Ana Sayfa / Yazarlar / Dilipak Gibiler ve Nur Mesleği / Turhan KARADERE

Dilipak Gibiler ve Nur Mesleği / Turhan KARADERE

Hüseyin Yılmaz Ağabey’in Abdurrahman Dilipak ve benzeri zevatın, şapla şekeri karıştıran beyanlarına verdiği hamiyet ve gayretten doğan cevabî yazısını okuyunca âcizâne birkaç satır karalamak istedim.

Düşündüm…

Dilipak ve benzer yazarlar, gerçekten hakikatı bilmiyorlar da onun için mi böyle yapıyorlar? Nur talebelerinin onlara ve kamuoyuna doğru bilgileri sunmamaları mıdır bu sataşma ve saptırmaların sebebi? Hiç de değil!

Sayın Dilipak gibilerin, memlekette en köşede kalmış konu ve zevatı inceledikleri gibi İslam âlemindeki hemen her tür fikir ve hareketi de bu vatana taşımayı becerebildikleri halde, gözlerinin önündeki R. Nur ve Bediüzzaman’ı ya perdelemek veya yanlış tanı(t)mak yahut “anlamamak” tavırlarının kabahati hiç bir cihetle Nur talebeletinin değildir. Bunda garip bir iş var. Başkalarına anlatılamamışsa kabahati üstlenmek borcumuzdur, fakat bu zevatın hâli başkadır.

Dünyanın en uzak memleketlerinden pek çok kimse, bir vesileyle biraz haberdar olduğu Nur risalelerini ve talebelerini tanımak için bu vatana geliyor, araştırıyor, inceliyor da bizim akıldâneler neyi bulamıyor? Cidden hakikat peşindeler mi?

Hüseyin Ağabey, özeleştiri yapmak kastıyla bazı hususlara da temas etmiş. Üst akıl denen menhus eller marifetiyle, Zübeyir Ağabey etrafında teşekkül ettiğini söylediği “ana damar”ın kesildiği.. gibi. Ana damar diye gazete çevresinde gelişen hareketi işaret ediyorsa buna hiç katılmam.

Merhum Zübeyir Gündüzalp’i ve davasını gazete çevresiyle iç içe hatta yakın görmek doğru değil. Haddizatında -şahsî yapanlar hariç- bu tarz siyasi yollar Nur’un mesleğine pek uygun da değil. Hatta gazete ve siyaseti hizmetin kalbine sokmakta epeyce mesafe almış malum zevatın -samimi isimler müstesna- Zübeyir Ağabey’in etrafına çöreklenme gayretleridir asıl incelenmesi gereken. Zübeyir Ağabey’in bu kimselerle münasebetlerinin son durumuna bakınca işin rengi çok değişiyor.

Çok dümenler döndürülmüşse de -Üstad’ın mesleği manasında- ana damar kesilememiştir. Üstad’ın aynen Zübeyir Ağabey gibi kıymetli ve sâdık talebeleri, içerden ve dışarıdan gelen onca fitneye rağmen, dirayetle esas Nur mesleğini devam ettirmişlerdir. Bazılarınca pasif (hatta kifâyetsiz(!)) zannedilmeleri, meslek-i Nur’un, Nur derslerinin icaplarındandır. Art niyetlilerin gönlü olsun diye farklı şekillerde meydana çıkmamaları doğru anlaşılmalıdır.

Şunu da bu vesileyle ifade etmek isterim: Çeşitli meselelerde bu muhteremlere haksız ve insafsız tehacümler olabilmiştir, olacaktır da. Bu hücumların da arkasında o şeytani akıl olduğunda şüphe yok. Fakat her şeye rağmen o muhteremlerin duruşları herkesten daha sâlim ve müstakim olmuştur. Birtakım hastalıklara (asabiyet, siyaset, rüchaniyet davası ilh.) dûçâr olmuş kimseler ve gruplar, kendi çizgilerini derinleştirmek için elbette en büyük engel olarak onları tezyife çalışırlar, hiçbir delile hiçbir söze itibar etmezler; istedikleri oluncaya kadar. Komiteler de bunlara ne kadar kuvvet ve akıl verseler, inşaallah bu olmayacak.

Hüseyin Ağabey, bugün üst akıl denen komitelerin oyunlarından bahisle: “Nurcuların ilmî heyetler üzerinden bu aziz millet ve ümmete ilân etmeleri gereken çok büyük, çok hayatî meseleleri var…” diyor. Belki doğru, fakat temel meselemiz bu değil. Bunlar yapılmalı evet, fakat esas netice aldırıcı tavır kanaatimce başka.

Esas Nur mesleği inşaallah kavî ve şöhretli olmasalar da hâlis adamların el ve omuzlarında intişâra devam edecektir. Bize düşen, onlara kuvvet vermek, o yolu nazarlara sunmaktır.

Maddî, cemiyetvârî, siyasî oluşumları, maddî-manevî her şeyden istiğna mesleğine tercih eden, bu mesleği pasiflikle vs itham eden aydın ve avamın bugün Nur talebelerine diyecek sözleri yoktur. Buna yüzleri de yoktur! Hangi cevabı verseniz de “ikna” olmazlar; ta ki onlar gibi oluncaya dek. Elbet müsbet cevapsız da bırakılmamalılar, masumlar hakkı için..

Malumdur; kusursuz ne şahıs ne cemaat olabilir. R. Nur câmiası için de durum böyledir. Lâkin hatalar kıyaslanabilir gibi değildir.

Bizim çıkaracağımız ders ise şudur kanaatimce:

Siyasete, cemiyetvârî faaliyetlere, hiyerarşik yapılanmalara vaktiyle özenenler var idiyse dahi, şu son hâdiselerden sonra; uhuvvet-i İslâmiyeden taviz vermeyen saf iman-Kur’an hizmetinin önemini idrak edip o istikamete ruh u canla sarılmak en sağlam tavır olacaktır. Diğer meseleleri ehline ve meraklılarına bırakma zamanıdır, her vakit olması gerektiği gibi..

Bir şey daha:

Nurlardan istifade eden, bu nâmla kamuoyunda tanınan ehl-i kalem (lütfen şahsîleştirmeden düşünelim) biraz kendine baksın. Sürekli dar ve asıl daireyi peşlerine takıp (bilmeden) dağıtma gayretinden vaz geçip, bulundukları geniş dairede omuz omuza hizmet etsinler. Üstadlarının bâkıyesi -tanımaya, yakın durmaya tenezzül etmedikleri- ağabeylerini; onların tavzif edildikleri şaşaasız sâfî iman hizmetini tezyif edip sulandırmayı bırakıp şu şikâyet ettikleri ve kendilerine/dairelerine düşen vazifeleri yapsınlar.

O vakit o ağabey ve kardeşlerini, kendileriyle iftihar, kalemlerinin kuvveti, neşriyatlarının intişarı için dua eder bulacaklar inşaallah..

Selam, hürmet ve dua ile..

İlginizi Çekebilir

Risâle-i Nur Külliyatı ve Yazım Kuralları

Risale-i Nur Külliyâtının Yazım Kuralları RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYÂTININ YAZIM KURALLARINA (USÛL-İ TAHRİR) UYGUNLUNLUĞU VE YAPILAN …

Yorumlar

  1. tebrik ederim.maşallah

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Dilipak Ne Dediğinin Şuurunda mı? / Hüseyin Yılmaz

Kaynağından içmediğiniz hiç bir su hakkında bildikleriniz, hakikati ifade etmeyecektir. Zirâ kaynağından uzaklaştıkça her su …

Kapat