Ana Sayfa / KASTAMONU / Kastamonu Yazıları / Bir şehrin sıra dışı hikâyesi! Kastın ne Moni?

Bir şehrin sıra dışı hikâyesi! Kastın ne Moni?

Birileri Kastamonuluları karikatür malzemesi olarak görüyor, uyduruyor uyduruyor yazıyor. Kasıtları ne olabilir acaba?Bir şehrin sıra dışı hikâyesi! Kastın ne Moni?

İnternete girip kısa bir tur atın göreceksiniz. Sanki aralarında anlaşmışlar koca Kastamonu’yu beş kelime ile özetleyip çıkıyorlar. “Kalesi, kulesi arada b(biiip)klu deresi!”
Yok evvel zaman içinde Moni diye bir kız varmış, güzel ama kaprisliymiş, kral istetmiş ona bile naz etmiş. Haşmetmeapları da pek bozulmuş “kastın neydi Moni” buyurmuşlar! İşte Kastamonu adı oradan geliyormuş güya.
Efsaneyi üfürenler “Kommenos’ların Türkçe konuşmadığını” gözden kaçırmışlar. Eh o kadar hata kadı kızında da…
Atcem deyon atameyon 
Depcem deyon depemeyon
At gayri, dep gayri
Gastamonu Gastomonu dep dep dep…
Kastamonuspor’un vefakâr amigosu Cihan’a soruyorum: “Siz böyle mi tezahürat yapıyorsunuz takımınıza?” Elini sıkıntıyla sallayıp “yok öyle bi şey” diyor, “bilmem ki nereden uyduruyorlar.”Birileri oturmuş yazmış, okuyan da sanıyor ki nerede itilmiş kakılmış varsa orada. Yağlı kasketliler, gislaved lastikliler, yamalı poturlular, göbeğini kaşıyanlar, çizgili pijama ile pikniğe çıkanlar…
Halbuki şehirde dolaşınca hanım hanımcık kızlar, iki dirhem bir çekirdek delikanlılar ve temiz pak çocuklarla karşılaşıyorsunuz. Giydiklerini de yakıştırıyorlar ayrıca.

