Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Dünya ve Türk Romanının Atası Metinler; Kerem ile Aslı

Dünya ve Türk Romanının Atası Metinler; Kerem ile Aslı

Bunu paylaşınız

Dünya ve Bizim Romanımızın Atası Metinler, Kerem ile Aslı

Kerem ile Aslı hikayesi 1700’lü yıllarda oluştuğu söylenen  bir halk romanıdır. İsimlendirme yanlış yapılmış, onu hikaye düzenine indirmişiz. Aslında o yüzyıldaki batı romanından daha roman kılıktı ve teknik yapılı  bir eserdir, romandır. Romanslar, pikaro romanlar ve klasik romandan daha ileri özellikleri olan bir başarılı eserdir.Çağınının Batı romanından daha derinlikli bir psikolojik derinlikli romandır. Çalışmamız buna bir nebze ışık tutmak ve tarihi bir yanılgıyı ortaya koymak, roman tarihindedeki aslan yapımızı ortaya koymak için yapılmıştır.

 Anahtar kelimeler. Kerem İle Aslı, Romans, Pikaro Roman, Folklorik Roman, Ayrıntı

Kerem and Aslı is a folk novel which is rumoured to have been written around 1700s. Its name has been wrongly denoted, and it has been reduced to the story level. As a matter of fact, it is a relatively more novel-like and technically-formed work of art. It is a successful production that owns advanced properties compared to romances, picaresque novels and classic novel. Being more profound than its contemporary Western novel, this novel has psychological deepness. This study has been carried out in order to illuminate its characteristics, reveal a historical delusion and, finally, to introduce our unique pattern in the whole history of novel.

Key words Kerem And Aslı , Romans, Pikaro Novel, Folknovel, Detail

Kerem ile Aslı bir romandır, 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır.Çok yönlü, muhayyilesi zengin, özellikle empatileri, insan ve nesne münasebetlerini dokuyan bir büyük zekaya mâlik bir şahıs tarafından kaleme alınmıştır. Şahsın bir tahkiye teorisi doğrultusunda bu eseri kaleme aldığı görülmekte, belki de daha sonra metne halk muhayyilesi ve şairleri yeni şeyler ilave  etmiştir, yapıya, plota dikkat edilince böyle bir eklektik yapı görülmemekte bir bütünlük izlenmektedir.

İsfahan şehrinde bir padişah, Harun Reşid’e benzer ama, bir çocuğu olmadığından mutsuzdur. Veziri ona bir cennet gibi bahçe yaptırmasını söyler, böyle bir yer gerçekleştirilir, padişah bu bahçede kısmi bir mutluluk ile ömrünü geçirir, konuklarını ağırlar ve onların mutlulukları ile oyalanır. Böyle bir motif Dirse Han Oğlu Buhaç Han hikayesinde de vardır, orda da oğlu olmayan Dirse Han’a yine bir ziyafet vermesi söylenir, o da yapar, bir ağzı dualı sayesinde çocuğu olur. Burada bir İslami uygulama olaylara yön değiştirttirir. İnsanlar cömertlik ederse, başlarındaki musibetler yön değiştirir demektir. Kanuni Şehzade Mustafa’yı çevrenin iğvasıyla öldürttükten sonra hatasını anlar ve günlerce hayır hasenat yapar, kurbanlar kestirir, fakirleri doyurur, yoksulları sevindirir, ta ki yaptığından dolayı bir ilahi musibete maruz kalmasın. Demek iyilik iyiliği davet ettiği gibi, kötülüğün de önüne çıkar.

Padişahın hazinedarı Keşiş’in de bir çocuğu yoktur, ikisi dertleşirler. Bahçede padişahın eşi Hanım Sultan ve Keşiş’in eşine bir saçlı sakallı adam rastlar bir elma ile bir ayva fidanı verir. Bu şahıs kırklardan biridir, Elma fidanını Hanım sultan, ayva fidanını da Keşiş’in karısı ekerler. Ağaçlar meyve vermez. Hanım buna üzülür, ağlar, ağacın meyve vermemesi ile kendinin evlatsız olması arasında empati kurar daha üzülür. Gece rüyasında saçlı sakallı kırklardan adamı görür. “Ağlama! Senin fidanın yemiş verdi. Git onu ye! Dediğin olur” dedi(9) Bir elmayı ikiye bölerler ve yarısını Hanım Sultan yarısını da Keşiş’in eşi yer. Çocukları olur, Hanım Sultan’ın oğlu, Keşiş’in eşinden de bir “nur topu gibi kız” dünyaya gelir. Padişah deliye döner çevreye ihsanlarda iyiliklerde bulunur. Oğlan’ın adı Ahmet Mirza Bey, kızın adı ise Kara Sultan konulur.

 Romanda, hikayede, masalda, çatışma esastır. Çatışma olayları tıkar, ama geliştirir, eğer çatışma olmazsa düz vaka hikaye ve roman olmaz. Çocuklar büyümeye başlayınca Keşiş, din ayrılığından dolayı kızını Hanım Sultan’ın oğluna vermek istemez, kaçış yolları arar.

 Aslı

Babası kızının yüzüne bakar, kızını tasvir eder. “ay parçası”(11)dır. Vaka örgülerinin halk romanlarında kaderci bir yanı vardır. Baba kızının yıldızına bakınca “eninde sonunda ayrılık var”(11) olduğunu görür. Modern romanda da bu tür ön tesbitler vardır. Madam Bovary’de, Emma’nın dini hislerinin zayıflığı yüzünden çevresi onun sonunun iyi olmayacağı yolunda yorumlar yaparlar.

 Aslı ile Kerem, Keşiş’in köyündeki bahçede buluşurlar. İsimleri kerem koyar, Mirza Bey, Kerem olur, Kara Sultan ise Aslı adını alır. Aslı, Kerem’in kendini salıvermemesi üzerine görülmek korkusundan Kerem ‘e yalvarır ve ona derdini şiir ile anlatır. Şiirde kendisine sarılan Kerem’den kurtulmak için, yalvarır ve kendisini halka rezil etmemesini ister. Allah’a kendini Kerem’e nasib etmesi için dua eder.

“Kısmet etsin beni sana yaradan
Kaldırsın engeli yadı aradan
Daha dün ayırdım akı karadan
Aman kerem beni rezil eyleme “(17)

Aslı kurtulunca köşke kaçar, Kerem ise bir hatıra olsun diye gergefin üzerindeki çevreyi alır, saklar.

Aslı’nın eserdeki misyonu, bahsin başında ve sonunda yoğunlaşır. Keşiş’in bahçesinde Kerem’e rastlayan Aslı, eserde uzun süre takib edilir, ama aşık ile karşı karşıya gelmezler. Onlar kaçar, Kerem mütemadiyen onları takib eder, aslının yer yer sadece ismi duyulur, Kerem’in türkülerinde bir sevgili olarak üzerine imajlar kurulur. O eserin sahifelerinde değil, Kerem’in sazında, türküsünde ve hayalinde yaşar, görülmeyen sevgiliye dizilen mısralar aşkı gün geçtikçe zenginleştirir, ütopikleştirir. Dağlara kar yağar, nehirler kabarır, fırtına her yanı  istila eder, Kerem bunlar ile Aslı’ya olan aşkı arasında bağlar kurar, kavuşamayacağını düşününce ağlar ve yalvarır.

