Ana Sayfa / Yazarlar / Determinizm Rasyonel Değildir / Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK

Determinizm Rasyonel Değildir / Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

Determinizm, ahlakî seçimler dahil bütün olayların, özgür iradeyi ve insanın başka türlü davranabilmesi ihtimalini dışlayarak, önceden var olan nedenlerce belirlendiğini savunan bir kuramdır. Bu kuram; evrenin tümüyle ussal bir yapısı olduğu, dolayısıyla her şeyin önceden kestirilebileceği, beklendiği şekilde cereyan edeceği ve görünen âlemin her şeyi izah etmede yeterli olacağı görüşlerine dayanmaktadır.

Determinizm düşüncesinde sebeplere anlam yüklenmekte, gerçekleşen olaylar görünürdeki sebeplere bağlanarak Yaratıcı saf dışı bırakılmak istenmektedir. Bu açıdan Determinizm, ciddi bir inançsızlık tuzağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sebeplerin mahiyeti veya hikmeti ortaya konabilirse, Determinizm’in rasyonel olmadığı anlaşılabilecektir. Bu yazıda işin bu yönü değerlendirilecektir.

Cenab-ı Hak tüm eşyanın, semavat ve arzın Yaratıcısı olmakla beraber, bir kısım hikmetlerini anlayabildiğimiz kadarıyla, eşyanın var edilmesinde belli sebepler var etmiş, insanı da sonuçlara ulaşabilmek için bu sebeplere yönlendirmiştir. Bu durum, kendisi de bir sebep olan insanda, imtihan sırrının bir cilvesi olarak yanlış değerlendirmelere sebep olabilmiştir. Fakat imtihanı kazanacak olanlar, akledenler, tefekkür edenler ve kâinat kitabını doğru okuyanlar, gerçek yaratıcıyı ne kadar karmaşık olursa olsun tüm sebeplerin arkasından bulmuş, çıkarmış ve tek şükür merkezi, tek ubudiyet makamı ve tek dua, yakarış ve arz-ı hal mercii olarak kabul etmişlerdir.

Burada sebep derken, görünürdeki aracılar, yapıcılar veya zahiren etki sahibi oldukları zannedilen, ağaç, insan, makam, hastalık veya Azrail gibi her türlü vesileler kastedilmektedir.

Sebeplerin yaratılmasının hikmetleri vardır.

Öncelikle şunu belirteyim ki; sebepler şikâyetleri kendi üzerine çeker. Hastalıklar ve ölüm meleği gibi sebepler, şikâyetlerin Cenab-ı Hak’ka gitmemesini sağlar. Hatta Azrail’in (as):“canlarını alacağım için kulların benden şekva eder” demesine,Cenab-ı Hak’kın: “hastalıkları seninle onlar arasına perde yaparım” biçiminde manevi hitab-ı İlahî ile cevap verdiği,latifeli bir tarzda beyan edilmektedir.

Hastalıklar da Azrail’e (as) birer perdedir. Bu tür perdeler veya sebepler, izzet ve azametin korunması için gereklidir. Fakat hiçbir surette tesir sahibi ya da gerçek yapıcı olamazlar.

Bir diğer husus sebeplerin görünürdeki çirkinliklere menşe olması ve böylece eleştirilerin kendilerine yönelmesidir. Gerçek anlamda bakıldığında çirkin olmamakla beraber, bazı işler görünürde çirkin, zararlı, hatalı veya kusurlu olarak değerlendirilebilmektedir. Ateş, sel, doğa olayları, yaradılış sırları veya insandaki bazı haller buna örnek verilebilir. Böyle olunca insanlar bazı zahiri kusurları bu sebeplere vermekte ve eleştiriler Yaratıcı’ya yönelmemektedir.

Dünya hikmet âlemidir. Yani gerçekleşen her olay bir hikmet dairesinde, zahiri sebepler çerçevesinde gerçekleşmektedir. Sebepler birer perde ve onları bu mahiyette yaratan da yine Halik-ı Arz ve Semavat olduğundan sebeplere riayetsizlik de Allah’a karşı bir nevi saygısızlık olarak değerlendirilebilir.

Bir başka husus da Cenab-ı Hakk’ın, sebeplere müracaatı güzel göstermiş, her bir sebebe ayrı bir güzellik takmış olmasıdır. Bu, hem insanları sebeplere yönlendirmesinin ve imtihan sırrının bir şubesi hem de  Sâni-i Hakîm’in güzelliğinin, süsleyiciliğinin ve şuur sahibi olan, arzın halifesi insana Kendini sevdirmek istemesinin bir göstergesidir.

Dikkat edilecek bir husus da bir arada meydana gelmedir. Bir takım durumlar sürekli olarak bir arada meydana gelince ya da bir iş birisi aracılığıyla olunca biri olmadan öbürünün olmayacağı, görünürdeki sebebin gerçek yapıcı olduğu zannedilebilmekte ve hata edilmektedir. Buna iktiran yani bir arada gerçekleşme veya birlikte olma denilmektedir.

Burada bir işi yapılmasında bizzat tesir sahibi olmak değil, aracı olmak, vesile olmak durumu sözkonusudur. Cenab-ı Hak bir işi murad etti mi, istemeyenler eliyle de yaptırabilir. Bu bakımdan sebeplere fazla takılmamak, haddinin fevkinde değer vermemek fakat bütün bütün de gözden kaçırmamak gerekir. Sebeplere ölçüsünde bir teşekkür takdim edilmelidir. Burada Efendimiz (sav) yine bize en güzel rehber olmuşlardır. Şöyle ki; “Kim kendisine yapılan bir iyiliğe karşı, bunu yapana: Allah sana hayırlı mükâfat versin derse, teşekkürü en mükemmel şekilde yapmış olur” buyurmuştur.

Bu ifade edilenlerden anlaşılacağı üzere; sema ve arz âleminin, görünen ve görünmeyen tüm varlıkların tek bir yaratıcısı vardır, O da; Kur’an’da: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soran Malik’ül Mülk-ü ve’l melekût olan Allah’tır. Görünen sebepler veya aracılar, tesir sahibi olmayan, kendi mahiyetlerinden dahi habersiz, insanın dünyaya gönderiliş sebebi olan imtihan vesilesidir.

Determinizm diyenler, aslında sebeplere bir anlam yüklemekle ya bilgisizliklerini ortaya koymakta, ya kâinat kitabını yeterince iyi okuyamamakta, ya da kasten sebepleri öne çıkararak gizliden gizliye inançsızlığa kapı aralamaya çalışmaktadırlar

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Cin Sûresi Meal Tefsiri

72 / CİN SÛRESİ Cin sûresi Mekkîdir, yirmi sekiz âyettir. Ağırlıklı olarak cinlerden bahsettiği için …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Feto’nun Özellikleri Nelerdir? / Vehbi KARA

Şualar isimli kitabında (Beşinci Şua) Ahir zamanın dehşetli komitesi olan Süfyan ve İslam Deccalından bahsedilmektedir. …

Kapat