Ana Sayfa / Yazarlar / Faşistlere Şirin Görünmenin Dayanılmaz Hafifliği / Vehbi KARA

Faşistlere Şirin Görünmenin Dayanılmaz Hafifliği / Vehbi KARA

Bu yazı her ne kadar hükümeti eleştiriyormuş gibi görünse de aslında toplumuzdaki yerleşik otoriter yapıyı incelemekte ve buna karşı tedbir almayı amaçlamaktadır.

Ülkemizde her on yılda bir askeri darbe yapılmaktadır. Her ne kadar son yıllarda darbe aralığı 7-8 seneye düşmüş olsa da gidişatta düzelme meydana gelmemiştir. Bunun en önemli nedeni ise siyasi tarafgirlik ve milletin menfaatlerini üstün tutma yerine kendi yandaşlarını üstün tutmakta yatmaktadır.

Halihazırda 15 temmuz 2016 darbesi gündemde olup bu sayede darbenin mimarı “FETÖ örgütü ile mücadele edilme” adına her türlü faşist eğilimle işbirliği yapılmaktadır. Örneğin darbelerin asıl kaynağı “tek parti diktatörlüğünün” dayattığı ilkeler olduğu halde bu durum görmezlikten gelinmektedir. Hükümet yetkilileri ve medya, her fırsatta darbecileri ve halka tepeden bakan faşistleri kutsallaştırmakta aksini düşünenler hakkında kamu otoritesi acımasızca kullanılmaktadır. Derin Tarih dergisinin başına gelenler meydandadır. Hiç ilgi ve alakası olmadığı halde bir kişinin, yıllarca önce yapılmış bir eylemi sanki bugün yapılmış gibi üstelik çok farklı insanları birarada göstermek sureti ile büyük bir linç kampanyası başlatılmıştır. Hükümet bu linç kampanyasının elebaşlığını yapmış sivil toplum örgütleri bırakın bu haksızlığa karşı durmayı Derin Tarih Dergisi mağdurlarını ateş altına alarak yapılan günaha ortak olmuşlardır.

Hala benzer kampanyalar sürdürülmekte, ülkeye hükmetmiş kişiler putlaştırılarak dayatmış olduğu kurallar milletin ensesinde patlatılmaktadır. Bu dayatmalara karşı gelmek halkımız tarafından da hala en büyük suçlardan biri olarak kabul edilmektedir.

Yahu! Küçücük Yunan ordusunu mağlup etti diye askerleri kutsallaştırmanın bir anlamı var mı? Haçlı ordularını dize getiren şanlı ecdadımız ortada dururken 500 sene korumuş olduğumuz küçük bir toplumu yenmek niçin bu kadar büyütülmektedir? İşin daha kötüsü bu milletten kurtulduk diye tören yapmak aklın alacağı bir iş midir?

Galibiyet ve şeref bütün milletin olduğu halde bunu bir kişiye hasretmek kimseyi rahatsız etmiyor mu? Halaskarımız olarak nitelendirilen şahısların nasıl bir otoriter yönetim kurduğu ve işlenen günahların hasır altı ettiğini görmemekte, niçin ısrar ediliyor.

Galibiyetler milletin başarısızlık ise komutanın hakkıdır. Bu acı gerçeği görmeyen gafillerden olmamalıyız. Böyle bir söz ordumuza yapılacak en büyük hakarettir. Ne demek ülkemizi bir şahıs kurtardı? Zaten onu millet savaşsın diye seçip tepemize koymadı mı? Eğer bunu siyasi liderler ve bürokratlar devamlı surette kafamıza çakıyor ise buna sessiz kalmak; acınacak durumda olduğumuzun resmidir.

Peki ne yapalım, faşistlerin söz ve davranışlarına karşı pısırık şekilde oturup yüzlerine riyakarca gülelim mi? Hayır, onurlu bir duruş göstererek zalimlerin zulmünü yüzlerine haykıralım. İster hapse atsın, isterse kınasın. Bunun hiç önemi yoktur zira onurlu bir şekilde yaşamak ve ölmek; şerefli her insanın en önemli arzusudur.

