Ana Sayfa / HABERLER & Yorumlar / Bir Hakperestin Ölümünün Yankıları; Şerif  Mardin / Prof. Dr. Himmet UÇ

Bir Hakperestin Ölümünün Yankıları; Şerif  Mardin / Prof. Dr. Himmet UÇ

Mehmet Akif hak noktasından toplumu eleştirir. Ne güzel dertlene dertlene anlatır;

Haya sıyrılmış inmiş öyle yüzsüzlük ki her yerde

Ne çirkin yüzleri örtermiş meğer bir incecik perde

Vefa yok ahde hürmet hiç emanet lafzı bîmedlül

Yalan râic hıyanet mültezem her yerde H A K  meçhul

Yazıldığından beri yüz yıl geçmiş değişen bir şey yok.

Sokrat Roma’nın sahte tanrılarına karşı çıktı, idama mahkûm edildi. “Tanrılarımıza saldırma seni idam etmeyelim” dediler. O hakikat uğruna ölmeyi tercih etti. Yanındaki askere biraz da sana tattırayım şu zehri, dedi o sürekli ülkeye birlikte gidelim” dedi. Asker yapamam dedi.

Dünyanın en büyük hakperestleri muhakkak ve muhakkak peygamberler. Alay, yalan ve iftira, onlara karşı kullanılan silah’lar. Hz. Yakub’a

Oğulları yalan söylediler, bir yalanın tavzihi onlarca yıl aldı.Allah Habibine asm “üzülme ya Muhammed senden önceki nebilere de yalancı dediler “feinnemaal üsri yüsra, innemaal üsri yüsra. Deyip Allah onu teselli etti.

Bir elime ayı bir elime güneşi koysanız yine hakikatten vazgeçmem, dedi. Şimdi bir elime para, bir elime makam koyun hangi hakikat olursa olsun, terk ederim. Para mabud bankalar mabed demiş yüz yıl önce Abdülhak Hamid.

Asrı saadetin çelik iradeli müminleri yılmadılar, haktan vazgeçmediler.

Onların içinde Ebuzeri Gıfari var, büyük hakperest. İnananlar beş kişi gidip Kabe’de bağırıyor, Allah bir Muhammed onun Resulüdür asm, öldüresiye dayak diyor. Peygamberimiz “Yapma Ebazer, bir daha o noktaya gelmedik” “Olmaz ya Resullallah ben gider yine bağırırım, mütemadiyen Allah bir Muhammed onun elçisidir.” diye bağırdı, her sefer ölümle arasında bir perde kaldı.

Peygamberimiz asm Kureyş’e gitti ve “Bakın bu Gıfar kabilesi Mekke etrafında bütün hırsızlık olaylarını yönetir, buna bir şey olursa hiçbiriniz dışarı çıkamazsınız” Kureyş zulmünden vazgeçti.

Eba Zer Şam’a gider Hz. Muaviye’nin debdebesini gariban müminlerin sefaletini görür, ona şikâyet ederler. O da Hz. Muaviye’ye durumu anlatır, aradaki farkı nazara verir. Şayet bir işaret etse her şey yıkılır gider. Ama Peygamberimiz ona “Eleştir ama tahrib etme Ebazer” demiş.Bir ıssız vadide ölüme doğru gitmektedir, eşi “bak öleceksin kimsen yok” o da “beni Rabbim sahipsiz bırakmaz üzülme” O esnada oradan bir kervan geçmektedir, bu zatın kim olduğunu sorarlar Eba Zer olduğunu duyunca hepsi Peygamberin ilk arkadaşlarından olan bu harika ve harikulade insana yardım eder, son yolculuğuna gönderirler.

Türkiye tarihin en cebbar ve Hakkı bilerek ve iftiharla çiğnemeye çalışan adamları son yüzyılda ortaya çıkmış. Arif Nihat Naat şiirinde “Ya Muhammed şimdi her köşe başında bir Ebu Cehil var” diyor.

