Din, Güzel Ahlâktır!

Bir kandil düşünün. İçi islemiş, dışı tozlanmış ve fitilinin yanan kısmı kesilmemiş. Bu bakımı yapılmamış ve körleşmiş kandil dışarıya ne kadar ışık verebilir ki?!

“Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Buhari, Hâkim, Beyhaki)
buyuran Resûlullah Efendimiz (asm) bir nevi insanlara kötü hasletlerden temizlemenin yolunu göstermek için gönderildiğini bu hadîs-i şerifiyle ifade etmektedir. Zira ahlâk nefsi arındırmaktır.
Girdim ilim meclisine ettim ilim talep,
İlim gerilerde kaldı illa edep, illa edep.

İşte bu beyit eski medreslerin duvarlarına levhalarla asılan ve her gelen talebeye ezberletilen meşhur bir beyitmiş bir zamanlar. Günümüzde medreselerin tarih olması gibi ilim ile ahlâkın bütünleşmesi de tarih mi oldu dersiniz?

Bir büyüğümden işitmiştim ki: “Ahlâk olmadığında îman tesir etmez!” ve “kimi insan vardır, edepsizdir, ilmini de edepsiz yapar.” Ahlâkın mahiyetini özetler gibi veciz ifade edilmiş şu iki cümle ve on bir yaşımda ezberlediğim bir beyit hâfıza levhama hiç silinmemek üzere kazınmıştı.

KEMÂLÂTIN ANAHTARI GÜZEL AHLÂKTIR

Allah insanları sureten farklı yaratmış. Fakat bu farklar pek azdır. Hayvanlar ise sureten çok farklı oldukları halde ruhen ekseriya denktirler. İnsanlardan biri yeşil gözlüyken diğeri kahverengi gözlüdür. Fakat  bütün insanlar nitekim iki gözlüdür. Biri uzun boyluyken diğeri kısa, biri esmerken, diğeri sarışın, biri kadınken diğeri erkektir vs. Manevi ve ruhî olarak ise zerre ile şems, yer ile gök kadar farklılık gösterirler. Ruhlar iman ve güzel ahlâkın inkişafı ile terakki ederler. Ve yüksek ahlâk, ulvî ruh sahibi peygamberleri, velileri ve sıddîkları netice verirken, kötü ahlâkın inkişafı ile de ruhlar tedenni eder ve nemrutlar, firavunlar hasıl olur.

AHLÂK SABİT DEĞİLDİR, DEĞİŞTİRİLEBİLİR

“Halk” kelimesi insanın bedenî yaratılışını ifade eder. Manevi yaratılış ise “hulk” kelimesi ile anlatılır. Ahlâk “hulk” kelimesinin çoğuludur. Yani ahlâk; “manevi yaratılışlar manzumesi” gibi bir anlam taşımaktadır. İnsan fiziksel yönüyle ebeveynine veya akrabalarına benzeyebildiği gibi ahlâkî özellikleri ile de benzeyebilir. Fakat ahlâk kalıtsal değildir. Değişebilir. Dolayısı ile bir insan “ne yapayım ben böyleyim, beni böyle kabul edin!” diyemez. Bu kötü ahlâkta ısrar etmekten başka bir şey değildir. İnsan istedikten sonra hasletlerinin mecrasını değiştirilebilir. Bir insan belki kıskanç olabilir. Fakat öğrendiği hakikatler ve İslâm terbiyesi gereği hasedini gıptaya çevirerek güzel insanların güzel hallerini arzu eder. Kimi insanda da kendini aciz düşürecek derecede düşmanlık hisleri bulunabilir. İllaki birilerine düşman olmak ister. Aldığı İslâm terbiyesi ile bu hissini mümin kardeşleri ve arkadaşları üzerinde değil, kendini daima şerre sevk edip cennetten uzaklaştıran şeytan ve şeytanın arkadaşlarına yönelik istimal edebilir. Yani İslâm terbiyesi ile hırs azime, inat sebata, gurur vakara vs. dönerek kötü ahlâk güzel ahlâka inkılâp etmiş olur. 