Aslı, eserin final bölümünde Kerem’in dişlerini çektirmek istemesi sırasında görünür.Eserin üçte ikisi gecmiştir. “Kerem kapıdan içeri girip baktı ki  Aslı Han giyinmiş kuşanmış salına salına gezer. Kerem onu böyle görünce gazel söylemeye başlar. Kızın hoşuna gitti, Kerem’e “âşık ne ararsın?” diye sordu. Burada kâmil bir çekici varmış, onu ararım“ dedi. Kız “O benim anamdır, varayım çağırayım“ dedi.(186) Buraya kadar Aslı bir fon şahıs durumundadır, ama fonksiyon olarak Kerem’in aşıkane seyahatının devamını sağlar, onlar kaçtıkca Kerem kovalar. Eser de bu arayış faaliyetinin adıdır. Kerem, kızı islama davet eder. Aslı bağımsız karar verebilen bir tip değildir, hep anasından babasından korkar, yanına Kerem geldikce eli ayağı dolaşır, Kerem’i sever ama korkusundan uzak durmak ister.

Kerem, Aslının evini bulur, Aslı uyumaktadır, onu türkü ile uyandırır. Kerem, beyin adamlarından kaçar. Bundan sonra karşılaşma Hasna Hanım’in giydirdiği kırk güzel arasında Aslı’yı Kerem’e göstermesiyle şekillenir.kerem orada Aslı’yı tanır.Bey, Keşiş’e kızını Kerem’e vermesini söyler. Keşiş işin sarpa sardığını görünce eşinin yanına gider ve konuşurlar ve yine kaçarlar. Bir keşiş’in telkini ile Aslı’yı bir başkasına vermek isterler, Aslı babasının gözlerinin kör olmasını bu işi gerçekleştirmemesini Allah’tan ister. Araya bir külhan Beyi girer, o bir koca karı ile Aslı’yı getirtir. Aslı geldiğinde Kerem’i uyur bulur. Kerem uyanınca Aslı ile sarmaş dolaş oldular. Halep Paşa’sı Aslı‘yı adamları vasıtası ile Kerem’e getirir. Keşiş vermeye mecbur olur ise de elbisesini kendinin yapmasını ister, yapılan elbise sihirli bir fistandır, Kerem iki rekat namaz kılar, Aslı fistanın düğmelerini Kerem’e çözmesini söyler, Kerem düğmeleri saz ile çözer. Fakat sabah olmuştur Kerem bir ah ile yanmaya başlar ve kül olur, Aslı han Kerem’in küllerini saçları ile toplarken saçları tutuşur o da orada kül olur, külleri birbirine karışır, Cennet-i Âlâ’da birleşirler.(249)

Şahıslar

Kerem ile Aslı hikayesinde başında şahıslar Kerem’in ana babası ile Keşiş’in eşi ve kızı Aslı’dan oluşur, Arada bazı fonksiyonel fon şahıslar vardır, ara misyonları vardır. Romanımız uzun süre bu tek hatlı olayla devam eder, sofu, Kerem, tabiat ve Kerem’in sazı. Sanat ve dinin amacı insanların âleme açılan duyularına göz ve arkasında akıl, düşünce gibi pencerelerden iyi yorumlar yaptırmaktır, iyi ve güzel kainat yorumlarıdır gaye. Göz insanın en estetik ve bütün yorumların kapısı olan bir penceredir. Kant ünlü yargı gücünün eleştirisinde insana estetik yargılamayı ve bakıp görüp, değerlendirmeyi öğretir. Kerem de bir aşkın itici gücü ile insanlara kainat ve olayları hikemi, dini, folklorik, tabiatı ve insanları yorumlamayı öğretir. Bu yönü ile Kerem ile Aslı bir estetik yorumlama mektebidir. Alemdeki bütün nesneler Kerem’in yorum odağından bakılmış ve değerlendirilmişlerdir. Kerem ile Aslı’nın son seksen sahifesinde de şahıs trafiği hızlanır. Beyin Adamları, Müftü, Kadı, Hasna Hanım, Hakim, Kırk kız, bir Ermeni ve Evi, Külhanbeyi, Kocakarı, Altı gelinlik kız, Halep Paşası, paşanın adamları. Bir roman kadar şahıs kadrosu vardır, üstelik bu şahıslar mekanlarla da bağlantılıdır. Şehirler, hanlar, kahveler, kahvedeki halklar ve özellikle daha hakim bir durumda tabiat dekoru, Kerem ile aslı 1700‘lü yılların batı romanından daha edebi kılıklı bir romandır. Romanslardan, Pikaresk romandan, klasik romandan daha net ve belirgin roman öğelerine sahiptir. Aslında romanın atası bu eser ile Anadolu’dur. Jövalye hikayelerinden, Manon Lesko’dan, Don Kişottan geri kalmaz kerem ile aslı, ama biz her şeye batının verileri ve gösterdikleri ve papağan gibi yorum yaptırmadan aldıklarımız ile bakarız, hata burada bir karşılaştırmalı roman eylemi sunmayız. Kerem ile Aslı bizim ilk romanlarımız olan Taaşşuk u Talat ve Fıtnat, İntibah gibi romanlardan daha ileri düzeyde bir romandır. Namık kemal avam hikayesi gördüğü halk hikayelerinden kendi romana daha ziyade halk hikayesidir. Tek hatlı bir romandır onun İntibah’ı, Taaşşuk u Talat ve Fıtnat daha düzeysiz bir hattı da olmayan romandır.

Nesneler

Kerem’in hayatındaki en önemli nesne onun sazıdır. Sürekli sazını Sofu’dan ister ve halini arzu ettiği, gördüğü her şeye sazı ile anlatır. Önemli nesnelerden biri Kerem’in bahçede aslının gergefinin üzerindeki “çevre”yi almasıdır, onu alır ve saklar. Bunun dışında eserde Kerem’in nesne ilişkileri kuramı çok yönlüdür. Kerem bütün evrenle ve onu oluşturan nesnelerle dostane ilişkiler içindedir, onları hiç garipsemez, onlardan Aslı’yı sorar, onları sorgular, onlar da konuşur Kerem’e yardımcı olur Aslı’nın nerede olduğunu haber verirler. Turna Kerem’in dört defa türkü söylediğini bir kuştur, bizim geleneksel dünyamızda Turna bir haberleşme aracıdır. Sonra Kerem Ceylan’a konuşur, canlı cansız her şey onun konuşma alanındadır. Aslında romanın aşkının arkasında Kerem’in nesnelerle ilişkileri anlatılır, asıl ana tema odur denebilir. Sanatın, dinin, edebiyatın ana esprisi çevreye dünyaya, insanlara duyarlı insanlar yetiştirmektir. Kerem bir bakma görme, dostane ilişkiler kurma mektebidir, eser hem keremi olgunlaştırır hem de okuyucuya bir ıztırap karşısında nasıl durması lazım geldiğini öğretir. Kerem bir tip değil bir karakterdir, karakterler sıradan davranmazlar, hatta bazen o kadar safca hareket ederler ki onların zekaları sorgulanır, Sofu zaman zaman Kerem’e bu şekilde davranır. Anlatıcı ve Kerem dehadır, her deha gibi onlar da saftırlar. Dağlar, nehirler, yollar, denizler, ağaçlar, beyler, ağalar, kahvelerdeki kişiler, özellikle genç kızlar Kerem’in konuştuğu şahıs ve nesneleri oluştururlar. Kerem’in türkü söylediği her şeye karşı aldığı empatik tavırlar, psikolojik tutumlar çok derinlikli yorumlar gerektirir.

