Ana Sayfa / Yazarlar / Ehli Sünnete Göre Mehdi / Vehbi KARA

Ehli Sünnete Göre Mehdi / Vehbi KARA

Mehdi-i âli Resul yani Peygamber Efendimizin (asm) neslinden gelecek ve İslam düşmanlarına karşı mücadele edecek zat, günümüzde fazlası ile inkâr edilmektedir. Herhangi bir dini eğitimi olmamasına rağmen İslam dininde böyle bir kavramın olmadığını söyleyenlerin sözleri itibar görmekte ve sesleri her geçen gün daha fazla çıkmaktadır.

Feto zındığı yetmiyormuş gibi bir de Adnan Oktar denilen sapığı bahane ederek; hem dine hem de İslam kaynaklarında yer alan “Mehdi” kavramına karşı büyük bir algı operasyonu yürütülmektedir. Bu kadar inkârcıya karşı elbette cevap verme zaruriyatı bulunmaktadır. Aksi takdirde cehaletleri ile meşhur bu insanların sözlerinde hakikat var, zannedilip ciddi hataya düşme ihtimali vardır.

İnkârcıların en önemli argümanı; Mehdi ve mehdilik kavramının Kuran’da geçmediği iddiasıdır. Bunlara verilecek cevap çoktur. Ehli sünnetin muteber gördüğü eserlere müracaat ederek kısa ve akla gelen birkaç tanesini arz edelim.

Öncelikle Kuran’da yaş ve kuru her şey mevcuttur. Fakat her konuyu herkesin anlaması mümkün değildir. Zira insan aklı ve ilmi, bu kadar büyük hakikatleri anlamaya kâfi gelmez. Bazen işaretle bazen peygamber kıssaları ile çok büyük hakikatler; Kuran’da izah edilerek inananlara yol gösterilmektedir. Lakin bütün dikkatini dünyanın siyasi olaylarına hasreden, mal mülk, para, makam ve mevkii peşinde geçiren insanların bu derin hakikatleri anlamaya ne vakti ne de zihni melekeleri yeterli değildir. İşte bu yüzden atalarımız “idrak-i meali bu akla gerekmez zira akıl bu kadar sıkleti çekmez” demişler.

“Leyselil insane illa ma’sa-insana ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyuran Rabbimiz diğer ilimler ile birlikte Kuran ilminin de çalışıp çabalayarak öğrenilmesi gerektiğini emreder. Peygamberimiz (asm) ilim (hikmet) öğrenmenin kadın erkek bütün müminlere farz olduğunu bildirmiştir.

Buraya kadar ilim ve hikmet konusunun nasıl geniş bir konu olduğu derya hatta okyanus kadar derinliği bulunduğunu ifade etmeye çalıştık. Bundan sonra çok sual edilen “Mehdi” hakikatine bir bakalım.

Kuran’da açıkça ifade edilmemiş olmakla birlikte hadis kitapların çoğunda açıkça “Mehdi-i Al-i resul” hakkında geniş bilgiler mevcuttur. Birkaç tane Vehhabi kafalı veya mezhepsizin sahih hadisleri inkâr etmesi yüzünden; bu hakikatleri bizim de inkar etmemize gerek yoktur. Burada sadece şu hususu zikrederek mevzuyu en basit zihinlerin dahi anlayabileceği şekilde ifade edelim:

Evet, Mehdi vardır ve Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü vesselam söylemişse, hakikattir. Çünkü o ancak kendisine vahyedileni söyler. (İn hüve illa vahyun yuha) Düşmanlarının tasdikiyle dahi en küçük bir yalanına rastlanmamıştır.

Burada bir kısım kişilerin asıl sorunu; hadis kitaplarında Mehdi’den bahsedildiği bilinmekle birlikte her asırda gelen mehdiler ile ahir zamanda gelecek “Büyük Mehdi’nin” özellikleri birbirine karıştırılmasıdır. Eğer bu hususa bir parça dikkat edilse bu konudaki kafa karışıklığı giderilecektir.

Şimdi gelelim “Mehdi” hakikatının anlaşılmasına ve lüzum-u hikmetine. Evvela: Mehdi meselesinin çok önemli bir hakikat olduğunu; günde beş vakit kıldığımız namazdaki dualarda görebiliriz. Zira 1400 yıldır Ümmet-i Muhammedin (asm) en çok ettiği dua; namazlardaki salli ve barik dualarıdır ve bu “Mehdi hakikati” dualarla yakından alakalıdır.