KUR’ÂN, SÜNNET VE CEHT GÜZEL AHLÂKIN İNKİŞAFINA VESİLEDİR

Kur’ân ve sünnettir insanı yüksek ahlâk nurlarına ulaştıran. Tarihte kim ki yüksek ahlâk ve seciyeleriyle şöhret bulmuş; mutlaka üstadları Kur’ ân ve Sünnet olmuştur. Kur’ân ve sünnet öncelikle güzel ahlâk sahibi olmak için öğrenilmeli. Zira hadîs-i şerifte buyrulduğu gibi; “ahlâk, dînin kabıdır”. (Hâkim) 

Ve çalışmak!

İnsanların yeteri kadar meşguliyeti ve gerek zihinsel gerek bedensel yüksek gayeli idealler doğrultusunda çabaları varsa kötü ahlâka sebebiyet verecek şeylerle meşgul olmaya zamanları kalır mı sizce? Koşuşturan, bir faaliyet içinde olan insanlardan çok, bedensel ve zihinsel aktivitesi az olan dolayısı ile  boş duran, boş oturan, boş düşünen insanlar değil midir onun bunun aleyhinde konuşanlar. Kim ne yapmış, ne etmiş diye merakla takip ederken gıybet, iftira, haset gibi menfi hasletlerle farkında olmadan kişinin su-i ahlâkı inkişaf eder. Evet boş duran ve boş düşünenler ya “fısıltı gazetesi”nin muhabirliği yaparlar yada sefahat ile sarhoşluğu tercih ederler.
Üstadımız hazretleri işaratül i’cazda ne güzel ifade etmiş “..yüksek hissiyat ile güzel ahlâkın neşv ü neması, ancak mücahede ve içtihad ile olur.”

“AHLÂKIN EN GÜZELİ ALLAH’IN YÜCE AHLÂKIDIR” 

Bir hadîsinde Hz. Peygamber (asm): “Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanın” buyurur. Mesela Allah’ın (c.c) sıfatlarından biri “Gafûr”dur. Günahları bağışlayıcı demektir. Bu sıfatla sıfatlanan bir kimse kusurları bağışlayıcı olmalıdır. Diğer bir sıfatı “Halîm”dir. Bu sıfatı kendisinde huy edinen bir kimse sert olmamalı, yumuşak başlı ve mütevazi olmalıdır. Yine Allah’ın (c.c) sıfatlarından biri “Settar”dır. Yani günahları örtücüdür. Müslüman da, din kardeşinin kusurunu örtmelidir. Allah (c.c) “Kerîm”dir, “Rahîm”dir. Yani lütfu, ihsanı bol ve merhameti çoktur. Müslüman da, cömert ve merhametli olmalıdır! Yani bütün hareket ve davranışları hikmetli, isabetli ve Allah’ın rızasına uygun olmalıdır. Böylece Allah’ın güzel ahlâkıyla ahlâklanmış olur.

İşte Allah’ın sevdikleri ve Allah’a yakın sevgili kullar esma-i hüsnanın tecellisine mazhar olurlar, güzel ahlâk sahibi olurlar

GÜZEL AHLÂKIN ALÂMETLERİ

Bedîüzzaman hazretleri “güzel ahlâk insana güzel fikirler verir. Fena ahlâk sahibi ise fena düşündüğünden fena levhalar görür” diyerek güzel düşünmeyi ve güzel bakmayı güzel ahlâkın alâmeti olarak gösterirken, kötü düşünce menbaını da kötü ahlâk olarak belirlemiştir..

İnsaflı olmak, insanların hatasını görmemek, hüsnü zan etmek, su-i zandan kaçınmak, arkadaşlarının eziyetlerine göğüs germek, onlardan şikayetçi olmamak, hep kendi ayıp ve kusurlarıyla meşgul olmak, kendi nefsini kınamak, güler yüzlü olup, herkesle yumuşak konuşmak güzel ahlâkın en bariz alametlerindendir.

Güzel ahlâklı kimse, edeplidir az konuşur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah için sever, Allah için buğzeder, emanete riayet eder, komşu ve arkadaşını korur. Bütün hasletlerin başı ise hayadır.

AHLÂKÎ ÇÖKÜŞE SEBEP SIKINTI, ZULÜM VE YEİSTİR

İman zayıflığı ve namazsızlık ile hasıl olan ruhî sıkıntılar ve zulme uğramak ahlâkın bozulması ve sefahate önde gösterilen sebeplerdendir. Zira sıkıntı ve zulme uğrayanda ekseriya ümitsizlik hasıl olur. Yeis ise güzel ahlâkı kötü ahlâka değiştirebilecek kadar şedid bir zehirdir!