Eserimizde analar babalar misyon sahibidir. Kerem’in ana ve babası oğullarının kaderine müdahale etmek isterlerse de başaramazlar. Aslı’nın ana ve babası onun hayatını bir trajediye çevirirler, inançsız ve inatçıdırlar. Keşiş, Padişaha bağlı bir adamdır, ama Aslı’nın büyümesi ile din ayrılığını bahane ederek, kızını vermemenin yollarını arar. Anonim yazar onu “Hain olan korkar” şeklinde tarif eder, yani ahdine sadakatı yoktur. “dinim ayrı yolum ayrı“(11) diye düşünür. Eşiyle konuşur, kara kara düşünür. Çocuk öldü diye etrafa haber salıp, padişahın hizmetinden ayrılıp Isfahan’a üç günlük yolda Zengi derler bir köye göçer. Zengi’de Kerem, Aslı’ya rastlar, aşktan tutuşur, padişah oğlunun aşkını anlayınca, kızı almak için Keşiş’i çağırtır, Keşiş, Padişah’ın kararlılığı karşısında ondan beş aylık bir hazırlık süresi ister, süreyi alır Zengi’ye gider, ama hilekarlığı gereği başka şeyler düşünür. Hikayenin sonuna kadar kızı Aslı’yı kaçırır, gerilimi sürekli hale getiren onun inadıdır, kızını narsist bir mantıkla sever. Yaptığı sihir ile hem Kerem’i hem de Aslı’yı mahveder.

Sofu

Dünya romanının emekleme dönemlerinde ve bizim de ona benzer eserlerimizde daima bir büyük saf karakterin yanında açık göz ikinci bir tamamlayıcı kişilik norm kişi olur. Don Kişot’da Şanso Pansa, Kerem ile Aslı‘da Sofu, Mevlana’nın yanında da Şems bu gibi ikincil ama önemli kişilerdir.

Sofu tanıtılır “Yanında bir arkadaşı vardı ki adına Sofu derlerdi, gayet cin fikirli idi.“(13) Sofu, babasına durmadan Türkü söyleyen Kerem’a karşı “Bak kerem sen bunlara yüz yıl türkü söylesen bir şey anlayacakları yok. Aşktan haberleri yok ki bilsinler“(40) Ona Sofu Aslı’yı aramayı telkin eder. Sofu bütün eser boyunca Kerem’e sadık bir arkadaştır, çok az yorumlar ile ona katılmıdığı olur, Kerem’in sazı ve sözü ile tabiat unsurlarının hiddetini dindirmesinden sonra onun erdiğine şahid olur, bundan sonra ona bir veli gözüyle bakar. Eserin sonunda Hakim’e Kerem ile Aslı arasındaki aşkın doğruluğu konusunda şahitlik yapar. Final de evlenir ve mutlu olur, eserin mutluluk boyutu odur.

Vaka Örgüsü

Eserin, bizim geleneksel romanımızın vaka örgüsü başta ve sonra komplekstir. Vaka örgüsü bir kum saatine benzer, kumun aktığı boru kısmı olayların orta bölümüdür, Kerem ve Sofu’nun arama ve seyahat ve coğrafi gezmeleri bölümlere hakimdir. Son kısım vaka örgüsü olarak çok yoğundur.

Klasik doğu dünyası eserlerinde kadın kapalı olduğu için aşklar rüyalarda oluşur, Kerem de aslıya aynı yolda aşık olur. “Bir gece rüyasında  Mirza Bey’in canını aşk ateşi bürüdü ve Kara Sultan’ın elinden aşk deryasından bir kadeh dolusu içip mest oldu, uyandığı zaman gördü ki dünya bambaşkadır. Sonra gücü kalmadı. Kendi kendine aşkın dolusunu kimin içirdiğini ve kimin elinden içtiğini anlamayıp ancak kızın güzel yüzünü kalbine nakşeyledi”(13)

 Mirza Bey ile Sofu büluğ çağının tesiri ile ava kuşa giderler ve bir gün babasından Mirza Bey izin ister, Sofu ile Zengi’ye giderler, Keşiş’e misafir olurlar. Mirza Bey avdayken şahini bir bahçeye gider, o arkasından girer, orada bir köşk ve bahçesindeki havuzda rüyasındaki kıza rastlar. ”Bana aşkın şarabını iç iren sen değil misin?”(14) diye inler.

Koca Karı Kerem’in derdini babasına söyler, baba Keşiş’i çağırır, Keşiş gelir padişahın huzurunda elpençe divan durur. Anlatıcı mekan ve sahne de tertib eder. “Padişah yer gösterdi. Keşiş oturdu, kahve, tütün içildikten sonra  Padişah baş kaldırıp “Bak keşiş kızını oğluma isterim. Evvelden de karılamız elmayı yerken kavil bu idi. Şimdi oğlan kızı görmüş Zengi’de aşık olmuş, kızı ver dedi.” Keşiş “Aman efendim dinimiz ayrıdır, öyle şey olmaz diyince” Padişah “Müslüman ederim“ dedi”(21)

Kerem ile Aslı‘nın vaka örgüsünde şiirler 200 civarındadır. Bunların büyük kısmı Kerem tarafından, diğer kısımları da nesneler, insanlar, mekanlar, hayvanlar tarafından söylenmiştir. Bunlardan 160’ı Kerem tarafından söylenmiştir. 8‘i Aslı tarafından, muhtelif kişiliklik üç kız tarafından 12 şiir söylenmiştir. Ceylan dört defa, kafa dört kere, viran 4 kere, kaya, meşe, ırmak, yol, sofu ve bir kere şiir söylemişlerdir. Külhan Beyi 3 şiir söylemişlerdir. Şiirler, Kerem, Aslı, mekanlar, hayvanlar ve insanlar, nesneler ve eşyalar tarafından bölüşümlü kullanılmıştır. Kerem ile Aslı’nın birçok romanda olmayan geniş bir konuşma dağılımı vardır.

Kerem

Ahmet Mirza Bey, daha sonra Kerem, Aslı Han’ın rüyasında görüp ona âşık olduktan ve Keşiş’in bahçesinde ona rastladıktan sonra değişir. “Ama ne çare ki Kerem kızın aşkından iki kelime söylemez olmuş, bir düşünce deryasınadır dalmıştı. Sofu “Beyim niçin yemez içmezsin, böyle düşünür durursun?“ dedikce “Keyfim yok“ deyip  geçerdi. Derken uykudan da kesildi; günden güne eriyip daha beter olmaya başladı” (18)Baba oğlunun haline hocalar, hekimler getirtti, derdini anlayamadılar. Baba halini sorar, Kerem ona saz ile durumu anlatır. Beş dörtlükte, keşiş bahçesinde bir güzel gördüğünü ve aklını başından aldığını, hasretlik yüzünden kötü hallere düştüğünü, sevdiği ile dinlerinin ayrı olduğunu babasına anlatır. Başa sazdan anlamaz, müneccimler çağırır derdini çözdürmek ister, Kerem ise derdini onun anladığı dilde anlatmaz.

Saray bahçesinde Kerem  ahlarken, bir koca karı ona şehrin gelinlik kızlarının yayla seyrine çıktığını söyler, Kerem ona sırrını söyler, Aslı‘yı sevdiğini, acaba onun da o topluluk içinde olup olmadığını ifade eder. Kerem, babasının Keşiş ile görüştüğünde meselenin çözüldüğünü Sofu’dan duyunca, hemen sazı ile bir türkü söyler. Gelsin gitsin redifli şiir derinlikli bir tabiat empatileri zenginliğine sahiptir. Kerem mutludur, dünyanın zevk ve sefasını süreceğini düşünür. Romanın dönüm noktasıdır bu kısım, olaylar yeni boyutlarla yüklüdür. Kerem beklemekten usanır, babasına varıp ona saz dili ile halini anlatır. Bu türküler ruh tahlilleri yüklüdür.

