Ana Sayfa / Yazarlar / Fitnelere Düşmemek / Ersin MİMAN

Fitnelere Düşmemek / Ersin MİMAN

Kıymetli kardeşlerim, nazar-ı dikkatinizi celb etmek istediğim pek ehemmiyetli bir mes’ele var; Fitnelere Düşmemek. Bilhassa sosyal medya üzerinde cereyân eden ve çok kardeşlerimizi peşinden sürükleyen pek acip fitneler var. Bu nev’deki menfîliklerin bahsinden hoşlanmasam da mes’elenin ehemmiyeti ve peşi sıra sürüklenenlerin bulunması ve şahs-ı mânevîye’ye de zararlar vermesi nedeniyle bu yazıyı kaleme aldım. Farkettiğim ve bir parça da tâkip ettiğim kadarı ile bu nev’deki fitne paylaşımlarının ve içine düşenlerin sayısı az değildir. Bu nedenle, Risâle-i Nûr’daki bâzı düstûrları yeniden hatırlamamız lâzım geldiğini düşünüyorum. Şunu da evvelen beyân etmek isterim ki; bilhassa dâhilden yükselen seslerdir beni düşündüren yoksa hâriçten gelen ve Nûr Talebesi gibi görünmeye çalışanlardan gelenlere çok ehemmiyet vermiyorum çünki Risâle-i Nûr’u hakîki mânâda okuyan ve ders alan her talebe, Nûr Talebesi kisvesine bürünen bu sahte ve su’nî talebeleri farkedebilir, sezebilir kanaatindeyim. Sayfalarında yayınladıkları üç-beş vecizeye veya yerleştirdikleri Üstâd’ımızın resimlerine bakarak aldanmazlar ümîdindeyim. Asıl ehemmiyetli olan ve beni düşündüren dâhilde cereyân edenler, hizmet gayretinde olup mizânsız hareket edenler..

Elbette dönen fitneleri buradan zikrederek nâşirliğini yapacak değilim. Belki murâdım bilhassa genç kardeşlerimizin aldanmamaları ve uyanmaları için birkaç kelâm ve paylaşımda bulunmaktır. Ve yine murâdım odur ki; bunlara vâkıf olan kardeşlerimizin de bu tehlikelere karşı cemaati, risâlelerin mizân ve düstûrları üzerinden uyarmaları ve dikkate davet etmeleridir zirâ zarar şahs-ı mânevîye’ye kadar sirâyet etmektedir.

‘Risâle-i Nûr okunsa kendiliğinden düzelir’ demek ile olmadığını zirâ, bu fitneleri üretenlerin zâten okuyanlar olduklarını ve peşlerinden sürüklenenlerin de risâlelerle ve hizmetlerle bir şekilde alâkadar kimseler olduklarını görüyoruz.

Bilirsiniz tamîr zor, tahrîb ise pek kolaydır. Hazret-i Üstâd’ımızın da beyân ettikleri gibi, “Yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binâyı, bir adam, bir günde tahrîb eder.” İşte bu sırra binâen, kimleri tâkip ediyoruz, kimleri beğeni yapıyoruz, kimlerin peşinden sürükleniyoruz çok dikkat etmemiz lâzımdır. “Nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a’mâl-i sâlihayı yer bitirir” ve aynen öyle de fitne, nifak, gıybet ve dedikodu da; kazandığımız bütün hayırları ve hasenâtı yiyip bitirir. Bir de şahs-ı mânevîye’ye zarar vermenin mes’ûliyetini de ilâve ediniz.. “Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz.” (Enfâl Sûresi, 25. âyet)’in de ihtârını unutmayalım. Zira fitne; gıybet gibi yürüyen bir ateştir, heryeri ve herşeyi yakar-tahrîb eder.

