Ana Sayfa / RİSALE-İ NUR & BEDİÜZZAMAN / Nurdan Hatıralar / “Bu asırda İranlı Rüstem, Yunanlı Herkül de olsa îmâna çalışırlardı. Bu asır îmân asrıdır.”

“Bu asırda İranlı Rüstem, Yunanlı Herkül de olsa îmâna çalışırlardı. Bu asır îmân asrıdır.”

Mehmed Hamid Güven Ağabey

1934’te Adıyaman’ın Kaş Köyünde doğan Mehmed Hamid Güven Ağabeyimiz, şimdi Malatya’nın merkezinde ikamet etmektedir. İki defa Bediüzzaman Hazretlerini ziyaretle şereflenmiştir. O devirde Kur’ân ve îmân davasına hizmet eden, bir çok nur ağabeyimiz gibi, O da karakol ve hapishanelerden hissesine düşeni almıştır. 

İşte, kadim dostum, meslektaşım, emekli Öğretmen Cumali Hanbay’ın yardımlarıyla aldığımız video kayıtlarının çözümü:

Kendinizi tanıtır mısınız?

Mehmed Hamid Güven Ağabey

Benim ismim Mehmed Hamid Güven. Bana Köyde Hamid, dâirede ise Mehmet derlerdi. 1934 te Adıyaman’ın merkez köylerinden eski adıyla “Pevrikan”, yeni adıyla “Kaş” köyünde doğdum. 1942 de fakirlik dolayısıyla babam Adıyaman’dan Malatya’nın Kemerköprü Köyüne geldi. Oranın Tortum mezrasında çiftçilik yapmaya başladı. Biz çocuktuk, ama arazide çalışıyorduk. Askerliğimi yaptıktan sonra Malatya Sağlık Müdürlüğüne intisap ettim, orada çalışmaya başladım. 1957 de ise DDY (Devlet Demir yolları) Sağlık Müdürlüğünde çalışmaya başladım.

Eskişehir.. Isparta.. Afyon.. Emirdağ.. Eskişehir.. Üstad’a yetişemeyince ağlamaya başladım

-Risale-i Nurları nasıl tanıdınız?

-Sene 1957. DDY’de çalışırken kısım şeflerimizden Tarık Aytekin kardeşimiz vardı. Risale-i nurları çok iyi biliyordu. ilk defa Risaleleri O kardeşimiz verdi bana. O, bütün mesaisini Risale-i Nur hizmetlerine vermişti. Her sene Üstad Hazretlerini ziyarete giderdi. Hatta bazen altı ayda bir giderdi. Üstad’dan mesajlar getirir bizleri sevindirirdi. Biz de onun etrafında Risaleleri okur ve dinlerdik. Bu vesile ile hizmetle tanışmış olduk.

-Üstad Hazretlerini ilk defa ne zaman ve kaç defa ziyaret ettiniz?

-İki defa ziyaretim oldu. ilk ziyaretimde biraz yorgunluk ve sıkıntı vardı. Kısım Şefi Tarık Bey bana: “Gitme, Üstad rahatsız, görüşmüyor” dedi. Ben o zaman Demiryolu Sporda güreş yapıyordum. Kendi kendime düşündüm ki: “Eğer Üstadın duasını alırsam milli güreşçi olurum.” Yani birazda o amaçla gitmiştim. Tarık Bey bana: “Ankara’da Said Özdemir’i gör, o sana kolaylık gösterir” dedi.

Ben Ankara’da Hacı Bayrama gittim. Said Özdemir Ağabeyde üç gün misafir kaldım. Said Özdemir, Tahsin Tola, birde binbaşı Hayri Bey vardı. Onların derslerinde sohbetlerinde bulundum. Said Özdemir ağabey bana bir mektup verdi. “Bunu Eskişehir’de Muhittin Yürüten’e ver, o sana kılavuzluk yapar” dedi.

Eskişehir’e vardım. Muhiddin Yürüten Eskişehir Köprübaşında Saatçidir. Mektubu götürdüm, fakat Muhiddin Bey yoktu, ben de mektubu çırağına verdim. Treni kaçırmamak için beklemedim.

