Ana Sayfa / RİSALE-İ NUR & BEDİÜZZAMAN / Müdafaalar & Cevaplar / Biz Said’in kardeşleri ve Risale-i Nur’un şakirdleri.. (Gayr-i Münteşir Mektup)

Biz Said’in kardeşleri ve Risale-i Nur’un şakirdleri.. (Gayr-i Münteşir Mektup)

Bunu paylaşınız

(Ahmed Nazif ve arkadaşlarına yazılan bir mektubun suretidir. Belki size de faidesi var diye gönderildi.)

Aziz, sarsılmaz, sıddık, kahraman kardeşlerim!

Bugün tesbihatta bir mana hatıra geldi. Risale-i Nur şakirdlerinin yeni bir silâh-ı müdafaa manasında kalbime geldi ki: Abdülhakîm gibi mantıksız ve manasız tecavüzlere karşı istimal edilebilir tesirli bir silâh, o da şudur: Umum Risale-i Nur talebeleri müşterek bir noktaya dua etmeleridir. Madem biz mazlumuz. Madem karşımızda zındıka ve dalalet var. Bize ilişen zındıkaya yardım çıkar. Eğer o adam yazdığımız mektubla intibaha gelip nedamet etse, tamire çalışsa, onu Risale-i Nur şakirdleri helâl ederler. Yoksa Kur’anın hizmetinde bizi istihdam eden Zât-ı Zülcelal’in adaletine havale ederek, “Yâ Rabbi, haksız bize zulmeden, vazifemize zarar veren adamları ya ıslah eyle, ya intikamımızı al” diye umum şakirdler bu duada ittifak edecekler. Mütecavizlerin kuvveti varsa dayansınlar. Risale-i Nur’un has talebeleri herbiri yüzer ruhu olsa imanına feda ettiği halde, böyle bir zamanda onlardan birisini garazkârane zındıklara hoş görünmek fikriyle tekfir etmek ne derece bir cinayet olduğunu veya Beşinci Şua’nın tokadına mukabele mebusların teşvikiyle zındıka hesabına Risale-i Nur’un hâlis, muhlis şakirdlerini tekzib veya tadlil etmek, kabirdeki cenazeleri de ağlatacak bir cinayet ve İslâmiyete bir hıyanettir. Bu hıyanet ve cinayete karşı silâhımız bedduadır. Eğer o adam ısrar etti, nedamet etmedi; kat’iyyen anlaşılıyor ki, arkasında dehşetli zındıklar onun atehinden ve zayıf damarından veya korkaklığından istifade edip istimal ediyorlar. O bedduaya müstehak olurlar. Bu mektubu İstanbul’a gönderme. Yalnız bir vasıta ile ısrarından sonra bu gelecek fıkrayı ona gönderirsiniz.

Biz Said’in kardeşleri ve Risale-i Nur’un şakirdleri, imanımız için ve hakikat-ı Kur’aniye için herbir şeyi feda etmeye karar verdiğimiz ve şimdiye kadar bağlandığımız hakikatleri hiç kimse cerh edememiş. İnşâallah edilmez. Bizim bu kudsî ve sırf uhrevî hizmetimize bir sû’-i tevehhüm neticesinde sizin tahkiksiz telkinatınız bize ehemmiyetli zarar verdi. Çabuk bize acıyıp tamir etmezseniz binler lisan ile “Yâ Rab! Bize böyle haksız tecavüz edip, zulmedenlerden intikamımızı al” diyeceğiz.

Kardeşlerim! Bu zâtın amucazadesi yirmi seneden beri hem mebus, hem ölen reisin en has dostudur. Isparta’da bu defa ellerine geçen mahrem risalelerin cerhedilmez hakikatlerine karşı, hiç hatıra gelmeyen böyle bir ihtiyar hocayı istimal etmeleri muhtemeldir. Telaş etmeyiniz. Hiçbir halt edemezler. Hem ihtimal var ki; o sofi-meşreb zât, bazı talebelerin haddimden çok ziyade hüsn-ü zanları ve Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinin fevkalâde ehemmiyeti ve Eski Said’in siyasî hayatı, o adama çok yanlış bir fikir vermiş. Bizi enaniyet ve benlik ve hubb-u câh hesabına âyetleri tevil edip lehimize çeviriyor diye ittiham ediyor.

