Deizm Yanılgısı – 2

Bunu paylaşınız

Deizme göre âlem niçin yaratıldı?

Deizm hakkındaki bu 3. dersimizde, yine bir deistle konuşacak ve onu kendimize muhatap yapacağız. Şimdi deist olan kişiye soruyoruz: İnandığın yaratıcı -ki biz ona Allah diyoruz- şu âlemi niçin yaratmıştır? Yani şu nakış nakış süslenmiş kuşlar, kelebekler, çiçekler, ağaçlar ve diğer bütün varlıklar niçin yaratılmıştır?

Sakın, “Öylesine yaratmış, bir gayesi yok.” deme. Zira bu alemin yaratıcısı hikmet sahibidir. Baksana, şu dünyada her şeyin bir vazifesi var. Her şeye faydalar takılmış. Boş ve abes hiç bir şey yok. Bu da ispat eder ki, yaratıcımız hikmet sahibi bir yaratıcı. Hal böyleyken sen nasıl olur da “Şu âlemin yaratılmasının hiç bir gayesi yoktur. Boşuna yaratılmış.” diyorsun.

Madem sen yaratılışın gayesini bilmiyorsun, o halde biz sana öğretelim: Bu gaye şudur: Her kemal ve güzellik sahibi, kendi kemalini ve güzelliğini göstermek ister. Bu sırdan dolayı, Allah da kendi kemalini ve güzelliğini göstermek için bu alemi yarattı. İşte varlıkların renk renk boyanması; farklı şekillerde ve suretlerde yaratılması; hikmetle donatılması, hep bu sırdandır: Yaratıcımız kendisini tanıttırmak ve bildirmek istiyor.

Madem Yaratıcımız kendisini tanıttırmak ve bildirmek istiyor, o halde peygamberler ve kitaplar göndermeli. Aksi taktirde bizler onu tanıyamayız. Mesela bak, yaratıcıya “Allah” dedik. Onun isminin Allah olduğunu bize peygamberler öğretti. Bir düşünsene, peygamberler olmasaydı, yaratıcımızın adını bile bilemezdik.

Bilinmek için şu âlemi yaratan ve bu sebeple her varlığı nakış nakış süsleyen zatın, ismini bile bildirmediğini nasıl kabul edersin? Kendini bildirmek için bu kadar masraf yapan zat, nasıl olur da bilinmenin en kısa yolu olan peygamberleri göndermez ve kitapları indirmez?

Eğer Allah sadece kendi varlığını bilmemizi isteseydi, alemi ve eşyayı bu kadar süslemezdi. Zira bir çiçekle de yaratıcının varlığını biliriz. Ama Allah bir çiçekle yetinmemiş, adeta yeryüzünü bir sofra, baharı bu sofraya bir gül destesi yapmış. Demek sadece varlığının bilinmesini istemiyor. İsim ve sıfatlarıyla tanınmak istiyor. Bu da ancak peygamberlerin gönderilmesiyle, yani Allah’ın kendisini bizzat elçileri vasıtasıyla tanıtmasıyla mümkündür. Eğer elçileri olmazsa onu tanıyamaz, hatta yanlış tanırız.

Mesela sana sorsak, inandığın yaratıcı uyur mu? Yer mi? İçer mi? Eşi ve çocukları var mı? Bu ve benzeri sorulara “hayır” diyebilmek için, vahye mazhar peygamberlere ve Allah’ın kendisini tanıttığı kitaplara muhtaç değil misin? Sönük aklınla bu sorulara nasıl cevap vereceksin?

Sözün özü: Allah-u Teâla bu âlemi kendisini bilmemiz için yaratmış ve varlıkları nakış nakış süsleyerek, onlarda tecelli eden isim ve sıfatları düşünmemizi istemiştir. Bunun yerine gelmesi için de, mutlaka peygamberler gönderilmeli ve kitaplar nazil olmalıdır. Çünkü insanın aklı bir yaratıcıyı bulsa da, O’nun isim ve sıfatlarını hakkıyla keşfedemez. Hatta çoğu kez hata yapar. Ateşe tapan, ineğe tapan, yıldızlara ve diğer eşyaya tapan insanlar, bu sözümüzün şahididir. Bir peygamber gelmezse kişi böyle şaşırmakta, ineği kendi rabbi zannetmektedir. Elbette bu alemi yaratan zat, bu hataya düşmemize müsaade etmeyecek ve kendisini bizlere hakkıyla tanıtacak peygamberleri gönderecektir ve göndermiştir. Bunun inkârı, gündüzün ortasında Güneşi inkâr etmek kadar imkânsızdır.