Kerem ve ailesi Zengi’ye Kerem’i almak için giderlerken, Kerem yoldaki birkaç ihtiyardan Keşiş’in kaçtığını öğrenir, artık Aslı firarda, Kerem de takiptedir. Sazını alıp eline söyler. Kerem şiirinde Aslı’nın kafilesine dağları yol vermemeye çağırır. Dört dörtlükten oluşan türküyü “yol vermeyin dumanlı dağlar“ ile bağlar. Kerem, kızın konağına ve bahçesine gider, orada gergefini görür. Ona söyler. Şiirler mekan ve tabiat üzerindeki nesneler ve olaylardan empatilerle kurulmuş zengin izlenimlerdir. Bazan şiirlerde dini heyecanlar ve yorumlar da yer alır. Kerem ile Aslı aşıkane sergüzeşt yanında dini hisler vedini bakış açıları ve kainatı ve olayları dini yoruma göre şekillendiren değerlendirmeler taşır.  O Aslı‘yı ararken Allah’ı yardıma çağırır.

Gece gündüz çağırırım Ya Celil
Kadir Mevlam üstümüzde hem delil(29)

Onun önderliğinde Aslı‘yı arar. Eserin asıl hedefi bir kainat, insan ve aşk yorumu ile halkı, milleti düşündürmek ve bir dünya görüşü vermektir. Kerem’in bundan sonraki hayatı her gördüğü nesneye, tabiat azalarına Aslı’yı sormaktır. Su sorma ve soruşturmaların arkasında tabiata dikkat öğretilir okuyucuya veya halka. Çünkü insanlar Kerem’in türkü söylediği nesnelere belki de hiç bakmazlar, Kerem ise onlar ile konuşur, onlardan Aslı’yı sorar. Eser büyük bir dialog, monologlar bütünüdür. Kerem hıncını Selvi ağacından alır, ona beddua eder, perişanlığını ona anlatır, “selvi ağcı senin meralin hani” der. Köşk içinde bir kız görür, Aslı sanar, ona türkü söyler. Onu Aslı sanar halini anlatır. Kız Aslı olmadığını Keşiş’in beş gündür buradan ayrıldığını söyler.

Ana Baba’nın Entirikası

Kerem ile Aslı’da entirik unsurlar Aslı’nın ana ve babasının etrafında şekillenir. Yapısı itibariyle yardımsever ve sevgi, dostluk üzerine kurulmuş bir toplumda iki şahsın kötü niyeti, Kerem’in aşkını bir romana çevirmiştir. Cemil Meriç bizim romanımızın olmayışını hayatımızın dejenere olmayışına bağlar, kısmen doğru olsa da Kerem ile Aslı ve benzerleri bizim romanımız olduğunu ortaya koyar. Ayrıca Mesnevilerimiz de romanımızdır. Batı romanının birçok özelliği bizim mesnevilerimizde mevcuttur.

 Keşiş’in karısı, kızını Kerem’e vermemek için kaçmak yolunu seçer. “Günlerden bir gün gecenin birinde, yükte hafif, pahada ağır ne varsa alıp birer ata binip çekip gittiler”(26) Kerem’in bundan sonraki hayatı bitmez tükenmez bir seyahat ve arayıştır.

Kerem, Zengi’de bahçede  dolaşır gördüklerine Aslı’yı sorar onlara türkü söyler. Babası gelir onu bahçede türkü söylemekte olduğunu görür, Kerem yine babasına derdini saz ile anlatır. Ağlarım redifli şiir yürek yakıcı bir türküdür. Baba yine söyleneni anlamaz. Kerem baba ile Isfahan’a döner, rahatı kaçan baba, oğlunun derdine çare bulmak için uluları çağırır, fakat kimse bir çare bulamaz. Kerem derdini soran ağalara halini saz ile anlatır. Aslı’yı bir turnaya benzetir o başka göle düşmüştür. Baba hala oğlunu anlamakta zorluk çeker, Kerem yine babasına saz ile konuşur. Kerem, ıztırap felsefesi yapar, adı aşk veya başka bir şey, çektiklerini, duyduklarını ve gördüklerini estetize eder. Bu yönü ile kerem büyük bir sanatcıdır. İnsana elemler karşısında sabır, metanet ve hoşgörü telkin eder, okuyucu ve dinleyici için önemli olan bu telkinlerden etkilenmektir.

Bu ayrılık bize geldi Mevla’dan
O yar bulmuş bize Mevla kerimdir
Biz de gider olduk bu düz ovadan
Yaran yoldaş unutmayın duadan

Dert kalmasın üstümüze yürüsün
Geçin beyler benim gönlüm taş olsun

..

Dertli Kerem gider kendi yoluna
Dert vermesin Mevlam başka kuluna

Freud, şairleri ve sanatçıları kendinden önce büyük ruh tahlilleri yaptıklarından dolayı kıskanır. Kerem ciddi ruh tahlilleri yapar, onu kıskandıracak kadar. Ama bu hikayenin üzerinde bilimsel, sosyal, psikanalitik eleştiriler yapılmamıştır. Sofu, Kerem’e “Bak Kerem sen bunlara yüz yıl türkü söylesen bir şey anlayacakları yok. Aşktan haberleri yok ki bilsinler“(40) Kerem, Sofu’nun telkinleri üzerine babasından izin ister, ona türkü ile yine derdini anlatır. Babasından ayrılır, hikmetli sözler eder. Kerem ile Aslı bir hikmet metnidir, bir ıztırabın penceresinden insanlara hayatı, sabrı öğretir.  

Buna dünya derler Hakk’a küsülmez

.

Dertli Kerem der ki dünya fanidir
Nicelerin  eder abdal yürütür
Kimse bilmez ne zamandan beridir
Hiç hesaba gelmez yaşı dünyanın(41)

Kerem, babasına ilk defa sazdan ayrı sözle hitap eder. “Baba ben anladım ki senin aşktan haberin yok. Türkçe’si ben Aslı için yanıyorum. Aslı’mı babası alıp kaçtı“ dedi. Babasını dinlemez, baba sabırla telkinlerde bulunur, sonunda patlar ve “var yıkıl git Cehennem’e kadar yolun var” der. Kerem, annesinden izin almaya gider, ona da saz dili ile konuşur. Ayrılığın günüdür, redifli bir türkü söyler.

Ayrılış ve Arayış

Isfahan’dan çıkınca şehrin kenarında gelinlik kızları görür, onlardan birini Aslı’ya benzetir. “Aslım burada cümbüş eder” der, türkü söyler. Sofu, kızlara bilmeden sormadan türkü söyledin onları darılttın der, Kerem bir de darılmamaları yolunda türkü söyler. Kerem ideal bir insan portresi çizer, hassas, kimseyı kırmayan, Sofu’ya “Zira gideceğimiz yer diyarı gurbettir, bize kırılmasınlar” der. Sultan dağına rastlarlar, dağa türkü söyler Kerem. Dağ dumanlıdır, Kerem türküsünü okur, dağın dumanı kalkar, yine hikmet dersleri verir Kerem.