Siz dahi bu ihtimale karşı deyiniz ki: Yeni Said makam noktasında bütün ısrarımıza ve bu hizmette üstadlık noktasında bütün hüsn-ü zanlarımıza karşı Eski Said’in aksine olarak terk-i enaniyet ve dünyaya karışmamak esasları ile şiddetle mukabele ediyor. Hattâ her mürşidde bulunan ve makbul olan, ziyade bir muhabbet ve hürmeti ve makam vermesini kabul etmiyor, reddediyor. Hizmetkârlık bana yeter diyor ve bilfiil isbat ediyor. Biz gözümüzle görüyoruz. Hem kırk seneden beri en muannid ve müdakkik feylesoflara ve meşhur âlimlere karşı daima kuvvetli bir mantıkla galibane münazara eden ve meydanda âsârıyla ve yirmi sene hayatıyla delilsiz hiçbir hakikatı yazmayan bir adam, elbette ve herhalde enaniyet şatahatından gelen saçma sapan davalar ondan sudûr etmez.

وَ‬عَيْنُ‬الرِّضَا‬عَنْ‬كُلِّ‬عَيْبٍ‬كَلِيلَةٌ‬وَ‬لكِنَّ‬عَيْنَ‬السُّخْطِ‬تُبْدِى‬الْمَسَاوِيَا‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬

‬kaidesince sû’-i tefehhüm ile habbeyi kubbe yapıp ona söylenmiş. O da bir taassub damarına dokunmuş. Müfritane itiraz etmiş. Sonra onun itirazını aleyhimize propaganda yapmak için, o çürük habbeyi dahi kubbe yapmış.

Kardeşlerim! Bu hâdiseyi i’zam edip işaa etmeyiniz, aldırmayınız, ehemmiyet vermeyiniz. Tâ propagandacılar istifade etmesinler. El-Bâki işimizi bizi istihdam edene havale ediyoruz.

Aziz kardeşim Nazif! Bu yeni hâdise ve hasta mes’elesi, senin rü’yanın tabiridir. Ehemmiyeti yoktur. Yirmi seneden beri yüzer bin insanların ellerine geçen ve ekserine manevî şifa veren ve pek çoklarına da maddî bir ilâç hükmüne geçen, لِلَّذِينَ‬آمَنُوا‬هُدًى‬وَ‬شِفَاءٌ âyetinin mana-yı işarîsine mazhar bulunan Risale-i Nur’dan zarar tevehhüm etmek, saçma bir hezeyanla bir propagandadır. Merak etmeyiniz. Hastayı buraya yanıma göndermeyiniz. Cenab-ı Hak ona şifa versin. O talebe olduğu cihetle, sair şakirdlerin dualarından istifade eder, inşâallah şifa bulur.‬‬‬‬‬‬‬‬

Kardeşiniz

Said Nursî

***

Aziz kardeşim!

Bu mektubun suretini kaybetmeyeceksin, herhalde o ihtiyar zâta okuyacaksın. Bir ehemmiyetli mektubum okunduğu vakit bırakmamış ki, tamam okunsun. Çünki bu gıybet mes’elesi, helâl etmek mes’elesi var. Böyle acib bir gıybet hiçbir cihetle cevazı olmaz. Eğer isnad edilen o gıybetler varsa gıybettir. Olmazsa iftirakârane gıybet etmektir. Beni helâl et diye en büyük zâtlar en küçük adamlara yalvarmışlar. Ben bir ay kadar helâllaşmak için bekleyeceğim.

-Isparta’ya giden mektubun bir parçasıdır.-

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bugünlerde sabah namazı tesbihatında, İstanbul’daki ihtiyarın garazkârane ve şahsıma karşı galiz gıybeti, Eski Said damarıyla nefs-i emmarem heyecana geldi. Mazlumum, dedi. Bu nevi zulüm çekilmez. İntikamını almak istedi. Birden kalbime geldi:

Belki Risale-i Nur’un İstanbul’da neşrine bir vesile olur. Sen madem hayat-ı dünyeviyeni, hayat-ı uhreviyeni dahi Risale-i Nur’a feda ediyorsun. Bu izzet-i nefis damarını dahi feda et. Hem hilkat-ı kâinat Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm’a mecnun tabiri istimal eden insanlar bulunduğu gibi, senin o güneşe zerrecik bir izzet-i nefsiyenin kırılmasına ehemmiyet verme, diye ihtar edildi. Benim de kalbim rahat etti.

Said Nursî

Hâşiye: Kardeşlerim, çoktan beri perde altında İstanbul’da Risale-i Nur’a karşı çabalayan muzır bir cereyan hissediyordum. Tayin edemediğim için, kendimizi muhafaza edemiyorduk. Şimdi anlaşıldı ki, zındıklar siyasî desiselerle bu dehşetli ihtiyarı istimal ediyorlardı. Perde açıldı iyi oldu, anladık. İnşâallah o fitne sönecek.