Bu dualar; bütün namazların son oturuşlarında Ettehiyyatü’den sonra, Teravih namazının ikinci rekâtının sonunda, ve cenaze namazında ikinci tekbirden sonra okunur. Okunuşu ve meali şu şekildedir:

“Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd”.

Meali: Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin”.

“Allâhümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd.

Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin”.

Müminler; beş vakitte günde en az 10 defa bu duaları okuyarak Hz. İbrahim’in ali (evladı) gibi Hz Muhammed (asm)’ın da aline salat ve bereket duası ederler. Bu kadar çok edilen ve namaz gibi makbul zamanlarda yapılan duanın elbette bir karşılığı olacaktır. Müminler başları sıkıştıkça Rabbimiz, Seyyitler cemaatinden bazı zatları gönderir ve onlara rehberlik yaptırır. Zaten her asrın başında bir Müceddid gelmesi sahih hadisle sabittir.

Bu dualar, Müslümanların en kötü durumda dahi ümit içinde olmak gerektiğini hatırlatmaktadır. “La taknetü min rahmetillah-Benim rahmetimden ümidinizi kesmeyin” ayeti gereğince en kötü zamanda dahi ümitsizliğe düşmek caiz değildir. İnnemael üsri yüsra “her zorlukta bir kolaylık bulunur” buyuran Rabbimizin, her türlü zorluk karşısında bir çıkış yolu yaratması kendisine güç değildir. Eğer bunu yaratmamışsa bilmek gerektir ki sonsuzluk ülkesinde sabrımızın karşılığını vermeyi murat etmiştir.

Ümitsiz kalmak ve Allah’a dua etmemek, mü’mine yakışmaz. Ene inde zanni abdi bi. “Ben kulumun güzel zannı üzerineyim”  diye buyuran Rabbimize her daim el açmalı ve her talebimizi ona yaparak muvaffakiyeti Ondan beklemeliyiz.

İkinci olarak: Kıyametin çıkmasına yakın bir zamanda Deccal ve İslam Deccalı Süfyan zuhur edecektir. Bu dualarda geçen “Allahümme Salli ala Muhammedin…(barik ala Muhammedin)” dualarının elbette Allah katında makbul olacağına ve olduğuna delil şudur ki, Mehdi-i Ali Resul zuhur edecek Deccal ve Süfyanın yaptığı tahribata engel olacak, tamir edecektir.

İslam Deccalı yani Süfyan isimli kişinin kim olduğu konusunda birçok âlim zat müttefiktir. Burada önemli olan; Deccal ve Süfyan kavramlarının da sahih hadis kitaplarında yer aldığını bilmek yeterlidir. Deccal ile beraber hareket eden bir komite olup Süfyaniyetin 4 büyük başı (rüknü) vardır. Onun yardımcıları da elbette bulunacaktır.

Şimdi şu soruyu kendimize soralım; din yıkıcısı Süfyan zuhur etmiş ve ortaya çıkmış ise onun tamirini kim yapmıştır. Bu sorunun cevabı araştırıldığı takdirde tamircinin; beklenen Mehdi-i ali Resul olduğu çok rahatlıkla söylenebilecektir.

Birçok cemaat ve tarikat kendi mürşitlerinin, şeyhlerinin “mehdi” olmasını düşünür ve öyle muamele eder. Mehdi düşüncesi ve iman konusu ile direkt alakalı olmadığı için yani bu zatın kim olduğunu bilmemek; kişinin Allah’a olan imanı zedelemez. Yanlış bir kişiyi bilmek dahi “muhabbetin fazlasından zarar gelmez” düşüncesi ile bu düşüncede olanlara itiraz edilmez ve edilmemiştir.

Üçüncü olarak: Mehdi olan zat; bunun kendisi olduğunu açıklamaz bilakis gizlemeye çalışır. Zaten söylediği takdirde o kişinin Mehdi olmadığı ortaya çıkar. Siyasi mülahazalar buna engeldir. Gerçek mehdi; makam, mevki, para ve şöhret yerine Cenab-ı Allah’ın rızasını esas maksat yapması gerekir.