Kerem der ki geldim gittim
Şu fani dünyaya nettim
Ululardan sual ettim
Kimse bilmez yaşın senin(49)

Zengi’ye giderler, el ele vermiş kızlardan biri Aslı’ya benzer ona türkü söyler. Kızdan, Aslı’nın Hoy’a gittiğini öğrenir, civardaki Isfahan dağlarına türkü söyler. ”Ağaçlar giyer donunu, Hakk’a çevirir yönünü”(52) Hoy’a varır, bir kahvede otururlar, oradakilere türkü söyler. Büyük bir şairdir Kerem, herkesi, her olayı Aslı ile empati kurarak anlatmak büyük bir şairlik yeteneğidir. Bunlara halk şiiri demiş sıradanlaştırmışız, bütün olayları bir aşk olayı etrafında yorumlamak ileri seviyede bir şairlik istidadıdır. Malımız büyük ama tezgahımız yok, tezgahtarımız yok. Ordan Şuşi’ye yönelirler, bir yaylaya rastlar, yolculara türkü söyler, gülden, yoldan, göllerden Aslı hanı sorar. Suşi’de bir kahvede oturur, akşam vakti yine bir türkü söyler. Orada bulamaz Gence’ye gider, gökteki Turna’lardan ailesini sorar, türkü söyler. Kerem ile Aslı duyarlı insan yetiştirmenin mektebidir, ne büyük bir kültür dünyası inşa etmişiz, sanatı, duyarlığı Kant’tan, Schopenhavr’dan almışız sanmışız, sanatta, fazilette Kerem’in hayatında, kainata ve olaylara zarifane bakışında. Kimse kültürün siyasetini yapmamış, o da kaybolup gitmiş, arada insanlar gitmiş. Gence’de bir kahvede otururlar, kahvedekilere türkü söyler. Kerem hayata ve tabiata, olaylara, tabiat olaylarını aşık gözünden okumaya ne kadar hakim bir insandır. Büyük bir sanatçı, ılımlı bir halk filozofudur Kerem. Revan’a gittiği söylenir Keşiş’in ırmak kenarında iki kız bir geline Kerem türkü söyler, Revan’da kahvede birkaç kişiye türkü söyler. Yeni harika hikmetli mısralar dökülür dilinden.

Dertli Kerem burda kalmaz
Burda kalan karar kılmaz
İnsanoğlu  dertsiz olmaz
Biz Mevla’nın  kulundanız(62)

Keşiş’in Acuz’a gittiğini öğrenir, Acuz da bir koca karıya türkü söyler. Çirkini güzel görme dersi verir, iyimser Kerem, estetikte güzel ve çirkini okumak için felsefe okumak mı gerekir, Kerem kocamış bir karıyı nasıl güzelce anlatır, kırmaz dökmez. Koca Karı, Aslı’nın Çıldır’a gittiğini söyler. Çıldırlılar bize bir türkü söyle sana haber verelim derler. Ahıska’ya gider Kerem ve Sofu. Oradan Sekre’ye geçerler.

Kur’an, sadece ibadet ve taat kitabı değildir. Onda bakmak, görmek, düşünmek, fikretmek  dersleri vardır. Bak der, gör der, düşün der, anla der. Kerem de bakmayı öğretir insana, görmeyi düşünmeyi, hassasiyeti, derinliği, tevazuyu telkin eder. Dinle sanatı birleştiren bir metindir Kerem ile Aslı, onu okuyan insan insanlığı ve kainatı yorumu, eşyaya bakmayı ve yorumlamayı öğrenir. Büyük bir metindir, ama hayatımızda eskiden yerini almış, şimdi sanki büyük Avrupa metinleri ile karşılaşmışız gibi onları dipte köşede bırakmışız.

Kerem, Sekre’de gelin edilmiş bir kızı Aslı’ya benzetir ve ona türkü söyler. Düğündeki ağalar Kerem’e “Gel bizim köyümüzde kal sana mal verip ortaklık edelim ve hem seni evlendirelim“ dediler. Kerem “Bana ortak ve mal lazım değil, bana Aslım’dan başkası yaraşmaz” dedi yine bir türkü söyledi. Türküyü bitirdikten sonra ağlar, ağalar halini sorar, onlara padişah oğlu olduğunu, Aslı’sını yitirdiğini söyler, tam bir yıldır onu aradığını söyler. Keşiş’in Orhan’a gittiğini öğrenir, oraya varırlar, Aslı’ya benzeyen bir kıza türkü söyler âşık. Kız da ona karşılık verir. Karşılıklı atışma ile Kız Aslı’nın kendisi olmadığını, onun Gürcistan’a geçtiğini söyler. Samur kalpak giyen Gürcistan’lılara türkü söyler. Keşiş, Kelbe’ye gitmiştir, Kelbe’de kahve ahalisine türkü söyler, oradan Kars’a geçerler, yine turnalara türkü söyler. Kars’ta iki türkü söyler. Oltu’ya geçerler, Tarman’da olduğunu söyler Oltu’lular. Tarman yolunda yollara Aslı’yı sorar, çok özlemiştir. Bayezıt’a varırlar, bahçe safasındakı kızlara türkü söyler, ordan Bayat’a geçerler, Ürküp’e varırlar, Van yoluna koyulurlar. Yolda Kırk Haramiler ile karşılaşır, sofu ile Kerem’i soyarlar. Kerem onlara türkü söyler. Haramiler türküden anlamaz, Kerem derdini anlatır, onun Hak aşığı olduğunu anlayınca ilişmezler. Tiflis, Ahat’a uğrar, Aslı’yı arar. Alcığaz Dağı’nı görür, ona türkü söyler, gece orada kalır, Sofu’nun karakteristik bir davranışı olur burada. “Sofu kardeş sen bu dağı bilir misin?” diye sordu. Sofu biraz canı sıkılıp “Bak Kerem ben dağ mütevellisi değilim, hele dağ nazırı hiç değilim bilmem“ der. Bu üzerinde bulundukları dağ Süphan dağıdır, Kerem dağa türkü söyler. Dağ ile kendi arasında empatiler kurar.

Sana derler Süphan dağı
Hiç dumanın zay’olmaz mı
Sencileyin yüce dağın
Başı duman kar olmaz mı(94)

Kerem veya metnin yazarı muhayyilesi büyük sanatcılar düzeyinde bir büyük sanatkardır. Gördüğü bütün nesneler karşısında onları tekrara düşmeden aşkı ile hali ile bağlantılı anlatan bir muhayyile büyük bir sanatcıdır.

Kerem, Muş‘a gider, solda Nemrut dağını görürler, Sofu çıkışır” Kerem sen hiçbir dağı ve taşı kaçırmaz mısın?” Dağa tırmanırlar çekişe çekişe, dağ yağmurludur, kerem soğuktan eli ayağı tutmaz olur. Sevdiğine kavuşamayacağından dolayı ağlar. Kerem bir türkü söyler, dağın başından duman gider, hava açar. Dağdan iner Muş ovasına dahil oldular, kızları görür onlara türkü söyler. Bu şiir tamamen bir coğrafyaya dikkat metnidir, Muş ovasını anlatır.İlk üç dörtlük dağı anlatır, dördüncü de dağ ve akar suları Aslı’ya ağlarlar. Muş’tan sonra Çanlıkilise’ye varırlar, orda yine Turnalara türkü söyler. Turnalar’la Aktaş, Mardin, Günşin’e haber gönderir, Aslı’yı sorar. Her şiirde farklı sorma sorgulama yolları kullanır büyük yazar. Yolda bir Ermeni kızına Türkü söyler. Kerem ve devir dinlere eşit uzaklıkta durur, her şey insan olmada birleşir. Mazgir’e gider, Murat ırmağından geçerler, taşkın Murat nehri onun türküsü ile durulur. Sofu nihayet Kerem’i anlar. “Ben bu Kerem’i bırakamam zira boş adam değilmiş, Irmak bile Hakk’a bakıp yol verdi” deyip Kerem’e gayet saygı gösterdi”(104)

Kerem’in kişileri hiç de karton kişiler değildir, roman kişileri kadar canlı, hatta daha içten, toplumu birebir yansıtan kişilerdir. Türk romanının batıdan aşırma karton kişileri veya robot kişileri gibi değildir Kerem’in kişileri. Sofu, Kerem, Baba, Ana daha başkaları ne kadar içimizden güzelce esere alınmış yansıtılmışlardır. Ama biz bu metinleri batı romanının mantığı ile eleştirmemişiz, halk edebiyatcıları da bu yolu izlememiştir, bu yüzden bu harika metinler olduğu yerde kala kalmıştır.

