Ana Sayfa / Yazarlar / Bütün Suç Hocaların mı?

Bütün Suç Hocaların mı?

Ancak sizler NASİHAT EDENLERİ SEVMİYORSUNUZ. (A’raf Sûresi 79) 

Hocaları zaman zaman eleştirir, bazı yönlerde kendilerini geliştirmeleri hususunda bazen açık bazen gizli tenkitlerde bulunmuşuzdur.

Örneğin hocalarda olması gereken hususları sıralar ve bunlar bir hocada olduğu takdirde herkesin hidayeti bulacağını iddia eden veya hocalarda bu maddeler olmadığı için millet cahil kalır, zıvanadan çıkar ve hidayete ermez diye iddiada bulunanlar vardır.

Konu hoca olunca onlardan beklentilerimiz:

1. Diksiyonu düzgün olmalı ki, dinletsinler.
2. Karizmatik olsun ki, çekici olsunlar.
3. İyi bir hatip olsun ki, hayran bıraksınlar.
4. Sosyal olsun ki, herkese ulaşsınlar.
5. Kimseden ücret talep etmesin ki, sözünün değeri olsun.
6. Zâhit olsun ki, herkes tarafından örnek alınsın.
7. Genel kültür bilgisi iyi olsun ki, toplumun her yönüne hitap etsin.
8. Gece gündüz demeden çalışsın ki, başarıya ulaşsın.
9. Malını, canını ve zamanını feda etsin ki, örnek alınsın.
10. Hakkı zalimin yanında da savunsun ki, cesaretiyle bizi de etkilesin.

Liste bu şekilde devam eder. Bu maddelerin hepsinin ve daha fazlasının bir din görevlisinde olmasını ben de arzuluyorum.

Ama başarı ve insanların hidayeti ile bu maddeler arasında öyle sanıldığı kadar da güçlü bir bağ yoktur.

Hoca ezanı güzel okuyunca cami tıklım tıklım mı olacak?

Hatip, helal ve haramı müthiş bir hitabet ile sunduğu zaman herkes faizi mi bırakacak?

Ya da şöyle soralım. Yukarıda geçen on madde ve daha fazlası tüm peygamberlerde vardı.

Hazreti Nuh, ömrünü verdi.
Hazreti İbrahim şehrini, ülkesini ve ailesini feda etti.
Hazreti Yusuf zindanlarda, yetimhanede, gurbette büyüdü.
Hazreti Musa, zalimin karşısında hakkı haykırdı.
Hazreti İsa, hayatını feda etti davası uğrunda.
Hazreti Zekeriya, her şeyini bu uğurda harcadı.
Hazreti Şuayb, çok güzel bir dil ile hatiplik yaptı.
Son peygamber Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem malını, canını, cananını, şehrini, evini, barkını feda etti davası uğrunda.

Tüm bu peygamberlerin diksiyonu da düzgündü, karizmatiktiler, hatiptiler, zâhittiler, örnektiler, kimseden para beklentileri de yoktu.

Peki, sonuç ne oldu? Bütün bu özelliklere rağmen tufandan sadece bir gemi dolusu insan hidayete erebildi.
Bazı peygamberlere bir sandal dolusu insan bile inanmadı.

Hani bir hoca da şunlar bunlar olsaydı millet imana gelirdi? Millet haramdan el etek çekerdi? Her yer güllük gülistanlık olurdu. Camiler tıklım tıklım olurdu. Asrı saadetler olurdu?

Nasihatten uslanmayan bir millete değil tüm yönleriyle donanımlı hoca getirseniz, peygamber bile gelse sonuç ortada!

Bu aralar 90.000 cami, bir o kadar din görevlisi, 90 civarında İlahiyat fakültesi ve bundan başka bir de sivil cemaatlerden söz edilip ardından toplumun gidişatı üzerine bir şeyler söyleniyor. Suç yine hocalara atılıyor ve hocaların kendilerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmediğinden bahsediliyor.

Peki nasihat edenleri sevmeyen ve bu konuda yüzlerce dizinin, filmin, haberlerin, aile ile ilgili İslam’a müğayir kanunun, gazetelerin, rahatından ödün vermek istemeyen toplumun hiç mi suçu yok?

Ey halkım, ben size rabbimin mesajını ilettim ve size nasihat de ettim. “Ancak sizler NASİHAT EDENLERİ SEVMİYORSUNUZ.”

İlginizi Çekebilir

Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – III

Önceki bölüm Tasvir Bediüzzaman’ın üslübunun canlı olmasının nedenlerinden biri de tasvirleridir. Edebiyatta tasvir yapan şahıs …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
‘Terk Edilen Avantaj’

"..her menzilden, her tabakadan, her âlemden, her taifeden, her ferdden, herşeyden, kendini gösterecek yâni vücudunu …

Kapat