Ana Sayfa / Yazarlar / Dolar Yerine Biraz da Ailedeki Yangını Konuşsak

Dolar Yerine Biraz da Ailedeki Yangını Konuşsak

Amerikan Gâvuru Trump’ın kışkırtması ile içte ve dışta bütün Siyonistler, Yahudiler, Evanjelistler ve Sabetaycılar birden harekete geçerek dövizin ateşlemesini sağladılar. Bu sürpriz değildi zira elbette gâvur gâvurluğunu yapacak. Benim için asıl sürpriz ailede kanayan yarayı düşünmeyen hükümetin duyarsız tutumudur. Erdoğan, birçok konuda ülkemize çok hayırlı işler yapmıştır lakin kadınları yuvadan çıkarmak için başta feministler olmak üzere türlü türlü fitne gruplarının oyununa düşmüştür.

Ekonomide artık daha güçlüyüz. Allah’ın izni ile bu son döviz hamlesini savuşturacak gücümüz var, Elhamdülillah. Lakin ailede açılan yaralar öyle kolay kolay kapatılacak cinsten değildir. Eğer çabuk hareket edilip önlem alınmaz ise kanayan yara iltihap haline gelebilir. Bu durumun ise tedavisi çok zordur.

Peki, nedir bu ailedeki yangın ve kanayan yaramız. Öncelikle kadınları zorla çalışma hayatına sokup yuvaları sahipsiz bırakmaktır. Bu konuda yeteri kadar yazı yazdığımı zannediyorum. Hiç olmaz ise Elizabeth Warren veya Suzanna Venker’in birkaç makalesini okumak yeterlidir. Burada başka bir konuya değinmek istiyorum o da şudur;

Geçmişte Avrupa ülkelerine göre neredeyse yok denecek sayıda olan kadın cinayetleri ülkemizde feministlerin ve faşist kurumların kadına hoyratça davranması yüzünden oldukça artmıştır. Kısaca söylemek gerekirse her gün bir kadınımız öldürülmektedir. İşin kötü yanı ise bu durum azalmak şöyle dursun gittikçe artarak devam etmektedir. Feministler, cinayetleri bahane ederek “bir cinayeti bin cinayet” gibi gösterip medya desteği ile “Kadın hakları” diye diye İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasını ve 6284 sayılı kanunun çıkarılmasını sağlayarak işin daha da kötü noktalara ulaşmasını sağladılar. Sonuç ise berbattır: Zira kadına şiddet ve boşanmalar hiç olmadığı kadar artmıştır.

Türkiye’de siyasetçilerin algı yönetimi ve manipülasyon üzerine eğitim alması gerekiyor. Çünkü acemiler gibi fitne örgütlerinin tuzağına kolayca düşüveriyorlar. Benim gibi farklı bir bakış açısı ile olaylara bakan yazarları ise hiç ciddiye bile almıyorlar. Hadi erkek olarak beni dinlemiyorlar peki Sema Maraşlı gibi çok değerli yazılar kaleme alıp neşreden hanımefendiyi niye hiç dinlemezler?

Feministler, cinsel istismara ya da çocuk katillerine idam ya da ömür boyu müebbet gibi ağır cezalar verilmesine karşılar. Zira Avrupa ülkelerinde yapılan araştırma sonuçlarına göre cinsel istismarın her çeşidi ve özellikle pedofili en çok LBGT denilen sapık gruplarda var. İşin ucu kendilerine dokunur diye feminist ve LBGT kardeşliği ile korkularından cinsel istismara, çocuk katillerine ağır cezalara karşılar.

Günümüzde sadece kadın beyanı ile delilsiz, belgesiz erkekler mahkûm edildiği için adalet mekanizması sağlam değildir. Bu yüzden masum insanlara iftira ile ağır cezalar verilme ihtimali olduğu için idam, hadım ya da müebbet gibi ağır cezalar verilmeden önce kanunlar yeniden düzenlenmeli ve cinsiyet ayrımcılığının olmadığı adil yasalar getirilmelidir. Bundan sonra ağır cezalar verilmesi zorunluluk haline gelmiştir.

