Bülbül Dinleme Âdeti

Bunu paylaşınız

Yazan: Uğur AKTAŞ
Şair, yazar

“İstanbul’da bülbülleriyle ünlü yerlerin başında Çubuklu, Göksu, Alemdağ, İstinye, Emirgân, Eyüp, Üsküdar ve Kanlıca’daki bahçe ve korular geliyordu. Özellikle İstinye, Eyüp ve Üsküdar bu anlamda öne çıkan semtlerdi; hatta İstanbul’da birçok dere bu kuşun adıyla anılırdı. Bir rivayete göre bu semtlerden biri ismini, Kirkor Amira adlı bir Ermeni’nin bülbül merakından almıştı.”

Eski İstanbul’da, “mart içeri pire dışarı”, “nisan tası”, “seyr-i bahar”, “atların çayıra çıkarılması”, “çilehâne bayramı”, “leyleklerin gelişi”, “beylik gezmeler” gibi kimi sarayın, kimi halkın uyduğu baharla ilgili birçok âdet vardı. Bu bahar âdetlerinden en ilginci ise, bülbül dinleme âdetiydi.

İstanbul halkı, bülbülleriyle ünlenen mesirelere giderek bu “nağmekâr” kuşları dinlemeyi âdet edinmişti. Bunun dışında bazı mehtap seyri davetleri bülbül dinlemek üzere ertesi güne sarkıtılır, ayrıca bülbül yatağı olan bağ, bahçe ve korulara yakın oturan İstanbullular, uzak semtlerdeki yakınlarını sırf bülbül dinlemeye davet ederlerdi.

İstanbul’da bülbülleriyle ünlü yerlerin başında Çubuklu, Göksu, Alemdağ, İstinye, Emirgân, Eyüp, Üsküdar ve Kanlıca’daki bahçe ve korular geliyordu. Özellikle İstinye, Eyüp ve Üsküdar bu anlamda öne çıkan semtlerdi; hatta İstanbul’da birçok dere bu kuşun adıyla anılırdı. Bir rivayete göre bu semtlerden biri ismini, Kirkor Amira adlı bir
Ermeni’nin bülbül merakından almıştı. Reşat Ekrem Koçu, bülbül ve İstanbul ilişkisinden şu şekilde bahseder:

Korularla kaplı iki sıralı Boğaziçi yalılarının, sahilsaraylarının ve lebideryadaki evlerinin, yaz gecelerinin ferik ay ışı altında uyudukları söylenemez; insanı uyutmamak için, gökyüzünün şaşaalı ışığı ve onun Boğaz sularındaki murassa aksinin yanında korulardaki bülbülleri de hatırlamak lazımdır.

Bülbülleri ile meşhur Kanlıca ve İstinye körfezlerinde bu nağmekâr kuş, binlercesinin bir çağlayan halindeki sesi, asırlar boyunca kayıklardan vecd içinde dinlenmiştir. Bülbülleri coşturan tabiatın ihtişamı karşısında insan da susmamış, şiiri, musikisi ve sevgilisi ile mest, Boğaziçi sularına dökülmüştür.”

Şeyhülislâm Yahya Efendi,

“Ko kafes nâlesini, nağmeyi peyderpeye gel / Râyegân eyliyelim bülbülü, İstinyeye gel!”

diyerek İstanbul halkının bülbülle ilişkisini anlattığı beyti buna bir örnektir. Ancak bülbül yatağı olarak anılan İstinye, özellikle tersane inşaatından sonra bu özelliğini kaybeder. Aynı şekilde şehirleşme de diğer semtlerdeki bülbül yataklarını bozar ve bülbüller şehrin arkalarına doğru çekilir.

İstanbulluların mesire hayatına olduğu kadar diline de etki eden bu küçük kuş, ötüşüyle, “bülbüli şeydâ” (deli bülbül), “bülbüli şirin güftar” (şirin sözlü bülbül), “bülbüli gûyâ” (şakıyan bülbül), “bülbüli zâr” (yanık yanık ağlayan bülbül), “bülbüli nâlân” (inleyen bülbül), “bülbüli şûrîde” (perişan bülbül) gibi birçok terkip de meydana getirmiştir.

Reşad Ekrem Koçu’nun annesinin dürbünle izlediği ve özellikle gül mevsiminde coşan İstanbul bülbülleriyle ilgili anlattıkları oldukça ilginçtir:

“Bir bülbül, sabahleyin erkenden mesela bir vişne ağacına gelir. Yirmi otuz kadar olgun vişneyi gagası ile deşerek gider; akşama kadar meyvenin kuş gagası ile deşilmiş yerinde tahammür eden usare bir tabii vişne likörü olur. Kuş akşamın son saatinde ağaca döner, bir iki vişneden kendisi tarafından hazırlanmış usarenin ilk yudumlarını içince şöyle bir silkinip birkaç külhani ıslığı öttürür.

Yudumları beşi, altıyı buldu mu nağmeleri uzar, ortalık iyice karardığı için küçük esmer kuş görülemez, fakat sesi ağaçtadır, belki de badeye devam etmektedir. Gamlı mıdır, neşeli midir, dilini bilmediğimiz için anlayamayız, artık şafak vaktine kadar gelsin gazeller, şarkılar, feryatlar. Zengin bir karihanın ibda ettiği yüz bin çeşit nağme, bir söylediğini bir daha tekrara tenezzül etmeyen muhteşem dil…”

Son olarak, Lale Devri’nin ve mesirelerin şairi olan Nedim’in mezar taşında yazan beyiti paylaşalım:

“Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçin hâmûşsun
Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi.”

***

Kaynak: 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi 

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Konuşmacı

Yazar: Fatma Bayram Takıntılı bir şekilde ve sürekli konuşmak olarak tanımlanan yeni bir bağımlılık türü …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Seçme Yazılar
Kutsal ve Bencil İnsanın Görüntüleri ve Mukayeseli Hayatları

Yazar: Eymen AKÇA  Din, kutsallaşma ve bencillik zindanından kurtulmadır. İnançsızlık, Ali Şeriati’nin anlattığı gibi, kendi …

Kapat