Ve bazı insanlar görürüz. Aslında hiç de fena insanlar değillerdir. Fakat üstadın da dediği gibi para ve makam sevgisi onların kötü ahlâka düşmesine sebep olmuştur.  Para hırsı ve makam sevgisi ile kendilerinde fıtrî olmayan riya, yaltaklanmak ve yalan gibi bir çok menfi hasletler artık yokken var olur. Burada Efendimiz’in (asm) şu mübarek sözleri geliyor aklımıza; “bütün hataların başı, dünya sevgisidir” 

Muhitin ahlâk üzerinde çok tesiri olduğu da şüphesizdir. Sıcak bir şey soğuk bir ortamda tutulursa, bir müddet sonra soğur. Soğuk bir şey de sıcakta bir müddet sonra ısınır. Evet çevre kesinlikle baskındır. Ahir zaman çevresi ise malum! Yapılacak şey; iman ve ahlâk sahibi kişilerle çok sık birliktelik sağlamaktır. Efendimiz (asm) “İnsanın dîni, arkadaşının dîni gibi olur” buyurmuştur.

İKİ DÜNYA SAADETİNE VESİLE GÜZEL AHLÂKTIR

İslâm hakiki medeniyettir! Amennâ. Peki hem maddi hem manevi yükselişken İslâm, İslâm âleminin şu vahim haline sebep nedir? Üstad hazretleri buna ne güzel de cevap vermiş:

 “Medeniyet-i hakikiyeyi teşkil eyleyen İslâmiyet, maddî cihetinde medeniyet-i hâzıradan geri kalmış. Güya İslâmiyet sû-i ahlâkımızdan darılmış mazi tarafına dönüp gidiyor, zaman-ı saadete bizi şikâyet edecektir.”

Evet İslâm Müslümanlara küsmüştür. Sebep: Kötü ahlâk.

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i îmaniyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki Küre-i Arz’ın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehalet edecekler.”

Demek ki; güzel ahlâk ile İslâm’ı hakiki olarak yaşasa Müslümanlar değil âlem-i İslâm tüm dünya belki kainat gül gülistan olacak. 

Ey Allah’ım! Beni ahlâkların en güzeline hidayet et! Çünkü ahlâkların en güzeline ancak sen hidayet edersin. Benden huyların rezillerini uzaklaştır. Çünkü senden başka kötü ahlâkı uzaklaştıracak yoktur. (Müslim)

PEYGAMBERİMİZİN AHLÂKI

Hz. Ali (ra)’nın oğlu Hz. Hüseyin (ra) naklediyor: Babam Hz. Ali’den, Peygamber Efendimiz’in, meclisinde bulunan dost ve arkadaşlarına karşı nasıl davrandıklarını sorduğumda şöyle anlattılar:

“Resûlullah (sav) Efendimiz: Her zaman güler yüzlü yumuşak huylu ve alçak gönüllü idiler. Asla asık suratlı katı kalpli, kavgacı, şarlatan, kusur bulucu, dalkavuk ve kıskanç değildiler. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir; kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve onları, isteklerinden tamamen mahrum bırakmazdı. Üç şeyden titizlikle uzak dururlardı: Ağız kavgası, boş boğazlık ve malâya’ni! Şu üç husustan da titizlikle sakınırlardı: Hiç kimseyi kötülemezler, kınamazlar ve hiç kimsenin aybı ile gizli taraflarını öğrenmeye çalışmazlardı. Sadece yararlı olacağını ümid ettikleri konularda konuşurlardı.

Hz. Peygamber konuşurken, meclisinde bulunan dinleyiciler, başlarının üzerine kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan kulak kesilirlerdi. Zât-ı Risâletleri  susunca da konuşma ihtiyacı duyanlar söz alırlardı. Ashab, Resûl-i Ekrem’in  huzurunda konuşurlarken bir birleriyle asla ağız dalaşında bulunmazlardı. İçlerinden birisi
Resûlullah (sav)’ın huzurunda konuşurken o sözünü bitirinceye kadar, hepsi de can kulağıyla konuşanı dinlerdi.

