Ana Sayfa / Yazarlar / Hâlâ Ümitliyiz…

Hâlâ Ümitliyiz…

Bunu paylaşınız

Değer verdiğim bir kalem ve fikir refikim geçenlerde iktidarı kastederek, “Ümidimizi Kırmamalıydınız.” diyordu.

Bazı yönlerden haksız da değildi fakat her şeyin birden halledilmesini bekleyerek biraz aceleci davranıyordu. Kâinattaki “tedricilik” kanununu atlıyor gibime geldi. Unutulmamalı ki “……. şahs-ı manevi olan hükûmet dahi (tamamen) masum olamaz. Ancak Eflatun-u İlâhi’nin Medine-i fazıla-i hayaliyesinde masum olabilir.”di.

Diğer bir tabirle “ehven-i şer”den “hayr-ı mutlak” doğmasını beklemek hayaldir, “kendine fenâlık”ta bulunmaktır. Muhterem ve müşterek dost yazarın bunun aksini murat etmediğinden eminim. Ve yine şu ifadeler nasıl da ufuk açıcı ve bir kısım yorumlara projektör tutucudur:

“Muhali tâleb etmek kendine fenâlık etmektir… Zira onların istedikleri şey, ya bir hükûmet-i masumedir… Halbuki şimdi şahs-ı vâhid bile masum olamaz. Nerede kaldı, zerratı (fertleri) günahkârlardan mürekkeb bir hükûmet (ve devlet) tamamıyla masum olsun.” (Asar-ı Bediyye, Münazarat, s.321)

Öyleyse ne yapmak gerekiyordu o vakit? Teklifini yeryüzündeki tüm okurlarına takdim ediyor Hazret: “Demek nokta-i nazar, hükûmetin hasenatının seyyiatına tereccuhudur. Yoksa seyyiesiz hükûmet muhal-i âdidir. Ben öyle adamlara anarşist (iğtişaşçı) nazarıyla bakıyorum. Zira onlardan birisi (tek kişi de kalsa) -Allah etmesin- bin sene yaşayacak olursa, adeta mümkün hükûmetin hangi suretini görse yine razı olmayacak…” (age.s.322)

“Kol kırılır yen içinde…” sözüne uymayacak ama, acizane diyorum ki 5816’nın kaldırılamayışında, kabahatı biraz da bizden fertlerde aramak lazım. Kanun ortadan kaldırılıncaya kadar kimisi gerçekten provakatör, kimisi de “sadik ahmak” tıynetli kimselerin,  “avâm-ı ehl-i nâsın” mahiyet ve icraatını bilmediğinden hâlâ saygı duyduğu birine dille saldırmaya, hakarete, hatta sövmeye kalkacak kadar “cüret”li (!) olacaklarını mazide çok gördük. Bunu şimdi de yapmayacaklarının bir garantisi mi var?.. Bazı insanlar, şu an bile umuma açık olmayan mahfillerde “yersiz ve gereksiz” ifadelerde bulunmuyorlar mı?

“Ulema-yı İslam Yezid ve Velid gibi heriflere lânet caizdir demişler ama vacibdir dememişler.” benzeri pek çok izahın bulunduğu, Vahabi ve İbn-i Arabi’nin bile mazur görüldüğü bir eserden beslenen muhterem okuyucularım, “yersiz” tabirimin sebebini iyi anlar.

Kaldı ki bu kanunu çıkaranlar, sırtını millî iradeye dayamış, “yeter söz milletindir.” sloganını hayata geçirmiş DP iktidarıydı. 5816 sayılı ceza maddesini, Menderes güle oynaya çıkarmamıştı elbet. Ticanilerin menfi tutumlarını koz olarak kullanan İnönü’yü susturmada başka  yol görememişti.

