak İlhanlı hükümdarı Abaka Han (1265-1282)’la görüşmek ve bu hükümdarın desteğiyle, adı geçen bu şehzadeyi Konya’daki Selçuklu tahtına çıkarmak amacıyla kulis çalışması yürütmek üzere İlhanlı başkenti Tebriz’e gitmişti. 1280 yılı civarında gerçekleştirdiği bu ziyaret uzun sürmüş, 1282’de Abaka Han’ın ölümü üzerine yerine geçen Ahmed Teküdar’la da iyi ilişkiler kurmuştur. Ardından onu devirerek yerine tahta geçen Argun Han (1283-1291)’a nihayet isteğini kabul ettirerek Şehzade Mesud’u (Sultan II. Mesud) Selçuklu tahtına geçirmeyi başarmıştır (1284). Yavlak Arslan’ın Tebriz dönüşünde yanında Azerbaycan yöresinden ilim adamları ve ediplerle döndüğünü tahmin edebiliriz. İşte Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî ve onun gibi bazı yüksek şahsiyetler bu şekilde onunla birlikte Kastamonu’ya gitmiş olabilirler. Müellifimizin babasının Nakkâş Abdülmü’min olduğu ihtimalinden ve müellifimizin de babasıyla beraber Anadolu’ya gelmiş olabileceğinden az önce bahsettik. Diğer taraftan, el-Hôyî bir beytinde memleketinin Hôy olduğunu, fakat bir süre Sivas’ta yaşadığını ifade etmiştir.[9] Muhtemelen kendisi yetişkin yaşlarda iken tek başına veya babasıyla birlikte ihtisas alanıyla ilgili bir sahada çalışmak gayesiyle bu şehirde ikamet etmiştir. Bu durumda el-Hôyî, Kastamonu’ya gelmeden önce bir müddet Sivas’ta yaşamıştır. Eğer hâl böyle ise el-Hôyî’nin Yavlak Arslan’la Tebriz dönüşünde Sivas’ta tanışarak Kastamonu’ya onunla birlikte gelmiş olması ihtimal dâhilindedir.

Yavlak Arslan’ın yürüttüğü, yukarıda bahsedilen bu denge politikaları neticesinde Kastamonu, XIII. yüzyıl son çeyreğinde Anadolu’nun güvenli kentlerinden biri olarak kabul görmüştü. İranlı bilim adamı Şehriyâr Hasanzâde, “Yavlak Arslan’ın sarayının özelliklerinden birisi, buraya bilginlerin, âlimlerin ve âriflerin davet edilmesi ve himaye olunmasıydı” diye bir tespitte bulunarak, Anadolu’nun kültür hayatında Kastamonu’nun rolünü teyit etmektedir. Genelde Çobanoğulları hanedanının bilim ve edebiyata değer verdiğini belirten araştırmacı, ilim ve sanat ehlinin cazip şartlarla Kastamonu’ya toplanması açısından Yavlak Arslan’ın daha da öne çıktığının altını çizmektedir.[10] Dolayısıyla el-Hôyî ve onun gibi daha pek çok ilim erbabı, Kastamonu’da uygun bir yaşama ve çalışma ortamı görmüşler ve nihayetinde bu kentte ikamet etmeyi uygun bulmuşlardır. Bu ilim adamının Kastamonu’da kaleme aldığı eserlerin yazılış tarihinin 1285 ve sonrasına ait olması, bu zatın Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın 1284 yılı civarında Tebriz’den dönüşü esnasında onunla birlikte Kastamonu’ya ulaştığı görüşünü kuvvetlendirmektedir.

el-Hôyî, bazı kaynaklarda “Muzafferî” nisbesiyle anılmıştır ki bu nisbenin, yukarıda zikri geçen Çobanoğulları hükümdarı Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın isminden alındığı bellidir. Buna ilaveten el-Hôyî, şiirlerinde Hüsâm mahlasını kullanmıştır.[11] Yavlak Arslan’ın babası Alp Yörük’ün ve dedesi Çoban Bey’in Hüsâmeddin lakabını kullandıkları şecerelerden görülmektedir. Dolayısıyla el-Hôyî’nin Hüsâm mahlasının da Çobanoğulları hanedan üyelerinden kaynağını aldığını düşünebiliriz. Ayrıca el-Hôyî’nin Rüsûmu’r-Resâ’il’inden belli olduğu üzere saray münşîlerine de “Hüsâmeddin” lakabı verilirdi.[12] Eğer buradan yola çıkarsak, el-Hôyî’nin Hüsâm mahlasının ve Hüsâmeddin lakabının, Çobanoğulları sarayında yürüttüğü münşîlik göreviyle alakalı olduğunu söyleyebiliriz.