Bediüzzaman her türlü zorbalığı kimlik olarak giymiş nice mütecebbirlerin önünde eğilmemiş. Bir Anadolu köyünde doğmuş, asalet zannedilen şeylerin hiçbiri yok, takvası ile meşhur Mirza babanın oğlu. Sultan Hamid’den Menderes’e kadar, kimsenin önünde eğilmemiş, Allah’ın önünde eğilmeye çağırmış ekabirleri. Ölümünden sonra talebeler hakperestlik bayrağını almış geliyorlar, hala ayakta. Bütün tağutlar toprakta, o hala ayakta.” Hak bildiğim yolda korku elimi tutamadı” diyor.

Şerif Mardin, dünya çapına bir sosyolog. Amerika’da şöhretini yapmış sonra buralara kadar gelmiş. Sosyoloji batıya endeksli bir ilim dalı. Bizde Ziya Gökalp batılı sosyologların bakış açıları ile bakmış. Ondan beri ilk defa batının kuramları, göre değil bizim dini ve geleneksel yaşayışımıza göre sosyoloji üreten Şerif Mardin. Cemil Meriç, Ali Fuat Başgil gibi o da Bediüzzaman’ın eserlerini yaptığı çalışmaları mahalle baskısına rağmen öne sürmüş, sosyoloji muhiti ve sözde Türk entellektüelleri arasında opozit men olarak edilmiş, ama o onlara aldırmamış, hak bildiğini her türlü itici tavra rağmen yayınlamış, özellikle Türkiye’de sosyoloji muhitini etkilemiş. Doğru düşünme uğruna her türlü zulmü sineye çekmek zor insanların mesleğidir. İşte Şerif Mardin bu zoru gerçekleştirmiştir. Türkiye’de bir kalabalığın mantıksız parçası olmayı ilim telakki eden sayısız ilim adamı vardır, ama onlar rahatlarını hak uğruna feda edecek nitelikte değillerdir.

Şerif Mardin’den etkilenen kişilerden biri sayın Ahmet Davutoğlu’dur. Bediüzzaman’ın sosyolojik fikirlerini büyük bir vukufiyetle bir uluslararası sempozyumda savunmuştur, bu çok etraflı yazı Bediüzzaman’ın eserlerinin taranması ile yazılmıştır. Özellikle Hutbe-i Şamiye’nin sosyolojik bakış açısı ile bir metodik kitap olduğunu o söylemiş ve onu baş ucu kitabı olarak telakki etmiştir. Türkiye’de Hutbe-i Şamiye İslam toplumlarının nasıl iktidarsız duruma geldiğinin gözlemlere dayalı izahıdır. Bir ihtilal kitaptır, buna dikkat çekenlerden biri sayın Ahmet Davutoğlu’dur. Geri kalışımızın nedenlerini hem ferdi hem de toplumsal mizaç tahlilleri ile ortaya koyan bir kitaptır.

Şerif Mardin’in Bediüzzaman hakkındaki beyanları birçok insanı etkilemiştir. İşte bu yüzden sayın Mardin’in yaptığı Bediüzzaman’ın toplumsal algısını değiştirmiştir. Bunu ancak o yapacak düzeydedir. Nur talebelerinin Bediüzzaman’ı yüksek perspektiften ele alacak düzeyde olmaları Bediüzzaman algısını değiştirecektir. Bütün mesele eserlerden bütün topluma yayılan fikirleri bulup neşretmektir. İlim adamı algısı ile yapmaktır, yoksa sübjektif Bediüzzaman algısı ile değil.

Şerif Mardin soylu ve âlim bir şecereden gelmektedir.

Mardin kimdir?