Feministlere göre ise çocukları her türlü kötülükten korumanın yolu cezaların artırılması değil “çocuk hakları”nı kabul etmektir. Sanki sapıklar ve katiller; “aman çocuk hakları var onlara dokunmayalım” deyip çocuklardan uzak duracak!

6284 sayılı kanunun sonucu bir çok yuva yıkıldı. Şimdi ise dertleri çocuk hakları kanunu çıkarttırmak olan feministlerin niyetleri de belli oluyor. Fakat ne yazık ki hükümet bu apaçık tuzaklara kolayca düşebilmektedir.

Ülkenin mevcut kanunlarının tüm halkı koruması gerekiyor. Kanunlar üzerinden ayrımcılık yapmak çok hatalıdır. Devlet eliyle cinsiyet ayrımcılığı yapılmamalıdır.

Feministlerin derdi çocukların korunması falan değil; çocuklar üzerinden ülkede kargaşa çıkarmaktır. Aktif çalışan feminist derneklerinin büyük çoğunluğu PKK destekçisi olup devlet düşmanı olması insanı düşündürmektedir. Bu feminist derneklerine Avrupa fonlarından büyük paralar gelmektedir. Organize edilmiş, toplumu galeyana getirmeye yönelik olduğu belli haberlere bakarak ülkeye zarar verecek kanun çıkarmaya devam edilmektedir.

Şu anda mevcut kanunlar ile kızlar 6284 ten faydalanarak ailelerini şikâyet etmeye başlamışlardır. Mesela geçen haftalarda çıkan haberlerden birkaç misal verelim:

“Evde 19 yaşındaki kızını erkek arkadaşı ile yakalayan baba kızına bir tokat atıyor. Kız babayı şikâyet ediyor ve babaya 740 lira para cezası veriliyor.”

“Tarlada çalışmak istemeyen kız, babasına cinsel istismar iftirası atıyor ve babasına 23 yıl verilince iftira olduğunu itiraf ediyor.”

“Kredi kartını vermeyen hasta babasına cinsel saldırı iftirası atan kız, babasına öfkelendiği için bu yola başvurduğunu ve mahkemede pişman olduğunu itiraf ediyor.”

Bunlar pişman olup itiraf edenler. Bir de itiraf etmeyen, boşanma sırasında anne ısrarı ile babaya iftira atan yüzlerce örnek var. Kızlarının iftirası ile hapiste çürüyen babalar var. İşte babalarına iftira atan kızlar kanunlarımızın ve feministlerin eseri.

Feministler kendi ifadeleri ile dağ taş dolaşıp 6284 ü kadınlara anlatmışlar ve Avrupa fonundan hayalini bile kuramadıkları paralar almışlar. Yaşananların çoğu ise medyaya yansımıyor. Bu konularla ilgili çalıştaylarda çok acı olaylar anlatılmaktadır.

Bir psikiyatr anlatıyor: “Eve sarhoş gelen ve salonda gürültü eden kızına “odana git” diye kızıp söylenen babayı kızı şikayet ediyor ve 6284 dayandırılarak babaya uzaklaştırma cezası veriliyor, baba evden atılıyor.”

Bunlar 6284 ten faydalanan ve 18 yaş üstü evlatlar. Feministlerin derdi 18 yaş altı için de 6284 ün benzeri, çocuk hakları gibi masum bir başlıkta bir kanun çıkarılması ve başta ailelerde olmak üzere ülkede huzur kalmaması.

Şimdilik daha çok baba, ağabey, koca şikâyet edilirken çocuklar için bu kanun çıkarsa sıra annelere gelecek. Hatta başladı bile. Geçen haftalarda bir gazete haberi şöyleydi: 18 yaşında bir genç kız iki yıldan beri dini nikâhla evlendiği kocası ile resmi nikah yapmak istiyor fakat annesi damattan başlık parası istiyor. Kızı annesini şikâyet ediyor ve mahkemeden tedbir kararı istiyor. Bu isteği mahkeme kabul etmemiş, başlık parası isteyen anneye ceza vermemiş. O parayı baba isteseydi en ağır cezayı alacaktı.

