Ana Sayfa / Yazarlar / Haleb Atabeyi Nureddin Zengi -2

Haleb Atabeyi Nureddin Zengi -2

Nureddin Mahmud Zengî, 1157 yılında Şeyzar kalesini ve Baalbek şehrini ele geçirdi. 1157 yılının ekim ayında Nureddin Mahmud Zengî ani bir hastalığa yakalandı. Nureddin Mahmud Zengî’nin hastalığından istifade eden Haçlılar, 1157 yılında Şeyzar’a taarruz ettiler ise de Frank kumandanları arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden bir başarı elde edemediler. Ancak ertesi yıl iki aylık bir kuşatmadan sonra Harim’i ele geçirdiler ve Nureddin Mahmud’u Şeria nehri boyunda büyük bir bozguna uğrattılar.

Son Büyük Fatımi Vezîri Talâî b. Ruzzîk’ın 11 Eylül 1161 tarihinde bir suikasta kurban gitmesinden sonra, yerine geçen oğlu Ruzzîk, ülkeyi idare edemedi. Mısır’da çıkan bu karışıklıklar Nureddin Mahmud’un Mısırla yakından ilgilenmesine sebep oldu.

Mısır işleriyle alâkadar olmaya başlayan Nûreddîn Zengi, Şirkûh ve yeğeni Selâhaddîn Eyyûbî’yi Mısır’a gönderdi. 1169 yılında Şirkûh, Mısır’da hâkimiyeti ele geçirdi. Selâhaddîn Eyyûbî, Nûreddîn Zengi’nin emriyle 1171 yılında Fatımileri tamamen ortadan kaldırdı.

1165 yılı içinde Nureddin Mahmud Zengî’yle Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıçarslan arasında şiddetli bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Bu anlaşmazlıklar karşılıklı düşmanlıklara neden oldu.

1166 yılında Nureddin Mahmud Zengî Haçlıların elinde bulunan Suriye’deki El-Munîtıra kalesini fethetti. 1170 yılında Ermeni hükümdarı Toros’un kardeşi Mleh, Toros’la arası bozularak Nureddin’e sığındı. Nureddin’in yanında İslâmiyet’i kabul ederek Müslüman oldu. Nureddin Mahmud ona askerî yardımda bulundu. Böylece Mleh, Çukurova’ya akın ederek Misis, Adana ve Tarsus’u almaya muvaffak oldu. Nureddin Mahmud bu arada daha doğudaki bölge ile meşguldü.

Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan ile Nureddin Zengi, çeşitli sebeplerden dolayı karşı karşıya geldi. Müslümanlar arasındaki bu savaşın Haçlıların işine yarayacağını bilen âlimlerin araya girmesiyle 1173’te barış yapıldı. Nureddin Mahmud Zengi, 10 Mayıs 1174’te boğaz iltihabından öldü. Cenazesi Dımeşk’te kendisinin yaptırmış olduğu medreseye defnedildi. Nureddin Mahmud, Musul atabeyliği sınırlarını; Fırat’tan Hemedan’a, Diyarbekir’in kuzeyinden Aden’e kadar genişletmişti.

Nureddin Mahmud’un ölümünden sonra baş gösteren kargaşa nedeniyle, kurmuş olduğu birlik ve beraberlik bozulmaya başladı. Bu durumda dizginleri eline almaya çalışan Selâhaddin Eyyubi, Nureddin Mahmud’un vücuda getirdiği mirası muhafaza ederek devamını sağladı.

Şahsiyeti

Kendi devrindeki ve sonraki dönem tarihçilerin anlatımlarına göre; Nureddin Mahmud Zengi, adil bir hükümdardı. Bu yüzden O’na kendi halkı tarafından el-Emir’ul-Adil (Adil Hükümdar) lakabı uygun görülmüştür. Uygulamış olduğu usta siyaset sayesinde Müslümanların birliğini sağlamış ve sonradan komutanlarından Selahaddin Eyyubi tarafından gerçekleştirilecek olan Kudüs’ün Fethi’nin zeminini hazırlamıştır.

Nureddin Zengi eğitime çok önem vermiştir. Şam, Halep, Hama, Humus ve Baalbek şehirlerinde eğitim kurumları kurmuştur. İlk Darul Hadis’i O kurdurmuş, kurdurduğu rasathanede güneş saati yaptırmıştır. Komutanlarına özel önem vermiş ve başta Selahaddin olmak üzere onları gerek kumandanlık ve gerekse siyaset konusunda yetiştirmiştir. Şam’da yaptırdığı büyük hastane, devrin en meşhur mütehassıs doktorlarının hizmet verdiği bir sağlık kurumuydu. Hadis üniversitesi mahiyetindeki ilk Darul Hadisi o kurdu ve pek çok kitap vakfetti. Rasathane kurdurarak, Güneş saati yaptırdı. Dindar bir şahsiyetti ve ilim adamlarını himaye ederdi. Haftada iki gün halkın huzuruna çıkarak şikâyetleri dinlerdi. Haksızlıkların önüne geçmek ve devletin menfaatlerini korumak için, hassas bir haber alma teşkilatı kurdu. Kendisinin ve aile çevresinin ihtiyaçlarını, ihsanlarını, şahsi malından karşılardı. Altın, gümüş kullanmaz ve ipek giymezdi.