Mehmet Arif Bey’le Şerife Leyla evliliğinden 4 çocuk meydana gelir. Fatma, Muhittin, Şemsettin ve Yahya. Bu çocuklardan Muhittin, Necmettin Molla’nın kızı Fahire ile evlerin ve yukarıda kısa öykülerini anlattığımız Leyla, Betül ve Arif Mardin dünyaya gelir. Diğer bir çocuk Şemsettin (Büyükelçi Şemsettin Mardin) ise Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Reya ile evlenir ve bu beraberlikten de-1927 yılında-dünyaya Şerif Mardin gelir. Cevdet Paşa Tanzimat döneminin devlet adamlarındandır. Mecellesi ve Kısas-ı Enbiyası meşhurdur. Osmanlı İmparatorluğunda siyasi cereyanlara kapılmayıp devleti yenileyen her gittiği yerde köhnemiş devlet cihazını revize eden bir büyük adamdır. Onun kızı babasının irsi yapısından etkilenmiş, Şerif Mardin’in babası onunla evlenmiş 1927 de Şerif Mardin doğmuştur. Tanpınar 19 Yüzyıl Edebiyat Tarihinde Cevdet paşanın yaptıklarını ve hayatını anlatır.

Kökleri Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin’e dayandığı iddia edilen ‘Mardinizâde’ ailesine mensup olan Şerif Mardin, 1927’de İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde başladığı ortaöğrenimini ABD’de tamamlayan Mardin, Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü’nü bitirmesinin ardından lisansüstü eğitimine Johns Hopkins Üniversitesi’nde devam etti. Doktorasını Stanford Üniversitesi’nde Hoover Institute’de “The young Ottoman movement: a study in the evolution of Turkish political thought in the nineteenth century” başlıklı tezle savundu. 1954-1966 yılları arasında dönemin önemli dergisi olan Forum’da yazarlık yaptı. Ankara Üniversitesi’nde 13 yıl hocalık yaptıktan sonra 1973’te Boğaziçi Üniversitesi’nde İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu Dekanlığını ve Sosyoloji Bölümü Başkanlığı görevine getirilen Mardin, daha sonra yaklaşık 13 sene Washington’daki American University’de İslam Araştırmaları Merkezi Başkanlığı’nı yürüttü.

Ardından Sabancı Üniversitesi’nde Tanzimat Dönemi Türk Düşüncesi hakkındaki çalışmalarını geliştirecek bir programın başına geçen Mardin, 1967-1970 yılları arasında da Türkiye Sosyal Bilimler Derneği kurucu başkanlığı görevini yürütmüştür. 1993’te ODTÜ Prof. Dr. Mustafa Parlar Eğitim ve Araştırma Vakfı Yılın Bilim Adamı Ödülünü alan Mardin, 1994’te Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) kurucu üyesi olarak geçici bir dönem siyasete girdi. Stanford, Boğaziçi ve Sabancı Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmıştır.

Cenazesinde Sayın Ahmet Davutoğlu, hocası ile ilgili açıklamalarda bulunur.

“ÜLKEMİZ AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR KAYIP”

Kendisini ziyaret ettiğinde bile çevresinde öğrencilerinin olduğunu ifade eden eski Başbakan ve AK Parti Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu, “Ülkemiz, ilmi camia açısından da çok büyük bir kayıp Şerif Mardin Hocamızın kaybı. Ülkemiz açısından önemli bir kayıp çünkü bir neslin hepimizin örnek teşkil eden mümtaz bir şahsiyetiydi. Bir nesil onunla sosyal bilim metodolojisini, yeni kavramlarını tanıdı. Gerçekten arkasında çok köklü bir miras bıraktı. Şahsi olarak da öğretim yıllarının, üniversitenin ilk yıllarından itibaren yakın hukukumuz oldu. Doktora çalışmam esnasında çok yoğun mesai içinde olduk. O dönemlerde de, 12 Eylül sonrasındaki sıkıntılı dönemlerde de hep düşünce özgürlüğünü savundu. Hiçbir zaman akademik camia üzerindeki baskılara taviz vermedi. Her zaman Türkiye’de her türlü vesayet anlayışına karşı akademik özerkliğin savunucusu oldu” dedi.

