Ana Sayfa / Yazarlar / Çanakkale Şehitlerine Şiirinin Tahlili / Prof. Dr. Himmet UÇ

Çanakkale Şehitlerine Şiirinin Tahlili / Prof. Dr. Himmet UÇ

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? (Türkleri Anadolu’dan kovmak asırlarca Avrupa’nın hedefidir, Çanakkale de bunun son provasıdır. Bu yüzden eşi benzeri olmayan bir istila etme isteğidir. Ve bizim ve İslam tarihinde de eşi olmayan bir savaştır, çünkü biz eğer mağlub olsaydık, bütün İslam dünyasını Osmanlıyı esarete mahkum edecek bir savaş olacaktı ve olmadı.)

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi (Batı bütün yoğunluğuyla, güçleriyle birkaç ülke birden Osmanlıya yüklenmiştir.)

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- (Silahları modern ve güçlü silahlardır Batının, Marmara’ya geçmek için, İstanbul’da öğlen vakti karar kılmak niyetindedirler)

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.(Ufacık bir kara kaç donanmayla sarılmıştır, niyetleri kesinlikle başarıdır, tahşidatları bunugösterir.)

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı!” (Avrupanın göbeğinden gelip Anadolu’yu esarete maruz bırakmak hayasızlıktır, bir mukabele savaşı değil, haklı nedeni yok, sadece saldırı maksatlıdır, üstelik hep yüceltilen bir medeniyet tarzıdır Avrupalılık, ama medeniyet değil saldırı sürüsüdür o gün istilaya gelenler, hayasız bir  saldırıdır, tahaşşüttür.)

Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,(Bunlar Avrupalı değil, yırtıcı, his yoksulu ve mezarlarda ölüleri yiyen sırtlan sürüsüdür.)

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!(hapisten kaçmış veya zincirden boşanmıştır, veya vahşi bir hayvan kafesinden kaçmıştır)

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, (İngilizler sömürgelerinden getirmiştir askerlerini; Hindistan ve Avusturalya, Yeni Zelanda’dan. Ayrıca bütün Avrdupa’dan eski dünya yeni dünya birlikte, bu bizim ne kadar yıkılmamızı istediklerini gösterir, bu kadar büyük yığınlara karşı savaşmışız, şimdi de aynı durum yok mu?)
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.  

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında, (Dünyanın yedi ikliminden gelmişlerdir, düşmanınız büyükse siz de büyüksünüzdür. Tarih boyunca Türk Osmanlı korkulan hatta titrenen bir millet olmuştur, batıda çocuklarını uyutmak için analar “Türkler geliyor’ dermiş.)

Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada! 
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…(Nasıl bir ön hazırlık yapılmış, Avusturallya, Kanada biri nerede biri nerede? Afrika’nın en bedevi kavimleri de orada. Bütün bunlar bizi hezimete uğratmak için, Ama Allah Resulü orada bize yardım etmiştir, Onu makamında göremeyen bir veli, sorar hizmet eden veliye; o da “Resullullah Çanakkale’de” der.

Nasıl “Resulüm sen atmadın biz attık” diyorsa, Çanakkale’de de gaybi askerler savaşmıştır.)

Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ! (Bu istillâya salgın hastalık demek bile hastalığa hakarettir, bu rezil bir istila hareketidir)
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,

Burada ironi yapıyor, yirminci asır asırların en insanisidir, öyle telakki edilmiştir, Akif ona mahlûk-ı asil der, mahlukun asili mi olur yani. Bu asrı yücelten ne kadar gözdesi, onu yücelten varsa hakkiyle sefildir, aşağılık mizaçlıdır. Yüzyılın başından beri Avrupa bütün mazlum milletlerin kanı ve ekmeği ile büyümüştür. Sömürge yıllarından Afrika’nın fakir mazlum halkı Avrupa ve Amerika’nın elinde hayvan gibi kullanılmıştır, hiçbir hakları yoktur. Canları sıkılınca o siyahileri yakar ve gösteri ile seyrederler. Ne gariptir hâlâ Afrika aynı Avrupa aynı, bu bizim çalışmadığımız, hep birbirimizin kuyusunu kazdığımızdan dolayıdır. Tefrika zehiri ile bu günlere gelindi aynı tefrika devam eder.)
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,

Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; (Bu şiir apokaliptik imajlarla doludur, bir insan zihni bu kadar yerinde imajları zor kurgular, Akif büyük bir sanatçıdır. O sefil Avrupalı, içinde kusmuktan başka bir şey barındırmaz. O içindeki kötü istekleri ve kötülükleri kusmuştur, Osmanlının Türk’ün karşısında)
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…(yüzyıllardır bizi o  Avrupa medeniyet romantizmi güzel bir kadın gibi etkilemiştir, afettir. Ama yaptıkları maskesinin düşmesine neden olmuştur) Namık Kemal’den beri bizi Avrupa edebiyatı ve insanı etkilemiş ve onlardan istifade için çok insan Avrupa’ya kaçmıştır, getirdikleri ne? İhanet ve ihtilal fikirleri )
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.(medeniyet kahpe bir hakikattir, yüzsüzdür. Maskedir yüzündeki, aslı hiç de öyle değildir. Çanakkale’de Kayseri lisesinin bütün öğrencileri cepheye gelmiş, ölmüşlerdir. Ahmet Kutsi Kadıköy’de okurken orta üç öğrencileri bile Çanakkale’dedir. Zaman zaman şehit haberleri gelir. Tecer sabahları beş zeytinin bir kaçı çürük, biz yine o günleri böyle geçirdik, der.)

Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,(bu lanetli insanların elindeki silahlar bir ülkedi harab edecek kadar mükemmeldir, ama bizi edememiştir, Allah’ın izniyle. Seyit Onbaşı; silahı yönetecek bir mehareti yok, yüzünü çevirir ve sonradan kaldırmadığı topu gönderir, İngilizlerin en büyük zırhlısı batar, bir gün sonra onbaşının etrafında bütün askeri erkan ona “İste bizden Onbaşı ne istersen sen bir milletin kaderini değiştirdin, der, o da; ben Allah için yaptım, der, sadece iki tayin ister, biri ile doymaz. Birkaç gün iki tayin yer, arkadaşları bakakalınca daha istemez, savaştan sonra yine kuru odunları toplar evini geçindirir.)
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı; 
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. (Savaşın şiddeti gökyüzünü yırtar parçalar gibi, insan zihninin derinliklerine nüfuz ediyor.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,(yerin altına lağımlar yüklenmiştir cehennem gibidir, yüzlerce insanı yakar.)
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;(Gökler ölüm indirir, yerler ölü püskürür.) 
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer… (Savaşın tasviridir, insanlar savrulur, az değil resmi kayıtlar beş yüz bin kişinin öldüğünü söyler.)

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler! (Bütün bu şiddete ve saldırılara kahraman Mehmed güler, çelik tabyalar onu susturamaz sindiremez, çünkü göğsündeki kat kat iman alınır bir kale değildir, hiçbir güç onu kendine bağlayamaz; bin yıl bu toprakları o iman korumuştur, bu istila sürülerine karşı, bu savaş son haçlı seferidir, onu da kaybetmiştir Batı)

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat îman? 
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 
Çünkü te’sis-i İlâhî o metîn istihkâm. (O iman ilahi bir yapıdır, beşerin çelik korumaları onu yıkamaz)

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer;(Beşerin azmini sağlam güçlü savunmalar yıkamaz, işte Çanakkale’de öyle olmuş, çelik imana mağlub olmuştur) 

Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi; (Bu iman dolu göğüsler ebedi kaleledirdir, onu en güzel şekilde Allah tesis etmiştir. Asım’ın nesli kahraman bir nesildir, maddi manevi güçleri vardır, kimse onları mahkum edemez. Onlar gerç ek nesildir, Mehmed’dir, Muhammedîdir. O vatanını çiğnetmedi ve çiğnetmez.)
“O benim sun’-i bedî’im, onu çiğnetme” dedi.

Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (Şehitlerin rükûsu üzerine başarılar kurulmuştur, o eğilmek yükselmektir, arşa ve zafere suuddur. 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!(Bir hilal uğruna bir bayram zaferi ve bağımsızlığı göstersin diye nice güneşler burada batıp ötede doğuyor)

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker! (Bu topraklar için toprağa düşmüştür asker, o kadar büyük ki gökten ecdad inse öpse o pâk alnı değer, çünkü Çanakkale’de başarılan, mazideki ecdadında mahiyetini anladığı bir olaydır, bu yüzden gökten inip öpse değer.)
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i..(Kanı ile Tevhidi koruyor asker, eğer kaybetsen bütün değerlerin aşağılanırdı, ama olmadı, Tevhidi Mehmed’in kanı kurtardı)
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.(Bu şana ancak Bedir’dekiler ulaşmıştı, sonra sen geliyorsun, çünkü Bedir ile Çanakkale mahiyet olarak birbirine benzer. Bedir’de “Yarabbi bu bir avuç kaybederse senin tevhid dinini seni anacak kimse kalmayacak, der Cenabı Nebi, secdeden başı kalkmaz ve zafer müjdesi alır kalkar. Çanakkale’de kaybetmek bütün İslam dünyasının istila çizmesi ile çiğnenmesi demekti, işte bu yüzden iki savaş birbirine benzer, Akif bu benzerliği dile getirir.)

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? 
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın. (Sen o kadar büyüksün ki tarih dahi sana mezar olamaz, bu ulaşılmaz bir apokaliptik imajdır. Onun tarihte eşi olmadığını gösterir)

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.(Sen devirleri alt üst ettin, sen ancak mezara değil ebediyete sığarsın, o kadar büyüksün, bunlar o savaşın önemini anlatan mısralardır)

“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;(Senin azameti kadrin kabeyi taş olarak başına koysak yanlış olmaz.) 
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, (Gök kubbe senin örtün olacak kadardır, sen o kadar yükseksin, kanayan kabrine gök kubbeyi örtü olarak çeksem, bulutları tavan yapsam, yedi kandilli süreyyayı da uzatsam,sonra başında türbedar gibi beklesem yine bir şey yapabildim diyemem hatırana… Bu imaj ancak Akif gibi yüksek sanatçıların yapabileceği bir şeydir.)
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4) 
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini, (Sen son haçlı seferini akim bıraktın, kırdın, büyük sultan Selahattin gibi sen de haçlıya karşı durupnu hayran ettin, yine haçlı seferlerinin bir başka güneşi Kılıç Arslan’ı da celaline hayran ettin, seni tarihin önünde tebrik ettiler.)
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,(İslamı hüsran boğacakken sen onu göğsünde iman siperi, silahı ile parçaladın. Ruhun ile birlikte semaya yükselip oralarda gezersin, senin ruhu semanın büyük katlarında dolaşır. Şehitler öyledir. Sen bütün büyük eserleri aşan bir esersin onları aşarsın. Sen asırları aşarsın, büyüksün. Sen benden mezar isteme, sana mezar makber büyük Peygamberin kucağıdır… Bu nasıl imajdır, Türk şiirinin en harika imajları bu şiirde yükselirler, bravo Akif sana, helal olsun!)

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber!

İlginizi Çekebilir

Kertenkele Öldürmek Hadisi Üzerine Bir Diyalog Algoritması ..

❌ Kertenkele öldürmek sevap diyor uydurma hadisiniz. ✔️ Kertenkele demiyor, vezağa (وَزَغَةٌ) diyor ; yani …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bediüzzaman İsmi Nereden Geliyor? / Vehbi KARA

Bediüzzaman Said Nursi 23 Mart 1960 tarihinde bir Ramazan gününde vefat etmiştir. Dün Regaib gecesi …

Kapat