Isparta’ya, Nuri Benli’nin otelinde vardım. Sabahleyin bana “Hoca kıra gitti, dönünce seni görüştürürüz” dediler. Ben üç gün bekledim Isparta’da.

Sonra duydum ki Üstad Afyonda, ben de Oradan Afyon’a gittim. Hacı Aşıklar Sokağındaki Asiye Mülazımoğlunun evine vardım. Dediler: “Üstad Emirdağ’ında”. O zaman araba bulmakta bir mesele tabi. Bir posta arabasıyla Emirdağ’ına, Çalışkanlara gittim. Orada da dediler ki: “Üstad Eskişehir’e gitti.” Böyle olunca ben duygulandım, sıkıntıya düştüm, uzun zamandır dolaşıyordum.

İkindi namazından sonra tekrar bir posta arasına bindim. Eskişehir’e vardığımda akşam ezanı okunuyordu. Akşam namazını Çarşı Camiinde kıldım, fakat hiç adres bilmiyordum, dersaneyi de bilmiyordum, yine duygulandım. Ağlamaya başladım. Meraktan oradaki cemaat başıma toplandı: “Sen niye ağlıyorsun?” dediler. Ben de “Yahu bu memlekette ağlamak yasak mı?” dedim. Sonra aşağı doğru yürümeye başladım. İhtiyarsız bir otelin önüne geldim. İradem beni oraya sevk etmişti. Bir yer istedim. Bana “ikinci kata filan odaya çık” dediler. Odaya çıktım, iki kişilikti. Baktım, babayiğit, sıhhatli bir arkadaş var orada. Bana dedi: “Sen Nereden geliyorsun?”“Malatya’dan geliyorum” dedim. “Ben de Ankara Haymanadan geliyorum” dedi. Kürtçe konuşuyordu benimle. “Haymanada Kürt var mıdır?” dedim. “Var, Haymana hep Kürt’tür, sen niye geldin?” dedi bana. “Ben Üstadı görmeye geldim, Üstad Nerededir?” dedim. “Üstad bu otelin sahibi Abdulvahid Tabakçının evindedir” dedi. Bahçedeki Üstadın taksisini gösterdi. Sevinçten sabaha kadar uyuyamamıştım, dualar ettim, teheccüd kıldım. Taksi bahçede duruyordu. Üstadı nasıl göreceğim diye düşünüyordum. Sabah namazından sonra Köprübaşına Muhiddin Yürütenin dükkanına gittim. Bana kızdı: “Sen bir mektup getirmişsin, Hocayı görecektin, sen niye böyle yanlış işler yaptın?” diye biraz kızdı. Ben: “Kusuruma bakma benim cehaletime ver” dedim.

Şimdi İranlı Rüstem, Yunanlı Herkül de olsa îmâna çalışırlardı

Eskişehir’deyiz. Muhittin Yürüten önüme düştü, Üstadın Odunpazarındaki evine götürdü beni. Orada gördük ki: Polisler Üstadın evini tarassut ediyorlar. Muhittin Ağabey kapıyı çaldı, beni içeri bıraktı gitti. Ben orada biraz oturdum. Üstadın bir talebesi bana biraz sitem etti. “Sen polisleri görmedin mi, niye geldin?.” gibi. Ben: “Üstadı görmeden gitmem” diye ısrar ettim. Epey bekledikten sonra Hüsnü Bayram ağabey geldi: “Üstad seni bekliyor” dedi. Heyecan ve sevinçten titremeye başlamıştım. İçeride Üstad divanda oturuyordu. O’nu görür görmez ağlamaya başladım, eline sarıldım, öptüm. Üstad elini başıma koydu, dua ediyordu. Duadan sonra biraz kendime geldim. Üstad: “Sen nereden geliyorsun?” dedi. “Malatya’dan geliyorum” dedim. Dedi: “Abdülkadir Hoca orada mıdır?” Halbuki ben Abdülkadir Hocanın fotörü var diye, arkasında namaz kılmıyordum. Üstad: “Ona selam söyle Risaleleri okusun, derslere katılsın” dedi. Ben öyle oldum ki, zihnimde olan bütün hayallerim.. her şeyi unuttum gitti. Ayrı bir hâlet-i ruhiye sardı beni. Bana şunu da söyledi: “Sen Hastalar Risalesini bana şerh et.” Yani “Hastalığın günahları temizlediğini, sabredenler için günahlarının gittiğini…” söyledi. Üstad bana şunu da söyledi: “Bu asırda İranlı Rüstem, Yunanlı Herkül de olsa îmâna çalışırlar, ihlâslı ameller kazanırlar, kabre îmânlı girmeye çalışırlardı. Bu asır îmân asrıdır.” Ben tekrar elini öptüm. O da benim anlımdan öptü. Yanından ayrıldık.

