Ana Sayfa / Yazarlar / Gençlere ‘Rol Modeller’

Gençlere ‘Rol Modeller’

Bunu paylaşınız

Geçtiğimiz hafta düzenlenen Altın Kelebek Ödül töreninde bazı gençlere ödül verilmesi tepkilere neden oldu. Marjinal görüntüleri ve davranışlarıyla tepki alan bu gençlerin rol model olarak ödüllendirilmesinin, aileler için kabul edilebilir olup olmadığı eleştirildi. Evet, böyle tiplemeler gençlerimiz için rol model olmamalı.

Bugün toplumda bir dejenerasyon yaşandığını hemen her kesim dile getiriyor. Dejenerasyonu yönlendiren güçler, etkili propaganda araçlarına sahip. Bu propagandanın en önemli sloganları çağdaşlık, modernlik, özgürlük ve cesaret. Kuşku yok ki söz edilen modernlik ve çağdaşlık, çağın gelişmelerini izlemek ve yeniliklere açık olmak anlamında değil, batıdaki ahlâk dışı yaşamı topluma olağan gibi göstermek.

İnsanların kınadıkları ve karşı oldukları davranışların bugün artık olağan karşılanıyor olması, söz ettiğim propagandanın toplumlar üzerinde ne denli etkili olduğunu gösteriyor. İnsanlar yoğun telkinlerle, yaşanan ahlâksızlığın çağdaşlığın bir gereği olduğu yanılgısına düşüyorlar. Bu dejenere yapı, tüm dünyada bilinçli bir şekilde ayakta tutulmaya çalışılıyor ve özellikle gençler hedef alınıyor.

Popüler kültürün dayattığı kişileri rol model alan genç, “böyle olursam tanınabilirim”, “böyle olursam değer ve para kazanabilirim” diye düşünüyor. “Ben de onlar gibi olmalıyım” diyor.

Gençlerin bu dejenere hale gelmesinde medyanın rolü görmezden gelinmeyecek kadar fazla. Yazılı ve görsel medya, toplumda yaşanan ahlâksızlıkları modernlik ve çağdaşlık başlığı altında insanlara iletiyor. Ahlâk dışı yaşayan ünlüler özellikle gündemde tutuluyor. Televizyon programlarında ve magazin dergilerinde her tür ahlâksızlık sergileniyor, eşcinseller, ahlâki değerlerden uzak kişiler özenilecek kimselermiş gibi tanıtılıyor ve karanlık yaşamları çekici gösterilmeye çalışılıyor. Bu kimselerin yaşam tarzı ve verilmek istenen mesajlar insanların bilinçaltına ustaca yerleştiriliyor.

Çok okunan bir gazetenin internet sayfasından birkaç başlık örnek vermek istiyorum. “Bu Vücut Özgüven!”, “Lolita Tatilde”, “Cesur Bir Kadın”, “Amerikan Dizisindeki Seksi Türk Kızı”, “Parti Kızından Gece Koleksiyonu”, “Kumarda Aşkını Kaybetti!” vb. Bu başlıklar, alıntı yaptığım gazetenin magazin gazetesi olduğu yönünde sizi yanıltmasın. Bunlar, basında güven kazanmış ciddi bir gazetenin internet sayfasındaki başlıklar. Gençliği nereye sürüklediklerinin farkında değillermiş gibi aynı gazeteler, bir başka gün ise “gençlik nereye gidiyor?” şeklinde başlık atabiliyorlar.

TV’de hemen her kanalda gençlik dizileri var ve bu dizilerde konu hep aynı. Birbirinin peşinden koşan kız ve erkekler. Üniversiteli gençlerin yaşamını konu alan dizileri geçtim, liseli gençlerin bile dizilerdeki tek ve asıl konusu aşk. Her açıdan yozlaştırıcı bir saldırı altındayız. Araştırmayan, düşünmeyen, sığ, yüzeysel, hiçbir ideali olmayan gençler yetişiyor maalesef.

Medya, eşcinselliği bir “cinsel tercih” konusu olarak gören dünya görüşünü yaygınlaştırarak ağır bir toplumsal yükümlülüğü de üstleniyor. Özellikle televizyon programlarında ve dizi filmlerde eşcinsel karakterlere yer vererek, eğlence programlarında eşcinsel taklitleri yapılarak, hatta yemek programlarında erkek ve bayan yarışmacıların yanısıra bir de eşcinsel yarışmacı tercih edilerek topluma 3. cins telkini veriliyor. Hatta gençlere yönelik televizyon dizilerinde eşcinsel karakterler ekranlara geliyor. Bütün bunlar masum olabilir mi sizce?..

Örneğin Athena müzik grubunun transların (görüntülere göre geceleri fuhuşa çıktıklarında) yaşadığı zorlukları konu alan ama aslında eşcinsellik propagandası içeren iğrenç klibi, “oncu buncu, şöyle-böyle diye bakmıyor olaya, insana insan olarak bakıyor. Öldüresiye dayak yiyen trans bireyin yardımına başörtülü bir kadın koşuyor. İnsanları kılığıyla kıyafetiyle, cinsiyetiyle, inanışıyla değerlendirmeyin artık diye haykırıyor” ifadeleriyle övülüyordu.