15 Temmuz darbesi ile ilgili bir panele katılmıştım. Bütün konuşmacılar Feto’nun fenalıklarına ve ABD’nin uşağı olduğuna dair bildiriler sundular. Elbette söyledikleri çok doğru ve isabetli idi. Fakat en önemli ayrıntıyı unuttular. Bunu da toplantının sonundaki soru-cevap kısmında ben hatırlatmak zorunda kaldım. soruyu sorarken dedim ki “Darbenin ABD tarafından yaptırıldığını bilmeyen yok, bütün konuşmacılar bunu söyledi. Fakat darbenin en önemli sebepleri arasında askerlerin -ihtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir- anlayışının hiç bir yeri yok mudur?”

Soruyu cevaplayan gazeteci arkadaşım 500 defa yargılanıp hiç ceza almadığını söyleyerek, bunu nasıl yaptığını da ispatlamış oldu. Tek parti dönemini ve “Nutuk” isimli eseri hiç nazara almayarak, darbeci faşistlere bir güzelleme daha yaptı.  

Panelde konuşma yapan Ak Partili milletvekili ve yönetici ise tuhaf bir şekilde Türkiye’deki militan faşist yapının 1938 yılından sonra başladığını söyledi. Güler misin, ağlar mısın? Asıl fenalığın tek parti diktatörlüğünden kaynaklandığını bilmiyor. Varsa yoksa ABD. Yahu bunu ilkokul çocukları dahi biliyor. Bu kadar zeki olmak! milletvekiline yakışıyor mu? Ne yaparsın böyle başa böyle traş. 

1938 yılına kadar üç siyasi partinin kapatıldığını ve yöneticilerinin ya hapse atıldığını yada sürgüne gittiğini, bilmiyor zavallı. Meclisteki 2. Grubun tasfiyesi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılması ve Serbest Fırkanın ortadan kaldırılmasını duymamış besbelli. Halbuki bu ve benzeri zevata; hürriyet ve özgürlüklerin siyasi partiler aracılığı ile topluma yayıldığını ve çok partili hayat olmaz ise insan haklarından söz edilemeyeceğini, bıkmadan usanmadan anlatmak gerekiyor.

Faşist askeri diktatörleri yetiştiren benimde içinden geldiğim askeri okullar kapatıldı. Fakat yerine kurulan Milli Savunma Üniversitesinde yine tek parti diktatörlüğü kutsallaştırılmakta ve bunun liderleri hala putlaştırılmaktadır. Sonuçta bir insan olarak her yöneticinin hata yapacağı gözden uzak tutulmakta, Batıdan alınan ilke ve inkılapların toplum bünyesine uyup uymayacağı dahi tartışılamamaktadır. Benim gibi öğretmenler ise töbe billah kışlaya yaklaştırılmamaktadır.

28 Şubat 1997 döneminde yapılan askeri darbe ile benim de içinde bulunduğum on binlerce asker ordudan atıldı. Bu sayede faşist askeri yapı elini kuvvetlendirdiği gibi FETÖ örgütünün palazlanıp güçlenmesine de yol açtı. Eşi başörtülü olup namaz kılan, içki içmeyen askerleri, sudan bahanelerle vicdansızca işinden gücünden ettiler. Hatta Ak Parti hükümeti dönemi dahi 7-8 yıl bu tasfiye ile geçti. Hükümet bu zulme seyirci kalarak sadece hiçbir işe yaramayan “şerh koyma” bahanesini ortaya koydu. 

Sonunda ordudan atılacak irticacı asker kalmayınca bu sefer meydanlarda “orduda yapılan dindar asker kıyımını durdurduk” diyerek adeta milletle alay edildi. Yahu askeriyede eşi baş örtülü, namaz kılan, içki içmeyen adam kaldı mı ki, ordudan atasın. Bu ne perhiz ne lahana turşusu.