el-Hôyî’nin Kastamonu ile olan bağlantıları konusunda Zeki Velidî Togan dikkat çekici tespitlerde bulunmuştur: “Arapça ve Farsçanın fasih dîvân dilini ve her ikisinin edebiyatını mükemmel bilen bu müellif, Selçuklular ve İlhanlılar devrinde Anadolu’da inkişaf etmiş olan İslâm medeniyetini Kastamonu’da lâyıkiyle temsil etmiştir”.[13]

el-Hôyî’nin Kastamonu’daki ikameti uzun sürmesine rağmen onun belli aralıklarla bu şehir dışına çıktığı ve bir ara Türkistan’a gittiği, dönüşünden sonra ise Kavâ‘idü’r-Resâ‘il adlı eserini yazdığı iddia edilmiştir.[14] Hayat hikâyesine bakılırsa, onun Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın oğlu Nâsıreddin Mahmud Bey zamanında da bir süre Kastamonu’da ikamet ettiği varsayılabilir. Dolayısıyla bu zatın 1291 yılına kadar Kastamonu’daki varlığı kesin gibidir. Gunyetü’l-Kâtib adlı eserinde müellif, Nasrullah adında bir oğlunun olduğunu bizzat kendisi söylemektedir. Çok sevdiği bu oğlu için o tarihte inşâ üzerine Gunyetü’l-Kâtib adlı eseri kaleme almış ve oğlunun söz söyleme, güzel konuşma ve yazma sanatlarında uzman olmasını hedeflemiştir. Dolayısıyla onun çocuğunun bu tarihte henüz eğitim alma çağında, yani 20 yaşından daha küçük olması ihtimal dâhilindedir. Neticede el-Hôyî, 1291 yılında yetişkin bir çocuğa sahip olacak kadar olgun bir yaşta olmalıdır. En azından onun 1291 yılı itibarıyla 50 yaşları civarında olduğunu ve bu çerçevede XIII. yüzyıl ikinci çeyreği içinde, büyük ihtimal 1240 yılı civarında dünyaya gelmiş olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu yüzden biz, yukarıda ismi geçen İranlı araştırmacıların el-Hôyî’nin doğum tarihini daha erken yıllara (XIII. yüzyılın ilk çeyreğine) nispet eden görüşlerini gerçekçi bulmuyoruz. Ayrıca bu konuda net bilgi veren bir kaynağa da tesadüf edilememiştir. Yazarın 1291 tarihinden sonra Kastamonu’da daha ne kadar kaldığına dair kesin bir hüküm verme imkânı şimdilik bulunmuyor.

Araştırmacılar, el-Hôyî’yi “Azerbaycan halkının seçkin bilginlerinden biri” olarak tanıtmakta ve onun “dil bilimi ve sözlük yazımı alanının ileri gelen öncülerinden sayıldığını” belirtmektedirler.[15]

Eserlerine bakılırsa dönemine göre önemli bir şâir, edip, dilbilimci ve münşî olarak karşımıza çıkan el-Hôyî, Kastamonu muhitinde kaleme aldığı inşâya dair eserlerde Selçuklu devlet teşkilatı bünyesinde mevcut bulunan resmî devlet makamlarını göstermiş, makam sahiplerinin Arapça, Farsça ve Türkçe lakap ve unvanlarını bildirerek teşrifat usûlünde önemli olan bilgileri tespit etmiştir. Yazışmaların resmen Türkçe olarak yapıldığı daha sonraki dönemlerde, inşâ ve muharreratta görülen terim, unvan ve lakaplar, onun hazırlamış olduğu bu inşâ örneklerinden faydalanılarak düzenlenmiştir.[16]

el-Hôyî’nin vefat tarihi ve kabrinin nerede bulunduğu tam olarak tespit edilememiştir. Hatta zikrettiği yazarların vefat yıllarının belirtilmesine özen gösteren Kâtip Çelebi bile el-Hôyî’den söz ederken onun ölüm tarihinin yerini boş bırakmıştır.[17] Adnan Sadık Erzi, el-Hôyî’nin risalelerine yazdığı kısa Önsöz’de onun XIII. asrın sonu ile XIV. asrın ilk yıllarında Kastamonu’da bulunduğunu belirtiyor. Başka bir iddiaya göre el-Hôyî 709 / 1309 yılında hâlen hayatta idi.[18] Ancak buna dair bir belge gösterilememektedir. Bu ilim adamının Kastamonu’da iken vefat etme ihtimali elbette vardır. Ona ait bir kabir veya türbenin izlerini öncelikle Kastamonu’da aramak icap eder.

