Ana Sayfa / Yazarlar / Çağ Hz. Hatice ve Hz. Ebu Bekir’i arıyor, vefasızlığa ağlıyor / Mustafa ORAL

Çağ Hz. Hatice ve Hz. Ebu Bekir’i arıyor, vefasızlığa ağlıyor / Mustafa ORAL

Bunu paylaşınız

Ahiret dünyanın candaşı, dünya ahiretin yandaşıdır. Yandaş dediğin bu gün senin yarın başkasının yanındadır. Dünyada vefa yoktur, ahirette çoktur. Ne zaman dünyanın canı çekilecek olsa ahiret cana can katan Peygamberler gönderir. Dünyanın sekarata bindiği, “her şey bitti” diye OHAL ilan edildiği bir günde kendisi için dünyaların yaratıldığı Hz. Mustafa (sav) dünyaya gelir. Dünya yeniden doğar. Masumları, maznunları, mazlumları, garipleri, fakirleri şefkatle kucaklar. İnsanlığı tekrar ayağa kaldırır.

Asr-ı saadet medeniyetinin temellerini Hira’da atar. O (sav) Vafi olan Rabbimizin en vefalı kuludur. Yanında vefa timsali Hz. Hatice (ra) gibi eş, Hz. Ebu Bekir (ra) gibi dost vardır. Değil mi ki Hira’sı olanın Hatice’si ve Ebu Bekir’i vardır.

Hz. Hatice (ra), eşinin (sav) yüzüne kapıların kapatıldığı en zor zamanda tereddütsüz iman eder, bütün varlığını teslim eder. Son nefesine kadar yalnız bırakmaz.  O (sav) da bu vefa ve sadakate en güzeliyle cevap verir. Vefa imandandır, deyip aziz hatırasına her daim sahip çıkar.

Hz. Ebu Bekir (ra) dostuna (sav) anne, babasını feda edecek kadar bağlıdır. Ne söylemişse doğrudur, diyecek kadar inancı tamdır. Onun için ‘Sıddık’ unvanını alır. Kur’an’a girer. Melek kıyafetini giyer.  Dostu (sav) “Size tebliğ ettiğimde hiçbiriniz beni tasdik etmemiştiniz. Ebû Bekir ise ‘Doğru söyledin’ demiş ve bana canıyla malıyla yâr ve yardımcı olmuştu… O dünyadaki vezirimdir.” diyerek iltifat eder.

Babasından sonra 6 yaşında annesini de kaybedince amcası Ebu Talip sahiplenir. Yengesi Fatıma’nın sevgiyle büyür. Hz. Hatice (ra) ile evlenince Hz. Ali’nin (ra) bakımını üstlenerek Ebu Talip ailesine destek olur. Hz. Fatıma vefat ettiğinde hırkasını kefen olarak giydirir. Naşını kabre indirir. Kabre alıştırmak için bir süre yanında kalır.

Bir hafta kendisini emziren Süveybe Hatun’la ömrü boyunca ilgilenir, hediyeler gönderir. Kendisine küçük yaşta hizmet eden “annemden sonra annem” dediği dadısı Ümmü Eymen’i koruyup kollar, “Cennet ehlinden biriyle evlenmek isteyen Ümmü’yle evlensin” diyerek iltifat eder. Nitekim Hz. Zeyd (ra) ile evlenmesine vesile olur.

Çağ Ebu Bekir ve Ebu Zer’ini arıyor

Yakınları çocuk yaştaki Hz. Zeyd’i (ra) almaya geldiğinde o ailesi yerine Hz. Mustafa’yı (sav) seçer.  O da (sav) “beni tercih edeni ben kimseye tercih etmem” diyerek sahiplenir. Habeş Kralının gönderdiği heyet onu (sav) ziyaret eder. “Onlar benim ashâbıma iyilik yaptılar, ben de bizzat onlara iyilik yapmak istiyorum” diyerek hizmet eder. En çok Ümmü Süleym’in evine gider. “Ben ona merhamet ediyorum, çünkü onun kardeşi benim ashâbımla şehid edilenler arasındaydı” der.

İsar, kardeşini kendi yerine feda etmektir. Sahabeler isar hasletinin doruğundadır. Kur’ân onları över. “Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler”. Birbirleri için canlarını verirler. Bir gün idama mahkûm bir genç Hz. Ömer’den (ra) 3 gün izin ister. Hz. Ebu Zer’i (r.a.) de kefil gösterir. Kabul edilir. Genç ayrılır. 3. gün geçmesine rağmen haber yoktur.  Süre bitmek üzereyken gelir. “Mert olan sözünde durur, mümin olan ahdine vefakâr olur? Ben ‘dünyada ahde vefa kalmadı’ sözünü söyletir miyim?” diyerek infazını ister. Gözler Ebu Zer’e (r.a.) çevrilir. “Genci tanımıyordum. Hadise İslam halifesi ve birçok sahabe huzurunda oldu. Ben teklifi kabul etmeyip de ‘Âlemde fazilet diye bir şey kalmamış’ dedirtir miyim?’’ der. Bunun üzerine vefat edenin evlatları “Dünyada insanlık ve cömertlik kalmadı mı dedirtelim?” diyerek davalarından vazgeçerler. Kısas da, diyet de istemezler.