O günkü şartların yine geçerli olduğu kanaatındayım. Ama bunun İş Bankası hisseleri, Ayasofya’nın “camiye tebdili”, eğitim ve aileyle ilgili bazı düzenlemeler için köprülerin altından suların değil, pek çok akıntının geçtiğini düşünüyorum.

Hele Ayasofya’nın “vaziyet-i asliyesine tebdili” artık zaruri hâle girmiştir. Bu dediğim, Fatih Sultan Muhammed Han Hazretlerinin o meşhur bedduasından ÜLKEYİ kurtarmak ve içinden çıkılmaz zannedilen engellerin –USA gibi- aşılabilmesi için şarttan da öte bir durumdur.

Yazar : Mehmet Nuri BİNGÖL

1961 yılında Birecik’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Birecik’te, Dumlupınar İlkokulu, Birecik Ortaokulu ve Birecik Lisesi’nde tamamladım.
İlk hikâye ve şiirim ulusal bir gazetede yayımlandığında lise 1’deydim. ÖSS sınavından sonra gezmeye gittiğimiz İstanbul’da, daha sonra okuyacağım Fakülte’yi görünce:
“ Keşke burayı kazansaydım.” diye iç geçirdim.
Hakikaten orada tahsil görmem nasip oldu bana. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Bölümünden 1982 yılında mezun oldum.
Fakültenin son iki yılında fahri olarak Köprü Dergisinin editörlüğünü yaptım. İstanbul hayatımdaki en büyük şansım Hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan’la beraber, Tarık Buğra’nın romanları üzerine bitirme tezi yapmam, romancı-araştırmacı Hüseyin Yılmaz’la mesai arkadaşlığında bulunmam, tahsil senelerinde M. Nuri Yardım’la istişarede olmam, Yazar- Yayımcı Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş’le tanışmamdır.
Anadolu’nun çok yöresinde öğretmenlik yaptım. Yaz-gı Dergisi ve Gap Gündemi Gazetesi’nde yazı ve hikâyelerim yayımlandı. Tefrika halinde romanlarım yanında birçok hikâyem de var.
Eserlerim: Sürgünda Tırmanış 1 ve 2 (Tefrika roman), Yokuşta (Tefrika roman), Kafkasya’da Sarp Ufuklar (Tefrika roman), Sürgündeki Çeçenya (1. Baskı: 1996; 2. Baskı:2000), Nur Üstad (Biyografi- Deneme; 2002)
Şu anda üç kültür-edebiyat web sitesinde yazıyorum. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.

Tüm Yazıları Göster
Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

İttihad-ı Muhammedî ve Bediüzzaman

Cem‘iyyet-i Muhammediyye olarak da adlandırılan fırka, Otuzbir Mart Vak‘ası’ndan (13 Nisan 1909) on gün kadar …

2 Yorumlar

  1. avatar
    M.NEVZAT ŞİMŞEK

    Islam şu anda tüm dünyanın gündeminde.Sadece Türkiye’de oluşacak bir ilahi sistem değildir. ZİRA,dünya çok küçüldü. Sanki bir köy konumuna dönüştü.Hiçbir usul adab, kanun kitap kalmadı. Kısa zamanda ya dünya İSLAM İNKILABINI yaşar; ya da kıyamet kopar.Islam dışında hiçbir sistem ve güç bu çok ağır problemleri çözemez.Selâm ve sevgiler başarılar

    • avatar

      Kanaatımca “bu asrın” ilcaatı içinde, tatbiki arzulanan sistemi İFRAT VE TEFRİTE KAÇMADAN Risale-i Nur külliyatı müteferrik olarak tarif etmiştir. Mesele onu ÜNİTER hale getirmektir. ( Kendi görüşüm bu. Kimseye dayanmıyor, başka düşüncelere saygı duyuyorum.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Ticarette Gulüvv ve Narh Hakkında

Gulüvv ve Narh maddelerini okuduktan sonra "ihtikâr" konulu makaleyi de okumanızı tavsiye ederiz.  GULÜVV NEDİR?  …

Kapat