Mardin’in çok önemli bir düşünce insanı olduğunu dile getiren Davutoğlu, “Dışişleri Bakanlığım, Başbakanlığım döneminde de yakın mesaim oldu, sık sık görüştük. Her seferinde kendisinin yakın dönem Türk siyasetini, düşünce hayatını bilen bir çınar kimliğiyle hep doğru tahlilleri oldu. Kritik dönemlerde yaptığı kavramsallaştırmalarla sosyal gelişmeleri, anlamak ve tanımlamak bakımından da çığırlar açtı. Son olarak bundan birkaç hafta önce evinde uzun bir süre birlikte olduk. Konuşamıyordu ama haliyle tebessümüyle ve birlikte olmanın getirdiği heyecanla dudaklarıyla hala ders verme aşkını barındırıyordu. Benim de öğrencim olan birçok arkadaşımız daha sonra Şerif Mardin Hocanın da öğrencisi oldu. Dolayısıyla hocaların hocası, hayatının son demlerinde dahi ders vermekten vazgeçmedi. Türk düşünce hayatının uluslararası alana tanıtımı açısından evrensel nitelikli ürünleriyle de bu alanı uluslararası bilinirliğe açtı. Babası rahmetli Arif Mardin’i de ben doktora tezi yaparken Mısır’da görmemi rica etmişti. Onu orada tanımıştım. Allah rahmet eylesin” dedi.

“BUNDAN BİRKAÇ HAFTA ÖNCE EVİNDE UZUN BİR SÜRE BİRLİKTE OLDUK”

Mardin’in çok önemli bir düşünce insanı olduğunu dile getiren Davutoğlu, “Dışişleri Bakanlığım, Başbakanlığım döneminde de yakın mesaim oldu, sık sık görüştük. Her seferinde kendisinin yakın dönem Türk siyasetini, düşünce hayatını bilen bir çınar kimliğiyle hep doğru tahlilleri oldu. Kritik dönemlerde yaptığı kavramsallaştırmalarla sosyal gelişmeleri, anlamak ve tanımlamak bakımından da çığırlar açtı. Son olarak bundan birkaç hafta önce evinde uzun bir süre birlikte olduk. Konuşamıyordu ama haliyle tebessümüyle ve birlikte olmanın getirdiği heyecanla dudaklarıyla hala ders verme aşkını barındırıyordu. Benim de öğrencim olan birçok arkadaşımız daha sonra Şerif Mardin Hocanın da öğrencisi oldu. Dolayısıyla hocaların hocası, hayatının son demlerinde dahi ders vermekten vazgeçmedi. Türk düşünce hayatının uluslararası alana tanıtımı açısından evrensel nitelikli ürünleriyle de bu alanı uluslararası bilinirliğe açtı. Babası rahmetli Arif Mardin’i de ben doktora tezi yaparken Mısır’da görmemi rica etmişti. Onu orada tanımıştım. Allah rahmet eylesin” dedi.

Mardin’in, bir neslin herkes için örnek teşkil eden mümtaz şahsiyeti olduğunu dile getiren Davutoğlu, “Bir nesil onunla sosyal bilim metodolojisini, yöntemini, yeni kavramları tanıdı. Arkasında çok köklü bir miras bıraktı. Şahsi olarak da Şerif Mardin Hoca ile üniversitenin ilk yıllarından itibaren yakın hukukumuz oldu. Doktora çalışmam esnasında çok yoğun teşrikimesai içinde olduk. Kendisi o dönemlerde, 12 Eylül sonrasındaki özellikle sıkıntılı dönemlerde, hep düşünce özgürlüğünü savundu. Hiçbir zaman akademik camia üzerindeki baskılara taviz vermedi. Her zaman Türkiye’deki her türlü vesayet anlayışına karşı, ilmi ve akademik özerkliğin savunucusu oldu. Bu açıdan birlikte yürüttüğümüz çalışmalarda, sadece ilmi birikimiyle değil, sergilediği ilmi ahlakla da gerçek bir örnek teşkil etti hepimiz açısından.” diye konuştu.