Kerem veya anlatıcı kültürel bir alt zemini olan kişidir. Mecnun’un Leyla ile macerasını, Şah İsmail’i, Ferhat ile Şirin’i Kamber ile Arzu’yu, Şah Senem’i, Aşık Garip’i, Lokman Hekim’i bilir onlar ile kendi arasında bağlar kurar, aynı aşıklık geleneğinin devamı olduğunu bilinçli bir şekilde ifade eder. (90)

Mazgir’de vaka örgüsüne yeni ve orijinal bir olay girer. Kerem vaka örgüsünün monotonluğunu zaman zaman kırar, yeni şeyler ekler, bu ifadeyi canlı tutar. Eser canlı bir eserdir, bu tabiat dekoru, konuşmalar, empatiler, aşık ve sofunun konuşmaları, her şeye söylenen türküler bu canlılığın öğeleridir. Mazgir’de türkü  çığıran aşıkları dinler kerem ve Sofu. Kerem onlara kurnazca bir teklif götürür. “Ustalar atımı, silahımı size vereyim, siz de şu sazın birini bana verin“ dedi. Şairler bak yoldaşım, sen bizden saz istersin ama çalmağa iktidarın var mı?” dediler. Kerem iktidarı olmayan adam siz ister mi? Her gönülde bir arslan yatar” deyince şairler “Al bir parça çal, eğer erbabı isen sana sazı verelim, değil isen yüz bin altın versen vermeyiz” dediler.” Kerem aldığı saz ile harika türkü icra edince sazı kendine verirler. Ama gönül üzerine bir türkü isterler. Gönül üzerine söylenen şiir gerçekten pskolojik derinlikli bir şiirdir. Yardan ayrılınca gönül başka, başına tac giyince başka, bazen seyyah, bazen toprak, bazen Haktan utanır, bazen padişahtan yüce olur, bazen göldeki kamıştır, bazen bahcedeki yemiştir, bazen altın olur bazen gümüş, bazen da paslanır tunc olur. Bir dem yayadır, bir dem atlı, bazen şeker olur bal olur. Bazan her cefaya katlanır, bazen zehirden de acı olur. Bazan abdal olur şallara girer, tellal olur dillere düşer, yola gider yolcu olur, bazen geçenlerden bac alır, gönül hiç yorulmaz, ancak güzeli sarması gönül için zordur. Kerem, aşıkların “Pir ol yoldaşım, ustana rahmet. Faslı güzel ettin, ama bir noksanın var dediler” Kerem “Ne gibi?” diye sordu. Onlar da “Bir destan söylesen tamam olur“ dediler.(108)

Kerem bir destan söyledi. Sinek destanı diyebileceğimiz bu yedi dörtlükten oluşan şiir bir şathiye, bir esrarı kainat ve belağattır. Yunus’un

Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere
Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu

İfadelerinin bir başka yönden izahıdır. Sanat eseri küçüldükce sanat büyük, sanat eseri büyüdükce sanat değeri azalır. Bir sinek bir kartaldan daha az bir zeminde daha küçük özellikler taşır. Âşıklar ona Keşiş’in Pasin ovasına gittiğini söylediler. Pasin’e varır, yine bir türkü söyler. Derken Uzunahmet’e giderler, hastalanan Kerem bir türlü ile halini anlatır. Kerem’in bu türkülerinde d u a önemli bir motiftir. Yeni Türk edebiyatı metinlerinde dua Safahat da vardır çokca, Batı da hemen hemen birçok romanda vardır. Dickens’de, Hugo’da, hatta Zola‘da bile vardır. Bize görünen veya gösterilen batı ile batının kendisi farklıdır. Oliver hırsız olmaktan dua sayesinde kurtulur, Poliana dua sayesinde okuma yazma öğrenir. Bu yüzden Kerem ve benzeri romanlarımız daha bizdendir. Kerem Otluk Kale’sine gider, oradan Hasankale’ye, Çoban Köprüsüne varır, Köprü hakkında aşıkane mimari bilgi verir. Kerem ile aslı bir coğrafya sevdirme kitabıdır. O görevi de yapar. Köprünün başında bir ceylana türkü söyler. Buraya kadar bir hayvana ilk defa türkü söyler. Ceylan da kerem ile konuşur. Ona dua eder. Hikemi yönü ağır harika bir şiirdir. Ceylan, Keşiş’in Erzurum’a gittiğini söyler.

Hasankaleliler Kerem’i imtihan eder, sağ bir adamı tabuta koyarlar, Kerem türküden sonra cenaze namazını kılmaya çağrılır. Kerem ölü niyetine mi yoksa diri niyetine mi der? Namazdan sonra tabuttan adamın cesedi çıkar, Hasankaleliler dersini alır. Bu ana kadar Hasankaleliler gibi davranan bir şehir ahalisi yoktur. Kaleliler ayaklarına sarılır Kerem’in, ama iş işten geçmiştir. Gümüşkünbet, Hadım Pınar geçilir, kerem türkü söyler. Gördüğü kızların elinde bir çevre dikkatini çeker. Onu onlara Keşiş satmıştır. Sonra Laleli dağına çıkarlar. Kış kıyamet, üç gün bir mağarada kalırlar, artık öleceğini sanar Kerem, bir dua eder şiir dili ile, Mevlam diye. Kapıda bir atlı derviş görürler, Hızır olduğuna yorarlar. Ona bir türkü söyler Kerem, Hızır atına onları bindirir yumun gözünüzü der, birden Erzurum’da bir konak önüne gelirler. Konaktakiler hep hastadır, Kerem onlar ile üç dört ay hasta yatar sonunda konak sahibi de kerem de iyi olur. Bir kahveye gelirler, kahve sahibi Çelik Paşa’dır. Kerem bir türkü tutturur. Kahvenin sahibi Kerem’e ortaklık teklif eder, Kerem’in dünyalıkta gözü yoktur. Bir düğünde gelini Aslı sanar ona ağlar, yanılmıştır. Cafer Ağa Hamamı’nın önünde kızlara rastlar, Aslı sanar onlara türkü söyler. Aslı han onların içindedir, hemen anasına babasına haber verir, yola koyulur Aslı ailesi ile Aslı ve ailesi Mumcu mahallesinden geçip yaylalara gitmiştir. Eşen Kalesi, Varbin’den geçerler. Kuzulu ceylan görürler, kerem ona da türkü söyler. Şimdiki durağı Tercan’dır. Kerem burada üç ay hasta yatar, bir gün değnek ile kapıya çıkar yaz gelmiştir, geçen turnalarla sazı ile ailesine bir haber gönderir.

Cincibelli’ye giderler. Erzincan’a varırlar. Sarılar’a geçerler, Yolu Gemibeli’ye düşer, Kerem burasının Nuh aleyhisselamın gemisinin indiği yer olduğunu söyler, gördüğü bir kuru kafaya türkü söyler Kerem. Şekspir de kuru kafaya bir söylev çekmiştir. Kuru kafa ile konuşması tamamen dini ve hikemidir. Kuru kafaya namazını kılıp kılmadığını sorar, şeytana uyup uymadığını söyler. Helal diye haram yeyip yemediğin söyler. Kafa da kerem ile konuşur, ahretinin mamur olması için çalıştığını, ama uzun süre ahireti hesaba katmadığını belirtir. Konuklar ağırlayan namlı bir insan olduğunu söyler. Kerem ile Aslı roman teorisindeki konuşma tarzlarına yeni bir biçim ekler, cansız nesnelerle konuşmak, hayvanlarla konuşmak, tabiat unsurları ile konuşmak. Kerem bizim bugünün mantığı içinde geleneksel hayatımızdır, batı geleneksel hayata karşı modern hayatı bir kurtarıcı gibi çıkardıysa da sonunda insan ruhu ve kalbi modernizmin kuru geometrisi ile tatmin olmayınca geleneksel dönemlere döndü ve modernizm öncesi hayatı arzuladı, bu yüzden post modernizm doğdu. Bu gün Kerem sahnelense, tiyatrosu yapılsa, filmi çevrilse, romana dönüştürülse bizim modern çağda postmodern sanat öğemiz olurdu.

