Ana Sayfa / HABERLER & Yorumlar / Depremdeki İlahî İkaz ve Merhamet Tecellisi 

Depremdeki İlahî İkaz ve Merhamet Tecellisi 

Deprem gibi büyük musibetler insanların işledikleri hataların sonucu gelen ilâhî ikazlardır. Buna işaret eden ayet ve hadisler pek çoktur.

Kur’an’da: “İnsanların ellerinin kazandığı (günahlar) yüzünden, karada ve denizde fesad çıktı ki (Allah), yaptıklarının bir kısmını(n cezâsını), kendilerine (dünyada) tattırsın; tâ ki (kötülüklerden) dönsünler.” (Rum Suresi, 41. ayet) buyrularak insanların elleriyle işledikleri günahlar sebebiyle dünyada kendilerine karadan ve denizden bazı azablar tattırılacağına işaret edilmiştir.

Aşağıdaki hadisler de deprem ve benzeri umumi musibetlerin işlenen bazı günahların ceza ve kefareti olduğuna işaret etmektedir.

“Şu ümmetim rahmete mazhar olmuş bir ümmettir. Ahirette azaba maruz kalmayacaktır. Onun azabı dünyadadır: Fitneler, depremler ve öldürme (ile bu dünyada azab olunurlar).” (Ebu Davud, Fiten, 4277)

“Zina yayılınca depremler çoğalır.” (Deylemî)

Bediüzzaman’a Göre Depremin Sebebleri ve Adalet ve Merhamet Yönleri

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri deprem hakkında yazdığı Sözler isimli kitabında 14. Söz’deki “Zelzele Bahsi”nde depremlerin çoğunluğun ortak olduğu hataların bir cezası olarak meydana geldiğini, bununla beraber masum insanlar hakkında büyük manevî mükâfatlara vesile olacağını, hem deprem gibi musibetleri yalnız yer kabuğunun hareketleriyle izaha kalkışıp Allah’ın her şeye hâkim olan iradesini görmemek ya da inkâr etmenin büyük bir hata olduğunu gayet güzel izah etmiştir. Orada yaptığı izahlardan bir kısmının hulasası şöyledir:

Deprem Gibi Umumî Büyük Belaların Sebebi Nedir?

Deprem gibi musibetler, halkın ekseriyetinin hatasından ileri gelir. Bazı şahısların işlediği ve umumi musibetlerin gelmesine sebeb olan büyük cinayetlere diğer insanların çoğunluğu fiilen iştirak etmiş olmasalar bile, bazı katkılarda bulunmak, destek olmak veya kalben taraftar olmak gibi sebeblerle o cinayetler umumun iştirak ettiği büyük hatalara dönüşür ve bu da büyük musibetlerin gelmesine sebeb olur.

(Hadiste yetmiş bin kişilik bir ümmete inen azabdan salihlerinin de kurtulamamasının sebebi olarak bu salihlerin o sapkınlara nasihat etmemelerinin aynı azaba düşmelerine sebeb olduğu anlatılır. Yani onlar da sessiz kalarak o kötülüklere bir yönden ortak olmuşlardır.)

Masumların Musibete Ortak Olması Nedendir?

Böyle umumi belalarda tamamen masum olanların da acıya düşmelerinin sebebi ise dünyadaki imtihan sırrıdır. Kur’an’da, “Öyle bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.” (Enfal Suresi, 25. ayet) buyrularak buna dikkat çekilmiştir.

Dünyadaki imtihan, hakikatlerin perdeli kalmasını gerektirir. Eğer masumlar böyle musibetlerde daima sağlam kalsaydı ve küçük büyük her bela, sadece zalimlere inseydi, imtihan perdesi yırtılıp herkese zorla iman ettirilmiş olurdu.

Masumların Mükâfatı Nedir?