1.3.Eserleri

el-Hôyî tarafından telif edilmiş eserler, çoğunlukla inşâ üzerine olmuştur. Bu eserlerden yazılış tarihleri belli olanların 1285 ilâ 1291 yılları arasına tekabül ettiği görülüyor. İranlı araştırmacılar, el-Hôyî’nin yedi eser kaleme aldığını öne sürmekte ve bu eserleri şöyle sıralamaktadırlar: 1. Nüzhetü’l-Küttâb ve Tuhfetü’l-Ahbâb; 2. Kavâ‘idü’r-Resâ‘il ve Ferâ‘idü’l-Fezâ‘il; 3. Gunyetü’l-Kâtib ve Münyetü’t-Tâlib; 4. Rüsûmu’r-Resâ‘il ve Nücûmu’l-Fezâ‘il; 5. Nasîbü’l-Fityân ve Nesîbü’t-Tibyân; 6. Tuhfe-i Hüsâm; 7. Mültemisât.[19] Müellifin bu yedi eserden oluşan külliyatı, Suğra Abbaszâde tarafından 2000 yılında Tahran’da neşredilmiştir.[20]

Bu eserlerden ilk dördü genelde Farsça olup, inşâ risalesidir.[21] Üçüncü ve dördüncü risalelerinin önemli kısımları, Adnan Sadık Erzi tarafından kısa bir önsöz eklenerek Farsça yayınlanmıştır.[22] Yine aynı risaleler, Zekiye Abdülhamid Şerbînî tarafından Arapçaya çevrilerek incelenmiştir.[23] Buna ilaveten ilgili bu iki risale, tarafımızdan Türkçeye kazandırılmıştır ve basım aşamasına getirilmiştir. İtalyan oryantalist Mario Grignaschi, İran’da yayınlanan bir dergide el-Hôyî’nin Rüsûmu’r-Resâ‘il ve Nücûmu’l-Fezâ‘il isimli risalesini tekrar yayınlamıştır.[24] M. Grignaschi’nin hazırladığı bu metnin yayınlandığı derginin aynı sayısında İtalyan müellifin Rüsûmu’r-Resâ‘il ve Nücûmu’l-Fezâ‘il’e Göre Anadolu Selçuklularının İdarî Teşkilatı başlığını taşıyan Fransızca bir makalesi de yer almıştır.[25]

Bu risalelerde resmî yazışma kuralları örnekler aracılığıyla ele alınmış, XIII. yüzyıl Selçuklu toplumunda ön planda olan protokol mensuplarından idareciler, askerî personel, saray görevlileri, muhtelif meslek erbabı, dinî, tasavvufî, ilmî, edebî zümre liderleri sıralanmış; yazışmalarda en üst düzeyden en alt düzeye kadar protokole giren veya kendisiyle yazışma gerçekleştirilmesi icap eden kişilerle ilgili hitaplar, unvanlar, dua cümleleri, dilek ve temenni formları tek tek gösterilmiştir. Böylece, el-Hôyî’nin inşâ risaleleri küçük hacimlerine rağmen son dönem Selçuklu toplumunun sosyo-politik düzeninin ve medeni-manevi değerlerinin öğrenilmesi açısından belli bir önem taşımaktadırlar.

el-Hôyî’nin Nasîbü’l-Fityân isimli eseri Arapça – Farsça, Tuhfe-i Hüsâm başlıklı eseri ise Farsça – Türkçe manzum sözlüklerdir. İsmini andığımız son eser, Bakü’de ve Tahran’da yayınlanmıştır.[26]

Mütlemisât’a gelince, bu, el-Hôyî’nin çeşitli iltimasları konu eden şiirlerinden oluşturmuş olduğu manzum bir mecmuadır.[27]

Bunların yanı sıra ismi geçen müellifin Farsça bir şiir divanının[28] ve Kenzü’l-Letâif isimli bir inşâ risalesinin[29] daha olduğu bilinmektedir. Fakat bu iki eser, zamanımıza ulaşmamıştır.[30]

2. Fethullah eş-Şîrvânî ve Kastamonu Muhitindeki Faaliyetleri

Türk-İslâm dünyasının XV. yüzyılda yetiştirmiş olduğu ünlü astronomi uzmanı, matematikçi, coğrafyacı, musiki bilimcisi Fethullah eş-Şîrvânî, Azerbaycan’ın Şîrvân vilayetinde doğmuş, Türkistan’da eğitim görmüş ve Anadolu’da çalışmıştır. İsmi geçen âlim böylece Türk dünyasının doğusuyla batısı arasında ilmî bir köprü vazifesini görmüş, faaliyetleri vasıtasıyla Türk âleminin önemli bir kısmını kucaklamış, onlara hitap etmiştir.