Kardeşiniz

Said

***

بِاسْمِهِ‬سُبْحَانَهُ‬‬‬‬

‬وَاِنْ‬مِنْ‬شَيْءٍ‬اِلاَّ‬يُسَبِّحُ‬بِحَمْدِهِ‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬

اَلسَّلاَمُ‬عَلَيْكُمْ‬وَ‬رَحْمَةُ‬اللّهِ‬وَ‬بَرَكَاتُهُ‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬

Biz Kastamonu Risale-i Nur talebeleri, umum Risale-i Nur talebeleri kardeşlerimize bir hakikatı beyan etmeğe, Risale-i Nur’un şakirdlerinden sırr-ı tesanüd ve ihlası muhafaza niyetiyle mecbur olduk. Şöyle ki:

O ihtiyar hocanın manasız itirazı hâdisesi ve galiz tabiri, bizi bu mes’eleyi tedkik etmeğe mecbur etti. O adam Risale-i Nur’un bazı talebesine sarfettiği o galiz tabir hakikat hesabına olmadığına gayet kat’î bir delil şudur ki: Zındıkaya karşı kuvvet-i imaniye ile galibane mukavemet eden Risale-i Nur’un şakirdlerine dalalet isnad etmek, doğrudan doğruya zındıkaya yardım oluyor. Elbette öyle ihtiyar bir hoca böyle ejderhaların ısırmasına yardım çıkacak. Bir bîçarenin yılanlarla uğraşması zamanında sinek ısırması gibi hatiatına, kusuratına ehemmiyet verip tokatlamak, hak ve hakikat ve insaf ve insaniyete hiçbir cihet-i münasebeti olamaz. Öyle ise herhalde ve şübhesiz o galiz tabiri ona söylettiren; ya hastalık hiddetinden ve ihtiyarlık atehinden gelmiş bir tahkir, bir ihanettir veyahut hak ve hakikata bakmayan bir garazdır ki, onu o dehşetli fitne-i diniyeye sevketmiş.

Biz tahkikatımızla bu garazın esbabını taharri ettik. Hem Ankara’dan, hem vilayat-ı şarkiyeden gelen muhacirlerden anladık ki; tahkikatımız doğrudur. Bulduğumuz o garazın esbabının birkaç tanesini beyan ediyoruz:

Birincisi: Risale-i Nur’a karşı Isparta cephesinde münafıklar mahkemeyi musallat ettiler. Risale-i Nur’un galebesiyle neticelendi. Bizim cephede Üstadımıza ve dolayısıyla Risale-i Nur’a karşı İstanbul ülemasının itirazlarıyla hücum ettiler. Fakat İstanbul üleması, Üstadımızın cerhedilmez tahkikatını kemal-i takdirle karşılıyorlar. Ezcümle; o ihtiyar zâtın itirazı münasebetiyle, İstanbul’un en muteber ve en eski ve en büyük âlimi Ali Rıza, o ihtiyar hocanın itirazı münasebetiyle demiş ki: “Bugün Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’u müceddid-i dindir. Onun eserine karşı bir şey denilmez ve dil uzatılmaz. Bizim anlamadığımız rumuzlar vardır. O ihtiyar muterizin mütalaası yanlıştır. Bugün bu eserleri tedkik ve tenkid için Bediüzzaman’ın kâ’bında olmak lâzımdır. Bu zamanda o da yoktur.” demiş. O muterizin itirazını reddetmiş. İşte münafıklar bu noktadan da yapamadıkları için, Üstadımızla fazla münasebetdar ve hemşehrisi ve İstanbul’da ziyade hürmet kazanmış bir zâtın zayıf damarından bilerek veya bilmeyerek onu bu büyük hataya sevketmişler.

İkinci sebeb-i garaz: Anladığımız şudur ki; Risale-i Nur, ölen reisin bazı vaziyetlerinden çok zaman evvel haber vermiş. O muteriz zâtın bazı akrabası o ölenin dostları ve çoğu zaman memur olması ve onun darbelerinden kurtulup rahat yaşamaları cihetiyle, Risale-i Nur’a bu itiraz-ı tarafgirane ona ettirilmesi muhtemeldir.