Bununla birlikte Allah’ın merhamet ve adaleti böyle musibetlerde zarar gören masumların imdadına ahirette bol mükâfatlar vererek koşturur. Böyle belalarda malını kaybedenlerin malları sadaka, canları şehid, çektikleri sıkıntılar da günahlarına kefaret olup ahretteki makam ve mükâfatlarını artırır. Hadis-i şeriflerde enkaz altında ölenlerin şehid olarak vefat edeceklerinin bildirilmesi depremde ölenler için büyük bir müjdedir.

(Dünyada büyük musibetler çekenlere ahirete ne kadar büyük sevaplar verilerek onların bu musibetlerden razı edileceği hakkında Resûl-i Ekrem (asm) bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurur:

“Cenâb-ı Hakk kıyâmet gününde terâzileri koyar. Ardından namaz kılanlar getirilir ve ücretleri tartılarak kendilerine noksansız verilir. Sonra zekât verenler getirilir ve onların da ücretleri tartılarak kendilerine eksiksiz verilir. Nihâyet bir belâya dûçâr olmuş kimseler getirilir de bunlar için ne terâzi konur, ne dîvan kurulur, ne de defterler açılır. Bunlara ücret, sağanak yağmurları gibi bol bol ödenir. Bunlara verilen sevabların büyüklüğünü görenler, Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da, biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık) derler.”) (Beyzâvî, c. 2, 321)

Neden Koca Yer Kabuğu Musallat oluyor?

Koca toprak tabakasının veya diğer tabirle yer kabuğunun bir kısım insanlara musallat edilmesinin hikmeti ise o cinayetin fevkalâde çirkinliğini insanlara göstermek içindir.

Deprem Tesadüfen Olabilir mi?

Şu dünyanın ve içindeki her şeyin mükemmel yaratılışı, her sene üzerindeki canlıların yenilenmesi, hatta en basit görünen bir sinek kanadının dahi mucizeli yaratılışı, o sanatların ezeli sanatkârı olan Allah’ın varlığını gösterdiği gibi her şeyin onun kudret ve iradesi tarafından kuşatılmış olduğunu da gösteriyor. Kur’an’da, bir tek yaprağın ağaçtan düşmesinin dahi onun bilgisi dâhilinde olduğu bildirilmektedir. Bir yaprak bir sinek dahi onun bilgisi, iradesi dışına çıkamıyorsa koca yer kabuğu, yeryüzünün halifesi olan insanlar aleyhine, onun irade ve izni olmaksızın hareket etmesi mümkün değildir.

Allahu Teâlâ hikmetinin bir gereği olarak, dünyada görünen fennî kanunları ve sebebleri kendi icraatlarını gizleyen birer perde yapmıştır. Zelzeleyi dilediği vakit, bazen de mağma tabakasındaki bir madeni veya bir fay hattını harekete geçirir.

Depremler yer kabuğundaki böyle inkılab ve hareketlerle olsa da, yine Allah’ın emri ve hikmetiyle olur; başka olamaz. Meselâ: Bir adam bir tüfek ile birisini vursa. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş almasına bakılsa, ne kadar ahmaklık ve divanelik olur. Aynen bunun gibi, Allah’ın emriyle uzayda gezen bir gemisi olan yeryüzünün içine adeta önceden yerleştirdiği bir bombayı, gaflete düşen veya yoldan çıkan insanları uyandırmak için patlatmak yine Allah’ın emriyle olabilir. Tüfeği görüp, tetiği çeken eli görmemek nasıl bir akılsızlıksa, fay hattını veya yer kabuğunun hareketlerini görüp onları harekete geçiren kudret elini görmemek de öyle büyük bir akılsızlıktır.(risaleonline)

***

Depremle İlgili Sorulara Risale-i Nur’dan Cevaplar

Bismillahirrahmânirrahîm

Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. • Ve yeryüzü bütün ağırlıklarını dışarı çıkarır. • Ve insan “Ne oluyor buna?” der. • O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. • Çünkü Rabbin ona konuşmasını emretmiştir. (Zilzâl Sûresi: 1-5.)

Şu sûre katiyen ifade ediyor ki, küre-i arz, hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor, bâzan da titriyor.