2.1.Kastamonu’ya Gelmeden Önceki Hayatından Kesitler

Öncelikli olarak bu zatın Kastamonu’ya gelinceye kadarki hayatıyla ilgili bilgileri kısaca özetlemekte fayda vardır. Devrin kaynaklarında Fethullah b. Ebî Yezid (Molla Şükrüllah) b. Abdülaziz b. İbrahim eş-Şabranî eş-Şamahî eş-Şîrvânî şeklinde verilmiş[31] olan künyesine göre babasının adı Ebî Yezid (Bayezid)[32], dedesinin adı Abdülaziz’dir. Bu künyeye göre onun memleketi hakkında da tespitler yapmak mümkündür.

Her ne kadar onun 1417 yılı civarında İlhanlı Devleti’ne bağlı bir eyalet merkezi olarak tanıtılan Şîrvân’ın Şemahı şehrinde doğduğu iddia edilmiş[33] olsa da, hakikatte İlhanlı Devleti bu tarihten çok önceleri yıkılmıştı. Ayrıca İlhanlı Devleti var olduğu yıllarda bile Şîrvân, bu devletin bir eyaleti olmayıp, burada İlhanlılara bağlı bulunan Şamahı (Şemâhî) merkez olmak üzere Şîrvânşahlar Devleti varlığını sürdürmekteydi.[34] Diğer taraftan Fethullah eş-Şîrvânî’nin nisbesinde Şamahı’dan ve Şîrvân’dan önce Şabran’ın zikredilmiş olması, onun bu kasabada doğup, bilahare Şamahı’ya yerleştiğini ortaya çıkarmaktadır. Günümüz itibariyle Şabran, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bir ilçesidir. Eski Şabran’ın harabeleri de bu ilçede bulunmaktadır.

İlk tahsilini Şirvan’da babasının yanında gördükten sonra Serahs ve Tûs şehirlerinde öğrenimini sürdürmüştür. Sonraki günlerde Sadeddin Taftâzânî (ö. 1390)’den ve Seyyid Şerif Cürcânî (ö. 1413)’den ders aldığı ifade edilmişse de, bunların ölüm tarihleri böyle bir şeyin olamayacağını göstermektedir.

Fethullah eş-Şîrvânî, yüksek tahsil hayatı süresince değişik şehirlerde o devrin ünlü hocalarından dersler almıştır. Örneğin Meşhed’de (Tûs’ta) Seyyid Ebû Tâlib’den ders aldığı bilinmektedir.

Fethullah eş-Şîrvânî, 1435 yılında Semerkant’a gitmiş ve Timurlu şehzâdesi Uluğ Bey’den büyük ilgi görmüştür. Bu yıllarda Uluğ Bey Medresesi baş hocası olan Kadızâde-i Rûmî’den usul-i fıkıh, cedel, kelam, astronomi, geometri ve diğer riyazi ilimleri okumuştur. Akabinde hocasından 13 Eylül 1440 tarihli bir icazetname almıştır. Buna göre o, Semerkant’ta 5 yıl kalmış ve yüksek tahsilini tamamlamıştır. 1440 yılında Fethullah eş-Şîrvânî, memleketi olan Şîrvân’a geri dönmüş ve ilmî birikimini, buradaki medreselerde ders vererek memleketine aktarmıştır.[35]

Kaynakça

Akdoğan, Bayram: Fethullah Şirvânî ve “Mecelletun fi’l-Mûsîka” Adlı Eserinin XV. Yüzyıl Türk Mûsikîsi Nazariyatındaki Yeri. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslâm Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı, 1996.

Akdoğan, Bayram: “Fethullah Şirvânî’ye Göre Makamların Tesirleri ve İcrâ Edileceği Vakitler”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: XLVIII (2007), Sayı: 1, s.77-82.

