Ana Sayfa / AİLE & SAĞLIK / Aile / Gençlere karşı konuşurken neler bilinmeli?

Gençlere karşı konuşurken neler bilinmeli?

Ömer Yalçınova
Ömer Yalçınova

Bir şeyi ne kadar allayıp pullarsan pulla, eğer samimiyetine dönük, karşındaki gençlerde en ufak bir hayal kırıklığı veya çizik oluşturmuşsan, bütün çaban boşa gitmeye mahkumdur.

Ömer Yalçınova yazdı.

Doğrusu gençlere ne anlatmak gerektiğini bilmiyorum. İşin en doğrusu, gençler söz konusu olduğunda onlara dair hiçbir şey bilmediğimi itiraf etmeliyim. Çünkü ben genç olmadım demeyeceğim. Çünkü böyle bir mazeretin arkasında durulacak gibi görünmüyor. Ne yapalım yani genç olmadıysan? Ya da olsaydın kardeşim, seni tutan mı vardı? Bu konu uzun boylu konuşulabilir. Bende binlerce hata bulunabilir ya da toplum, aile, arkadaş ortamı, okul müfredatı veya öğretmenlerim suçlanabilir. Fakat genç olmanın öyle matah, bulunmaz, elden kaçtı mı ancak yazıklanılır bir şey olduğunu kabul ederek böyle bir tartışma içine girebiliriz. Gerçekten öyle mi? Belki de öyledir. Ama benim inancım odur ki, hangi yaşta olursak olalım, belirli mükellefiyetler altındayız. Ve bunu, genç olmaktan daha önemli görmek, o şekilde yaşamak zorundayız. Yoksa eğlence gecesini, doğum günü partisini veya film balosunu kaçırmış gibi, gençliği kaçırmaktan söz ettiğimiz zaman, hayatın eğlenceden, gülüp coşmaktan veya sağlıklı olduğumuz günlerde kafayı kırmaktan ibaret sanırız.

Gençliğe, gençlere ne anlatmalı? Gençlikle ilgili neler bilinmeli? Bu kayıp gidecek zaman telaşı nereden gelir? Neden gençlere dönük özel bir şeyler yapmak zorundayız? Ben ortaya çıkıp, büyük bir meseleyi gençlerin önünde tartışsam, bu, onları sıkan, boğan, üzen, bunaltan bir şey mi olur? Söyleyeceklerimi ille de gençlerin anlayacağı şekilde mi ifade etmeliyim? Bunun ayarı veya dozajı nedir? Yoksa gençlere özel bir şeyler söyleyeceğim diye, asıl söyleyeceğim şeyi elden kaçırıyorum da, bunun farkında mı değilim? Gençlere kendimi beğendirme telaşı içinde nasıl olur da onlara doğru düzgün bir şeyler söyleyebilirim?

Yukarıdaki ihtimaller söz konusuysa, ortada bir konuşmacı yoktur. Daha doğrusu yok olmuştur. Çünkü kendisi olma ihtimalini, en başından yok etmiştir. Dolayısıyla söyleyeceği her şeyin altı oyulmuş, havada kalmıştır. Fakat bir yandan da, gençlere her şeyi biliyormuş gibi veya sözünü ettiği konuda uzmanmış, bütün ayrıntılara hakimmiş gibi konuşmanın gülünçlüğü de tartışılmaz. Neden? Çünkü karşındaki kalabalık, söylediğin hiçbir şeyi anlamamaktadır. Söylediklerin ancak, o konuda en az senin kadar uzman, bilgili, birikimli olanlar için anlaşılır ve anlamlıdır. Oysa biz burada gençlerden söz ediyoruz. Muhatabımız, en fazla üniversite öğrencileridir. Liselilere genel kültür konularıyla ilgili bir konuşma yapmayı hiç düşünemiyorum. Kaldı ki bir zamanlar, iki yıl kadar öğretmenlik yapmış biriyim. Onlara ne zaman ahlaktan söz etmek istesem, bir anda cep telefonlarının ortaya çıktığını, başların cep telefonuna eğildiğini veya yanındaki arkadaşıyla hiç alakasız bir konuşma içerisine girildiğini gördüm. O zaman tekrar edelim, gençlere ne anlatmalı? Neler anlatılabilir?

Sözle ahlakı anlatmak ne kadar mümkündür ve etkileyicidir?

Birkaç defa gençlere hitap etme imkanım oldu. “Gençlere faydalı şeylerden söz et” dediler bana. “Faydalı şeyler” derken, arkadaşlar dini ve ahlaki konuları kastediyorlardı. Fakat ben dini ve ahlaki konularda konuşmanın faydasına tam kani olamıyordum. Ahlak da din de ancak hal ve hareketlerle gösterilebilir, öğretilebilir diye düşünüyordum. Sözle ahlakı anlatmak ne kadar mümkündür ve etkileyicidir? Çünkü bir yerde ahlaktan söz ediliyorsa, nazarlar o kişinin ahlakına yönelir. Bunda dinleyiciler sonuna kadar haklıdır. Tamam güzel şeyleri, güzel ifade ediyorsun, ama sen söylediklerini ne kadar yaşıyorsun sorusu önemlidir. Fakat dinleyici beni tanımıyor ki! Gençler ilk defa ismimi duymuş ve ilk defa beni görmüşler. O zaman onların sözlerimi tartacakları ölçütler, yani kişiliğim, hayatım ve ahlakım meçhul. Dolayısıyla söyleyeceğim her şey yine havada kalacak. Ya da başkalarının da her fırsatta rahatlıkla söylediği, klişe sözlerden oluşacak. Bunda bir hayır, etki veya eğiticilik beklemek yersiz.