-Güreşlerde birinci olmak için dua istemediniz mi?

-Yok, onların hepsi benim aklımdan gitmişti zaten. Hiçbir şey aklımda kalmadı o sırada. Sonra her şeyi sıfırdan başladık. Oradan trene binip tekrar Malatya’ya geldim. Yatsı ezanı okunmuştu, hemen Abdülkadir Hocanın Camisine gittim. Birkaç kişi vardı yanında. Dedim: “Efendim ben Üstadın yanından geliyorum, sana selamı var.” Hemen ayağa fırladı, selamını aldı. Yaşlı bir adamdı, gözlerimden öptü. “Ne dedi?” diye sordu. “Dedi ki Dersleri okusun.” Hemen Müezzini Mustafa’ya: “Git kitapları getir”dedi. Osmanlıca Risaleler geldi. Abdülkadir Hoca o gün derslere başladı ve bir daha da hiç bırakmadı. Artık bizde dersleri hızlandırdık.

1959 Eylül ayında bir kere daha Üstad’a ziyarete gidebildik. Bu sefer çok rahat olmuştu. Isparta’ya gittim, elini öptüm, dedi ki: “Ben ziyaretlerinizden sıkılıyorum, dua her yerden yerini bulur, ben hastayım” dedi. Ondan sonra döndük geldik.

Karakol ve hapishane

-Bu hizmette bulunduğunuz müddetçe başınıza herhangi bir hâdise geçti mi?

-Oldu. 1965 de biz yeni bir Dersane almıştık, onunla ilgilidir. Mehmet Küçükağa gelmişti, bizim evde ders okuyorduk. O dedi: “Bu, evde olmaz, bir dersane almamız lazım” dedi. Hepimiz memurduk, fazla paramız yoktu. Dedim: “Senin hâfızlığın var mı?” Dedi “var!” Malatya’nın zenginlerinden Mehmet Vaizoğlu vardı. Hatta İmam Hatip Okulunu da o yaptırmıştı. Ona gittik. Mehmet ona bir Kur’ân okudu, mânâsını şerh etti, güzel sesi vardı. Sonra Sözler kitabından bir ders okuduk. Dersten sonra, Mehmet Küçükağa ona dersane ihtiyacını anlattı. Mehmed Vaizoğlu, o zamanın parasıyla üç bin lira verdi bize, Allah ebediyen razı olsun. Böylece biz Dersanemizi almış olduk.

Bir gün bu dersanede iken polisler geldi, beni derdest edip götürdüler. Polislere dedim: “Burası benim evimdir, yapmayın..” ama.. Giderken Osman Alper isminde bir kardeşimize rastladık. Ona Kürtçe olarak: “Sakın Dersaneye gitme, polisler var, arkadaşlara haber et”dedim.” O zaman polis bana bir tokat vurdu. “Sen ne dedin?” diye sordu. “Git aileme haber ver, beni polis götürüyor, iyiyim” dedim. Üç gün nezarette kaldım. Mahkemede hâkim bizi bıraktı, sonra en sonunda beraat ettik. Kitaplarımı da aldım, Birinci Şubenin önüne geldim. “Bak memur bey kitaplarımı aldım, yine evime gidiyorum” dedim. “Seni yine içeriye alırım” dedi. “Sen bilirsin” dedim. Daha sonra iş yerimde bana “sen burada Nurculuk yapıyorsun” dediler ve beni Fevzipaşa’ya gönderdiler. Orada altı sene görev yaptım. Oradan da İskenderun’a sürdüler. Sonra emekli olduk. Hizmete devam ediyoruz.