Akpınar, Cemil: “Fethullah eş-Şîrvânî”, TDV. İA, Cilt: 12 (1995), s.463-466.

Akpınar, Cemil: “Hasan Çelebi, Fenarî”, TDV. İA, Cilt: 16 (1997), s.313-315.

Aşurbeyli, Sara: Şirvanşahlar Devleti (VI-XVI. asırlar). Azerneşr, Bakü, 1997.

Bala, Mirza: “Hôy”, MEB. İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 5 (1987), s.571-573.

Bursalı Mehmed Tâhir Efendi: Osmanlı Müellifleri, Cilt: 1, Hazırlayanlar: A. Fikri Yavuz, İsmail Özen. Meral Yayınevi, İstanbul, 1972.

Çağman, Filiz: “Abdülmü’min el-Hûyî”, TDV. İA., Cilt: 1 (1988) s.274.

Eşkeverî, Seyyid Cafer Hüseynî ve Eşkeverî, Seyyid Sâdık Hüseynî: Nushahâ-yi Akshâ-yi Merkez-i İhyâ-yi Mirâs-ı İslâmî, Cilt: 1, Çâphâne-yi Sitâre, Kum, 1377.

Grignaschi, Mario: “L’administration Des Saljuqiyan-i Rum D’apres Les Rosum Al-Rasail De Hasan-i Khoi”, Ferheng-i İran-zemin, Zemistân-ı 1368, No. 28, s.338-351.

Gültekin, Hasan: “İnşâ ve Tarihî Gelişimi”, International Journal of Central Asian Studies (IJCAS), Vol. 13 (2009), s.317-341.

Hasanzâde, Şehriyâr: “Derbâr-ı Edebî-yi Âl-i Cûpân (Selcûkî) ve Hüsâmeddîn Hôyî: Mebde’-i Mültemisât-ı Şi’rî”, Bahâristân-ı Suhan (Fasılnâme-yi İlmî-Pejûheşî-yi Edebiyât-ı Farsî), Sâl-ı 9, Şomâre-yi 22, Tâbestân-ı 1392, s.47-64

Hoca Sadettin Efendi: Tâcü’t-Tevârîh, Cilt: 5, Yalınlaştıran: İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1979.

el-Hôyî, Hasan b. ‘Abdi’l-Mu’min. Gunyetu’l-Kâtib ve Munyetu’t-Tâlib; Rusûmu’r-Resâ’il ve Nucûmu’l-Fazâ’il, Yayınlayan: Adnan Sadık Erzi, TTK Basımevi, Ankara, 1963.

Hôyî, Hüsâmeddîn Hasan b. Abdülmü’min: Mecmû’a-i Âsâr, Mukaddime, tashîh ve tahkîk: Suğra Abbaszâde, Mîrâs-ı Mektûb, Tahran, 1379.

el-Hôyî, Hasan [b.] Abdülmü’min: “Rüsûmu’r-Resâ’il ve Nücûmu’l-Fezâ’il”, be kûşiş-i Mario Grignaschi, Ferheng-i İran-zemîn, Zemistân-ı 1368, No. 28, s.104-135.

Hôyî, Hüsâmeddin: Tuhfe-yi Hüsâm, Hazırlayanlar: Teyyibe Elesgerova ve Cemile Sadıgova, Elm Neşriyatı, Bakü, 1996.

Hôyî, Hüsâmeddîn Hasan b. Abdülmü’min: Tuhfe-yi Hüsâm (kadîmîterîn luğatnâme-yi manzum-i Farsî be Türkî), Mukaddime, tahşiyye ve bâz-nevîsî: Hüseyin Muhammedzade Sıddîk ve Perviz Zâre’ Şahmeresî. İntişârât-ı Tekdireht, Tahran, 1389.

Karagözlü, Ali Rıza Zekâvetî: “Mecmû’a-i Âsâr-ı Hüsâmeddîn Hôyî”, Kitâb-ı Mâh: Edebiyyât ve Felsefe, No. 46-47, Tahran, 1380, s.42-43.

Kâtip Çelebi: Keşfüz-Zünûn, Arapçadan tercüme eden: Rüştü Balcı, Cilt: 1-5, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2015.

Mecdî, Mehmed: Tercüme-yi Şakâ‘iku’n-Nu‘mâniyye (Hadâ‘ikü’ş-Şakâ‘ik), Neşreden: Muhammed Recâî, Dârü’t-Tıbaati’l-Âmire, İstanbul, 1269.