Davutoğlu, Şerif Mardin ile Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı dönemlerinde de teşrikimesailerinin olduğunu anlatarak, “Her seferinde kendisinin yakın dönem Türk siyasetini ve Türk düşünce hayatını bilen bir çınar kimliği ile hep doğru tahlilleri oldu. Kritik dönemlerde yaptığı kavramsallaştırmalarla, sosyal gelişmeleri tanımlamak, anlamak bakımından da çığır açtı.” dedi.

“Milli ve uluslararası nitelikteki çalışmalara öncülük etti”

Bundan birkaç hafta önce Mardin’i evinde ziyaret ettiğini belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Konuşamıyordu ama haliyle tebessümüyle ve birlikte olmanın getirdiği heyecanla, dudaklarıyla hala ders verme aşkını barındırıyordu. Benim de öğrencim olan birçok arkadaşımız daha sonra Şerif Mardin Hoca’nın da öğrencisi oldu. Dolayısıyla ‘hocaların hocası’ lakabını da bu anlamda hakkıyla hep yerine getirdi. Hayatının son demlerinde dahi ders vermekten ve ders vermeyi bir hayatı anlamlandıran bir faaliyet olarak görmekten vazgeçmedi. Ziyaret ettiğimde masasında hala kitaplar ve öğrenciler vardı. Dolayısıyla birkaç nesli eğitti. Çok önemli bir kayıp. Geride bıraktığı miras, hepimizin gurur duyması gereken bir miras, hem Türkiye’de sosyal bilim geleneği açısından hem de Türk düşünce hayatının uluslararası alana tanıtımı açısından. Evrensel nitelikli ürünleriyle de bu alanı, uluslararası bilinirliğe açtı. Düşünce hayatımızın hemen hemen her çizgisini eserlerine yansıtarak, milli ve uluslararası nitelikteki çalışmalara imza attı.

“TEZİMİ YAZARKEN BENİM DANIŞMANLIĞIMI YAPMIŞTI”

Mardin’in öğrencilerinden olan gazeteci Hakkı Öcal, “Benim Boğaziçi Üniversitesinden doktora tez hocamdı. Tezimi yazarken benim danışmanlığımı yapmıştı. Şerif hoca çok şakacı bir insandı. Komplikasyonlar vardı yaşlılığa bağlı olarak böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği vardı. Esprisi de şuydu; kullanım ömrümüz doluyor” ifadelerini kullandı.

Şerif Mardin her zaman öğretici bir eğitimcidir, daima talebeleri ile meşgul olur ve onlara yeni ufuklar açar. Yol açıcı ve yeni metodlar üreten bir kişiliği vardır. Mevcudu tekrar eden, bir ilim adamı değildir. Öyle ki Bediüzzaman’ın eserlerindeki katmanları görüp onları kamuoyuna açan kişiliği olay olmuştur. Şayet bu tür ilim adamları ile bu katmanlar topluma açılsa daha çok şey ortaya konacaktır.

Akrabası Betül Mardin de açıklamalarda bulunur. Şerif Mardin’i çok sevdiğini ve kendisinin topluma büyük katkılar sunduğunu dile getiren akrabası Betül Mardin, “Benimle aynı yaştaydı ben yaşıyorum o gitti. O kadar çok hatıra var ki biz aynı zamanda akrabayız, Mısır’a giderdik beraber Kahire’de amcalarda kalırdık, gelirdik. Büyük bir kafaydı, zekaydı. Çok hürmet ederdik, insanların kafalarında, zekalarında yeni bir merkez açtı” şeklinde konuştu.