Bu fitneleri üretenler arasında bir grup tarafından tanınan, tâkipçileri olan ve sözü dinlenir olanlar var, aralarında dershane ehli olup Risâle-i Nûrları da okuduğu halde hissiyatlarını kontrol edemeyip yazıp çizenler var. Öncesinde şunu da arz edeyim; sözümüz yalnızca fitneye sebep olan, ayrılık/ayrıştırma yapan ve bilerek/bilmeyerek menfî hareket edenlere dâirdir. Bir parça sosyal medya üzerinde mesâi harcayan herkesin bunlara şâhid olduğunu-olacağını tahmîn ediyorum.

Dâvâmıza bakar fitnelere gelince ise genel hatlarıyla şu başlıklar altında cereyân ediyor:

A) Cemaatler hakkında (o cemaat, bu cemaat, şu cemaat gibi..)

B) Maatteessüf ‘Ağabeyler’ hakkında

C) Belli bir Cemaate mensûb olan ve tanınan şahıslar hakkında..

D) Cemaat içinde cereyân eden iç mes’eleleri güyâ müsbet eleştiri adı altında teşhîr edenler ve hâliyle sû-i zann’a, ihtilâflara sebep olanlar..

E) Ve bir de meslek ve meşrebleri tenkîd edenler..

Bunlar bizzat sosyal medya üzerinde gözlemlediklerim ve şâhid olduklarımdır. Bu fitneler elbette bunlarla sınırlı değildir. Cümlemizin teyakkuzda olması lâzımdır. Bunların içinde öyle kimseler var ki; güyâ işin hakîkatini biliyormuş gibi yazanlar, konuşanlar ve (üzülerek ifâde ediyorum) atıp-tutanlar var. Sanki olayların künhüne vâkıf ve her mes’elenin aslını ve hakîkatini bilir gibi konuşanlar, ahkâm kesenler var. Sû-i zann edip fısıldayanlar var. Sû-i zannlarını hakîkat telakki ederek Cemaatler hakkında, Ağabeyler hakkında, şahıslar hakkında hükmedenler var. Hatta isimler vermek sûretiyle herşeye bizzat şâhit olmuş gibi, herşeyin sırrını ve iç yüzünü bilir gibi anlatanlar var. Ve tüyleri ürperten bir gidişâta doğru sürükleyenler var.

Bir de gördüğü ve şâhit olduğu yanlışları (güyâ) müsbet bir niyet ile dile getirenler var ki; yaptıkları işin, amelin doğruluğundan emîn olarak ortalıkta ve başkalarının nazarında bunları konuşanlar ve ortaya saçıp dökenler var. Cây-ı hayrettir ki; kendi öz ailesi içinde hâsıl olan bir ayıbı hârice karşı saklamaya, örtmeye ve gizlemeye çalışanlar, bu kudsî dâvâ içindeki en hâs kardeşlerinin ve Cemaatinin içinde olabilecek beşerî hataları veya yanlışları (ki bunlarda hakîkatte öyle midir, değil midir ayrı bir mes’ele), umûmun gözleri önüne sererek tartışanlar, insafsızca tenkîd edenler ve ithâmlar ile mahremiyetleri çiğneyenler var..

Bir de hata veya yanlış olarak telakki eden zannlarının, kendi hatalı mihenklerinin ve nefislerinin ne’ticesi olduğunu farkedemeyenler var.. ilâ âhir..

Şimdi bütün bu fitnelerin kritiğini yapmak değil, görebilmemizi sağlamak ve farkındalığımızı arttırmaktır bütün maksadım. Nasıl oluyor da bu fitnelerin içine düşüyoruz veya düşürülüyoruz-un cevâbı da; genelde zaaflarımız ve-veya hissiyatlarımız ve-veya geçmişten gelen yaralarımız ve en nihâyetinde de kemâlsizliğimizdir. Bilmemenin ise, Risâle-i Nûr ile meşgûl olanlara mâzeret olmadığı kanaatindeyim.

