Ana Sayfa / Yazarlar / GECELER – I / Turhan KARADERE

GECELER – I / Turhan KARADERE

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

Geceler daima etkili çağrışımlar yapmıştır iç dünyamızda. Hele de gecelerin gece olduğu zamanlarda; bu kadar aydınlıklar içinde olunmayan zamanlardan bahsediyorum. Hayatı gece yaşayan, gece çalışanlar başka, gündüz çalışanlar başka yaşar geceyi; arsızlar hırsızlar başka, âşıklarsa bambaşka. Dertlilerin geceleri uzun, vuslat geceleri bir anlıktır. Yaz geceleri, kış geceleri, yaşlıların, gençlerin, çocukların geceleri.. korkanların, kaçanların, saklananların geceleri, bekleyenlerin, ümitsizlerin, evsizlerin; doğanların, doğuranların geceleri bir olur mu?

Kimileri yalnızlığı sever, kimileri cıvıl cıvıldır, insansız yapamaz. Kimi gündüzü gecede tekrarlar, büyütür, boyar; kimi gündüz kurduğu düşleri gece yaşar. Geceleri yapılan dualar bambaşka ve daha hâlis olmaz mı, yalnız odalarda göz yaşlarıyla?

En çok gariplerin dertlilerin akşamları etkiler beni. Şu türküdeki çaresizliğe, kedere bakar mısınız: “Oy akşamlar, akşamlar/ Suya iner tavşanlar, /Evli evine gider, garip nerde akşamlar…”

Dertlilerin akşamları, gamları bir türlü değil ki… Bilmiyorum, ölümünü bekleyen, ecelin nefesini içinde hisseden bir hastanın başında beklediniz mi? Yoksa böyle bir hâli siz de mi yaşadınız? O halde anlarsınız duygularını. Geceleri çekilen diş ağrısı bile farklı değil midir? Ben, dedemin, öleceği gece devamlı saati soruşunu duyunca şu mısraları hatırlamıştım: “Ne hasta bekler sabahı/ Ne genç ölüyü mezar/ Ne de şeytan bir günahı/ Seni beklediğim kadar” (Necip Fazıl) Hasta nasıl da bekler değil mi sabahı! Dert gece birikir, yüklenir de yüklenir… Şiirdeki sevgiliyi bekleme teması da ayrı bir hüzün.

Tabii Ümit Yaşar’la cevabı yetiştirebilir iyimser olanlarımız: “Bu kadar yürekten çağırma beni/ Bir gece ansızın gelebilirim /Beni bekliyorsan, uyumamışsan /Sevinçten kapında ölebilirim.”

Ümitsiz âşıkların, dertlilerin geceleri böyle uzundur. Ve işte size berceste bir beyit. “”Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir / Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat.” Divan şâirimiz Sâbit söylemiş bunu da. Diyor ki şair özetle: Yılın en uzun gecesini, zaman bilimi ile uğraşanlar vb ne bilir. Sen, gama düşmüşlere, dertlilere sor da onlardan öğren gecelerin kaç saat olduğunu. Zamanın izafi olduğu gerçeğini Sâbit’ten iyi mi bilir Einstein.

Ayrılık geceleri, ayrıldığınız günün gecesi? Bir türlü kavuşulamayan sevgilileri bekleyenlerin halleri anlatmakla biter mi? Fuzûli’yi bilirsiniz. O da aşk derdiyle hoş olan, gamı hüznü seven şairlerden. Ama aşkı öyle derin yaşar ki, gözlerinden kan gelir ağlamaktan ve canı öyle yanar ki, koyuverir feryadı: “Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım:/ Uyarır halkı efganım kara bahtım uyanmaz mı.” Ayrılık gecesinde canı yanar, gözlerinden kan gelir ağlamaktan sabaha kadar. Dayanamayıp Mecnun gibi feryatlar koparır, halk bu figana uyanır; herkes duyar derdini, herkes acır Fuzuli’ye. Gelin görün ki, bahtsızdır; bu feryadını bahtına duyuramaz, bahtı uyanmaz, açılmaz.” Aşkı ve hüznü böyle içten ve derinden söyleyebilir mi zamane? Böyle derin yaşayan varsa, söyler!

Gurbet akşamları hakkında ne dersiniz? Yine bir şaire soralım, ne der:
“Şimdi akşam bak şu anda,/ Zindandayım ben zindanda / Zindan ne ki zindandan da / Beter gurbet akşamları // Memleketim ilim obam / Kavim, gardaş, dost, akrabam / Gözlerimde anam, babam / Tüter gurbet akşamları (Ozan Arif)
Gurbet deyince, Binbirinci Gece(Hancı) şiirini hatırlamamak olmaz. Bekir Sıtkı’nın bu nefis şiirinin tamamını tekrar okumanızı tavsiye ederek şiirden alıntı yapmayacağım.