Mukaddem, Ali Rıza: “Ahi Evren Veli’nin Doğduğu Şehir Hôy: Arapça ve Farsça Kaynaklara Göre”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi – The Journal of International Social Research, Vol. 3/10, (Winter 2010), s.470-477.

Ölker, Perihan: “Klâsik Edebiyatımızda Manzum Lügat Geleneği ve Mahmudiyye”, Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Vol. 4/4 (Summer 2009), s.873-888.

Öz, Yusuf: “Tuhfe-i Vehbî Şerhleri”, İlmî Araştırmalar, Sayı: 5, İstanbul, 1997, s.219-232.

Özergin, Muammer Kemal: “Selçuklu Sanatçısı Nakkâş Abdülmü’min el-Hôyî Hakkında”, Belleten, Cilt: 34, Sayı: 134 (Nisan 1970), s.219-229.

Sâmî, Şemseddin: Kâmûsu’l-A‘lâm, Cilt: 5, Mihrân Matbaası, İstanbul, 1314.

Şerbînî, Zekiyye Abdülhamid: “Gunyetü’l-Kâtib ve Münyetü’t-Tâlib ve Rüsûmu’r-Resâ’il ve Nücûmu’l-Fezâ’il” li’l-Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî: derâse ve tercüme, Külliyyetü’d-Derâsâtü’l-İnsâniyye, No. 19 (2001), s.385-480.

Taşköprülüzâde, Ahmed: Şakâ‘iku’n-Nu‘mâniyye fî Ulemâi’d-Devleti’l-Osmâniyye, Dâru`l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrut, 1975.

Terbiyet, Muhammed Ali: Dânişmendân-ı Azerbaycan, Matbaa-yı Meclis, Tahran, 1314.

Togan, Z. Velidi: Umumî Türk Tarihine Giriş, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1981.

Turan, Osman:Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, TTK, 2. Baskı, Ankara, 1988.

Unat, Yavuz: “Candaroğulları Dönemi’nde Kastamonu’da Bir Bilim Adamı: Fethullâh Şirvânî”, Kuzey Anadolu Beylikleri Dönemi Sempozyumu, Editör: Halil Çetin, Çankırı, 2012, s.299-318.

Yakupoğlu, Cevdet: Kuzeybatı Anadolu’nun Sosyo-Ekonomik Tarihi (Kastamonu-Sinop-Çankırı-Bolu) XIII-XV. Yüzyıllar, Gazi Kitabevi, Ankara, 2009.

Yaman, Talat Mümtaz: Kastamonu Tarihi, Kastamonu Halkevi Yayınları, 1935.

Yazıcı, Tahsin: “Hôy”, TDV. İA, Cilt: 18 (1998), s.258.

Yazıcı, Tahsin: “Hûî, Hasan b. Abdülmü’min”, TDV. İA, Cilt: 18 (1998), s.311-312.

Yinanç, M. Halil: “Anadolu Selçuklularına Ait Bazı Kaynaklar”, lll. TTK Kongresi, Tebliğler (1948), s.96-102.

Dipnotlar

[1]Kastamonu’nun Selçuklular ve Beylikler dönemi tarihi için sonçalışmalardan biri olarak bkz.:Cevdet Yakupoğlu:Kuzeybatı Anadolu’nun Sosyo-Ekonomik Tarihi (Kastamonu-Sinop-Çankırı-Bolu) XIII-XV. Yüzyıllar, Gazi Kitabevi, Ankara, 2009.

[2]Hüseyin Muhammedzade Sıddîk, Perviz Zâre’ Şahmeresî: Pişgüftâr, Tuhfe-yi Hüsâm,İntişârât-ı Tekdireht, Tahran, 1389, s.16.

[3]Seyyid Cafer Hüseynî Eşkeverî, Seyyid Sâdık Hüseynî Eşkeverî: Nushahâ-yi Akshâ-yi Merkez-i İhyâ-yi Mirâs-ı İslâmî, Çâphâne-yi Sitâre, Kum, 1377, Cilt: 1, s.294.

[4]Hoy hakkında bkz.: Ali RızaMukaddem: “Ahi Evren Veli’nin Doğduğu Şehir Hôy: Arapça ve Farsça Kaynaklara Göre”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi-The Journal of International Social Research, Vol. 3/10, (Winter 2010), s.470-477; Mirza Bala: “Hôy”, MEB. İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 5 (1987), s.571-573; Tahsin Yazıcı: “Hôy”, TDV. İA, Cilt: 18 (1998), s.258.