Kıymetli kardeşlerim, karşımızda kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, kendi iç sınamamızı ve doğrulamamızı yapabilmemiz için Risâle-i Nûr’un esâsat ve düstûrlarını hayatımızın her ânına tatbîk edebilmemiz lâzımdır. Ve bu düstûr ve prensipleri iç sınamamızın esâsâtı hâline getirmemiz ve ruhumuza işleyip melekeleştirmemiz lâzımdır. Risâle-i Nûr’un; Kur’ân’dan süzüldüğünü bildiğimiz halde ve bu asırdaki kudsî vazîfesini ve mâhiyetini derk ederek bütün ruh-u canımızla bağlandığımız halde, muhteviyâtındaki kudsî dersleriyle bu asrın her türlü marazlarına karşı şifâ reçetelerine de hâiz olduğunu ve bizlerin tarz-ı hizmet ve harekâtımıza kadar herşeyi tanzîm ettiğini de bildiğimiz halde ve nefsimizin hilelerini, şeytanın desîselerini bizlere ta’rîf edip ikâz ve ihtâr edip sakındırdığı halde ve dâima bu dersleri okumak ve dinlemekle her vakit nefsimize de duyurduğumuz halde; yine de kör hissiyatların ve hissiyatlarımızın galeyânına ve tahrîklerine mağlub oluyoruz..

Cenâb-ı Hakk cc İsrâ Sûresi, 32. âyette buyuruyor; وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبٖيلًا Meâlen: “Zinâya yaklaşmayın, çünkü o pek çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” Dikkat ederseniz zinâya ‘yaklaşmayınız’ buyuruyor zirâ yaklaşırsanız içine düşersiniz. Aynen bunun gibi fitneye de yaklaşmayın, yaklaşırsanız içine düşersiniz! Hem kendinize, hem karşınızdakilere, hem de şahs-ı mânevîye’ye azîm zararlar verirsiniz!

Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsîye kısmen zâyi’ olur, devam etmez; hem şiddetli mes’ûl oluruz.” (Lem’alar, Yirmibirinci Lem’â)
Bu nedenle şuurumuzu dâima açık tutacak bir takım kurallarımızın ve prensiplerimizin olması lâzımdır. Bunlar hem kendi nefsimize, hem de hârice karşı olmalı. Bu yazımızda ise esas maksadım bilhassa hâriçten gelenler olduğundan ifâdelerim de bu minvaldedir..

Birincisi: Fitne’ye yaklaşmamak için ‘neye’ yaklaşıyor olduğumuzu öncesinden anlayabilmek.

İkincisi: Buna yaklaştıran hârici şartları ve sebepleri tesbît edebilmek.

Üçüncüsü: Bizi buna sürükleyen zaaflarımızın teşhisini yapabilmek.

Dördüncüsü: Tekrar düşmemek ve aldanmamak için kalıcı tedbirler almak.
Bunların hâricindekileri çok öncelikli görmüyorum. Her kardeşimizin bu cihetten bir kişisel çalışma yapması gerektiğini düşünüyorum, hatta bunu pek zarûri görüyorum. Nazar-ı dikkatinizi celb etmek niyetiyle yazdığım yazımı maksadın hâsıl olduğu kanaatiyle bu seviyede tamamlıyorum.

Kıymetli kardeşlerim, bu dört tedbirin de ayrıca yazılmasına ihtiyaç duyanlar olursa [email protected] adresine mesaj göndermeleriyle inşâallah ihtiyaca göre istifâdelerinize takdîm ederiz.
Selâmlar ve hürmetlerimle…

Ersin Miman
04 Ocak 2018

İlginizi Çekebilir

‘İdeolojik eksiklik!’ / Mustafa H. KURT

SİYAHIN VE beyazın belirginliğine inat, mensubiyet noktasında ‘griliğin’ belki de en çok arttığı bir zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Asıl Anlatacak Olan Risaleleriniz Sizi / M. Nuri BİNGÖL

“Kardaşım, vücudum ve hayatımın devamı, bu millet için lâzımdır. Hayatıma kasdetmek isteyenlere karşı, bu can …

Kapat