Cenaze törenine eski Başbakan ve AK Parti Konya Milletvekili Ahmet DavutoğluKültür ve Turizm Bakanlığı Bakan Yardımcısı Hüseyin YaymanAK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İl Kültür Müdürü Coşkun Yılmaz, amcasının kızı Betül Mardin, kuzeni Ömer Dormen’in yanı sıra akademi ve siyaset camiasından çok sayıda kişi katıldı.

Mardin, öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından, Kilyos Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Şubat Ayı başında büyük bir kadirbilirlik örneği gösteren sayın Erdoğan Mardin’i ödünlenmişti.  Cenazesine de bir taziye mesajı gönderir.

ERDOĞAN’DAN TAZİYE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, merhumun oğlu Osman Mardin’i bugün telefonla aradı. Prof. Mardin’in vefatının kendisini de derinden üzdüğünü belirten Erdoğan, merhuma Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve üniversite camiasına da başsağlığı diledi. Türkiye’nin ve dünyanın önemli bir bilim adamını kaybettiğine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Prof. Mardin’in geride bıraktığı kıymetli eserler sayesinde gelecek kuşaklar tarafından da daima hayırla yad edileceğine dikkati çekti. Merhumun oğlu Osman Mardin’in ise ailenin acılarını paylaşmasından ve duyarlılığından dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a şükranlarını ifade ettiği öğrenildi.

KILIÇDAROĞLU TAZİYE MESAJI YAYIMLADI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Şerif Mardin’in vefatı nedeniyle bir mesaj yayımladı. Kılıçdaroğlu mesajında, “Aramızdan ayrılışı yalnız bilim, akademik, entelektüel dünya için değil siyaset dünyası ve düşünce hayatımız için de çok büyük bir kayıptır” dedi.

Prof. Dr. Şerif Mardin’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Aramızdan ayrılışı yalnız bilim, akademik, entelektüel dünya için değil siyaset dünyası ve düşünce hayatımız için de çok büyük bir kayıptır. Bilimde önemli olan büyük tartışmalara yol açan bakış açıları ve tezler geliştirmektir. Prof. Dr. Mardin siyasi ve toplumsal yaşamımıza ilişkin en temel ve günümüzde dahi en çok tartışılan tezleri öne sürmüş bir bilim insanıydı. Yazıları büyük ilgi uyandırıyordu çünkü tarih, sosyoloji ve siyaset bilim konularına ve yöntemleri üzerindeki eşsiz hakimiyeti en derin soruları sormasını ve alışılmışın dışında yeni, yaratıcı, çarpıcı yanıtlarla karşımıza çıkmamızı sağlıyordu. Aklımıza yatsın yatmasın doğru varsaydıklarımızı yeniden gözden geçirmemizi ve bildiklerimize başka açılardan bakmamızı sağlıyordu. Yazılarında ve konuşmalarında insanlarımızın anlam dünyalarının derinliklerini anlamanın önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Mardin’i Türkiye’de ve dünyada büyük bir değer yapan iyi bildiği çok sayıda dil, ders verdiği önde gelen üniversiteler, ulusal ve uluslararası çalışmalarının sayısı değil bilim ve düşünce hayatımıza tartışma ve dinamizm katan farklı ve orijinal çalışmaları ve görüşleridir.

Türkiye kuşkusuz uluslararası sosyal bilim dünyasındaki en büyük değerini kaybetti. Başımız sağ olsun.”

