Ana Sayfa / Yazarlar / Çanakkale Şehitlerine / Prof. Dr. Ahmet Nebil SOYER

Çanakkale Şehitlerine / Prof. Dr. Ahmet Nebil SOYER

Bunu paylaşınız

Yıl 1915 Mehmet Akif, Çanakkale savaşlarını anlatıyor. Savaşı anlatırken düşmanı tasvir ediyor, portresini ortaya koyuyor. Batı dokuz haçllı seferi düzenlemiş, bütün hedefleri İslam’ı bir coğrafyadan kovmak değil mahvetmek düşüncesi ile Çanakkale Şehitleri şiiri bir haçlı ruhunun telininin tezahürüdür ve Akif bu şiirde bir haçlı saldırısını anlatır bunun ipuçlarını verir. Öyle ki şiir bugünkü olayları göre uyarlansa ortaya yüz yıldan beri Batının bize karşı tavrı değişmemiştir.

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,

Boğaz harbinde en kesif ordular yükleniyor, bugün de en kesif ordular yükleniyor, Türk’e Müslüman’a Çünkü Türkiye islamın tevhidine çalışıyor onu dağıtan bir güç bütün İslam’ı mahvedebilir. Zaten İslam dünyasının Batı karşısında bir bütün tavrı yok.

En kesif ordular, Almanya, Hollanda, İngiltere, Amerika bütün bunlar Türkiye’de istikrarı bozmak için var gücü ile çalışıyor. Şimdi maziden farklı içimizde de, doğuda da ülkemizin her yerinde  haçlı ruhu ile hareket edenler var. Bunlar da güya siyasi fikirlerinin gereği olarak bunu yapıyorlar.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı! “
Dedirir – yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.(1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında,(2)
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Şuraya kadar bütün anlatım Batı’nın gerçek yüzünün izahıdır. O gün kaç donanma bugün kaç millet, bizi adeta sarmışlar.” Nerde gösterdiği vahşetle bu bir Avrupa’lı.” Son yüzyıllar aydınlarımız batının hayranlığı ile dolu. Edebiyatı, sanatı, felsefesi hep bizimkilerin hayranlığını celbetmiş. Bu yüzden Akif harika bir mısra ile nerde yani yok, o kitaplardaki Avrupa yok, vahşetle saldırıyor. Avrupanın ülkelerinden gelip Türk çocuklarını ki henüz silah eline almamış çocukları katlediyor. Ne işi var kendi coğrafyasında yaşasın hayır , onun hedefi bu coğrafyadan Türkleri kovmak. Yüzyıllardır değişmeyen tavır. O gün de bugün de aynı tavır.

Tasvire bak, “his yoksulu, yırtıcı , sırtlan kümesi” devamında “açılıp mahpesi yahut kafesi” diyor. Katil hapishaneden, ayı kafesinden kaçmış. En kaba eleştiri ile ifade edilen bir bakış. Hakikatı bu .Bir bakanı bir devlet adamını suçlu gibi atıl bırakmak buna başka ne denir. Nasıl ruhları değişime uğramamış, ellerine fırsat geçse kim bilir neler yaparlar. Yüzyıllardır bu tapraklarda ekmeğimizi yiyen bizi arkamızdan vuran hainlere silah göndermek, aptalları katliam yapmak için hazırlayan bunlar. Değişen bir şey yok.

Yedi düvel bizi kaldırmak için savaştılar, ama biz dayandık ve direndik. Yedi iklim bugün de o günde bize saldırıyor. Bunları destekleyenler atalarının Çanakkale’de öldüğünü biliyor, ama kinleri onları bu düşünceden alı koymuyor. İngiliz kendi de savaşmıyor, stratejiyi kendi belirliyor, sömürgelerindeki insanları getirip savaştırıyor, tıpkı bugünkü gibi, pkk yı başka güçleri kendi adına savaştırıyor. Aslında savaşan batı, ama sahnede zavallı millet olamamış, dini anlamamış insanlar. Bize vuran şu şarklı kavimlere bak daha kavim bile olamamış, islamı kafir-müslüman tezadının dışında anlamayan düşüncesiz insanlar. Batı bunların cehaletini kullanıyor.

Avusturalya ve Kanada İngiliz sömürgeleri hatta Hindistan’daki Müslümanları bile getirip Çanakkale’de bize karşı veriyor. Bugün de aynı. Öyle bir istilaki hem rezil hem de salgın hastalıktan daha kötü.

İronik bir eleştiri ile “ah o yirminci asır yok mu o mahluk-ı asil” diyor.Mahluk kelimesi asaletle bir arada kullanılmaz, ama onlar için kullanılır onlar sadece mahluk-ı asil olamadıkları için mahluk-ı asil büyük bir eleştiri. “Böyle bir mahlukun gözdesi hakkiyle sefildir.bizim sözde aydınımız “ batının kaselisleri “ çanak yalayıcıları.

Maske yırtılmasa hâlâ bize afetti o yüz. Afet çok güzel kızlara verilen isim, Avrupa ülkemizde birçoklarına göre afetti. Ama maske yırtıldı o afetin asıl yüzü göründü. Yüzlerce yıldır o yüz aynı maskesi ile dolaşıyor. Bugün de aynı Almanya, İngiltere, Fransa , Hollanda o afet  yüzün akrasındaki yüzler.

Ortada medeniyet yok kahpe, hakikat yüzsüz bir medeniyet. Yüzü cazip arkasından vuran bir kahpe kimlik.öyle klasik bir yorum ki yüzyıllardır  değişmeyen bir kahpelik. O gün de bugün de .

Öyle silahlarla Çanakkale’ye gelir ki her bir gemi bir ülkeyi tahrib edecek boyutta. Bugün de aynı tahrib eden  sebebler ortada, nifakları kullanmak, ihtilafları kullanmak daha neler neler.

Akif burada Avrupa’nın yüzyıllardır değişmeyen yüzünü ortaya koyuyor.

Mesele Erdoğan değil, mesele bir millet bir zihniyetin tesiri kırmak, mesele islamın bahadır evladını tahrip ederek islamı yalnız bırakmak.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedî’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Selahattin Eyyübi Haçlı seferlerinin büyük kumandanı ve yine o seferlerin büyük kumandanlarından Kılıç Arslan Türkün Çanakkale’deki zaferini görse onun iclaline hayran olur, celaline hayran olur.Çünkü o gün de bugün de bir büyük çenber etrafımıza gerilmiş, konulmuş onları yıkmak zorundayız. Onu birlik ruhu ile parçalamak zorundayız. Olay siyasi değil bir haçlı savaşıdır, herkes yerine dikkat etmek zorundadır.

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Sanat ve Peygamber Zorunluluğu

Yine İlâhî Sanatın Yorumcusu Bediüzzaman Bediüzzaman sanatı peygamberin varlık zorunluğuna kadar uzanan bir mütalaa ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Hakikat (Şiir) / Halil İbrahim DEDE

Tükenmeyen bir nimettir “ÜMİT” Ümidi ayakta tutandır “SABIR” Sabrı idame ettirendir “TEVEKKÜL” Tevekkülün membaıdır “İMAN” …

Kapat