Şimdi Ebu Zer’lere, yanlışlıkla birini öldürmesine rağmen Allah’tan korktuğu için idam edilmeyi göze alan sahabe ruhuna ne kadar ihtiyaç var. Sen de, seni suçlu ilan edenler de, sana vefasızlık edenler de biliyor ki sen yanlışlıkla dahi olsa bir karıncayı bile incitmedin, incitmezsin. Bu senin değil seni suçlayanların ve vefasızların imtihanıdır.

Vefanın kalesi Bedir, vefasızlığın kuyusu Uhud

Rabbimiz, Ona (sav) “Sana biat edenler, ancak Allah’a biat ediyorlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” diye seslenir.  O da (sav) Akabe ve Rıdvan’da biat alır.  Bir sahabe “Bizimle kavmin arasında anlaşma var. Biz bu şekilde sana söz verince anlaşmayı ortadan kaldırıyoruz. Biz sana beyʼat edip söz verdikten sonra, Allah sana tekrar kavmine dönecek güç ve kuvveti verirse, senin onlara dönüp bizi bırakmandan endişe ederiz.” deyince gülümser. ‘Kanınız kanım, mezarlığınız mezarımdır. Ben sizdenim, siz de bendensiniz. Düşmanlarınız düşmanım, dostlarınız dostumdur.” der. Sözüne sadık kalır. Mekke fethedildiği halde Medine’de kalmayı tercih eder.

Biatta imanı bir kefeye, hicreti diğerine koyar. Hz. Ebu Bekirler, Ömerler hicret ederler. Fakat bazıları ahde vefa göstermezler. Sözlerini tutmazlar. Ne yazık ki Bedir ve Uhud’da kâfir saflarında vefat ederler.

Bedir’de mağlubiyet ihtimali neredeyse yüzde yüz iken sahabeler yanında yer alır. Uhud’a Bedir’in moraliyle gidenlerin 300’ü savaşın aleyhe sonuçlanacağını anlayınca münafıklık edip O’nu (sav) terk ederler. Demek vefasızlık münafıklıktır.

Şimdilerde vefasızlık daha da arttı. Kurt puslu havayı sever. Koca koca adamlar hava biraz sislenince itiraf yerine inkâr yolunu seçiyor. Yolunu değiştiriyor. Daha dün düğünde, dernekte beraber olduğu kadim dostları için milyonların gözlerinin içine baka baka “Onu tanımıyorum” diyebiliyor.  Hepimizin hayatında bir Akabe ve Uhud vardır.  Şimdilerde Akabe çöküyor. Belki senin de içinde Uhud’ta terk edilen peygamber hüznü var. Sen sıranı savdın. Uhud’u yaşamayan Mekke’yi fethedemez.  Dostlarının çok olduğunu sananlar ne kadar olduğunu anlamak için size de bir Uhud gerek.

571’de Kâbe’de doğan Güneş (sav) 632 yılında Ravza’da batar. Ahiret yine vefa eder. O (sav) büyük güneşten kopan Geylani, Mevlana, Rabbani,  Şeyh Vefa gibi küçük güneşler gönderir. En son ve en büyük güneş Bediüzzaman Barla’da doğar. İhtimal ki güneş kıyamet günü de Barla’dan doğacak, vefa kazanacak, gönüllerle birlikte Mekke de fetholunacaktır.

Yazar : Mustafa ORAL

Mustafa Oral, 1974’te Balıkesir’de doğdu. Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme bölümü mezunudur.
Değişik gazetelerde deneme ve makale ürünleri yayımlayan yazar, hikâye ve şiirlerini Esma, Elif, Genç Yorum, Karakalem, Köprü, Yedi İklim, Hece, Dergâh, Kelime, Aryaevi, Kırklar, Okuntu, Polemik, Edebi Pankart ve Değirmen dergilerinde neşretti.
Kitap Haber dergisinde kitap eleştirisi yazıları yayımladı.
Kelime ve Aryaevi dergilerinin editörlüğünü yaptı.
www.hicbisey.com ve “Denizli Nur” Facebook sayfası editörüdür.

Yayınlanmış Eserleri
Sana Aşktan Soruyorlar: De ki (Hikâye - 2003)
Aşktan Öte Bir Yol (Hikâye - 2006)
Aşk İçre Rüyalar (Hikâye -1. Baskı 2014 Şubat, 2. Baskı 2014 Mayıs)

Tüm Yazıları Göster
Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Sanat ve Peygamber Zorunluluğu

Yine İlâhî Sanatın Yorumcusu Bediüzzaman Bediüzzaman sanatı peygamberin varlık zorunluğuna kadar uzanan bir mütalaa ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Ezan okunurken, baş parmakların tırnaklarını öpüp gözlere sürmek vb

Ezan okunurken, "Eşhedü enne Muhammede'r-Resullullah" denince, baş parmakların tırnaklarını öpmenin sünnet olduğuna dair bir bilgi …

Kapat