[5]Tahsin Yazıcı: “Hûî, Hasan b. Abdülmü’min”, TDV, İA, Cilt: 18 (1998), s.311.

[6]Ali Rıza Zekâvetî Karagözlü: “Mecmû’a-i Âsâr-ı Hüsâmeddîn Hôyî”, Kitâb-ı Mâh: Edebiyyât ve Felsefe, No. 46-47, Tahran, 1380, s.42.

[7]Bkz.: Osman Turan: Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, TTK, 2. Baskı, Ankara, 1988, s.9.

[8]Bu sanatçı hakkında bkz.: Muammer Kemal Özergin: “Selçuklu Sanatçısı Nakkâş Abdülmü’min el-Hôyî Hakkında”, Belleten, Cilt: 34, Sayı: 134 (Nisan 1970), s.219-229; Filiz Çağman: “Abdülmü’min el-Hûyî”, TDV.İA., Cilt: 1 (1988) s.274. O. Turan, Karatay vakfiyesine dayanarak bu zatın babasının adını Mahmud olarak göstermiştir. Ancak Abdülmü’min el-Hôyî, Varkâ vü Gülşâh’a çizdiği minyatürlerin birinde kendi babasının ismini Muhammed olarak yazmıştır. Bu minyatürün fotokopisi M. K. Özergin’in adı geçen makalesinde (s.225) yer almaktadır.

[9]Hasanzâde, Şehriyâr: “Derbâr-ı Edebî-yi Âl-i Cûpân (Selcûkî) ve Hüsâmeddîn Hôyî: Mebde’-i Mültemisât-ı Şi’rî”, Bahâristân-ı Suhan (Fasılnâme-yi İlmî-Pejûheşî-yi Edebiyyât-ı Farsî),Sâl-ı 9, Şomâre-yi 22, Tâbestân-ı 1392, s.50.

[10]Hasanzâde: “Derbâr-ı Edebî-yi Âl-i Cûpân…”, s.47,49.

[11]Muhammed Ali Terbiyet: Dânişmendân-ı Azerbaycan, Matbaa-yı Meclis, Tahran, 1314, s.114.

[12]el-Hôyî: Rüsûmu’r-Resâ’il, Ankara baskısı, s.30.

[13]Z. Velidi Togan: Umumî Türk Tarihine Giriş,Enderun Kitabevi, İstanbul, 1981, s.325.

[14]M. Halil Yinanç: “Anadolu Selçuklularına Ait Bazı Kaynaklar”, lll. TTK Kongresi, Tebliğler (1948), s.96; Yazıcı: “Hûî, Hasan b. Abdülmü’min”, s.311.

[15]Hüseyin Muhammedzade Sıddîk, Perviz Zâre’ Şahmeresî: Pişgüftâr, Tuhfe-yi Hüsâm,Tahran, 1389, s.16.

[16]Yazıcı: “Hûî, Hasan b. Abdülmü’min”, s.311.

[17]Kâtip Çelebi: Keşfü’z-Zunûn, Cilt: 4, s.1558,1567.

[18]Hasan Gültekin: “İnşâ ve Tarihî Gelişimi”, International Journal of Central Asian Studies (IJCAS), Vol. 13 (2009),s. 331; Karagözlü: “Mecmû’a-i Âsâr-ı Hüsâmeddîn Hôyî”, s. 42.

[19]Hasanzâde: “Derbâr-ı Edebî-yi Âl-i Cûpân…”, s.51.

[20]Hüsâmeddîn Hasan b. Abdülmü’min Hôyî: Mecmû’a-i Âsâr (mukaddime, tashîh ve tahkik: Suğra Abbaszâde), Mîrâs-ı Mektûb, Tahran, 1379.

[21]Ayrıntılı bilgi için bkz.: Turan: Vesikalar,s.172-184.

[22]el-Hôyî, Hasan b. ‘Abdi’l-Mu’min. Gunyetu’l-Kâtib ve Munyetu’t-Tâlib; Rusûmu’r-Resâ’il ve Nucûmu’l-Fazâ’il, Yayınlayan: Adnan Sadık Erzi, TTK Basımevi, Ankara, 1963.

[23]Zekiyye Abdülhamid Şerbînî: “Gunyetü’l-Kâtib ve Münyetü’t-Tâlib ve Rüsûmu’r-Resâ’il ve Nücûmu’l-Fezâ’il” li’l-Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî: derâse ve tercüme, Külliyyetü’d-Derâsâtü’l-İnsâniyye, No. 19 (2001), s.385-480.