Mânevî ve ehemmiyetli bir cânibden, şimdiki zelzele münâsebetiyle altı yedi cüz’î suâle karşı, yine mânevî ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsîlen yazmak kaç defa niyet ettimse de, izin verilmedi. Yalnız icmâlen, kısacık yazılacak.

Birinci suâl: Bu zelzelenin maddî musîbetinden daha elîm, mânevî bir musîbeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve me’yusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatini selb ederek, dehşetli bir azab vermesi nedendir?

Yine mânevî cevap: Şöyle denildi ki: Ramazân-ı Şerîfin terâvih vaktinde, kemâl-i neş’e ve sürur ile, sarhoşçasına, gayet heveskârâne şarkıları ve bâzan kızların sesleriyle, radyo ağzıyla bu mübârek merkez-i İslâmiyetin her köşesinde câzibedarâne işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.

İkinci suâl: Niçin gâvurların memleketlerinde, bu semâvî tokat, başlarına gelmiyor; bu bîçare Müslümanlara iniyor?

Elcevap: Büyük hatâlar ve cinâyetler, tehir ile büyük merkezlerde ve küçücük cinâyetler, tâcil ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binâen, ehl-i küfrün cinâyetlerinin kısm-ı âzamı, mahkeme-i kübrâ-i haşre tehir edilerek, ehl-i imânın hatâları, kısmen bu dünyada cezası verilir. Haşiye

Üçüncü suâl: Bâzı eşhâsın hatâsından gelen bu musîbet, bir derece memlekette umumi şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevap: Umumi musîbet, ekseriyetin hatâsından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zâlim eşhâsın harekâtına fiilen veya iltizâmen veya iltihâken taraftar olmasıyla, mânen iştirak eder, musîbet-i âmmeye sebebiyet verir.

Dördüncü suâl: Mâdem bu zelzele musîbeti hatâların neticesi ve keffâretü’z-zünubdur. Mâsumların ve hatâsızların o musîbet içinde yanması nedendir? Adâletullah nasıl müsaade eder?

Yine mânevî cânibden elcevap: Bu mesele sırr-ı kadere taallûk ettiği için, Risâle-i Kadere havale edip, yalnız, burada bu kadar denildi:

Yani, “Bir belâ, bir musîbetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zâlimlere mahsus kalmayıp, mâsumları da yakar.” Enfâl Sûresi: 25.

Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücâhededir. İmtihan ve teklif, iktizâ ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, tâ müsâbaka ve mücâhede ile, Ebû Bekir’ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebû Cehil’ler esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer mâsumlar böyle musîbetlerde sağlam kalsaydılar, Ebû Cehil’ler, aynen Ebû Bekir’ler gibi teslim olup, mücâhede ile mânevî terakkî kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.

Mâdem, mazlum zâlim ile beraber musîbete düşmek, hikmet-i İlâhiyece lâzım geliyor; acaba o bîçare mazlumların rahmet ve adâletten hisseleri nedir?

Bu suâle karşı cevaben denildi ki, o musîbetteki gazab ve hiddet içinde, onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü, o mâsumların fânî malları, onların hakkında sadaka olup, bâkî bir mal hükmüne geçtiği gibi, fânî hayatları dahi bir bâkî hayatı kazandıracak derecede, bir nevi şehâdet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve dâimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında, aynı gazab içinde bir rahmettir. (Sözler 14. Sözün Zeyli)

Bediüzzaman Said Nursi

İlginizi Çekebilir

Göz tansiyonu nasıl anlaşılır?

GÖZ TANSİYONUNUN EN ÖNEMLİ BELİRTİSİ Göz tansiyonu nasıl anlaşılır? Meydana gelen göz tansiyonunun ilk belirtileri …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Arap Baharında devrim/karşı-devrim ve Katar kuşatması

Körfez ülkelerinin Katar'a yönelik politikalarındaki ani değişiklik, Ortadoğu yönetimlerinin yaşadığı ve 'Arap Baharı' ismiyle meşhur …

Kapat