Peygamber Efendimiz’in katında onların hepsinin sözü, ilk önce konuşanın sözü gibi ilgi görürdü. Ashabın güldüklerine kendileri de güler, onların taaccüb ettikleri şeylere kendileri de hayretlerini ifade ederdi. Huzurlarına gelen gariblerin (bedevilerin) kaba-saba konuşmaları ile pervasızca suallerinin yol açtığı tatsızlıklara sabrederlerdi. Ashabı ise, onların gelip sual sormalarını çok isterlerdi.

Peygamber Efendimiz: “Hacetinin giderilmesini isteyen bir ihtiyaç sahibi ile karşılaştığınız zaman ona yardımcı olunuz” buyururlardı. Hz. Peygamber, ancak yapılan iyiliğe denk düşen ve fazla dalkavukluğa kaçmayan övgüleri kabul eder ve haddi tecavüz etmediği müddetçe hiç kimsenin sözünü kesmezdi. Şayet yüksek huzurlarında haddi aşacak şekilde konuşulursa, o zaman, ya konuşanı susturmak ya da o meclisten kalkıp gitmek suretiyle ona engel olurlardı.”

GÜZEL AHLÂK KÂMİL İMAN ALÂMETİDİR

Katade oğlu Umeyr der ki: Bir adam: “Hangi Mü’minin imanı daha kamildir?” deyince de: Rasulullah (sav): “Ahlâkı en güzel olanların imanıdır” buyurdu. (Taberani) İki haslet vardır ki, mü’minde bir araya gelmezler: Cimrilik ve çirkin ahlâk. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace) Mü’ minlerin iman bakımından en olgun olanları, ahlâkı en güzel olanlarıdır. En hayırlılarınız kadınlarına en hayırlı olanınızdır. (Ebu Davud)

GÜZEL AHLÂK İBADETTİR

Size yorulmadan yapılan en kolay ibadeti bildireyim, o da susmak, boş laf konuşmamak ve güzel ahlâktır. (İbni Ebi’d-Dünya) Kişi güzel ahlâkı sayesinde gece ibadet eden ve kavurucu sıcakta susuzluk çeken oruçlunun derecesine ulaşır. (Taberani)

GÜZEL AHLÂK ALLAH(C.C) VE RESÛLÜNÜN (ASM) SEVGİSİNİN ALÂMETİDİR

Güzel huylar Allah katında bir hazine gibi korunmaktadır. Allah bir kulunu sevince, ona güzel bir huy ihsan eder. (Hâkim) Bana en sevgili olanınız ve bana ahirette de en yakın olanınız, ahlâkı en güzel olanınızdır. Sizden en çok kızdıklarım ve ahirette bana en uzak olnalarınız da, ahlâkı kötü olanlar, gevezeler, böbürlenenler ve boş boğazlardır. (Ahmed, Taberani, İbni Hıbban, Tirmizi)

GÜZEL AHLÂK GÜNAHLARI YOK EDER

Güzel ahlâk, güneşin kırağıyı erittiği gibi, günahları eritir. (Haraitî) Suyun buzu erittiği gibi, güzel ahlâk da günahları eritir. (Yok eder.) Kötü ahlâk da, sirkenin balı bozduğu gibi (güzel) amelleri bozar. (Taberani)

İşarat’ül İ’caz, Mektubat, Zülfikar, Tergip ve Terhip, İhya-i Ulum’id-din, Peygamberimiz’in Şemaili, Câmiü’s-Sağir

“Ahlâk olmadığında iman tesir etmez!”

“Güzel ahlâk insana güzel fikirler verir. Fena ahlâk sahibi ise fena düşündüğünden fena levhalar görür”
Bediüzzaman hazretleri

Evet İslâm Müslümanlara küsmüştür. Sebep: Kötü ahlâk.

“İki haslet vardır ki, mü’minde bir araya gelmezler: Cimrilik ve çirkin ahlâk.”
(Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace)

İrfan Mektebi Dergisi

İlginizi Çekebilir

Tarihi Kimin Kelimeleriyle Okuyoruz?

Yazan  Koray ŞERBETÇİ Tarih, en yalın tanımıyla bir bilimdir. Bir bilim olarak tarihin çalışma sahası …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Seçme Yazılar
Bayram… Bir Şetaretli Zaman

Yazan: Fatma Nur Ünlü Sürer Dosta hitaben yazılmış bir mektup der ki: “Sevgili dost! Yaklaşmakta …

Kapat