Ana Sayfa / Yazarlar / Haşhâşi Dostluğu / / M. Nuri BİNGÖL

Haşhâşi Dostluğu / / M. Nuri BİNGÖL

Bunu paylaşınız

 Mehmet Nuri BİNGÖL

HAŞHÂŞİ DOSTLUĞU

Yaşadığım ve gözlemlediğim hiçbir tarihte böyle bir savrulmaya şahit olmadım.

Mütareke” günlerinde, minberdeki imamın ağzıyla – Üstad Bediüzzaman’ın ifâdesiyle- “gavurlara dua edildi.” Anadolu’nun bazı muhitlerinde ya işgalci dostluğu, ya da o işgallerin iyiye yorumlaması yapıldı, Devlet-i Âliye-i Osmaniye ile beraber Alem-i İslam’ı da yahudinin işgal planından korumak için, Sultan Abdulhamid Hân’a şiddetli tenkitlerde bulunan BAZI Din Âlimleri, İttihad-Terakki Fırkasıyla berabermiş gibi göründüler. ( Ama sadece –maalesef- dolgu malzemesi yapıldılar.)

Ya ilk başta Kuva-yı Milliye’ye muhalefet eden Konyalı ya da Zileli bazı gruplar? Meselenin resmi tarih ezberciliğini bir yana bırakırsak, hâlin psiko-sosyal yanlarına bakarsak , kendimizi haksızlık etmekten alıkoymuş, birilerine iftira atmamış veya suizanda bulunmamış oluruz.

O insanlar –tamamen- bu nevi “hatiat”ı bile isteye değil, “kendi tevilatıyla” Osmanlı bir daha ayağa kalkıncaya kadar ona zaman kazandırmak, “düşman”ı da oyalamak için yaptıklarını sanıyorlardı. Yani her şeye rağmen iyi niyetliydiler. Ne “ Cehenneme giden yol iyiniyet taşlarıyla döşenmiştir.” hikmetli sözünden haberliydiler. Ne de Nur Üstad’ın “ İyi niyetin tesir edemeyeceği hâlat” beyanının muhtevasını öğrenmişlerdi.

Buna benzer çok misal sayılabilir ama okuyucularımın ne zamanını, ne de sabrını kapamak istemiyorum.

Ülkemizde son yıllarda şahit olduğumuz “paralelci” ve onlardan olmasalar da “tarafgirliği ve dostluğu” savrulmasına benzer bir hâli, gelişmeyi “hakiki vukuatı kaydeden tarih” haline gelmiş levhalarda bile göremediğimizi söylemek mümkündür!

Yalnız şunu kaydedelim ki “adamların” itikadlarındaki ve mesleken sakatlıklarını biliyor ama “eğitim” açısından yaptıklarını anlıyor gibiydik. Şimdi öğrendik ki o başarıların hepsi de sual çalmalarla bir göz bağcılığıymış.

12. yüzyılda Cengiz’in orduları Harzemşahlar Devleti ile beraber diğer İslam devletlerine taarruz ederken, Mao ile birlikte dünyanın en eli kanlı devlet adamı ünvanını almış Cengiz’in yanında da adı müslüman danışmanlar vardı. Cengiz Ordguları -dünya çapında- en büyük güce sahipti ya. ( Şimdikilerin Yahudi ve CIA yandaşlığı gibi.)

Haşhaşi başı Hasan Sabbah hâdisesi de – bir başka noktadan- Üstad Bediüzzaman’ın tâbiriyle “ muvakkaten bazı ecnebi usullerini almış bir hükumet-i İslamiye” ( Tarihçe, Şualar) olan ülkemize yapılan “paralel” ihanet ve kumpasına benzemektedir!

Malum. Hasan Sabbah başlangıçta bir ehl-i sünnet “alimi”dir. “İlmiyle âmil” diyemiyoruz, sonraki yaptıklarından ötürü bilemiyoruz çünkü. Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’le beraber Semerkand medreselerinde ehl-i sünnet itikadına göre tahsil görmüştür.

Kimbilir hangi saikle, hem “ehl-i sünnet”e, hem de Abbasi Halifesi”nin “sabah akşam dua ettiğini” belirttiği Büyük Selçuklu Devleti’ne muhalefete başlayıp, bazı devlet makamlarındaki tâbilerini intihara pek benzer fiillere atan ve – savcılık iddianamesince- FETÖ namını alan YAPI misali, “intihar komandolarıyla” pek çok Müslüman devlet “yetkili”sinin katline ve zeminin karışmasına yol açıyor o “ehl-i hak” olmayan tarikat.

Efendim” diyor adam, “ Bunları biz de bilmesine biliyoruz da… Çok daha beter hallerinden haberdarız. Mazide kimler tarafından kullanıldıklarını da ilk ağızlardan öğrendik. Ama şimdi madem ki kabul etmediğimiz iktidarı zayıflatmak için malum partileri destekliyorlar. Bizim onları savunmamız mazide yaptıkları bütün günahları kabul ediyoruz mânasına gelmez ki…”

Güler misin? Ağlar mısın? “ Essebebü Kelfail” sırrını bilmiyor ya da “ Küfre rıza küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.” beyanından habersiz misiniz?

Yoksa biliyorsunuz da “bilmemezden” mi geliyorsunuz?

 

Eğer böyleyse bu daha büyük bir fecaat; “ Merd-i Kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler.” misali…

Yazar : Mehmet Nuri BİNGÖL

1961 yılında Birecik’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Birecik’te, Dumlupınar İlkokulu, Birecik Ortaokulu ve Birecik Lisesi’nde tamamladım.
İlk hikâye ve şiirim ulusal bir gazetede yayımlandığında lise 1’deydim. ÖSS sınavından sonra gezmeye gittiğimiz İstanbul’da, daha sonra okuyacağım Fakülte’yi görünce:
“ Keşke burayı kazansaydım.” diye iç geçirdim.
Hakikaten orada tahsil görmem nasip oldu bana. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Bölümünden 1982 yılında mezun oldum.
Fakültenin son iki yılında fahri olarak Köprü Dergisinin editörlüğünü yaptım. İstanbul hayatımdaki en büyük şansım Hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan’la beraber, Tarık Buğra’nın romanları üzerine bitirme tezi yapmam, romancı-araştırmacı Hüseyin Yılmaz’la mesai arkadaşlığında bulunmam, tahsil senelerinde M. Nuri Yardım’la istişarede olmam, Yazar- Yayımcı Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş’le tanışmamdır.
Anadolu’nun çok yöresinde öğretmenlik yaptım. Yaz-gı Dergisi ve Gap Gündemi Gazetesi’nde yazı ve hikâyelerim yayımlandı. Tefrika halinde romanlarım yanında birçok hikâyem de var.
Eserlerim: Sürgünda Tırmanış 1 ve 2 (Tefrika roman), Yokuşta (Tefrika roman), Kafkasya’da Sarp Ufuklar (Tefrika roman), Sürgündeki Çeçenya (1. Baskı: 1996; 2. Baskı:2000), Nur Üstad (Biyografi- Deneme; 2002)
Şu anda üç kültür-edebiyat web sitesinde yazıyorum. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.

Tüm Yazıları Göster
Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Kamu Denetçiliği Kurumu 28 Şubat Mağdurlarının Yaralarını Sarıyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu, çok önemli bir karara imza atarak 28 Şubat …

Daha fazla Yazarlar
Putin Rusya’sının ve Rus Uçağının Düşüşü / Vehbi KARA

Vehbi KARA Putin Rusya'sının ve Rus Uçağının Düşüşü Nereden nereye geldik. PKK'ya 15 yıl ev …

Kapat