Deizme göre yaratıcı hikmet sahibi midir?

Deizm hakkındaki bu 4. dersimizde, yine bir deistle konuşacak ve onu kendimize muhatap yapacağız. Şimdi deist olan kişiye soruyoruz: Senin inandığın yaratıcı hikmet sahibi midir? Yoksa işlerini sadece oyun ve eğlence olsun diye mi yapar?

Herhalde bu âlemi bu kadar güzel yaratan ve her eşyaya onlarca fayda takan zat hikmet sahibidir. Zira böyle hikmetle yaratmayı, ancak Hakîm olan yani hikmet sahibi bir zat yapabilir. Baksana, şu dünyada her şeyin bir vazifesi var. Her şeye menfaatler takılmış. Hiç bir şey israf edilmiyor. Boş ve abes hiç bir şey yok. Bu da ispat eder ki, yaratıcımız hikmet sahibi. Herhalde sen de yaratıcımızın hikmet sahibi olduğunu kabul ediyorsundur. Zaten bunu inkâr etsen, bütün varlıklar karşına dikilir ve kendilerindeki hikmetleri gösterip seni yalanlar…

Şimdi de biraz senin üzerinde düşünelim: Bak, sana öyle bir göz verilmiş ki, güzelliğin bütün mertebelerini fark eder. Halbuki hayvanlara verilen göz, şu alemi siyah beyaz görüyor… Yine sana öyle bir dil verilmiş ki, bütün yiyeceklerin lezzetini ölçer ve anlar. Hâlbuki hayvanlara verilen dil, sadece bir kaç tadı fark eder… Ve yine sana öyle bir akıl verilmiş ki, adeta bir anahtar olup her kilidi açar. Göz, dil ve akıl gibi, sana öyle duygular ve cihazlar verilmiş ki, bunların hiç biri hayvanlara verilmemiştir.

Bütün bunları sana şu soruyu sormak için anlattık: Yaratıcımız hikmet sahibi olduğuna göre, elbette israf etmez, boş ve abes iş yapmaz. Peki, Hikmet sahibi yaratıcımız, bize niçin bu kadar masraf yapmış ve bu kadar kıymetli cihazlar vermiş?… Yani niçin bize, hayvanların ki gibi siyah beyaz gören bir göz vermemiş? Ya da niçin hayvanların dili gibi, bir kaç lezzeti fark eden bir dil takmamış? Ya da en ince sanatları anlayan aklı bize niçin vermiş? Her şeyi kuşatan bir muhabbeti kalbimize niçin koymuş? Bunların sebebi nedir?

Sakın, “Öylesine yapmış, bir gayesi yok.” deme. Zira en başta, bu alemin yaratıcısının hikmet sahibi olduğunda anlaşmıştık. Şimdiyse diyorsun ki, “Bu hikmet sahibi yaratıcı, bu kıymetli cihazları bize öylesine takmış; israf etmiş; hiç bir gayesi yok”

Eğer gayesiz ve öylesine yaratmışsa, hikmet sahibi değildir. Yok, hikmet sahibiyse, öylesine yaratmamıştır ve bir gayesi vardır.

Şunu iyi bil ki: Seni böyle antika bir sanat gibi yaratan ve paha biçilemeyen organları ve duyguları sana takan zat, elbette bunu bir gaye için yapmıştır. Bu gayeleri akıl tek başına keşfedemez. Bu gayeleri bize ancak vahye mazhar peygamberler öğretebilir. Peygamberleri kabul etmemek, bütün bu donanımların ve duyguların bize boşuna takıldığını ve yaratıcımızın israf ettiğini kabul etmek demektir. Bu da yaratıcının hikmetsiz olduğu sonucuna ulaştırır. Bu ise bütün varlıkların şehadetiyle yanlıştır. Madem yanlıştır öyleyse elbette peygamberler gönderilmiş, kitaplar indirilmiş ve bütün bu gayeler bizlere öğretilmiştir. İman ettik ve tasdik ettik.

Devamı var.

Deizm Yanılgısı – 1

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Ümmetin Zararlıları – 6

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan İçki ve Uyuşturucu Bağımlılığı Bir kaç aydan beri devam etmekte …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
Enformasyon Toplumunun Putları

Yazar: Sadık Güneş Medyanın sunduğu bu dünya olup bitenler hakkında bilgilendirmekle kalmaz onları nasıl anlayacağımıza …

Kapat