Eşcinselliği kendince legal hale getirmeye çalışan, toplumda sapkınlığı normalleştirmeye çalışan anlayış konusunda gençler ciddi uyarılmalı. Yazık ki eşcinsel arkadaş gruplarına giren gençler grup kimlikleri ile ödüllendiriliyor ve sosyal normlara uymak için eşcinselliği tercih ediyorlar.

Gazete ve televizyonlar evlilik dışı ilişkilere ve sorumsuzca yaşamaya gençleri özendiriyorlar. Toplumda cahil olan kesimler de bu kişileri kendilerine örnek alıp, giyimlerini, yaşam felsefelerini, konuşma tarzlarını taklit ediyorlar. Oysa özendikleri bu kişilerin çoğu, genellikle ruhsal çöküntü içindeki cahil kimseler. Ancak birçok genç aklını kullanmıyor ve bu gerçeği göremiyor.

Gençlerin azımsanmayacak bir kesimi mutlu değil; sürekli sıkıntılı, hiçbir ortama uyum sağlayamayan, karamsar ve her şeyden şikâyet eden bir ruh haline sahip. “Ben neden böyle huzursuzum? Neden bu denli acı çekiyorum?” diye düşünmüyor. Bu acının kaynağını sorgulamıyor.

Oysa acının, mutsuzluğun kaynağı çok açık; Allah’tan uzak yaşamak. Sevgiyi de yitiriyor o zaman genç; içinde korkunç bir boşluk meydana geliyor ve artık yitirilenlerin yerini sıkıntı, azap, korku, gerginlik, kuşku ve panik alıyor.

Gençlik çağı, açık zihinle derin düşünülebilecek çok değerli bir yaşam dilimi aslında. Gençler çevrelerine dinsizliğin getirdiği önyargılarla bakmadıklarında, yaşamlarının amacını fark edebilir, ailelerine ve topluma yararlı, güzel ahlaklı insanlar olabilirler.

Çocuklarına hayatın amacının yalnızca yemek, içmek, eğlenmek, iş sahibi olmak, evlenmek ve aile kurmak olduğunu telkin eden anne babaların, “ne olacak bu gençlerin hali?” sorusunu sormaya hakkı var mı sizce? “Bizim zamanımızda böyle miydi?” diye serzenişte bulunan insanlara soruyorum. Sizin zamanınız bitmedi ki. Yaşıyorsunuz ve hala zamanınız devam ediyor. Sorumluluklarınız gençlik dönemiyle birlikte sona mı erdi? Neden gençlerin sizin zamanınızdakinden daha dejenere olmasına izin verdiniz, veriyorsunuz?

Aslında “ne olacak bu gençlerin hali?” diye sormak yerine, “biz nerede hata yaptık?” diye düşünmeli, sorgulamalı, öncelikle kendimizi gözden geçirmeliyiz.

Bir reklâm sloganı şu; “Ateş seni çağırıyor!” Ateş gençleri her dönem çağırıyor. Gençliği ateşe değil, iyiye çağırmalı. Böylece bütün insanlığı iyiye çağırmış oluruz.

Gençler, dünyanın her köşesinde güzel ahlâkın yayılmasından, çatışmaların, savaşların, acıların sürmesinden, masum insanların zulüm görmelerinden kendilerini sorumlu hissetmeli. İyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmalı, çarpık görüş ve sapkın felsefelerle fikir mücadelesi yapmalı. Gençler, “Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert “ben varım!” cevabını verebilmeli.

Şeytanî sistem özellikle son yıllarda ve özellikle de gençliğe sapkın bir dünya sundu.  Bugün dünya üzerinde ‘batıl’ ve insanlık için ‘zararlı’ olan birçok fikir ve felsefi akım var. Pek çok genç ise insanlığa zararlı düşüncelerin tehlikesinin farkına bile varamayacak kadar ‘tuzağa’ düşecek durumda. Gençler bunu umursamıyor, kaldı ki kendilerini bekleyen tuzağa karşı akılcı bir şekilde karşı koyacak bilince de sahip değiller çünkü ‘boş’lar. Toplum ise boşluk kaldırmıyor, görüldüğü üzere ortadaki boşlukları acayip tipler dolduruyor.

“Gençliğin rûhunu, işlemeyen bir tarla gibi kendi hâline bırakırsanız, orada ısırganlar, dikenler yetişir biter.” (Snellman)

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Sanat ve Peygamber Zorunluluğu

Yine İlâhî Sanatın Yorumcusu Bediüzzaman Bediüzzaman sanatı peygamberin varlık zorunluğuna kadar uzanan bir mütalaa ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Okumanın En Kötü Şekli: Kolay Okumalar

Bize "Daha kolay okuyacaksınız" dediler. Bir gecede okumayı unuttuk. Bu suretle, kolaylık denen şeyin “ilim …

Kapat