Ana Sayfa / Yazarlar / “Doğruyu Her Yerde Deme”mek, ama Hangi Makamda? / M. Nuri BİNGÖL

“Doğruyu Her Yerde Deme”mek, ama Hangi Makamda? / M. Nuri BİNGÖL

“Her söylediğin hak Hak olmalı, ama her Hakkı söylemek senin hakkın değildir. Çünkü bazen senin gibi niyeti halis olmayan birinin sözleri aksülamel yapar, sözü damarlara dokundurur.”

Bütün mühibban hikmetli beyanın birinci cümlesini esas aldığını der durur ama asıl mananın bütünlükte olduğunu “es geçip”, beyana asıl mânasını yükleyen ikinci cümleyi atlar!

Halbuki düşünmeli ki “aksülamel”in neticesi ne?  O insanın “âmel”inin bozulması, değil mi?

Demek oluyor ki “doğruyu bazen – kimi zeminlerde- dememek” âmelle alâkalı bir husustur.

Yoksa bu “umde”yi itikadî olarak anlamak Bekri Mustafa’nın Selimiye’ye imam olmasını kabullenmek gibi bir garabet olurdu.

İtikadî bir meselede, çok namüsait zeminlerde olmamak kaydıyla, sükût etmek mümine yakışır bir sıfat değildir.

Çünkü “sükût ikrardan gelir.”

Mevzuya neden temas ihtiyacı duydum?

Efendim, her doğru her yerde denmeyeceğinden bir kısım “paralel” yanlışlıklara sükutla karşılayıp, mazide onları kimilerinin yanında meşruiyet kazanmalarını sağlamak 4 yıl öncede kalmış bir yaraymış, kalkıp da onu deşmeye gerek yokmuş!

Yahu böyle diye diye bu “yapı”yı bunca şişirmediniz mi? O kadar dallandırıp budaklanmasına göz yumdunuz ki devlet bile kısa zamanda bu kumpasçı yapıyı çözemiyor. Ya ileriki günlerde de mazideki gibi “gözü küllü” ve “masumca” davranıp, “gülün dikeni” (!) gibi yeni bir yapıya meşrutiyet verirseniz…

Bugün Fetö, sonraki günlerde de -Allah korusun- Metö, ellerini her işe ata ata işi camii duvarına siymelere kadar vardırdılar ve başlarına devletin balyozu inmeden önce bu fakire dedirttiler:

 “Allah onlara öyle bir vuracak ki darbenin nereden geldiğini bilemeyip şaşkın tavuğa dönecekler.”

Risale-i Nur Camialarının içini karıştırma ameliyelerinin ayyuka çıkması bir yana, Risale-i Nurları sadeleştirme adıyla tahrif etmeler, Kur’an-ı Kerim hizmeti gören dinî gruplara kumpaslar kurmalar.

Öyle ki bu hâller şefkatiyle sebkat etmiş Sungur Ağabey’i bile feveran ettirip o meşhur bedduayı yapmasına yol açtı.

“Her doğru her yerde söylenmiz”miş!

Adam İslam alemini bırakıp Yahudi zalimine dua, ülkemizi İslam Âlemi ve bütün mazlumların sığınağı haşine getiren Cumhurbaşkanımıza beddua edecek… Susacak mıyız?  Efendim, “müsbet hareket”miş!

15 Temmuz gecesi bir katliamın emrini verip 247 şehit ve yaklaşık 3000 gaziye oh çekecek Pensilvanya’dan, güzide vatanımızı işgale açık hale getirmek için her şeyi yaptıracak örgütüne, üstüne üstlük gizli-açık elemanları bölücü fikirlerle iş tutacak, kimi mağduriyet algısı yapanlar kırılmasın diye susacakmışız!

Müslüman dışındaki bütün unsurlara hoşgörü göstermesine rağmen, her zaman İslâmî hassasiyeti olan yapılara buğzedecek. Biz yine hakkı ketmedecekmişiz.

Neden? Mesleğimizde hüsn-i zann esasmış!

Öyle, şöyle, böyle…

Üstad’ın her doğruyu söylemem emri demek ki Müslüman’dan yana olmakla veya itikadla alâkalı değildir. Nasihatladır; nasihattaki üslûbu ayarlamakla alâkalıdır.

Bulunulan normal bir zeminde Kur’anî itikada muhalif bir söz dense, sükutla karşılasan bunu, diğer insanlar bu sükutu ikrar olarak kabul etmezler mi?

 Bu vebali sırtlamayı kim ister?

Yazar : Mehmet Nuri BİNGÖL

1961 yılında Birecik’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Birecik’te, Dumlupınar İlkokulu, Birecik Ortaokulu ve Birecik Lisesi’nde tamamladım.
İlk hikâye ve şiirim ulusal bir gazetede yayımlandığında lise 1’deydim. ÖSS sınavından sonra gezmeye gittiğimiz İstanbul’da, daha sonra okuyacağım Fakülte’yi görünce:
“ Keşke burayı kazansaydım.” diye iç geçirdim.
Hakikaten orada tahsil görmem nasip oldu bana. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Bölümünden 1982 yılında mezun oldum.
Fakültenin son iki yılında fahri olarak Köprü Dergisinin editörlüğünü yaptım. İstanbul hayatımdaki en büyük şansım Hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan’la beraber, Tarık Buğra’nın romanları üzerine bitirme tezi yapmam, romancı-araştırmacı Hüseyin Yılmaz’la mesai arkadaşlığında bulunmam, tahsil senelerinde M. Nuri Yardım’la istişarede olmam, Yazar- Yayımcı Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş’le tanışmamdır.
Anadolu’nun çok yöresinde öğretmenlik yaptım. Yaz-gı Dergisi ve Gap Gündemi Gazetesi’nde yazı ve hikâyelerim yayımlandı. Tefrika halinde romanlarım yanında birçok hikâyem de var.
Eserlerim: Sürgünda Tırmanış 1 ve 2 (Tefrika roman), Yokuşta (Tefrika roman), Kafkasya’da Sarp Ufuklar (Tefrika roman), Sürgündeki Çeçenya (1. Baskı: 1996; 2. Baskı:2000), Nur Üstad (Biyografi- Deneme; 2002)
Şu anda üç kültür-edebiyat web sitesinde yazıyorum. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Türkiye’deki Kesintisiz Darbe Süreci / Vehbi KARA

“Eşek olmaya gör, sırtına semer vuran çok olur” demiş atalarımız. Biz de tam bu söze …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
“Her hâdisede iki sebep var” / Şualar’dan

On Üçüncü Şua'dan bir mektup Aziz kardeşlerim! “Meyve”nin meselelerinin tekmil edilmesine meydan vermeyen manilerin zevali …

Kapat