Şehirde 18 bin evliyanın medfun olduğu söyleniyor, halk hakikaten âbid, vakit namazlarında saf saf cemaat oluyor, tesettürlü sayısı hayli fazla, gençler bile “üç aylar”ı tutuyor.
Ve seher buluşmaları… Kastamonulular her cuma sabahı İsmail Bey Külliyesine, her pazar sabahı Hazret-i Pir dergâhına koşuyor. Çaylı çörekli sohbetlere oturuyor ilim edep öğreniyorlar. Her gün öğleden evvel Yılanlı Külliyesinde hadis dersleri veriliyor ve her gün Topçuoğlu Mescidinde “mukabele” okunuyor. On seçme hafız ikişer sayfa kıraat edip bırakıyor, cüz yarım saatte bitiveriyor…
Kastamonu sanatta mimaride de çok ileriymiş zamanında. Mesela Atabey Camii, İstanbul’daki Arap Camii’nden aşağı değil. Sinan Bey Camii, Yakup Bey Külliyesi, Mimar Sinan’ın çizgilerini andırıyor. İsmail Bey Külliyesi ise her şeyi ile çok başka.
Selçuklular, Candaroğulları, Çobanoğulları, Osmanlılar… Hepsi bir şeyler bırakmışlar.
Eski Türk evi deyince herkesin aklına Safranbolu geliyor, halbuki Kastamonu konakları da en az onlar kadar alımlılar. Ancak talihsiz yıllar yaşanıyor, yanıyor yıkılıyor, bir kısmı ortadan kalkıyor. Kastamonu’da hâlâ çok sayıda ahşap konak var, lakin yanındaki apartmanlar çürük diş gibi duruyor. Bu betonlardan nasıl kurtuluruz, şimdi oturup onu düşünüyorlar kara kara.
Kastamonu Osmanlının en güçlü merkezlerinden biri, bırakın Sinop’u, Zonguldak’ı, Üsküdar’ı bile o yönetiyor. Sınırları taaa Kız Kulesi’ne kadar uzanıyor, Dersaadet’e komşu oluyor.
Fatih’in annesi Hatice Alime Huma Hatun da bu bölgenin kızı. Fatih’in dayısı İsmail Bey şehri hanlarla, hamamlarla, camilerle donatıyor. Hatta Kastamonu’da türbesini bile hazırlatıyor ama olmayınca olmuyor, demek ki Filibe toprakları yazılmış ona.
ŞEHİT SAYISINDA LİDER
Eğer Şehitliklerdeki mezar taşlarını incelerseniz pek çok Kastamonuluya rastlayacaksınız. “Çanakkale içinde aynalı çarşı”nın sözleri Kastamonu’da yazılıyor mesela. Ersizler diye bir belde var, tek erkeği kalmıyor savaş yıllarında.
İstiklal Harbi Kastamonu sayesinde kazanılıyor, İstanbul’dan İnebolu’ya kaçırılan silah ve mühimmatı Kastamonulu kadınlar taşıyor kağnılarıyla. Bakın şu sadakate ki bebeğinin üzerinden zıbını çıkarıp mermiye sarıyor, ola ki ıslanırsa patlamaz zannıyla.
Kastamonu küçük bir vilayet değil, ama hayli engebeli. Hani bir ütülenebilse var ya Konya’yı bile geçer icabında. Ulaşımın zorluğunu şuradan anlayın 19 kazası var, yetmiyor ona.
Karadeniz deyince aklımıza hep Trabzon Rize gelir ama Kastamonu da en az onlar kadar Karadenizlidir. Tam 170 km’lik sahili var ve Cide, Doğanyurt, İnebolu, Abana, Bozkurt ve Çatalzeytin kazaları ayaklarını uzatıyor deryaya…
Valla vadisi tabiat severlere, Ilgaz Dağı kayakçılara çok şey vadediyor. Ata binmekten, kanyona inmekten, köy kahvaltısından hoşlananlar buyursunlar Kastamonu’ya.
BOL KEPÇE MAKUL FİYAT
Kastamonu esnafı çok cömert, hesabı yuvarlıyor, çaya çöreğe para bile almıyor.
Bir pastırma kesiyorlar soğan zarı inceliğinde. Koyuyorsunuz gazetenin üzerine, on punto hurufat bile okunuyor. Çekim bitince teşekkür edip müsaade istiyoruz. “Nereye” diye soruyorlar, “bu pastırmaları sizin için kestik, yemeden gidemezsiniz asla.”
Pastırmaları soğanla karıştırıp pideciye gönderiyorlar. Pideci de para almam diyor bu arada çayların biri geliyor biri gidiyor, yaz tahtaya!
Yakupağa Külliyesinin imarethanesi imalathane olmuş, çekme helva nasıl yapılır gösteriyorlar halka. Meraklılar (önlük giymek, eldiven takmak kaydıyla) girebiliyorlar halkaya. O sıra bir talebe grubu geliyor hepsi doyum tokum helva yiyor. İçlerinden sadece ikisi paket sardırıyor ki külli zarar zahire bakılırsa. Ama Kastamonulunun gönlü zengin, helva gitmiş bitmiş kimin umurunda.
Etli ekmekçinin biri hanımına soruyor: “Yaa bu Halvetîlere ne oldu hanım, gelmiyorlar dükkana?”
Kadın “Niye gelsinler ki efendi” diyor: “Belediye her tarafa pilav kazanları kurdu, ayran da veriyorlar ayrıca. Ye bitir bir daha, ye bitir bir daha, tabakların üzeri etten görünmüyo valla…”Meşhur çekme helva eski usüllerle yapılıyor.

 

BU MEKÂN DERTLERİ UNUTTURUYOR
Nasrullah Camii’ne hat müzesi dense yeri var. “Su medeniyeti” üzerine cilt cilt kitap okuyacağınıza Nasrullah şadırvanında beş dakika oturun yeter. Fıskiye şıkırtısı, kanat şakırtısı. Kumrular nazire yapıyor lülelerden akan suya… İnanın müsekkin gibi, dertlerinizi unutuyorsunuz âdeta…

 

Meşhur çekme helva eski usüllerle yapılıyor. Belediye, Benli Sultan türbesinde halka pilav dağıtıyor.

