Ana Sayfa / Yazarlar / Hâlislik İmtihanından Hâl ve İstikbale

Hâlislik İmtihanından Hâl ve İstikbale

Bunu paylaşınız

Gözümde nümayan olan bir kelebek.
Daha bir alımlıydı sahrayı boydan boya arşınlarken narin kanatçıklarıyla…
Birazdan olacakları bilemiyordu; tek ü tenha kalacağını zulmet karşısında.
Nereden mi belliydi “naçar”lığı?..
Belki de  sana-bana öyle geliyordur. Ona sorsan, belki de tespihe durmuştu; bütün kainat gibi…
“Sorsan’ı ziyade.”
Ondan başka yaptığı iş mi vardı zaten? Üstelik o amel tefekkürle de bezeliydi…
“Elbette ki.”
Karanlıktı bastıran. Perde perde solan sema, nihayetinde siyahta karar kıldı.
Ay doğacak diye çok bekledik, çok emekledik…
Ruhlarımız beklemekten sıkıldı nihayetinde.
“Emeklemekten de…”
“Hafız Ali”ler hasretindeydi onun, hakiki Süleymanlar da, Sabri’ler de… – Senai’nin kulakları çınlasın- Muhafız Ali’ler davetlere amade.
“Henien leküm” sayhasıyla dolmak, “kabrinizden” ağan şükre muhatap olmak için…
Ovadaki siyahlığı delen, ayın on dördünden önce o bembeyaz, görülmemiş, hayretlerdeki fosfor kanatlı “tek ü tenha” kelebekcik.
Rengarenk de değil, kanatları nakışlı, alımlı; kanatlarının ve aklığının dışında hiç bir “yardımcı kuvveti” yok; sadece Sahibi’i… Bir O var.
Ovanın da, sahranın da, turkuaz ve çimen yeşili halitası çarşafıyla “göl” sularının da, “derun”unun da, kanatlarının da, kuvvetinin de Sahib-i Hakiki’si!
Rengarenk de değil, belli mekânları da işaretlemiyor gönlü; benekli olmadığı gibi, desenli de değil; arı, duru, bembeyaz, ak.
O “zulmet” içre nereden bakılacak?
Hani gece karanlığında vapur ışıkları vurur ya durgun ya da heyecanlı su kütlesine?..
Yakamozlana oynaya Üsküdar sahilinden, Yuşa Tepesi’ne selamlar sarkıtır ya gönülden gönülden?
Balıkçıklar ikindi serinliğinde atılırken deniz iklimine; daireler çizerler ya dalga dalga, “Saklı Cennet” denilen göl kıyılarına?..
Onlar gibi pırıltılı, onlar misali birer “berk”.
Belki de hepsine birden benzer. Kelebekcik bütün siyah sahrayı boydan boya gezer, keser.
İz bırakmalıdır ki “nesl-i âti”ye, “nesl-i cedide”, onların sembol kişiliklerinin “mümessili”ne, o ufacık, o gösterişsiz, o kayıp, o gizli “mezarından bakıp şükr”edebilsin!
Yalnızdır o an, ıssız adamdır belki…

Çırptıkça apak kanatlarını dua niyetiyle, “ders arkadaşlarının”, an an çoğalmasını  niyazdadır. Koca çınarın başında da, Çamdağında da, Emirdağ’ın kırlarında da, Cennet Bahçesi’nde de.” Bahem” tılsımıyla sabır çilesinde.
“Sırdaşları”nın… Hulusi misal!
“Çünki yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada sizinle yedi-sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul’da burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garib, yarım ümmi, insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında yedi-sekiz sene sizinle ettiğim hizmet; yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakıyeti gösteren manevî kuvvet, sizlerdeki ihlastan geldiğine kat’iyyen şübhem kalmadı. Hem itiraf ediyorum ki: Samimî ihlasınızla, şan ü şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyadan beni bir derece kurtardınız.” (Lem’alar, 162)

Kelebeklerin “haddinden ziyade” çok kanatlanması için  “halislik imtihanı”ndan yüz akı ile çıkmaları mı gerekiyor?

Yazar : Mehmet Nuri BİNGÖL

1961 yılında Birecik’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Birecik’te, Dumlupınar İlkokulu, Birecik Ortaokulu ve Birecik Lisesi’nde tamamladım.
İlk hikâye ve şiirim ulusal bir gazetede yayımlandığında lise 1’deydim. ÖSS sınavından sonra gezmeye gittiğimiz İstanbul’da, daha sonra okuyacağım Fakülte’yi görünce:
“ Keşke burayı kazansaydım.” diye iç geçirdim.
Hakikaten orada tahsil görmem nasip oldu bana. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Bölümünden 1982 yılında mezun oldum.
Fakültenin son iki yılında fahri olarak Köprü Dergisinin editörlüğünü yaptım. İstanbul hayatımdaki en büyük şansım Hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan’la beraber, Tarık Buğra’nın romanları üzerine bitirme tezi yapmam, romancı-araştırmacı Hüseyin Yılmaz’la mesai arkadaşlığında bulunmam, tahsil senelerinde M. Nuri Yardım’la istişarede olmam, Yazar- Yayımcı Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş’le tanışmamdır.
Anadolu’nun çok yöresinde öğretmenlik yaptım. Yaz-gı Dergisi ve Gap Gündemi Gazetesi’nde yazı ve hikâyelerim yayımlandı. Tefrika halinde romanlarım yanında birçok hikâyem de var.
Eserlerim: Sürgünda Tırmanış 1 ve 2 (Tefrika roman), Yokuşta (Tefrika roman), Kafkasya’da Sarp Ufuklar (Tefrika roman), Sürgündeki Çeçenya (1. Baskı: 1996; 2. Baskı:2000), Nur Üstad (Biyografi- Deneme; 2002)
Şu anda üç kültür-edebiyat web sitesinde yazıyorum. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.

Tüm Yazıları Göster
Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Yüz Deveden Bir Deve Gibi…

“Bugün Allah için ne yaptın”dan, “Allah bugün benim için ne yaptı”ya doğru hızla ilerliyoruz. *** …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Cemaatler İslamiyete, İslamiyetle Hizmet Etmek İçindir

Din namına İslamiyet’te darklı metod ile hizmet etmek meselesi, ashabın dönemine kadar gitmektedir. Bu sebeple …

Kapat