Siyasetçilerin bu fenalıklarını görmezlikten gelelim. Diyelim ki, istemeye istemeye tuzağa düşüp bu dindar kıyımını gerçekleştirdiler. İyi de hala bu darbeci faşistleri görmezlikten gelmenin anlamı var mıdır?

FETÖ örgütünü silahlı kuvvetlerde palazlandıran ve bu örgüt için en tehlikeli insan kitlesi olan dindar askerleri tasfiye eden bu faşistler değil miydi? Ne demek eşin baş örtülü? Bunu utanmadan söyleyen generaller terfi ettirilip milletin başına bela ettirilmişken bu sorumsuzca tutum nasıl izah edilebilir.

28 Şubat davası hala devam ediyor. Apaçık bir şekilde darbe yapan hatta sesini kayda çektirmekten çekinmeyen faşist darbeciler hala ceza almadı. Belli ki Kenan Evren gibi haşirde yargılanıp ceza almayı düşünüyorlar. Sormak lazım değil mi: Darbe yapmayı suç saymayan yargı ve anlayışla nereye kadar gidilebilir ki?

Daha söyleyecek çok şeyim var. Fakat bunu sonraki yazılarıma bırakıp Rabbimden gerçek düşmanlarını görmesi için milletime feraset vermesini niyaz ediyorum. Hükümetimizin de riyakar, şarlatan ve faşist siyasetçilerden kurtularak; hürriyetin önemini idrak eden, imanlı, halkını seven ve gerçekçi politikacılar olması için Allah’a yalvarıyorum…

Yazar : Vehbi KARA

Dr. Vehbi KARA, 1965 Yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta eğitimini yine İstanbul’da tamamladıktan sonra 1982 yılında Deniz Harp Okuluna girerek askeri öğrenci olarak eğitimine devam etti. 1986 Yılında Kontrol Sistemleri bölümünden Elektrik-Elektronik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra Teğmen rütbesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı savaş gemilerinde ve karargâh birimlerinde deniz subayı olarak görev yaptı. Savaş gemilerinde güdümlü mermi ve top atışlarında birincilik kazanmıştır. 1997’de Yüzbaşı rütbesinde iken askerlik mesleğinden ayrıldı ve ticaret gemilerinde çalışmaya başladı. Gemi Kaptanı olarak çeşitli ülkelere ait 30’dan fazla ticari gemide görev yapmış çalıştığı firmalardan ödüller almıştır. 2011 Yılında Araştırmacı kadrosu ile İstanbul Üniversitesinde göreve başladı ve halen de bu üniversitenin Su Ürünleri Fakültesinde ve Mühendislik Fakültesinde denizcilikle ilgili meslek dersleri öğretmenliği görevini yürütmektedir. 1997 Yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Petrole Dayalı Stratejiler ve Uluslararası İlişkilerde Petrolün Rolü” isimli çalışması ile yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 2015 Yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümünde “Çalışma İlişkileri Açısından Kapitalizm Sonrası Dönem: Malikiyet ve Serbestiyet Devri” başlıklı çalışması ile doktora eğitimini tamamlamıştır. Uzakyol Kaptanı yeterliliğinde gemi kaptanlığı, Denizci Eğitimci Belgesi ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği sertifikaları mevcuttur. Denizcilik, askerlik, tarih ve iktisat konularında çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde makaleler yazan Vehbi KARA’nın “Bahriyede 15 Yıl” ve “Altı Ayda Altı Kıta” isimli iki kitabı bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Bu Bir İlk.. / Orhan SALCI

“Programı takdim ediyorum. Sözlerin en güzeli Kur’an-ı Kerim tilaveti, Slayt gösterisi, Hz. Pir Şeyh Saban-ı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
İblisi ilzam, şeytanı ifham, ehl-i tuğyanı iskât eden Birinci Mebhas / Yirmi Altıncı Mektup

Yirmi Altıncı Mektup Birinci Mebhas بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ بِسْمِ …

Kapat