 

BİR RİVAYET, 18 BİN EVLİYA VELİLER DİYARI…
Kastamonu veliler mutasavvıflar yetiştiren bir coğrafya her sokağında  bir türbe, medrese, tekke çıkıyor karşınıza.
Şeyh Şaban-ı Veli hazretleri bir kolbaşı, Şabaniye mensupları ondan öğrendikleri ile yükseliyor manevi basamaklara. Her yıl mayıs ayında binlerce Halvetî Kastamonu’ya geliyor, o kutlu kaynaktan feyz almaya çalışıyor.

Yılanlı Külliyesi’nde medfun olan Abdülfettah-ı Veli hazretleri bir Kadirî büyüğü. Yılan zehirinden ilaç yapan ünlü bir hekim aynı zamanda. Kaldı ki Abdülkadir Geylani hazretlerinin oğlu veya torunlarından, Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) zerrelerini taşıyor. Ehl-i beytten Seyyid Ahmed Siyahi, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin halifesi. Oğlu Seyyid Ahmed Hicabi ise Abdülfettah-ı Akri hazretlerinden icazet alıyor.
Benli Sultan da bir Nakşibendi büyüğü… Mübarek münzevi yaşamayı tercih ediyor. O yıllarda Tosya Kastamonu yolu hazretin bulunduğu mezradan geçiyor. Ilgaz Dağları zorlu, kar tipi, yabani hayvanlar, belki eşkıya…  Seyyahlar tüccarlar dergâhta soluklanıyor. O üç-beş gün zarfında sıcak bir aş, ahır ambar, döşek yorgan bulmakla kalmıyor, sohbete oturuyor, manevi rızıklarla da gıdalanıyorlar.
Müfessir-i Alaaddin Efendi 13. yüzyıl ulemasından. Belh ya da Buhara’dan geldiği tartışmalı ama Orta Asyalı olduğu biliniyor. Çobanoğulları döneminde yaşayan büyük âlim. Çok talebe yetiştiriyor. Bilhassa tefsir sahasındaki dirâyeti ile tanınıyor. Sahabe-i Kiram’dan Kays-ül Hemedanî El-Asgar (Radıyallahü anh) Hazret-i Hasan’a yapmış olduğu hizmetlerden ötürü Resul-i Ekrem’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) müjdesine nail oluyor. Mübareğin medfun olduğu Hepkebirler Camii şu günlerde sökülmüş, aslına uygun olarak sil baştan yapılıyor… 
Âşıklı Sultan, Karanlık Veli ve sayamadığımız niceleri. Kısaca Kastamonu “Evliyalar Şehri” unvanını ziyadesi ile hak ediyor. 
Eh sen misin ezana, bayrağa, şehitlere toz kondurmayan, veliyullaha sahip çıkan…
Bazıları Kastamonuluların bu tavrından rahatsız olmalı ki yazıyor çiziyor alaya alıyorlar.
Yok yolda tabelalar varmış, “ayı çıkabülü, daş düşebülü.”
“Hay Kastamonu kadar taş düşsün başınıza” demeyeceğim.
Aksine yolunuz Kastamonu’ya düşsün de, nezaket, cömertlik, efendilik görün.
Dilerim tez günde mahcup olursunuz inşallah…

 

Karanlık Evliya türbesi

Hazırlayan: İrfan Özfatura

Türkiye Gazetesi

İlginizi Çekebilir

Kubbenin Hüznü

Nasrullah Meydanı’nda 844 yaşında bir garip kubbeyim, seneler senesi gönlüme dolan hoş sedalar ile bugüne …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Türkçe Tefsir, Ahmet Mithat ve Bediüzzaman / Prof. Dr. Himmet UÇ

5 EYLÜL EFRENCİ SENE 1908/ 23 AĞUSTOS, RUMİ SENE 1324/CUMAERTESİ/ 9 ŞABAN SENE 1326/ NUMARA …

Kapat