Nureddin Zengi birçok tarihçi tarafından övülmüştür. Onun hakkında sarf edilen sözlerden bazıları:

“Nureddin Mahmud Zengi, kâfirlerin elinde olan elliden fazla şehri geri aldı. Onun hayatı pek çok sultanın ve idarecinin hayatından daha temiz ve iyiydi. O’nun döneminde yollar güvenli ve emniyetli idi. Onun övülecek tarafları pek çoktur. O, kendini Bağdat’taki Halifeliğe bağlı ve onun emrinde görürdü. Yumuşak huylu, şatafatsız ve alçak gönüllü idi. Âlimleri ve dindaşlarını severdi. “ (İbn-ul Cevzî)

“Adaletine gelince; o kadar geniş olmasına rağmen ülkesinde Mısır, Suriye, El-Cezire ve Musul da Mükûs (bir çeşit örfî vergi) ve öşrü tamamen kaldırdı. Şeriata saygı duyar ve onun hükümlerine göre hareket ederdi. Bir şahıs onu mahkemeye davet etmiş, o da onunla birlikte mahkemeye gitmiştir. Kadı, Kemâleddin Şehrizûrî’ye haber gönderip: ‘Ben davalı olarak geldim. Davalılara nasıl davranıyorsan bana da öyle davran’ dedi. Muhakeme sonunda Nureddin haklı çıktı ve hakkını kendisini mahkemeye getiren şahsa bağışlayıp: ‘iddia ettiği şeyi ona verip gitmek istedim. Fakat bunun beni gurura ve kibre sevk edip şeriat meclisine gitmeme mani olmasından korkup da geldim. Sonra da iddia ettiği şeyi ona verdim’ dedi. Ülkesinde adliye binaları yaptırdı. Kadı ile buraya gelir ve ister Yahudi olsun ister kendi oğlu veya isterse yanındaki en büyük emir olsun mazlumun hakkını zalimden alırdı”

“Ben önceki sultanların hayatını inceledim. Raşid halifeler ve Ömer bin Abdülaziz hariç, Nureddin’den daha temiz hayat yaşayan, ondan daha ahlaklı hayat süren adaletli bir sultana rastlamadım.” (İbnü’l-Esir)

“Nureddin pahalı giysileri sırtından atıp kaba kumaşlara büründü.” (Halepli Vakanüvis Kemaleddin)

“Her ne olursa olsun sonuç ortadadır: Arap dünyasını Frenkleri ezebilecek bir güç haline Nureddin getirecek ve zafer meyvelerini sağ kolu olan Selahaddin toplayacaktır.” (Amin Maalouf)

Yazar : Mehmet Nuri BİNGÖL

1961 yılında Birecik’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Birecik’te, Dumlupınar İlkokulu, Birecik Ortaokulu ve Birecik Lisesi’nde tamamladım.
İlk hikâye ve şiirim ulusal bir gazetede yayımlandığında lise 1’deydim. ÖSS sınavından sonra gezmeye gittiğimiz İstanbul’da, daha sonra okuyacağım Fakülte’yi görünce:
“ Keşke burayı kazansaydım.” diye iç geçirdim.
Hakikaten orada tahsil görmem nasip oldu bana. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Bölümünden 1982 yılında mezun oldum.
Fakültenin son iki yılında fahri olarak Köprü Dergisinin editörlüğünü yaptım. İstanbul hayatımdaki en büyük şansım Hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan’la beraber, Tarık Buğra’nın romanları üzerine bitirme tezi yapmam, romancı-araştırmacı Hüseyin Yılmaz’la mesai arkadaşlığında bulunmam, tahsil senelerinde M. Nuri Yardım’la istişarede olmam, Yazar- Yayımcı Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş’le tanışmamdır.
Anadolu’nun çok yöresinde öğretmenlik yaptım. Yaz-gı Dergisi ve Gap Gündemi Gazetesi’nde yazı ve hikâyelerim yayımlandı. Tefrika halinde romanlarım yanında birçok hikâyem de var.
Eserlerim: Sürgünda Tırmanış 1 ve 2 (Tefrika roman), Yokuşta (Tefrika roman), Kafkasya’da Sarp Ufuklar (Tefrika roman), Sürgündeki Çeçenya (1. Baskı: 1996; 2. Baskı:2000), Nur Üstad (Biyografi- Deneme; 2002)
Şu anda üç kültür-edebiyat web sitesinde yazıyorum. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur Külliyâtının Yazım Kuralları – 2 ve 3

RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYÂTININ YAZIM KURALLARINA (USÛL-İ TAHRİR) UYGUNLUNLUĞU VE YAPILAN İTİRAZLARA CEVAPLAR (II) Önceki bölüm  BAKALIM …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bir Roman Tasarımında Karakoç’un Şiir Kitabı Gün Doğmadan

Sezai Karakoç 1950 ‘den 2000 yılına kadarki süre içerisinde Türkiye’yi bir şair gözü ile anlatmıştır. …

Kapat