Birkaç defa da edebiyat sohbeti yapma imkanım oldu. Dinleyici kitlem, sözünü edeceğim, isim, eser ve konuları bilen kişilerden oluşuyordu. Muhatap, anlayan gözlerle sizi dinlediği zaman, sular seller gibi akmanın bin türlüsünü deneyebilirsiniz. Konuşmaktan siz de tat alırsınız, dinleyiciler de. Fakat karşınızdakiler gençse, yani henüz herhangi bir alanda birikim sahibi olmayan kişilerse, o zaman ne yapılacağını bilmek daha da zorlaşıyor. Acaba, gençleri karşında görünce, öğretici moduna mı geçmek gerekir? Bunlar hiçbir şey bilmezler, söylediklerimi ilk defa işitiyorlardır diyerek mi konuşmalı? Birazcık dikkat ediyorum, gençler karşısında bülbül gibi şakıyan kişilere… Onları esnemeden dinleyemiyorum. Fakat gençler onları pür dikkat dinleyebiliyorlar. Hele de konuşmanın içine güncel bazı konuları, siyasi olayları da bir çeşni olarak kattıkları zaman, gençlerin gözleri parlıyor. Fakat konuşmacının söyledikleri, herhangi bir televizyon programında, şov yapan hocaların söylediklerinden farksız. Ve aslında o kadar çok dile getirilmişler ki, artık içleri boşalmış, anlık etkileme araçlarına dönüşmüş sözler. Doğrusu bunlar gençleri kandırıyor, kalıcılığın peşinde değiller, onlara gerçekleri değil, duymak istediklerini söylüyorlar diye kızmaktan kendimi alamıyorum. Onlar gibi olmamak içinse, gençlerin karşısında kekelemekten daha verimli ve anlamlı bir eylemde bulunamıyorum.

Samimi olmaktan başka çaremiz yok

Yoksa o sürekli yuvarlak, yani söylene söylene artık hiçbir anlam ifade etmeyen, hayatta ve insanda herhangi bir karşılığı kalmayan laflarla konuşan zevatın, açıklarını mı anlatmalı gençlere? Onlardan neden bu kadar çok etkilendiklerini ve davudi sesten çıkan nağmelerin ne kadar aldatıcı olduğunu, düşünsel değer taşımadığını mı tartışmalı? O zaman da halkın gözünde çok güzel şeyleri, çok güzel şekilde ifade eden kişileri eleştirdiğim için en iyi ihtimalle bir kıskanç olarak tasnif edileceğim. Belki de iyi insanlara karşı çamur atmakla itham edileceğim. Yani bu çizgi öyle tehlikeli ki her an yanlış anlaşılıp taşlanma ihtimali var. Yoksa yuvarlak laf etmenin, etkileyici konuşmanın yöntemlerini mi araştırmalı? Evet evet gençlere bir şeyler verebilmek için yeni yöntemler mi geliştirmeli? Bu kadar fedakarlığa değmez mi ülkemin gençleri? Söylemek istediğim; eleştirdiğimiz, o gençleri hal hareket ve söyleyiş şekilleriyle, üstelik bomboş laflarla büyüleyen insanların yöntemlerini kullanarak, gençlere doğruya dair bir şey verilemez mi?

Yine geldik, gençlere bir şeyler sunabilmek için kendinden geçmeye, kendine özgü yöntemler değil, başkalarının, üstelik bunlar eleştirdiğimiz, boşluğunu, kofluğunu fark ettiğimiz kişilerin yöntemlerini edinmeye, yani suni bir şeyler üretmeye, yapmacık, edinilmiş, yamalı duran, yapıştırma kişiliklere bürünmeye. O zaman gençlere neyi önereceğiz? Eğer kendine özgü bir ifade biçimi bile geliştirememişsen.

Samimi olmaktan başka çaremiz yok. Gençlere karşılıksız, menfaatsiz yaklaştığımızı hissettirmekten başka çıkar yol yok. Kimseye ama kimseye zorla hiçbir şey öğretilemez. Öğrenmek isteyen şahsın önüne de hiç kimse geçemez. Bir şeyi ne kadar allayıp pullarsan pulla, mükemmel bir sunum geliştir, kendini bu yönde yetiştir, hatta hayatını buna ada, eğer samimiyetine dönük, karşındaki gençlerde en ufak bir hayal kırıklığı veya çizik oluşturmuşsan, bütün çaban boşa gitmeye mahkumdur. Bu yüzden gençlerin karşısında kırılıp dökülmeye gerek yok. Gençlerin karşısında senin muhtaç olduğun tek şey kendin olmak. Gençlerin senden duymak, görmek istedikleri tek şey de kendin olmaktır. Öbür türlüsünün kendini, dolayısıyla karşındakini kandırmaktan öte bir anlamı olmuyor, olamaz. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde, kendinden ödün vermeye başladığın zaman, dünyanın en büyük hakikatlerini, yani Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatını dile getirsen bile, bütün sözlerin havada kalacak demektir. Hiçbir sözün etkisinden söz edilemeyecektir. Faydalı olsun, gençler daha kolay, eğlenerek anlasın derken, hem sıkıcı olacaksın hem de faydanın yanından bile geçemeyeceksin.

Seni görmeyen gençler, kendilerine de dönüp bakamayacaklardır.

Dünyabizim.com

İlginizi Çekebilir

Gerçek Âlimler ve Ârifler Arasındaki Ülfet

Yazar: Adem Ergül Âlimlerin ve âriflerin birbirini değerlendirmeleri gıyaben olmamalıdır. Üçüncü şahısların yanında yapılan değerlendirmeler, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Ey ihtiyarsız, süratle kabre, haşre, ebede giden.. / Nur’un İlk Kapısı’ndan

BEŞİNCİ DERS بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ …

Kapat