Sofu, Kerem’in kuru kafa ile konuşmasına hayret eder, hele kafanın ona cevap vermesini anlayamaz. Bir gelin alayı görür, Kerem türkü söyler, alaydan Keşiş’in İrbid’e gittiği söylenir, oraya varırlar Engürü‘ye gitmiş oldukları söylenir. Mezar başında ağlayan bir kızdan mezardakini şiirle sorar. Kız nişanlısı için ağlamaktadır, Kerem ona türkü söyler, kız cevap verir. Ayaş’a geçerler, orada viran bir şehir ile konuşur Kerem, şehir ona cevap verir. Zile’ye giderler, Kerem, kayaya, meşeye, ağaca sorar Aslı‘yı türkü ile. Kayalar ona cevap verirler. Kızılırmaktan geçerken nehre türkü söyler Kerem. Zile’den sonra Sıvas ve Dokuzyazı’ya geçerler, Yıldız dağına varırlar. Deliklitaştan geçip Ürgüp’e gelirler, nehrin kıyısında bir kız ile karşılıklı sazla söyleşirler. Parmak Ovası, Elmalı’ya geçerler. Yolları Kayseri’ye düşer, Elmalı‘da Sofu’yu kaybeder, dağa bir türkü söyler, duman kalkar Sofu’yu bulur. Erciyas dağına çıkarlar, çobanlardan Keşiş’i sorar. Kerem cenazeye türkü söyler, imamın biri kızar, halk ise imama kızarlar.

 Kerem, Keşiş’in evine gelir, Aslı’nın dizine başını koyar dişlerini çektirir, otuz iki dişi çekilir. Aslı bunun Kerem olduğunu anlayınca kaçar, daha sonra pencereden başını uzatan Aslı’yı İslam dinine çağırmak için Türkü söyler. Gel kız Müslüman ol diye türkü söyler. Aslı ona kaçmasını söyler, ancak Kerem o arada “aşkımın üç bölüğünden birini Aslı’ya ver” diye Allah’a dua eder. Aslı ona aşık olur. Müslüman olur Kerem’in boynuna sarılır. Kız bir dal parçası ile Kerem sazı ile birbirleri ile söyleştiler. Kerem yedi yıldır dolaştığını anlatır ona. Aslı gece gelip beni alasın der, gece Aslı’nın evine gider, uyumakta olan Aslı’ya türkü söyler. Keşiş, Kerem ve Sofu’yu tutuklatır. Müftüden evine habersiz giren bu adamların öldürülmesini ister Keşiş. Kerem’in dili açılır, Bey’in huzuruna getirirler, Kerem Bey’e türkü söyler. Bey gazaba gelirse de Kerem türkü ile onu teskin eder. Keşiş Kerem’i öldürtmek isterse de hakim ve müftü razı olmazlar. Hakim Kerem’a kaçmasını söyler, zulmen öldürüleceğini söyler. Hâkim şeriata göre iki şahitin olması gerektiğin söyler, Kerem ona türkü söyler. Sofu gelir, Hakim’e türkü ile hakikatı anlatır. Hâkim, Sofu’nun şahitliğini kabul eder. Hasna Hanım kırk kıza elbiseler giydirir, aralarında Aslı’da vardır. Kerem, Aslı’dan başkasına bakmaz, hakikaten aşık olduğu anlaşılır.Kerem, Hasna Hanım’ı memnun etmek için ona bir iki türkü söyler. Kerem velayeti ile Hasna Hanım’ın getirdiği kızarın hepsinin ismini söyler, o da inanır ki Kerem bir hak aşığıdır. Aslı’yı tanıyan Kerem’in aşkına Hasna Hanım inanır ve Keşiş’i ikna etmeye çalışır, başaramaz. Keşiş Kayseri’den kaçar. Aslı, Teke’ye gitmiştir, oradan Karapınar’a, Karapınar’ın yaylalarına giderler, yol Halep’e varır, Belek’e gidilir, Antakya, Terküş oradan tekrar Keşiş, Halep’e gider. Keşiş Halep’de bir Ermeni’nin evine misafir olur, ev sahibi onu o bölgenin Ermenilerinden farklı görür, seyahat nedenini sorar. Keşiş anlatır. Kerem’den kaçar ama bir türlü kurtalamaz, Ermeni’nin telkini ile kızı bir Ermeni oğluna nişanlar ve düğün hazırlıklarına başlarlar. Aslı babamın gözünü kör eyle diye dua eder, bu arada Keram de Halep‘e gelir. Kerem derdini bir külhan beyine anlatır. O da bir kocakarı bulur. “Eline elli altın verir, “Hani Keşiş’in kızı Aslı Han var ya, düğün ederler. Ona “Aşık Kerem gelmiş, seni ona götüreyim, gider misin dersin” Eğer giderim derse, Halep’in bahçeleri arasında bir kümbet vardır, kızı alır bu akşam oraya getirirsin, sana edeceğim ikramı ben bilirim “ dedi.(225) Aslı arkadaşları ile bir bahçeye gelir, Külhanbeyi onu Kerem ile buluşturur, kerem uyumaktadır, bey onu bir deyişle uyandırır. Aslı han gelmiş, Kerem’in koynuna elini sokmuştur, Kerem uyanır, türkü söyler Aslı’ya Kerem ile Aslı birbirlerine sarılır kendilerinden geçerler. Kerem, Aslı’ya bir türkü söyler, kızlar darılır onlara da söyler.

Halep paşa’sı Kerem’i görünce alıp hapis ettirir.Kerem ona bir türkü söyler, Paşa, Kerem’in arkadaşı çıkar, ona yardım etmek ister. Aslı yarın kliseden gelin edilecektir Kerem, klisenin çıkışında bekleyip Aslı ile karşılaşacaktır. Paşa’nın adamları da Aslı‘yı yakalayıp getireceklerdir. Kız Kerem’i görünce yol değiştirir, galiba Aslı güzel elbiseler içindeki Kerem’i tanımamıştır. Paşa’nın adamları Aslı’yı alıp konağa götürdüler. Keşiş’in aklı başından gider ve eve gelir. Baba sihirli bir fistan yaptırır, kıza “Kerem yanına geldikte fistanının düğmelerini Kerem çözsün..”(237) der.

Kerem, Aslı’ya nikahlanır, ve Aslı’ya bir türkü söyler. Gerdeğe verilir Kerem ile Aslı. Kerem iki rekat namaz kılar, Aslı han bir yenge kadın eliyle içeri verilir. Kızı görünce kerem yine türkü söyler. Aslı bilmeden babasının telkini ile fistanının düğmelerini Kerem’in çözmesini ister. Kerem düğmelerin çözülmesi için uzun bir türkü söyler, ama düğmelerin hepsi çözülür, iki düğme kalır, onlar bir türlü çözülmez. Sabah olmuştur, Kerem üzülür, Bir ah çeker yanmaya başlar, kül olur. Aslı, durumu Paşa’ya anlatır, Paşa, Keşiş’i yakalattırır ve öldürtür. Aslı külün başında kırk gün bekler, saçını süpürge edip külleri toplarken tutuşup cayır cayır yandı.