Şimdilik 6284 sayılı kanun ile sadece erkekler cezalandırılıyor. Fakat “çocuk hakları” kanunu çıkarsa sıra annelere geleceğinden kuşku duymamak gerekir. Çocukların şikayeti ile anneler para cezası ya da hapis cezası alacaklar. Annelerin öfke ile çocuklarına fırlattığı terlikler, suç aleti olup ceza almalarına sebep olacak.

İnsan inanmıyor “yok canım öyle şey mi olur diyor” ama oluyor işte. 6284 ile fiziksel şiddet uygulamadığı halde yüzbinlerce erkek psikolojik şiddet bahanesi ile evden atılmıştır.

Bizler suskun kalmaya devam edelim! Vekillerimizi, idarecilerimizi uyarmayalım. Feministler yakında birkaç çocuk istismarı ve cinayeti üzerinden çocuk hakları kanununu da çıkartmayı başarırlarsa şaşmamak gerekir. Sonra da idarecilerimiz “olaylar sonrası büyük tepki oluştu, halk istedi, biz de kanun çıkardık” deyip işin içinden çıkmaya çalışacağından şüpheniz olmasın…

Bir de şu hususun altını çizmek gerekiyor. İdarecilerimizin “halk” diyerek sözlerini ciddiye alıp kanun çıkardığı kişiler yani çoğu feminist gruplar tam bir din ve devlet düşmanıdırlar. Gerçek halkın çok az bir kısmı hataları görüp idarecileri uyarıyor fakat ses az çıktığı için duymazdan gelinmektedir.

Halkın çoğunluğu konulardan habersizdir. Bir kısmı gördüğü halde susmakta diğerleri de idarecilerin her yaptığı hatada bir hikmet aramaktadır. Hâlbuki bu yol çıkmaz sokaktır, vesseşlam…

Yazar : Vehbi KARA

Dr. Vehbi KARA, 1965 Yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta eğitimini yine İstanbul’da tamamladıktan sonra 1982 yılında Deniz Harp Okuluna girerek askeri öğrenci olarak eğitimine devam etti. 1986 Yılında Kontrol Sistemleri bölümünden Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra Teğmen rütbesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı savaş gemilerinde ve karargâh birimlerinde deniz subayı olarak görev yaptı. Savaş gemilerinde güdümlü mermi ve top atışlarında birincilik kazanmıştır. 1997’de Yüzbaşı rütbesinde iken askerlik mesleğinden ayrıldı ve ticaret gemilerinde çalışmaya başladı. Gemi Kaptanı olarak çeşitli ülkelere ait 30’dan fazla ticari gemide görev yapmış çalıştığı firmalardan ödüller almıştır. 2011 Yılında Araştırmacı kadrosu ile İstanbul Üniversitesinde göreve başladı ve halen de bu üniversitenin Su Ürünleri Fakültesinde ve Mühendislik Fakültesinde denizcilikle ilgili meslek dersleri öğretmenliği görevini yürütmektedir. 1997 Yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Petrole Dayalı Stratejiler ve Uluslararası İlişkilerde Petrolün Rolü” isimli çalışması ile yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 2015 Yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümünde “Çalışma İlişkileri Açısından Kapitalizm Sonrası Dönem: Malikiyet ve Serbestiyet Devri” başlıklı çalışması ile doktora eğitimini tamamlamıştır. Uzakyol Kaptanı yeterliliğinde gemi kaptanlığı, Denizci Eğitimci Belgesi ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği sertifikaları mevcuttur. Denizcilik, askerlik, tarih ve iktisat konularında çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde makaleler yazan Vehbi KARA’nın “Bahriyede 15 Yıl” ve “Altı Ayda Altı Kıta” isimli iki kitabı bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Mevlana ve Mesnevi’deki Müstehcen İfadeler Üzerine

İddia: Mevlana Mesnevî’ye “Tanrı vahyi” diyor, yani Mesnevî’yi Kur’an sayıyor. Cevap: Vahiy kelimesi sadece Kur’an anlamına …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Kaybolan Tasarruf Geleneğimiz veya Yastık Altı / Tuncay SAKALLIOĞLU *

Tosya'da uzun ve güzel yıllarımız geçti. Üzüm bağlarıyla, mis kokan dağlarıyla, dokumasıyla, telasıyla, müteşebbis insanıyla, …

Kapat