[24]Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî:“Rüsûmu’r-Resâ’il ve Nücûmu’l-Fezâ’il”, be kûşiş-i Mario Grignaschi, Ferheng-i İran-zemin, Zemistân-ı1368, No. 28, s.104-135.

[25]Mario Grignaschi: “L’administration Des Saljuqiyan-i Rum D’apres Les Rosum Al-Rasail De Hasan-i Khoi”, Ferheng-i İran-zemin, Zemistân-ı1368, No. 28, s.338-351.

[26]Hüsâmeddin Hôyî: Tuhfe-yi Hüsâm, Haz. Tayyibe Elesgerova, Cemile Sadıgova, Elm Neşriyatı, Bakü, 1996; Hüsâmeddîn Hasan b. Abdülmü’min Hôyî: Tuhfe-yi Hüsâm (kadîmîterîn luğatnâme-yi manzum-i Farsî be Türkî), Mukaddime, tahşiyye ve bâznevîsî: Hüseyin Muhammedzade Sıddîk ve Perviz Zâre’ Şahmeresî, İntişârât-ı Tekdireht, Tahran, 1389.Bazı araştırmalarda Tuhfe-i Hüsâm,Hüsâm b. Hasan el-Konevî’ye atfedilmekte ve eserin 802 / 1399-1400 tarihinde yazıldığı belirtilmektedir.Bkz.: Yusuf Öz: “Tuhfe-i Vehbî Şerhleri”, İlmî Araştırmalar. No:5, İstanbul, 1997, s.219; Perihan Ölker: “Klâsik Edebiyatımızda Manzum Lügat Geleneği ve Mahmudiyye”, Turkish Studies, Vol. 4/4, Summer 2009, s.875.

[27]Hasanzâde: “Derbâr-ı Edebî-yi Âl-i Cûpân…”, s.47-64.

[28]Bkz.: Yazıcı: “Hûî, Hasan b. Abdülmü’min”, s.312.

[29]Kâtip Çelebi: Keşfü’z-Zunûn, Cilt: 3, s.1210.

[30]06-08 Mayıs 2016 tarihlerinde Kastamonu Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenmiş olan “Kastamonu’da İlmî Hayat ve Kastamonu Âlimleri” konulu III. Uluslararası Şeyh Şaban-ı Veli Sempozyumu’nda el-Hôyî’nin eserleri hakkında tarafımızca daha ayrıntılı bilgiler içeren bir bildiri sunulmuştur.

[31]Bayram Akdoğan: Fethullah Şirvânî ve “Mecelletun fi’l-Mûsîka” Adlı Eserinin XV. Yüzyıl Türk Mûsikîsi Nazariyatındaki Yeri.Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslâm Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı, 1996,  s.4; Cemil Akpınar: “Fethullah eş-Şîrvânî”, TDV. İA, Cilt: 12(1995), s.463.

[32]Böyle bir isimlendirme, ünlü mutasavvıf Bayezid-i Bistâmî’ye duyulan saygıdan kaynaklanmış olmalıdır.

[33]Bkz.: Akdoğan: Fethullah Şirvânî,s.4; Akpınar: “Fethullah eş-Şîrvânî”, s.463.

[34]Bu devlet hakkında bkz.: Sara Aşurbeyli: Şirvanşahlar Devleti (VI-XVI. asırlar). Azerneşr, Bakü, 1997.

[35]eş-Şîrvânî’nin Kastamonu’ya gelmeden önceki hayatı, bildirimizin ana teması olmadığı için burada bu konuda tafsilata girme gereği duyulmamıştır. Ayrıntı için bkz.: Akpınar: “Fethullah eş-Şîrvânî”,s.463-464; Akdoğan: Fethullah Şirvânî, s.4-7.

Kaynak:
http://bao.az/categories_Tarix/subcategories_Tarixparent/product_0555810854

İlginizi Çekebilir

Kastamonu Yöresi Âşık Musikîleri Tür ve Biçimleri

Tamamını indirip okumak için alttaki başlığı tıklayınız Kastamonu Yöresi Âşık Musikileri Tür ve Biçimleri Yazan: …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla İz Bırakanlarımız, Kastamonu Bilgi-Belge
Nasrettin Hoca Kastamonulu mu?

Nasreddin Hoca Kastamonulu mu? Yazan: Cevdet YAKUPOĞLU Alttaki başlığı tıklayınız. NASREDDIN_HOCA_KASTAMONULU_MU?

Kapat