Mardin’in Boğaziçi Üniversitesinden doktora öğrencisi olan İbn Haldun Üniversitesi Öğretim Üyesi Hakkı Öcal da Şerif Mardin’in, Türkiye’deki hocaların hocası olduğunu belirtti. Şerif Mardin’in, Türkiye’de sosyolojiye, kavram ve anlam kazandıran insan olduğunu aktaran Öcal, “Çok kullandığımız ‘mahalle baskısı’ lafı ona aittir. Ayrıca tarikatlarla ilgili uzun yıllar araştırmalar yaptı. Tarikatların, İttihat ve Terakki’den bu tarafa, cumhuriyetin ilk yıllarında iddia edildiği gibi Türkiye’nin geri kalmasına sebep olan bir olgu değil, dindar insanın bilimle barışması için yol açan bir kişiydi. Araştırmalarında bu sonuca varmıştı. Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada tanınırdı. Türkiye’de birçok kişinin yetişmesine katkıda bulundu.” ifadelerini kullandı.

‘Mahalle baskısını kendisi yaşadı’

Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Çaha: “Siyaset bilimini Türkiye’de yaygınlaştıran en önemli referanslardan biridir. Mahalle baskısı kavramı Türkiye’deki birçok çevre tarafından gerçekleşen bir olgudur.

Bu baskıya en fazla Şerif Mardin hocanın kendisi maruz kalmıştır. Şerif Mardin hocanın daha önce Türkiye Bilimler Akademisi üyeliği üç defa reddedilmiş. Türkiye maalesef cemaatler üzerinden partileşmiş bir toplum. Dini ve seküler cemaatler var ve bu cemaatler kendi mahallesine aykırı reaksiyon vereni aşağılıyor. Bunu en bariz şekilde Şerif hoca yaşadı.”

‘Tutunamayanlar projesi vardı’

İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nurullah Ardıç: “İslam’ın toplumsal güç olarak Türkiye’deki önemi, Türk siyasetindeki merkez-çevre ilişkileri, din-ideoloji ilişkileri gibi konularda en önemli metinleri ilk yazan Mardin’di. Bu konularda yazan herkes için hocayı referans vermek zorunludur. Bunun dışında da çok bilinmez ama bazı konularda da öncü çalışmalar yaptı. Mesela edebiyat sosyolojisi. Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ romanı üzerine bir projesi vardı hocanın. İktisat tarihi konularında bir esnaf araştırması projesi vardı, bu da öncü bir çalışmaydı. Özellikle Osmanlı-Türkiye modernleşmesi literatürü açısından bugün hala temel referans kaynağı olarak kullanılan birçok metni yazdı.”

‘Dünya ölçeğinde bir bilim adamı’

Başbakan Binali Yıldırım,

Prof. Dr. Şerif Mardin’in vefatını teessürle öğrendiğini belirterek, Mardin’e Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diledi. Yıldırım, Mardin’in vefatı nedeniyle yayımladığı mesajında, “Türkiye’nin yetiştirdiği dünya ölçeğinde saygın bilim adamlarımızdan ünlü sosyolog Şerif Mardin’in vefatını teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Şerif Mardin’e  Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına, akademi ve bilim dünyamıza başsağlığı diliyorum” ifadesini kullandı.

‘Vefatından dolayı üzüntü duydum’
İnsanların özellikle ilim adamlarının dünyasında büyük ve yeni kapılan açan yorum sahibi olan Mardin Hoca Nur talebeleri tarafından da sevildi ve hürmet edildi. Cenazeye Bediüzzaman’ın önemli talebelerinden Mehmet Fırını ve İstanbul ilim kültür vakfı başkanı Faris Kaya da katıldı. Nur talebeleri de büyük bir katılım gösterdiler.

İlginizi Çekebilir

Eleştiri / Prof. Dr. Himmet UÇ

Risale-i Nur Ekseninde Kuran Estetiği kitabımdan önce, Bediüzzaman’ın Fikir ve Sanat Dünyası isimli eserimi neşretmiştim. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Hayır İşleme Yolları Üzerine Hadîs-i Şerîfler

HAYIR YOLLARININ ÇOK OLUŞU “Siz her ne iyilik yaparsanız, mutlaka Allah onu çok iyi bilir.” …

Kapat