Dördüncü olarak: Mehdi’nin üç vazifesi vardır ki bunlar: “iman, hayat ve şeriat konusudur. Bunlardan en önemlisi ise imandır. Çünkü imansız cennete gidilmez. Materyalizmin en güçlü olduğu dönemde elbette Mehdi, en fazla bu konu üzerinde yoğunlaşacaktır.

Mehdi’nin; Hayat ve şeriat konusunda Kuran’dan aldığı düsturları günümüze tatbik etmesi ikinci planda kalmaktadır. Bunun nasıl olduğu konusunda halen yazılmış dini eserlere müracaat etmek gereklidir. Konu derin olduğu için makale sınırlarını aşmaktadır.

Beşinci olarak: Eğer bazı insanların zannettiği gibi Mehdi, Deccal ve Süfyan gibi meseleler açıkça Kuran ve hadislerde yer almış olsa imtihan yani teklif sırrı ortadan kalkacaktır. Böyle olsa; Ebu Cehil ile Hz. Ebubekir aynı safta yer alırdı. Bu ise Allah’ın hikmetine ve Kuran’ın mesajına terstir. Cenab-ı Allah, insanları imtihan ederek yüksek ruhlu olanlar ile aşağılık ruhlu insanları birbirinden ayırmıştır.

Mehdi ve Deccal gibi konular ehlisünnet dışındaki mezhep ve eserlerde de yer almaktadır. Hatta Şia’da bu konu; imanın şartları gibi önemlidir. Ehlisünnetten ayrılan en önemli tarafı budur.

İşin garip olanı ise Vehhabi- Selefi akımlarda dahi bu konu önemli olup bu yöntemi takip ettiğini söyleyen bir kısım kişiler; Mehdi hakikatini inkâr edecek kadar ileri gitmektedirler. Bu zatlara öncelikle söylenmesi gereken söz: değer verdikleri kendi hocalarının kitaplarına müracaat edip ondan sonra ehlisünnete muhalefet etmesi tavsiye edilir. Aksi takdirde kendileri ile ciddi bir çelişkiye düşecekleri açıktır, vesselam…

Yazar : Vehbi KARA

Dr. Vehbi KARA, 1965 Yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta eğitimini yine İstanbul’da tamamladıktan sonra 1982 yılında Deniz Harp Okuluna girerek askeri öğrenci olarak eğitimine devam etti. 1986 Yılında Kontrol Sistemleri bölümünden Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra Teğmen rütbesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı savaş gemilerinde ve karargâh birimlerinde deniz subayı olarak görev yaptı. Savaş gemilerinde güdümlü mermi ve top atışlarında birincilik kazanmıştır. 1997’de Yüzbaşı rütbesinde iken askerlik mesleğinden ayrıldı ve ticaret gemilerinde çalışmaya başladı. Gemi Kaptanı olarak çeşitli ülkelere ait 30’dan fazla ticari gemide görev yapmış çalıştığı firmalardan ödüller almıştır. 2011 Yılında Araştırmacı kadrosu ile İstanbul Üniversitesinde göreve başladı ve halen de bu üniversitenin Su Ürünleri Fakültesinde ve Mühendislik Fakültesinde denizcilikle ilgili meslek dersleri öğretmenliği görevini yürütmektedir. 1997 Yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Petrole Dayalı Stratejiler ve Uluslararası İlişkilerde Petrolün Rolü” isimli çalışması ile yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 2015 Yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümünde “Çalışma İlişkileri Açısından Kapitalizm Sonrası Dönem: Malikiyet ve Serbestiyet Devri” başlıklı çalışması ile doktora eğitimini tamamlamıştır. Uzakyol Kaptanı yeterliliğinde gemi kaptanlığı, Denizci Eğitimci Belgesi ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği sertifikaları mevcuttur. Denizcilik, askerlik, tarih ve iktisat konularında çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde makaleler yazan Vehbi KARA’nın “Bahriyede 15 Yıl” ve “Altı Ayda Altı Kıta” isimli iki kitabı bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Aya Sophia Mabedinden “Ayasofya Camii”ne-2

“Bu bir ma’bed değil ma’buda yükselmiş ibadettir. Bu bir manzar değil, didara vasıl mevkib-i enzar.” …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Hangi Sûre Hangi Cüzde? / Zafer KARLI

..

Kapat