Teknik unsurlar

Closign kapanış bölümünde  anlatıcı konuyu bağlar. “İşte ey yârân-ı safâ bu iki aşığın düğünleri Cenneti Âlâ’da olsa gerektir. Hak bizlere dahi görmek nasip eyleye”(250) Paşa, Sofu’yu evlendirdi, onlar mutlu oldular. Kerem anlatma sanatının bir romandaki birçok özelliğini taşır, konuşmalar çok yönlüdür. Kerem etrafındaki her nesne ve insanla sazı ile konuşur. Bu âlemde her şey canlıdır, âlemdeki hayatı bütün nesneler ve canlılar paylaşmışlardır, umumi hayattan her birinin hissesi vardır, öyle ise hayatın ve genel hayatın farkındadırlar yolundaki tasavvuf ve din görüşümüze uygun bir felsefenin Kerem uygulayıcısıdır. Peygamberler ve büyük evliyalar nesneler ve eşyalarla konuşurlar, selamlaşırlar. Bu kanaat Kerem’i ve yazarını böyle bir yola itmiştir.

Ara bölümleri bağlarken romandan farklı olarak anlatıcı bahsi başka bir perioda naklettiğini söyler. “Şimdi Keşiş’i Zengi köyünde bırakıp biz gelelim Padişah’ın oğlu Mirza Bey’e”(13)

Bizim romanımız Kerem ile Aslı’nın açılış kısmı çocukları olmayan padişah ile veziri Keşiş’in sızlanmaları ve bir bahçe yaptırıp onunla eğlenirken, bir ermiş adamın elinden iki ağaç fidesi alıp onları eken Hanım sultan ile Keşiş’in eşi’nin ağaçları ekip meyve beklerken, henüz görmedikleri bir zamanda yine ermiş şahsın ihtarı ile meyvenin ortaya çıktığını duyup bir elmayı iki hanım bölüşüp yemeleri sonucu bir kız, bir oğlan çocuğuna sahip olmalarıdır. Çocuklar dünyaya gelince olay örgüsünün dallanması için bir rüya yeter.

Konuşmalar Kerem’in anne, babası ile konuşmaları, ve nesnelerle konuşmaları, sofu ile konuşmaları gibi sınıflara ayrılır ve anlatıcı konuşmayı kahramanlarına bırakır çok zaman.

Konuşma bütün dramatik nitelikli sanat eserlerinin en önemli tanıtma ve tanıma unsurudur. Romancılar kişilerini hem çizimleri ile hem de konuşmaları ile tanıtırlar. Kerem ile Aslı ‘da konuşmalar çok yönlüdür, çeşitlidir. Özellikle nesneler, hayvanlar, mekanlar  konuşturulur. Bu anane nerden gelmektedir. Kitaplı dinlerin hepsinde veliler ve peygamberler nesneler, şahıslar, hayvanlarla konuşurlar. Peygamberimizin bin mucizesi içinde deve, ağaç, gibi canlılarla da konuştuğu görülür. Üstelik bunlar cemaat içinde cereyan etmiştir. Mescidi Nebevideki direk konuşmuştur, yüzlerce kişi içinde. Bu gelenek daha sonra anlatı metinlerine yansımış, bizim tekke hikayelerimiz, halk hikayelerimize aksetmiştir. Yani bu bir ananenin devamıdır. Herry Potter de vaka örgüsü masallaştırılmıştır. Modernizme tepki olarak doğmuştur, modernizmin dar koridorunda insanın ruhsal melekelerine kapatılmış olan kainat ve olayların birden bire masal derecesinde romanlaştırılıp filimleştirilmesi modernizme çok ciddi bir tepkidir. Ama biz doğru dürüst modernizmi de yaşamadık, bu yüzden Kerem ile Aslı bizim geleneksel hayatımız ve bu gün postmodernizmimizdir. Umberto Eco Ortaçağ kültürünü postmodern olarak araştırır, modernizmin inkar ettiği dine ve mitolojiye döner. Bizim ise dönmemize gerek yok bizim metinlerimizde insan bölünmemiştir. Ruh ve beden diye, Kerem ile  Aslı insanın bütünlüğüne hitap eden bir eserdir, Modernizm ise, insanı bölmüş, ruh ve madde diye ayırmış, sonra bunun şifası olmayan bir dert olduğunu görüp postmodernizme dönmüştür. Psikanaliz bile insanın ruh altından olaylara bakan yine bir antimodernizmdir.

Cemil Meriç, Don Kişot’un bütün batı anlatı sanatını, romanını etkilediğini söyler. Çünkü farklı anlatım paktları ve tabakaları vardır. Aynı şey Kerem ile Aslı’da da vardır. Bir Sinek Destanı, üstelik şiir olarak ikili üçlü özneli konuşmalar, kısmi alaylar, ironiler daha neler neler. Biz bunlara bakmadan batıya baktığımız için veya batının eleştirel kıstasları ile metinlerimize bakmadığımızdan onları köhne ve avami bulmuşuz, bu büyük perspektifli sanatcı yetiştirmememizden kaynaklanıyor. Orhan pamuk Benim Adım kırmızı romanına hem divan, hem tasavvuf, hem halk edebiyatı, hem din ve kelam öğelerine taşıdı, o da siyasetin girdabına düşünce bu zenginliği görülmedi veya görülmek istenmedi. Aslında o roman küflenmiş mazi anlatı geleneklerini romana taşımakla gercekten büyük bir roman olarak kabul ediliyor. Postmodern bir roman.

Temalar

Kerem ile Aslı hikayesinde veya romanında ana temalar, aşk, seyir, yolculuk ve arayıştır. Bu temalar Kerem’in âşıkane seyahatı doğrultusunda gelişirler. Bu dört tema iç içe bir kompozisyonla işlenmiştir. Eserin estetik boyutu nesnelere aşıkane yorumlar getirmektir, entirik unsurdan daha zordur. Diğer kısımları gerçekleştirmek kolaydır. Eser insanımıza duyarlı ve seyredip, görmeyi öğretmek için yazılmıştır denebilir. Bir yüksek düzeyde sanat metnidir. Kerem’in seslendirdiği nesneler ve olaylar artık sıradanlığını kaybetmiştir, şair halk şiirine şablonlar ve örnek metinler vermek suretiyle şiirin analığını etmiştir. Arayış teması Aslı üzerinde yoğunlaşmakta ise de onu ararken birçok dini ve hikemi unsur arayışı nisbi bir gerçeklikle hakikat arayışına dönüştürür. Bir hakikat için çile çekmeyi, sabırlı olmayı, sonuca varmak için gereken çabayı öğretmeyi ilke edinmiştir Kerem ile Aslı  geleneksel romanı. 

Kaynaklar

Himmet Uç, Roman ve Eleştiri Terimleri Sözlüğü, Ankara 2005

Kerem İle Aslı, Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul 1982

Himmet Uç, Roman Olarak Hamdullah Hamdi’nin Yusuf ile Züleyhası, Edebiyatımıza Estetik ve Felsefi Bakışlar, Ankara 2005

Cemil Meriç, Kırk Anbar, İstanbul 1975

Milan Kundera, Roman Kuramı, İstanbul 1986

Philip Stevick, Roman Teorisi, (çeviren Sevim Kantarcıoğlu) Ankara 1988,

Sevim Kantarcoğlu, Türk ve Dünya Romanında Modernizm, Paradigma, 2008

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Ümmetin Zararlıları – 6

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan İçki ve Uyuşturucu Bağımlılığı Bir kaç aydan beri devam etmekte …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
Kur’an’la birlikte yaşayan güzel: Türk Cilt Sanatı

“Cilt, Türk-İslam sanatlarından bir güzel… Ama tek başına bir güzellik değil, Yüceler Yücesi’nin Yüce Peygamberimiz’e …

Kapat