1980 ihtilalinde de bizi 163. maddeye muhalefetten ifâdeye çektiler. Ben itfaiye şefiydim. Orda yüzelli kişi cemaatle namaz kılıyorduk, bizi şikâyet ettiler. Beni bir sene hapis yatırdılar. Çok şükür şimdi evimdeyim.

Bir de, biz eskiden nerde bir mahkeme olsa oraya giderdik. Ankara’ya, Diyarbakır’a, Mersine… giderdik. Hangi kardeşimiz mahkemeye düşse onu yalnız bırakmazdık.

-Bu hizmetteki kardeşlerimize vermek istediğiniz bir mesaj, bir tavsiye var mı?

-Şunu söyleyeyim: “Kim çok hizmet ederse, Cenab-ı Allah dünyada da, Âhirette de Onun işlerini kolaylaştıracaktır. İhlâsla, sadakatla hizmete devam edenler kazanır. Tavsiyem: “Kardeşlerim, maddenin değil, hizmetin peşinde koşsunlar.”

Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor

Yazar : Ömer ÖZCAN

1950 yılında Milas’ta doğdu. Ortaokul ve lise eğitimini İzmir’de tamamladı. 1968 senesinde lise ikinci sınıfta iken Risale-i Nur’u tanıdı. 1969’da ‘Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’na (Bugünkü adıyla: Teknik Eğitim Fakültesi) kaydoldu… Ankara’da beş seneye yakın Bayram Yüksel Ağabeyin nezaretinde muhtelif Dersane-i Nûriyelerde kaldı. 1973 senesinde öğretmen olarak mezun oldu. 1973’den 1984’e kadar 11 sene Zonguldak’ta lise öğretmenliği yaptı. Sonra İzmir’e, mezun olduğu liseye öğretmen olarak atandı. 2000 senesinde aynı okuldan emekli oldu. Ömer Özcan evli ve iki kız babasıdır. Şimdi İzmir’de ikamet ediyor. Bütün mesaisini iman ve Kur’an hizmetlerine ayırmaya çalışmaktadır.
Ömer Özcan’ın Bediüzzaman Said Nursi ve talebeleri hakkında hatırı sayılır bir arşivi vardır. Kendisinde, Hz. Üstad’la görüşen veya görüşmeyen kadim ağabeylerden fotoğraf, ses, video veya yazılı olarak yaptığı kayıtlar mevcudtur. Ayrıca Risale-i Nur’un teksir veya matbaa olarak ilk baskılarının tamamına yakını Ömer Özcan’ın arşivinde bulunmaktadır. El yazılı orijinaller de vardır.
Ömer Özcan, Üstad Said Nursi Hazretleriyle hatıraları olan Ağabeylerle yaptığı röportajların bir kısmını kitaplaştırmıştır. “Risale-i Nur Hizmetkârları AĞABEYLER ANLATIYOR” adıyla seri olarak yayınlanmış altı kitabı bulunmaktadır. Yeni kitap hazırlıkları ve araştırma çalışmaları devam etmektedir.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Mevlana ve Mesnevi’deki Müstehcen İfadeler Üzerine

İddia: Mevlana Mesnevî’ye “Tanrı vahyi” diyor, yani Mesnevî’yi Kur’an sayıyor. Cevap: Vahiy kelimesi sadece Kur’an anlamına …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Nurdan Hatıralar, Son Şahitler, Ehl-i Hizmet, Yazarlar
Ölenlerin Ruhları Nereye Gider?

Kur’an-ı Kerim’de, “Şübhesiz ki âyetlerimizi yalanlayıp, ona karşı kibirlenenler yok mu, onlara gök kapıları açılmaz…” …

Kapat