Sevdikleriniz vardır hayatta mutlaka. Peki sevdiğinizi söyleyebildiniz mi doya doya, söylüyor musunuz? Yalnızken, gecelerde biriktirdiğimiz duygular sabahın ışıklarıyla dağılıveriyor da ha bire erteleyip duruyor musunuz yoksa şairin dediği gibi? “Gizli bahçenizde / Açan çiçekler vardı/ Gecelerde ve yalnız.- Vermeye az buldunuz / Yahut vakit olmadı (Behçet Necatigil)
Lütfen durmayın, haydi, yakınlarınıza, arkadaşlarınıza, sevdiğinizi söylemeye değer herkese, hemen bir demet gülden güzel birkaç sevgi sözü deyiverin; kalmasın içinizde, içiniz acımasın yıllarca, geç olmasın!

Âşıklar temiz kalplidir, saftır. Genellikle de bahtsız… Kırk yılda bir fırsat düşer, onu da değerlendiremez bazen. Zâtî de aşk derdine düşenlerden. Bakın şairin hâline: “Eyitti ol peri bir gün düşüne girürem bir şeb / Sevincimden nice yıllar geçipdür görmedüm uyhu” der. Yani; “O peri gibi güzel sevgili bana, ‘bir gece rüyana gireceğim’ dedi / Sevgili bunu diyeli nice yıllar geçti; bu habere duyduğum sevinçten gözüme uyku girmiyor” Tabii, rüyada görülemiyor sevgili bu durumda. Şu aşktaki temizliğe, ve şu talihe bakın (!)

Geceler bazen de korkutur insanı. Hele şehir geceleri. Görünüşte aydınlık ama özünde simsiyah şehir geceleri. Hele yalnızsanız, ama tam anlamıyla yalnız ve sokaklarda.. Işıkların artık söndüğü, karanlığın tamamen bastırdığı bir zamanda şair nasıl görmüş şehri? “Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;/ Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. /İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; /Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.”

Ve ne acıdır ki, kaldırımlardan ve karanlıklardan başka sığınacak bir yuva, örtünecek sıcak bir yorgan bulamaz şair:
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; /Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! /Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; /Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Cahit Sıtkı da galiba geceden korkanlardan. Geceyi anlatırken şöyle der bir yerde: “Korku bir kokudur ki karışmış bu havaya; /Ve sükut bir çığ gibi büyüyen düşüncedir. /Şimdi her kımıldanış usulca, sessizcedir “
Şaire göre gece yaşananlar aslında gündüzün devamı; gündüzün izleriyle oluşan tasavvurlardan oluşur:
” Bir sular hücumudur ansızın hafızaya; /Bu, başlayan, belki de biten bir işkencedir./ Kafalar ayna gibi şimdi bir muammaya; / Bu, içinden çıkılmaz bir müthiş bilmecedir.” Şiirde bir dizeyle bunu özetler, ” Gece bir sebep değil, belki bir neticedir.” Bu açıdan bakınca, gecelerini güzelleştirmek isteyenler, gündüzü güzel yaşamalı belki de.

Çocuklar da korkar değil mi karanlıktan, gecelerden? Ne mutlu başucunda masallar anlatacak birileri olan çocuklara…” Şehre çöken karanlık /
Her gece başucunda /Yalnız korkan çocuğa/ Masallar anlatırdı.

Ve bazı geceler mutlu biter: “O gece garip bir şey oldu:/ Karanlık uzandı göğe, / Gökten bir yıldız aldı, / Odaya getirdi. / Boşlukta dönen yıldız /Işık ışık bölündü./ Renkli maytaplar gibi/ Çocuğun üstüne döküldü. // Çocuk hemen uyudu / Uykusunda güldü. (Behçet NECATİGİL)

Gecelerle ilgili başka iç açıcı şeyler de söylenmiş.
Sonraki yazıda konuya devam edelim kısmetse…

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur’un verdiği zevk ve şevk ve iman ve iz’ânın kuvvetli olmasının sebebi nedir?

“Evliya divanlarını ve ulemanın kitaplarını çok mütalâa eden bir kısım zâtlar taraflarından soruldu: “Risaletü’n-Nur’un verdiği …

Daha fazla Yazarlar
KASTAMONU’DA EZAN YA DA EFENDİMİZİ EZANLA ANMAK/ Orhan SALCI

A R A L I K Orhan SALCI KASTAMONU’DA EZAN YA DA EFENDİMİZİ EZANLA ANMAK …

Kapat