Üçüncü sebeb-i garaz: Üstadımız, Risale-i Nur siyasetle alâkaları olmadığı halde, bazı hakaik-ı İslâmiyeyi beyanında bir devlet-i ecnebiyenin ifsad komitesine karşı tokatları ve hakikat-ı Kur’aniye hesabına Yahudilere tokat vurması cihetiyle, Yahudilerin Siyonist komiteleri Risale-i Nur’dan intikamlarını almak için bu bîçareyi bu surette istimallerine kuvvetle ihtimal veriyoruz. Vilayet-i şarkiyede bulunan Yahudiler, yalnız o zâtın kasabasında bulunuyorlarmış. Elbette o dostluk ve komşuluk, hatıra tesir eder. Hem İngiliz’in siyasî desiselerinin tesirini gösteren emareler var.

Dördüncü sebeb-i garaz: Muhtemeldir ki, çoktan beri İstanbul’da ehemmiyetli bir mevki-i hürmet kazandığı cihetiyle ve meşrebini daha iyi görmek ve Üstadımız da İstanbul’a gitmesi işaa edilmesiyle, Van’da da olduğu gibi bir rekabet damarı, o zâtı o lüzumsuz ve dikkatsiz itiraza sevketmiş. Halbuki biz bu yirmi seneki Üstadımızın hayatına dikkat ediyoruz. Kat’iyyen enaniyete, makama ve rekabete medar olacak vaziyetler yoktur görüyoruz.

Beşinci sebeb-i garaz: Her meşrebde üstadlarını, şeyhlerini muhabbet ve hürmet cihetinde kendi makamlarından pek fazla makam vermek, hattâ kutub da zannetmek eskiden beri makbul olduğu halde, Üstadımız bu yirmi senedir bu kaidenin aksine olarak, makamı kendine kabul etmemek ve hüsn-ü zan ve muhabbetin ifratını reddetmek, düsturu iken; şakirdlerin meşru’ hüsn-ü zanları o ihtiyar zâta bu fikri vermiş olmak ihtimali var ki; Eski Said’de hubb-u câh ve şan ü şeref, izzet-i ilmiye namına bulduğu cihetiyle şimdi ona teveccüh eden fevkalâde hürmet ve irtibat ve taraftarlar vesilesiyle siyasete, hayat-ı içtimaiyeye tesirli girmesi onun havf damarına, Menemen, Şeyh Said hâdisesini tahattur edip kendini onlara gelen hücumdan kurtarmak fikriyle kendini o dehşetli hataya sevketmiş, muhtemeldir.

Halbuki yirmi seneden beri bir gazeteyi dinlemeyen, istirahatı için onsekiz seneden beri hükûmete müracaat etmeyen ve bir seneden beri harb-i umumîden hiçbir vaziyeti bilmeyen ve sormayan ve üç senedir odasından işitilen radyoyu iki defadan başka dinlemeyen ve bütün kuvvetini ve vaktini ehl-i imanın imanının muhafazasına ve kurtarmasına sarfeden bir adama karşı böyle evham ve sû’-i zanlar, elbette hiçbir cihetle olmamalı ve olmamak lâzım gelir. Gayet vehham ve korkak adamlar da olsa yapmamalı. Biz Kur’an-ı Hakîm’in hizmetkârları Risale-i Nur’un şakirdleri her işimizde tevekkül edip حَسْبُنَا‬اللّهُ‬وَنِعْمَ‬الْوَكِيلُ deyip o zâtın o yanlışından kurtulmasını rahmet-i İlahiyeden rica ediyoruz.‬‬‬‬‬‬

Bu havalideki Risale-i Nur şakirdleri namına

Zühdü, Hâfız Tevfik, Emin, Hilmi, Feyzi

Gayr-ı Münteşir Kastamonu Mektupları’ndan 

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur şâkirdlerinin yüzlerini ak ettiler

Aziz, sıddık kardeşlerim! Meyve Risalesi çok ehemmiyetli ve çok kıymetlidir. Ümit ederim, bir zaman büyük …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Müdafaalar & Cevaplar, RİSALE-İNUR'DAN
Risale-i Nur kazancı mânevîdir, maddiyattan kaçar.

بِاسْمِهِ‬سُبْحَانَهُ‬‬‬‬ ‬وَاِنْ‬مِنْ‬شَيْءٍ‬اِلاَّ‬يُسَبِّحُ‬بِحَمْدِهِ‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬ اَلسَّلاَمُ‬عَلَيْكُمْ‬وَ‬رَحْمَةُ‬اللّهِ‬وَ‬بَرَكَاتُهُ‬بِعَدَدِ‬حُرُوفَاتِ‬الْقُرْآنِ‬الْحَكِيمِ‬وَ‬رِسَالَهءِ‬النُّورِ‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬ Aziz kardeşlerim ve hizmet-i Kur’an’da kıymetli arkadaşlarım! İçinde bulunduğumuz şu asrın en …

Kapat