Ana Sayfa / Uncategorized / GECELER – II / Turhan KARADERE

GECELER – II / Turhan KARADERE

Bunu paylaşınız

Y o l d a

Turhan Karadere

GECELER – II

Önceki yazıda gecemiz biraz mahzundu. Geceler hep yalnızlık, keder ve korku vakitleri midir? Ahmet Hâşim akşamı ve geceyi sever meselâ. “Akşam, yine akşam, yine akşam/ Göllerde bu dem bir kamış olsam.” Bir Yaz Gecesi Hâtırası adlı şiirinde yine sakin ve aşk davetçisi olarak tasvir eder geceyi. Elbette, mehtabın hissesi büyüktür bunda. Zaten karanlıktır, Hâşim’i visale çeken.

Nedim de geceyi sever, sandallı boğaz gezintilerinin başladığı, ışıklı İstanbul gecelerinin yaşandığı yılların şairidir çünkü. Gece, sevgiliyle görüşme demleridir; gündüzler de bu demlerin anıldığı vakitler: ” Bir söz dedi canan ki keramet var içinde / Dün giceye dair bir işaret var içinde.”

Galiba Yahya Kemal de Nedim gibi hisseder. Gerçi uzak bir beldedeki “yabancı” geceye ısınamaz. Geceler de gündüzler de kültürlere göre yaşanıp anlam kazanıyor olmalı. Bir gurbet gecesinde duyduğu, kavradığı İslav kederini sevemez, soğuk, yabancı bulur. Böyle bir geceden kaçar, uykuya sığınır: ” Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta, / Tanbûri Cemil bey çalıyor eski plâkta. / Birdenbire mes’ûdum işitmek hevesiyle, / Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle. // Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık, / Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık!” (Peki,biz hangi kültürün gecelerini yaşıyoruz?) Şairin GECE şiirini de buraya almadan olmaz. Mehtabın sükunetli neşesi, gecenin dinginliği var, tatlı bir rüya huzuru nefes alıyor bu şiirde:

“Kandilli yüzerken uykularda /Mehtâbı sürükledik sularda… // Bir yoldu parıldayan, gümüşten, / Gittik…Bahs açmadık dönüşten. // Hulyâ tepeler, hayâl ağaçlar… /Durgun suda dinlenen yamaçlar… // Mevsim sonu öyle bir zaman ki / Gaaip bir mûsıkîydi sanki. // Gitmiş kaybolmuşuz uzakta, /Rü’yâ sona ermeden şafakta.”

Gecelerde güzel şeyler de olur demek ki. Ahmedî de böyle diyor: “Bağlar bahçeler süslendi, güzel kokular sardı her yeri, meğer ki bağa yârdan haber geldi bu gece” anlamında;” Müzeyyen oldu reyâhin bezendi bâğ-ı çemen/ Meğer ki bâğa haber geldi yârdan bu gece” Bir beyitte de: ” Ne dil-nevâz göründü ve hem de cân-efrûz /Murâda erdi gönül rûzgârdan bu gece” Elbette murada erilen bir gece sevilir.

Mübarek geceleri unutmak olur mu?
Secdelerle, gözyaşlarıyla, dualarla inleşilen geceleri… “Her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir bil” felsefesiyle insana ve geceye değer veren bir medeniyetimiz var bizim. Hak âşıklarının gözyaşları şefaatçi yapılarak edilen duaları biliriz. İşte, öyle gözü yaşlı Hak dostları vardır ki, onların gecelerinin siyahlığı, adeta göz bebeğimizdeki (görmeyi sağlayan) nurlu siyahlık gibidir. Bazılarımızın gündüzleri de, gözün beyazı gibi aktır, ama görmez; yani ışıksız!

Mevlânâ gibilere, en çok korkulan geceler; ölüm geceleri düğün gecesi gibi gelir. Mevlâna, Bediüzzaman, Yunus, N. Mısrî, Şaban- Veli ve daha niceleri belki böyle bereketli gecelerle büyümüşlerdir. Sadece manevi büyükler değil, yazanlar-çizenler, düşünenler de gecelerin meyveleridirler, sanırım.

Ve öyle geceler olmuştur ki, âleme müjdeler getirmiştir
. Ahmedî’nin sevgilisinden gelen haber gibi de değildir bu haber! Sabahın hayırından da hayırlı geceler olmuştur. Bilen bilmiş, bilmeyen gözünü kapayıp karanlık gecelerini yaşayıp gitmişlerdir… Âkif’in dizelerindeki bir gece de böyle bir gece;

“On dört asır evvel yine bir böyle geceydi /Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi /Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler /Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi ” Böyle bir gece karanlık mı? Böyle bir öksüzlük gariplik mi? Böyle gecelerden gafil olmamalı insan; şairin sitem ettiği insanlar gibi olmamalı!

Evet, güzel meyveler vermiş geceler. Ne güzel iklimlere götürmüş (zor ve hüzünlü de olsalar) doğru gidilen gece yolculukları.

Bu yazıyı okuyanların bir kısmı gençlerden olacak. Şunu da söylemek lazım; gençlik de bir gece ve ihtiyarlık sabahıyla uyanmadan insan uyanmalı… Hayatı anlamlı ve güzel yaşamalı insan bu demde. Kalabalığın hay huyu içinde kendimizle olamadığımız, belki hususi âlemimizin farkına bile varamadığımız (güya)gündüzler, gündüz gibi alımlı kılmaya çalıştığımız ışıltılı geceler kayıp değil mi?

Gözünü kapayan her zaman kendine gece yapabilir; gönlünü açanlar için de geceler nurlu siyahlar haline bürünebilir.

“Geceler yarim oldu/ Ağlamak kârım oldu..” diyen türkü sözü de bana benzer şeyler hatırlatır, ilk anlamının aksine. Ağlamak kârımız olabilir, fakat bu ruhla ağlamak; güldüren ağlamalar… Keşke, bu yanık âşık gibi biz de bana hak veren okurlar da, geceleri vahşet ve dehşet veren veya kendimizden kaçış yolları aradığımız şatafatlı veya korkunç zaman dilimleri değil, “yâr” edilebildiğimiz vakitler edebilsek…

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Yüz Deveden Bir Deve Gibi…

“Bugün Allah için ne yaptın”dan, “Allah bugün benim için ne yaptı”ya doğru hızla ilerliyoruz. *** …

Daha fazla Uncategorized, Yazarlar
Fatma Aydoğdu Ural / Yasemin GÜLEÇYÜZ

Fatma Aydoğdu Ural / Yasemin GÜLEÇYÜZ Risâle-i Nur’dan Sözler kitabını Ankara’da Lâtin harfleriyle türlü zorluklar …

Kapat